İçeriğe geç

ARIZA SESLER

Bölüm 11 · 11 dk okuma

ARIZA SESLER

Bölüm 11

BENİMLE OL

Anlamamış gibi yüzüme bakınca derin bir nefes alıp konuşmaya başladım,

"Bir kitap yazıyorum ve sen Savaş'a o kadar benziyorsun ki? Ya resmen Savaş'sın... Boyun, duruşun, bakışın, saçların her şeyinle O'sun işte! Yani, tabii Savaş daha yakışıklı ve tabii O daha sert bakışlı, bir kere bu kıyaslanamaz. Söz konusu bile olamaz. Ama sen O olabilirsin, yani benzetiriz canım. Öyle işte. E ne diyorsun?"

Adamı, bir karakterle karşılaştırdın. Yetmezmiş gibi bir de hayalindeki adamdan daha çirkin olduğunu imâ ettin. Ah, benim aptal kızım! Ah!

Tamam, bir ricada bulunuyorken bunları söylemem yanlış olabilir. Ama söylediklerim büyütülecek bir şey de değil, Sonuçta. Herkes; bazı kişilerin nezdinde, bazılarından çirkindir. Değil mi?

"Ne saçmalıyorsun?"

"Hı" diye garip bir ses fırladı dudaklarımdan. Of! Tam iç sesimle aynı anda, aynı cümleyi kurdu. Beynim yandı.

"Ne savaşından bahsediyorsun?"

Bak gördün mü yelloz adam kıyaslamanın derdin de değil, senin gibilerinin aksine, hm.

"Of anlamadın mı ya? Oysaki tam olarak anlatmıştım. -anlamamışlığından ziyade umursamıyor gibiydi- gel de şimdi baştan anlat!" Hızlı hızlı konuşmama ve hareketliliğime bakıp,

"Paranoyak mısın?" dedi.

Söylediklerimin paronayaklıkla ne alâkası var?

Kendimi sadece ancur demesini bilen bir papağan gibi hissediyorum. Karşımdaki,

"Ne kadar güzel bir papağansın!" diyor. Ben,

"Ancur," diyorum.

"Beni nasıl buldun?" diyor. Ben,

"Ancur," diyorum.

"Ancur ne demek be?" diyor ben,

"Ancur," diyorum.

"Ancurdan başka bir şey bilmez misin?" diyor

ve ben yine "Ancur" diyorum.

Bir de şunu doğru söyleyebilsen!

Aslında ancur değil o Acur. Ama ben insanlara taktığım için ancur diyorum. Yani patenti bana ait. Ne o kıskandın mı da söyleniyorsun! Asıl olaya baksana sen;

Oysaki ben o kadar çok şey diyorum ki! Karşımdaki neden sadece ancur diyormuşum gibi bana bakıyor? Bir şey diyorum ve sürekli,

"Ne saçmalıyorsun?", "Saçmalamaz mısın?" sorularıyla karşılaşıyorum.

İyi de ben saçmalamıyorum ki!

Şu an gerçekten saçmalıyorsun,

Hayır bir kere saçmalamıyorum, durumu açıklıyorum. Hem ben...

Saçmalamayı bırak da şu adama cevap ver,

"Paranoyak mı? Tabi ki de hayır! Ben o kadar kelime sarf ettim ve sen hiçbir şey anlamadın. Hayır yani nasıl anlamazsın ki? Ne yani, anlama kıtlığın mı var?"

Nasıl bir tavırla adamdan bir şey istiyorum!

"Ben hangi akla uyup seni dinliyorsam?"

"Kendi aklına, salak!"

>ooo<

Hayır ya hayır!

Bir şey demedim dime? Yine içimden konuşmuşumdur! Ne olur öyle olsun ya!

Zaten fazla mesafe olmayan aramızı kısıtlayıp üzerime doğru yürüdü. O, bir iki adım geliyor ve ben bir iki adım geri gidiyorum.

