İçeriğe geç

AREL / BL

Bölüm 5 · 8 dk okuma

AREL / BL

Bölüm 5

AREL- 5. BÖLÜM- GARİP HİSLERİM

GARİP HİSLERİM

---

Yazar Notu

Pek uzatmak istemiyorum.

İyi okumalar sevgili okurlar. ♡

---

İzinli olmamın son günüydü.

Ertesi gün yeniden antrenmanlara başlayacaktım ve açıkçası iki günlük iznin nasıl geçtiğini bile anlamamıştım.

Sabah uyandığımda birkaç saniye boyunca tavana boş boş baktım.

Sonra yataktan kalkmaya çalışırken dengesizce geriye doğru düştüm.

"Ah, kahretsin!"

Bir süre yerde öylece kaldım.

Sonra ellerimden destek alarak ayağa kalktım ve saçlarımı karıştırdım.

"Ben neden böyleyim?"

Uykulu gözlerle mutfağa doğru yürüdüm.

Dolabın kapağını açtığımda içerideki yiyeceklerin azaldığını fark ettim.

Bir süre dolabın içine baktım.

"Bu ne ara bitti?"

Birkaç paket yiyecek, biraz içecek ve birkaç temel şey kalmıştı.

Anlaşılan markete gitmem gerekiyordu.

Aç olduğum için bir şeyler hazırlamak istedim ama neredeyse yiyecek kalmamıştı.

İç çekip dolabı kapattım.

"Tamam... Market."

Odama geri döndüm.

Üzerime siyah deri ceketimi ve rahat bir şort geçirdim. Anahtarımı cebime koyduktan sonra ayakkabılarımı giyip evden çıktım.

Kapıyı kilitledikten sonra derin bir nefes aldım.

Hava serindi ama yürümek iyi geliyordu.

Kulaklığımı takmadım.

Bunun yerine kendi kendime ıslık çalarak yürümeye başladım.

Sokaklar sabah olduğu için oldukça sakindi.

Arada yanımdan insanlar geçiyor, bazıları bana bakıyor ama sonra yollarına devam ediyordu.

Bir süre sonra marketin bulunduğu sokağa geldim.

İçeri girdiğimde sabah olmasına rağmen beklediğimden daha kalabalık olduğunu fark ettim.

Sepetlerden birini aldım.

İlk olarak temel ihtiyaçlarımı toplamaya başladım.

Ekmek...

Süt...

Meyve...

Birkaç atıştırmalık...

Sonra buz pateni antrenmanlarında yanımda bulundurabileceğim birkaç şey de aldım.

Tam başka bir reyonun önünden geçerken birinin bana baktığını fark ettim.

Başımı çevirdim.

Genç bir kız bana bakıyordu.

Birkaç saniye boyunca yüzüme dikkatlice baktı.

Sonra gözleri büyüdü.

"Aaa! Siz Arel Lee değil misiniz?"

Olduğum yerde kaldım.

Kız heyecanla devam etti.

"İkinci olan! Şu zor ve tehlikeli hareketleri yapan buz patencisi!"

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Sonra sakin görünmeye çalışarak başımı salladım.

"Evet, benim."

İçimden ise:

Vay be... Beni gerçekten izleyen biri varmış.

diye geçiriyordum.

Aslında beni tanıyıp hayran olan yaklaşık iki yüz kişi vardı.

Benim için bu sayı bile fazlaydı.

Ama kızın beni tanıdığını söylemesiyle çevredeki birkaç kişi de dönüp bakmaya başladı.

Sonra bir başkası.

Sonra bir başkası daha.

Bir anda marketin içinde üzerime çevrilen bakışların arttığını fark ettim.

İçimden:

Hassiktir... Senin ben...

diye geçirdim.

Kız telefonunu çıkardı.

"Fotoğraf çekilebilir miyiz?"

Başka biri de hemen yanımıza geldi.

"İmza verir misiniz?"

"Ben de fotoğraf istiyorum!"

"Ben de!"

Bir anda etrafım kalabalıklaşmaya başladı.

Geriye doğru bir adım attım.

"Üzgünüm, bugün olmaz."

Ama insanlar hâlâ yaklaşmaya devam ediyordu.

"Bir tane olsun!"

"Lütfen!"

"Çok kısa sürecek!"

Başımı eğdim.

"Gerçekten bugün olmaz."

