İçeriğe geç

AREL / BL

Bölüm 4 · 11 dk okuma

AREL / BL

Bölüm 4

AREL- 4. BÖLÜM- HATIRLAMADIĞIM YÜZ

Yazar Notu

Haii millet! Yine yeni bir bölüm yazdım.

Her neyse, uzatmadan söyleyeyim: Acımasız serisine de devam edeceğim ama nedense özellikle bu Arel/BL serisine devam etme isteğim geliyor. Sanırım Arel'in hikâyesini yazmayı gerçekten çok seviyorum.

Neyse, daha fazla uzatmayayım.

İyi okumalar! ♡

---

BÖLÜM 4 — Hatırlayamadığım Yüz

İki günlük izin sonunda gelmişti.

Son zamanlarda ilk defa yatağımda bu kadar huzurlu uyuduğumu hissediyordum.

Alarm çalmadan birkaç dakika önce kendiliğimden uyandım.

Gözlerimi açtığımda tavana baktım.

Garip bir şekilde dinç hissediyordum.

"Sonunda..."

Yataktan doğruldum.

İki gündür doğru düzgün dinlenmek, bedenimin ne kadar yorulduğunu fark etmemi sağlamıştı.

Yatağımdan kalkar kalkmaz perdeleri açtım.

Sabahın ışığı odaya doldu.

Bir süre pencereden dışarı baktım.

Sonra aklıma bir anda bir şey geldi.

Arman'ın mesajı.

"Yarın görüşürüz."

Yüzüm bir anda ısındı.

"Of..."

Elimi yüzüme götürdüm.

Neden böyle oluyordu?

Sadece iki kelimelik bir mesajdı.

Normal bir mesaj.

Arkadaşça bile sayılabilecek kadar normaldi.

Ama ben her hatırladığımda nedense yüzüm kızarıyordu.

"Aman ya!"

Umursamaz görünmeye çalışarak başımı iki yana salladım.

"Alt tarafı mesaj attı."

Kendi kendime konuşarak yatağımı toplamaya başladım.

Ama ne kadar düşünmemeye çalışsam da aklıma tekrar tekrar aynı şey geliyordu.

Yarın görüşürüz.

Bir süre sonra sinirlenip yastığı yatağın üzerine fırlattım.

"Yeter!"

Sonra temizlik yapmaya başladım.

---

Evde temizlik yapmak benim için garip şekilde rahatlatıcıydı.

Yerleri sildim.

Rafların tozunu aldım.

Pencereleri temizledim.

Mutfakta kalan birkaç şeyi toparladım.

Hatta dolapların içini bile düzenledim.

Bir süre sonra ev tertemiz olmuştu.

Ellerimi belime koyup etrafa baktım.

"İşte şimdi oldu."

Evin her köşesi düzenliydi.

Tam o sırada yine aklıma Arman geldi.

Gözlerimi kapattım.

"Hayır."

Kendi kendime ciddi ciddi konuşmaya başladım.

"Bugün Arman düşünmek yok."

Birkaç saniye sessiz kaldım.

"En azından öğlene kadar."

---

Üzerime kalın bir palto aldım.

Dışarı çıktığımda hava oldukça serindi.

Bugün gitmem gereken başka bir yer vardı.

Mezarlık.

Annemin, babamın ve babaannemin mezarlarının bulunduğu yere doğru yürümeye başladım.

Yol boyunca fazla konuşmadım.

Sadece çevreme baktım.

Bir süre sonra mezarlığın kapısından içeri girdim.

Mezarların bulunduğu bölüme geldiğimde durdum.

Üç mezar yan yana duruyordu.

Annem.

Babam.

Ve babaannem.

Bir süre hiçbir şey söylemeden onlara baktım.

Mezarların çevresinde birkaç ot ve kurumuş yaprak birikmişti.

Çantamı yere bıraktım.

"Ben geldim."

Sesim oldukça sakindi.

Önce mezarların etrafındaki otları temizledim.

Kurumuş yaprakları topladım.

Sonra yazıları kontrol ettim.

Bazı harflerin üzerindeki boya zamanla silinmişti.

Yeni aldığım boyaları çıkardım.

Yavaşça harfleri yenilemeye başladım.

Her birini dikkatlice boyadım.

Bitirdiğimde mezarlar eskisine göre çok daha temiz görünüyordu.

Bir süre geriye çekilip baktım.

"Şimdi daha güzel."