Şimdi yandım!

Ne yapacağım ben ya? Şu dilime hâkim olmayı bir türlü öğrenemedim.

Aha! Şimdi ne yapacağım? Kapıyla onun arasına sıkıştım. Ben geri geri gidiyorum gitmesine de buranın dört duvarla çevrili olduğunu düşünemedim. Bunun bir sonu olacağını tahmin etmeliydim.

Ah be kapı kardeş ne diye kapalısın sen?

"Şey..."

Titremeye mi başladım ne?

"Ne dedin sen?"

Cidden anlama kıtlığı var he!

Gözlerimi bakışlarından ayırıp koluna sabitledim. Bir eli sağımda, bir eli solumdaydı. Eğilip başımızı aynı hizaya getirmişti. O eğilmezse ben bu boyumla ona nasıl yetişeyim? Adam iki metre yani, az değil bu iki metre!

adam iki metre değil Nazlı sen kısasın

Neyse ne! Sen şimdi ne diye kendini eziyorsun?

Ne mi diyorum?

Ne dediğim belli işte Yiğit!

Kaçış yok bir şekilde durumu düzeltmeliyim. Azıcık sözümü esirgesem ne olurdu sanki? "Şu dilimi eşek arıları soksun!"

"Tüm eşek arıları birleşse, aynı anda soksa nafile; bu dile bir şey olmaz!"

Ben yine sesli mi düşündüm?

Bir şey söylemek için ağzımı açmıştım ama içinde olduğum durumdan dolayı hemen ağzımı kapattım. İyi de ben bu şekilde nasıl konuşayım? Ne diye dibime girmişsin be adam? Nefesini çekmek zorunda mıyım?

Soluk alışverişlerimiz birbirine karışıyordu. Nefesi nefesime karışınca onu benimsediğimi hissettim. Neden üzerimde böyle bir etki bırakıyordu? Ben ya ben! Benden bahsediyorum... Nasıl böyle bir etki bırakırsın be sen?

of nazlı kendine gel!

Ellerimi göğsüne koyup onu ittim. -Öküz gibi cüssesinden dolayı ancak bir adım kendimden uzaklaştırabilmiştim.- Aklımdakileri toparladım. Tabii buna toparlamak denirse. Kekelememeye özen göstererek,

"Söylediklerimi gayet iyi anladınız. Size bir soru sordum o kadar! Üzerime gelmeseydin bağırmazdım, öyle de konuşmazdım!." dedim. Sesim olduğundan yüksek çıkmıştı.

Kendimi bir türlü bulamıyorum ki, kendime geleyim.

O bana yaklaştıkça bir şeyler oluyordu bana. Tarifini edemediğim. Etmek istemediğim şeyler. O yaklaştıkça nefesim kesiliyordu. Daha doğrusu daha da hızlanıyordu. Söyleyeceklerimi ya unutuyor ya da kekeliyordum. Bir de hızlı hızlı konuşmam vardı. Sesli düşünüyordum. Gerçi bu normalde de olan bir şey. Bazen düşündüklerimi öyle söyleyiveriyordum işte. Ama söyledikten sonra hiç böyle hissetmiyordum ki. Geçen fizikçinin dersinde de içimdekileri dıştan söyledim ama söylerken hiç kekelemedim. Hatta çok rahattım. E bu adamın karşısında ne diye elim ayağım birbirine dolaşıyordu?

Çünkü hoca da haklılık payın vardı, burada yok,

Hem onu yıllardır tanıyormuşum gibi hissetmeme ne demeli?

Göz rengi dışında (ki göz şekli de aynı) Savaş değil mi bu adam. Yakın hissetmen normal!