Ne kadar yeni yeni tanınmaya başlamış olsam da hayran kitlemin bu kadar hızlı büyümesi beni biraz rahatsız ediyordu.

Hayranlarımın olması sorun değildi.

Hatta bazı insanların yaptığım sporu sevmesi hoşuma gidiyordu.

Asıl sorun başka bir şeydi.

Peşimden gelen insanlar...

Beni sürekli takip edenler...

Nerede olduğumu öğrenmeye çalışanlar...

Bazen sosyal medyada paylaştığım bir fotoğraftan bulunduğum yeri anlamaya çalışan insanlar...

Bunlar beni gerçekten korkutuyordu.

Ünlü oldukça hayatımın daha fazla insan tarafından takip edilmesinden endişeleniyordum.

Bir gün daha fazla tanınırsam ne olacağını bilmiyordum.

Bu düşünce bile içimi sıkıyordu.

Aldıklarımı hızlıca tamamlayıp kasaya gittim.

Ödememi yaptıktan sonra poşetleri alıp marketten çıktım.

Dışarı çıkar çıkmaz derin bir nefes aldım.

"Sonunda..."

Yürümeye başladım.

Bu kadar basit bir market alışverişinin bile beni yoracağını hiç düşünmemiştim.

---

Eve geldiğimde poşetleri mutfağa bıraktım.

Tam kapıyı kapatacakken alt kattaki kapının açıldığını duydum.

Başımı çevirdim.

Arman dışarı çıktı.

Bana baktığında yüzündeki ifade hemen değişti.

"Hey."

"Efendim?"

"İyi misin?"

Şaşkınlıkla ona baktım.

"İyiyim."

Arman kaşlarını hafifçe kaldırdı.

"Biraz rahatsız olmuş gibisin."

"Biraz."

"Neden?"

"Markette insanlar beni tanıdı."

Arman birkaç saniye sessiz kaldı.

"Hayranların mı?"

Başımı salladım.

"Evet."

"Fotoğraf falan mı istediler?"

"Evet."

Arman hafifçe güldü.

"Ünlü olmak zor."

"Öyle deme."

Gözlerimi devirdim.

"Ben daha yeni tanınmaya başladım."

"Yine de."

Sonra birkaç saniye düşündü.

"İstersen bugün biraz misafirim ol."

Şaşkınlıkla ona baktım.

İçimden:

Vay be... Davet perisi tuttu galiba.

diye geçirdim.

Yüzüme ise normal bir ifade yerleştirdim.

"Olur."

Arman kapıyı açtı.

"Gel."

Merdivenlerden aşağı inerken aklımdan türlü türlü şey geçiyordu.

Arman'ın evine daha önce hiç girmemiştim.

Kapıdan içeri adımımı attığımda ilk fark ettiğim şey sessizlik oldu.

Evi oldukça sakindi.

Her şey düzenliydi.

Salonun bir köşesinde küçük bir kitaplık, duvarın yanında birkaç spor eşyası ve raflarda birkaç dekorasyon vardı.

Ben etrafa bakarken Arman mutfağa geçti.

"Hoş geldin, Arel."

"Sağ ol."

"Nasılsın?"

"Biraz daha iyiyim."

Ceketimi çıkardım ve sandalyelerden birine oturdum.

Arman mutfağa doğru yürüdü.

"Bir şey ister misin?"

"Yok, teşekkür ederim."

Birkaç dakika sonra elinde iki kaseyle geri geldi.

Kaselerden yükselen sıcak buhar hemen dikkatimi çekti.

Önüme bir kase koydu.

"Pho."

Kaşlarımı kaldırdım.

"Pho?"

"Phở bò."

Sonra hafifçe gülümsedi.

"Vietnam usulü dana etli erişte çorbası."

Kaseye baktım.

Hayatım boyunca ilk kez böyle bir yemek görüyordum.

İçinde erişte, et ve çeşitli yeşillikler vardı.

Çatalı elime aldım.

Bir süre yemeğe baktım.

Sonra çatalı parmaklarımın arasında anlamsızca çevirmeye başladım.

Arman bunu fark etti.

"Ah..."

Bir an durdu.

"Üzgünüm. Ben buralı değilim."

"Ne?"

"Sanırım bunu daha önce yememişsindir."

Başımı salladım.

"Yok."

Arman eliyle kaseyi göstermeye başladı.

"İstersen alayım önünden."

Hemen başımı salladım.

"Yok, yok! Gerek yok."

Biraz utangaç şekilde kaseye baktım.

"Sadece hiç tatmadım."

Sonra küçük bir nefes aldım.

"Biraz farklı ama deneyeceğim."

Arman başını salladı.

"Peki."

İçimden:

Ben nereden bileyim Vietnam yemeğini? Of, çok rezilim ya.

diye geçiriyordum.

Arman kendi kasesinden bir kaşık aldı.

Ben de onu taklit ederek küçük bir lokma aldım.

Bir süre çiğnedim.

Sonra gözlerim biraz büyüdü.

"Bu..."

Arman bana baktı.

"Nasıl?"

"Beklediğimden güzelmiş."

Arman gülümsedi.

"Sevmene sevindim."

Biraz daha yedim.

"İçinde ne var?"

"Tarifine göre değişir ama bunun içinde dana eti, pirinç eriştesi, çeşitli otlar ve baharatlar var."

Başımı salladım.

"Gerçekten güzelmiş."

"İstersen bir dahaki sefere başka bir Vietnam yemeği de yaparım."

Bir an durdum.

"Başka yemekler de mi var?"

Arman güldü.

"Bir sürü."

"Ben sadece bunu biliyorum."

"Artık bunu da biliyorsun."

Gülümsedim.

"Evet."

Bir süre sessizce yemek yedik.

Ama nedense bu sessizlik rahatsız edici değildi.

Aksine huzurluydu.

---

Yemekten sonra Arman mutfağı toparlamaya başladı.

Ben de salonda oturup etrafa bakıyordum.

Raflardan birinde birkaç madalya gördüm.

"Senin mi?"

Arman başını çevirdi.

"Evet."

Yanına yaklaşıp madalyalara baktım.

"Kaç yıldır dövüş sanatları yapıyorsun?"

"Uzun zamandır."

"Ne kadar uzun?"

Arman bir an düşündü.

"Çocukluğumdan beri."

"Vay be."

Sonra başka bir rafa gözüm takıldı.

Burada birkaç fotoğraf vardı.

Bazıları yarışmalardan, bazıları günlük hayattan çekilmişti.

Merak edip biraz yaklaştım.

Bir fotoğrafta Arman'ın daha genç hâlini gördüm.

Duraksadım.

"Bu..."

Fotoğraftaki çocuk yaklaşık on yedi yaşındaydı.

Kahverengi saçları biraz daha uzundu.

Yüzü şimdiki hâlinden daha çocukça görünüyordu.

Ama...

Gözleri.

O ela gözler.

Bir an nefesimi tuttum.

İçimde açıklayamadığım bir his oluştu.

Fotoğrafa biraz daha yaklaşarak dikkatlice bakmaya başladım.

"Bu kaç yaşındaki hâlin?"

Arman cevap vermeden önce arkasını döndü.

Ben fotoğrafı almak için elimi uzatmıştım ki...

Arman bir anda önümde durdu.

"Ne yapıyorsun?"

Elim havada kaldı.

"Ben..."

Dilimin ucundaki kelimeler birbirine girdi.

"Ş-şey... Ah..."

Yüzüm kızarmaya başladı.

"Üzgünüm."

Elimi geri çektim.

"Sadece merak etmiştim."

Arman birkaç saniye bana baktı.

Sonra yüzündeki ciddi ifade yumuşadı.

Hafifçe güldü.

"Merak etmek sorun değil."

Bir adım geri çekildi.

Ama fotoğrafın önünden çekilmedi.

Ben de fotoğrafa tekrar bakmaya çalıştım.

Arman bunu fark etmiş olacak ki gülerek başını iki yana salladı.

"Onu kurcalama."

"Tamam."

Bir an daha fotoğrafa baktım.

İçimde garip bir his vardı.

Fotoğraftaki çocuk...

Nedense bana fazlasıyla tanıdık gelmişti.

Ama neden?

Bunu anlayamıyordum.

Arman fotoğrafı dikkatlice yerine koydu.

Ben ise gözlerimi başka tarafa çevirdim.

"Eski fotoğrafların çoğu burada mı?"

"Bir kısmı."

"Diğerleri?"

Arman kısa bir süre sessiz kaldı.

"Başka yerde."

Cevabı oldukça kısaydı.