Onu itmemi ve bağırmamı hazmettikten sonra eski haline büründü. Yüzüne yerleştirdiği çarpık gülüşle -sanki onu itmemiş, bağırmamış, kızmamış ve onu kızdırmamışım gibi- açtığım arayı kapattı. Göğüs hizasına gelen kafamı kaldırdım. Gözlerim, mavi mi yeşil mi bir türlü ayırt edemediğim gözlerle buluştuğunda şaşırmadan edemedim. Çünkü yüzündeki çarpık gülüş gözlerinde de vardı.

Gülüşü sahte değildi!

İyide ne diye şimdi gülümsüyor? Ne yapmaya çalışıyorsun Yiğit Vural? Ne yapmaya çalışıyorsun?

Sahici mi? Sahici. Bu gülüş midemdeki kelebeklerin kanat çırpmasına sebep olmuştu.

Kelebeklerin uçuşu mu?

Kelebeklerin uçuşundan sonra hissettiklerin hoşlanma sonrasında ise sevgiye aşka dönüşürdü. Çok yanlış bir tabir oldu. O yüzden hemen başa sarıyorum.

Kandırıkçı mı? Kandırıkçı. Bu gülüş midemdeki öz suyu kıskandıracak şekilde midemi yakmaya sebep olmuştu.

Ben kelebekleri nişan alıp birer birer öldürüp, katletmeye çalışırken bu öküz mü? Öküzümsü olan herif sağ elini belime yerleştirip yanağını yanağıma koydu.

Ancur! Mümkünmüş gibi beni daha da gerdi işte!

Ne oluyor ya?

Ölüyorum galiba!

Nefes al! Salak!

İç sesimin hakaretini göz ardı edip beynime nefes al sinyallerini gönderdim. Şöyle düzelteyim beynim vücuduma nefes al sinyalleri gönderdi.

Sonunda ölmeyip de nefes alabildiğimin farkına vardığımda dudaklarımı araladım.

Kelebeklerin uçması bir! Beynime sinyal göndermek iki! Adam insanda akıl bırakmadı ki.

Ciğerlerime çektiğim oksijen 'Çürüdüm burada açsana parmaklıkları Angut!' diye haykırınca,

'Ne aç? Beyinsiz! dudaklarımı kapatmadım' diye karşılık verdim. Onun angutuna karşılık hakaret etmemiştim doğrusu. Ne de olsa beyinsizdi!

Normal değilsin!

Kafasını olumsuz anlamda sallayıp bu kız ne zaman akıllanacak? Bakışları atan içimdeki arızayı sallamayıp hâlâ açık olan ağzımdan nefesimi dışarıya verdim. Sıcak nefesim Yiğit'in kulağına çarpıp özgürlüğe kavuştuğunda, ona ait olan kulağımda hissettiğim sıcak nefesin kalbimin ritimlerini bozmasına aldırış etmemeye calıştım.

Ama sadece çalıştım.

Kalbim; önce duracakmış gibi olup ben nefes alamazken, şimdi yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atıyordu.

Ben böyle sahnelere alışık değilim ki!

Alışık olmadığım bu sahnenin üstümdeki etkisini dizginlemeye çalışıp derin bir nefes aldım. Elimi sağ koluna götürüp belimden çekmesi için ittirdim. Oynamamıştı bile...

Taş ne olacak? Harbi taş gibi. Yok yok meteor...

Kendine gel Nazlı! İçindeki şu Aleyna'yı bir defet, bir defet.

Kafamı iki yana sallayıp kendime gelmeye çalışacaktım ama Yiğit'in kafasından dolayı sallamadım 'yanağını yanağıma koyduğundan beri kıpırdatmadığım gibi'.

Kolunu belimden ittiremediğim için -hareket bile ettiremediğim için- diģer elimi göğsüne koydum. Parmaklarım birbirine kenetlenmiş bir şekilde göğsünü yumrukladım.

"Bırak beni!" sonunda konuşabilmenin verdiği bir rahatlıkla biraz olsun kendime gelebilmiştim. Bir yumruğumu daha göğsüne indirirken,

"Şşt" dedi. Boşta kalan eliyle yumruk şeklini almış elimi tuttu.