Sanki daha fazla konuşmak istemiyordu.

"Anladım."

Üstelemedim.

Ama içimdeki merak daha da büyümüştü.

---

Bir süre sonra salondaki koltuğa geri oturdum.

Arman da karşıma geçti.

"Bu arada yarın antrenman var."

"Hatırlatma."

"Unutursun diye söyledim."

"Unutmam."

Arman gülümsedi.

"Geçen sefer de böyle demiştin."

"Tamam, bir kere geç kaldım."

"Bir kere mi?"

"Arman!"

Gülmeye başladık.

O an her şey normaldi.

Sanki fotoğraftaki o garip his hiç yaşanmamış gibi.

Ama ben hâlâ düşünüyordum.

Ela gözler...

Çocukluğumdaki o çocuğun gözleri de böyleydi.

Aynı renk.

Aynı bakış.

Ama bunun sadece bir tesadüf olduğunu düşünmek istiyordum.

Çünkü aksi ihtimal...

Fazlasıyla garipti.

Arman'ın on yedi yaşındaki hâli...

ÇocukluğBen ise o sırrın ne kadar yakınımda olduğunu henüz bilmiyordum.

Arman'ın evinden ayrılmak için ayağa kalktığımda saat oldukça ilerlemişti.

"Ben artık çıkayım."

Arman da ayağa kalktı.

"Tamam. Yarın erken kalkacaksın."

"Bu sefer gerçekten erken kalkacağım."

Arman kaşını kaldırıp bana baktı.

"Umarım."

"Niye bana güvenmiyorsun?"

"Çünkü seni tanıyorum."

"Ne ara?"

Gülmeye başladım.

Arman kapıyı açtı.

Tam dışarı çıkacakken bir an durdum.

Nedense arkamı dönüp salona baktım.

Gözüm istemsizce o rafa kaydı.

Fotoğraf hâlâ oradaydı.

On yedi yaşındaki Arman...

O ela gözler...

Bir an yine çocukluğumdaki sahil aklıma geldi.

Elimi tutan küçük eller...

Kahverengi saçlar...

Ve bana gülümseyen o çocuk.

Başımı hemen çevirdim.

"İyi geceler."

"İyi geceler, Arel."

Merdivenlerden yukarı çıkarken kalbimde garip bir huzursuzluk vardı.

Kapımı açtım.

İçeri girer girmez üzerimi değiştirdim ve yatağın kenarına oturdum.

Ama uyumadan önce cebimde bir şey olduğunu fark ettim.

Elimi cebime attım.

Sahilde bulduğum deniz kabuğunu çıkardım.

Avucumda tutup uzun uzun baktım.

Sonra istemsizce gülümsedim.

"Yarın antrenman var..."

Bir süre sessiz kaldım.

"Belki de artık geçmişi bu kadar düşünmemeliyim."

Deniz kabuğunu masamın üzerine bıraktım.

Tam ışığı kapatacakken gözüm yine ona takıldı.

Sanki küçücük bir şey bana geçmişimi hatırlatmak için orada duruyordu.

O gece uykuya dalmadan önce aklımdan geçen son şey yine aynıydı.

Ela gözler...

Ama bu kez o gözlerin kime ait olduğunu düşünmekten kendimi alamadım.

Ve ilk defa...

Geçmişte bıraktığımı sandığım birinin, aslında hayatımın çok yakınında olabileceğinden şüphelenmeye başlamıştım.umda sahilde tanıdığım çocuk...

İkisi aynı kişi olabilir miydi?

Başımı iki yana salladım.

"Saçmalıyorum."

Arman bana baktı.

"Bir şey mi oldu?"

"Yok."

"Kesin mi?"

"Evet."

Gülümsedim.

"Her şey yolunda."

Ama içimdeki küçük bir ses hâlâ susmuyordu.

O fotoğraftaki gözleri daha önce görmüştüm.

Sadece nerede gördüğümü hatırlayamıyordum.

Ve Arman'ın o fotoğrafı neden bana dokundurtmak istemediğini de...

Henüz bilmiyordum.

Belki de bunun cevabı geçmişte, yıllar önce sahilde başlayan o hikâyenin içinde saklıydı.

Ama ben henüz o cevaba ulaşamamıştım.

Ve bazı sırlar, ortaya çıkmak için doğru zamanı beklerdi.

Devam edecek...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.