Hah! Ne için gelmiştim? Düştüğüm duruma bak!

Bir şey söylemesini bekliyordum ki... Söyleyecekti de ama benim istemsiz iniltim onu susturmuştu. Daha doğrusu şaşırtmıştı. Elimi sırtıma götürmek istiyordum ama Yiğit az önce elimi tutmuştu. Boşta kalan diğer elimde sırtımın öbür bölgesine yetişmezdi. Normalde zorlarsam yetiştirebilirdim ama şuan hâlâ sırtımda olan Yiğit'in elinden elimi öbür tarafa yetiştiremezdim.

Ben acıyla yüzümü buruştururken Yiğit yüzünü benden birkaç santim uzaklaştırdı. Sinsice gözlerimin içine bakarken, yüzüne de o çarpık gülüşünü yerleştirdi. Acıyla buruşan yüzüm, şimdi çatık kaşlarıyla tamamlandı. Çarpık gülüşü yüzüne daha da yayılırken ben de kaşlarımı çatabildiğim kadar çattım.

Benim burada canım yansın beyfendi sırıtsın!

Var mı böyle ya?!

"Bir şeyler olmasını bekliyordum ama... Bu kadarını beklemiyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse... Bu kadar çabuk tahrik olman beni şaşırttı..."

>ooo<

Ne?

Ne?

Sen bir kere, Bir şeyler olmasını niye bekliyorsun? Böyle bir amacı niye güdüyorsun lan!

Taşlar şimdi yerine oturdu! Demek beyfendi benim haykırışımı başka sonuçlara bağladı!

Ne tahriği ya? Benim sırtım kırıldı Ancur!

Acımın üstüne onun söyledikleri sinirimi kat ve kat arttırdı. Tepeme binmiş sinirle cevabı suratına yapıştırmak için ağzımı açmıştım ki,

"Ah!" dudaklarım aklımdakileri yansıtamamıştı.

Kapının arkasındaki hayvan! Kapının kulpunu tekrar indirerek sırtımı deşti resmen. Benim haykırışımla eş zamanda konuşmaya başladı,

"Yiğit abi ne oluyor? Açsana kapıyı! Bir sorun mu var? Çatlatma insanı! -kapıya birkaç kez vurdu- açsana oğlum!"

Öküz! Önceden kapıyı tıklatsaydın ya... Ne sırtımı deliyorsun?

Yiğit, biraz gerilmiş bir ifadeyle bana baktı. Şimdi anlamıştı niye inlediğimi.

"Bıraksana artık!" deyip onu ittim. Bu hareketimi hiç beklemiyordu. İki adım geriye gitti. Afallamıştı. Adımımı bir adım öne atmamla kapıdaki hayvan da bodozlama içeriye daldı.

Sonunda kurtuluşa eren elim direkt olarak sırtıma gitti. Kapının kulpu, sırtımın bel boşluğuna yakın kısmına denk gelmişti. Morarmaz İnşallah!

"Alev'e 'içeriye kimseyi alma' demişsin. Murat'la da görüşmeyi iptal etmişsin. Bir de şu kapı kapatmalar falan... İyi misin oğlum?"

Bu hayvan gergin ve hızlı hızlı konuşurken ben belime masaj yapmakla meşguldüm. Anlaşılan bu hayvan Yiğit'i merak etmişti. Böyle samimi konuştuğuna göre arkadaşı olmalıydı.

Belime bakmaya çalışıyordum. Sonra buna bir son verip, bakışlarımı hayvana çevirdim. Niye sustuğu belli oldu. Beni yeni farketmişti hıyar!

Gözlerini benden çekip Yiğit'e çevirdi. Çok geçmeden gözlerini tekrar bana çevirdi. Yiğit'e ve yine bana...

Ay yeter durdur şunları!

Sonunda şaşkın gözlerini Yiğit'te durdurdu. Sanki bir şeyleri toparlamak istercesine tekrardan hızlı hızlı konuştu.

"He... Şimdi anladım. Abi valla bilmiyordum. Yoksa hiç rahatsız edermiyim!"

İma ettiği şeyi anlayınca utandım. Alev alan yanaklarımın kızardığını hissediyordum. Ben üzerimdeki utangaçlığı silip yanlış anladığını söyleyene kadar o tekrardan konuşmuştu bile,

"Ah! Şimdi hatırladım. Benim acil bi işim vardı! Ben kaçtım siz de kaldığınız dosyadan devam edin!"

Yüzüne yerleştirdiği çarpık gülüşle Yiğit'e göz kırptı. Ağzını açıp bi şey söylemesi beklentisiyle bakışlarımı Yiğit'e çevirdiğimde, Yiğit umursmaz bir şekilde kapıdan çıkmakta olan hayvana bakıyordu.

Çatık kaşlarımın altındaki yarım dünyayı yeni kapanan kapıya doğru döndürdüm. İma ettiği şeyi bir kenara itip elimi hâlâ ağrımakta olan belime götürdüm.

Bunu senin yanına bırakır mıyım, HIYAR!

Belimi kırdı resmen...

Kapıdan çıkan hayvan için alacağım intikamı düşünürken Yiğit'in dibime girdiğini farketmemiştim. Hafif yan yatmış olan kafamı dikleştirdim. İki yarım dünyayı Yiğit'e döndürdüm. Sanki aramızdaki mesafe çokmuş gibi daha da bana yanaştı.

Ya Rab'im beni niye bununla sınıyorsun? Yani isyan falan ettiğim yok. Sen yardımcım ol Rab'im..

Zayıf noktamı öğrenen kullanıyor. Önce Mert, şimdi Yiğit... Anlamıyorum! Beni bu hale getirdiklerinde çok mu komik oluyorum? Bu halimden keyif aldığını gördükçe onu veya onları bir kaşık suda boğmak istiyorum. Kirpiklerini tek tek yolmak istiyorum!

Ne? Buda benim tercihim...

Gözlerimi -sonunda mavi olduğuna karar kıldığım- gözlerine çevirdim. Kapıyla onun arasında kaldığım anki gibi bir fesatlık yoktu gözlerinde. Düşünceliydi!

Sağ elini biraz önce çekmek zorunda kaldığı yere -sanki ona aitmiş gibi belime- yerleştirdi. Beni hafifçe kendine çekerken kendisi biraz daha bana yaklaştı. Bundan daha fazla yaklaşamaz herhalde!

Kenetlenen dilime içimden küfürler yağdırdım. Yiğit'in diğer eli okul tişörtümün eteğine kayınca dilimin bağı çözülmüştü.

"Ne yapıyorsun?" tek nefeste ağzımdan çıkan iki kelimelik soru...

Yanağını sol yanağıma koyup "şşt" dedi.

"Ne yani 'şşt' mı yapıyorsun"

Yanağını yanağımdan ayırıp kafasını geriye götürdü. Kaşları kalkık bir şekilde 'Şaka mısın sen?' der gibi baktı. Omuzumu silktim.

Ne yapayım? Bunu demeseydim kendimi iyice kaptırır, O nasıl isterse öyle hareket ederdim. Kendime biraz gelebilmiştim ama Yiğit eski yerini alınca bende eski halime büründüm. Belimi sıkıca tutmama rağmen elini tişörtümün altından belime yerleştirdi. Eliyle elim arasında bir bez parçası vardı ama eliyle belim arasında...

Ne diye atlet giymiyorsun ki? Sonbahar ayındayız havanın güneşli oluşuna niye aldırış ediyorsun?

Ne güzel işte, bu fırsatı bir daha nerede yakalayacaksın?

Hah! Bende sen nerede kaldın diyordum! Zaten hep senin başının altından çıkıyor bunlar,

Ben senim kızım! Ne diyorsan kendine diyorsun,

Benmiş...

Yiğit belimin ağrıyan kısmına elini bastırınca dişlerimi bir birine bastırdım. Acıdan yüzümü buruşturdum. Yanağının kulak kısmına gelen kasılmış çenemden canımı yaktığını anlamıştı. Anlaması lazımdı.

"Çok acıyor mu?"

Yapma Yiğit Vural! Beni düşünüyormuş gibi yapma!

Kendimi biraz geriye çekerken -evet birazcık çekebilmiştim- kulağına fısıldadım,

"Ben iyiyim!"

Asıl konumuza dönelim. İstemesem de ondan bir adım uzaklaştım. Bir dakika ya, niye istemiyormuşum. İsteyerek uzaklaştım! İzin vermişti. Önce sol elini elimin altından çekti sonra sağ elini belimden. Sakince gözlerinin içine baktım. Zor olsa da konuşmayı başarabildim.

"Pek bir şey değil bana sadece fotoğrafların lazım. Bölümlere uygun birkaç poz. Ne diyorsun? Kabul ediyor musun?"

Bir adım yaklaştı. Beni dinlediğini anladığım bir ifadeyle gözlerimin içine baktı. Ne söyleyecekti acaba?

"Benim bundan çıkarım ne?" Oh, konumuza çabuk dönebildik.

Hayır! 'Niye böyle bir şeyi kabul edeyim?' Diye bir soru sormasını bekliyordum ama böyle bir soru sormasını beklemiyordum. Çıkarım neymiş! Bir çıkar ara zaten!

"Yani şöyle bir çıkarın olabilir... İşte okurlar seni tanır. Zaten tipinde var, biraz. Hayran kitlen oluşur işte."

Biraz mı?

'tipinde var biraz' daki biraza takmıştı içimdeki arıza

Ay yine o bakış! Şaka değil Yiğit ciddi ciddi söylüyorum işte,

"Buna ihtiyacım var mı?" Bu bir soru değildi. Resmen beni küçümsemişti. Gözlerim; beyaz gömleğinin yakasında oyalanıyordu, içine bir kararlılık yerleştirip gözlerine diktim.

"Tamam o zaman şöyle yapalım... Yapabileceğim bir şey iste, karşılık olarak istediğini yapayım."

Bunu söylememi bekliyormuş gibi gülümsedi. Benden ne isteyebilir?

"Yapabileceğin bir şey! Aslında istediğim bi şey var."

Tamamdır işte. İsteğini yerine getireceğim sen de fotoğraflarını kullanmama izin vereceksin. Tabii basit bir şey istememe rağmen benden bir şey istediğin için senden nasıl pozlar isteyeceğim... Görürsün, Yiğit Vural!

"Tamam. Nedir o?"

Yine yüzüne o çarpık gülüşü yerlerştirdi. Eli yine belimi bulur diye düşündüm ama o elini belime getirmemişti sadece yüzünü yüzüme daha da yaklaştırdı. Sıcak nefesi yüzümü yalarken söylediği iki kelimelik cümle beynime bir ok gibi saplandı,

"Benimle ol!.."

Bölüm sonu

5 yorum

  • Nazlının iç sesiyle benimki bi kapıştıralım orataya ne çıkıcak çok merak ediyorum aşjxlağğağaşwkmdmzöşalkdnf

  • Savaş'a benziyor diye değil aslında Yiğit olduğu için etkileniyorsun ondan... Erken anlasan her şey daha iyi olabilir....

  • Savaş'a benziyor diye değil aslında Yiğit olduğu için etkileniyorsun ondan... Erken anlasan her şey daha iyi olabilir....

  • Tam da kısa bölüm diyerek şikayette bulunuyorduuum uzun bölüm gelmiş hemen sonrasında ihihiihihi