Çantamdan beyaz sümbülleri çıkardım.

Önce babaannemin mezarına bıraktım.

Sonra annem ve babamın mezarlarına da beyaz çiçeklerden yerleştirdim.

Beyaz damla çiçeklerini de mezarların kenarlarına bıraktım.

Rüzgâr hafifçe esiyordu.

Çiçekler hareket ediyordu.

Mezarların başında sessizce oturdum.

"Babaanne..."

Sesim biraz titredi.

"Geçen sefer de söyledim ama..."

Bir süre sustum.

"Seni hâlâ çok özlüyorum."

Başımı öne eğdim.

"Keşke bana biraz daha zaman verseydin."

Gözlerim doldu.

"Keşke daha fazla anımız olsaydı."

Bir süre sonra annemin ve babamın mezarlarına baktım.

Onları neredeyse hiç hatırlamıyordum.

Yüzleri zihnimde silik görüntülerden ibaretti.

Ama yine de onların mezarlarının başına geldiğimde içimde garip bir duygu oluşuyordu.

"Ben sizi tanımıyorum bile."

Fısıldadım.

"Ama yine de özlüyorum."

Bu cümleyi söyledikten sonra kendim bile şaşırdım.

Bir insan tanımadığı birini nasıl özleyebilirdi?

Belki de eksik olan şey anılar değildi.

Belki de eksik olan, hiç yaşanamamış anılardı.

---

Mezarlıktan ayrıldıktan sonra doğrudan eve döndüm.

Hava biraz daha soğumuştu.

Eve girdiğimde paltomu çıkarıp sandalyeye bıraktım.

Bugün biraz daha sakin olmak istiyordum.

Masamın üzerine birkaç deniz kabuğu koydum.

Deniz kabuklarıyla uğraşmak çocukluğumdan beri sevdiğim şeylerden biriydi.

Onlardan küçük süsler, anahtarlıklar ve rüzgâr çanları yapıyordum.

Bazen yaptıklarımı arkadaşlarıma veya tanıdıklarıma hediye ediyordum.

Küçük bir deniz kabuğunu elime aldım.

Parmaklarımın arasında çevirdim.

Bir anda çocukluğumdaki sahil geldi aklıma.

Yine o çocuk...

Yine onun sesi...

Yine o ela gözler.

Elimdeki deniz kabuğunu masaya bıraktım.

"Niye hâlâ seni hatırlıyorum?"

Cevap yoktu.

Çünkü o çocuğun kim olduğunu bilmiyordum.

Adını bile.

Belki de bu yüzden zihnim onu tamamlamaya çalışıyordu.

---

Akşam için hazırlık yapmaya başladım.

Bugün eve bazı akrabalarım gelecekti.

Teyzem Miami ve benden küçük kuzenim Mayomi.

Onları en son ben sekiz yaşlarındayken görmüştüm.

Yani Mayomi'yi çok az hatırlıyordum.

Teyzem Miami'yi ise biraz daha net hatırlıyordum.

Çok nazik bir kadındı.

İlk bakışta biraz sert görünse de aslında oldukça sıcak ve samimiydi.

Evi biraz daha toparladıktan sonra üstümü değiştirdim.

Akşam olmasını beklemeye başladım.

---

Çok geçmeden kapı çaldı.

Kapıyı açtığım anda küçük bir çocuk üzerime doğru koştu.

"Arel abi!"

Mayomi bir anda boynuma sarıldı.

Şaşkınlıkla gülmeye başladım.

"Mayomi?"

"Evet!"

Bana daha sıkı sarıldı.

"Seni çok özledim!"

Gülümseyerek onun saçlarını karıştırdım.

"Sen bayağı büyümüşsün."

Tam o sırada arkasından teyzem geldi.

Miami bana baktığında yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.

"Arel... Ne kadar büyümüşsün."

Sonra bana sarıldı.

"Seni tekrar görmek beni gerçekten çok mutlu etti."

"Ben de sizi gördüğüme sevindim."

Mayomi hemen araya girdi.

"Arel abi artık çok ünlü!"

Güldüm.

"Abartma."

"Abartmıyorum! Seni televizyonda gördüm!"

Teyzem de gülerek başını salladı.

"Mayomi günlerdir senin yarışmalarından bahsediyor."

Mayomi gururla konuşmaya devam etti.

"İkinci olsan bile çok iyiydin!"

"İkinci mi?"

Mayomi başını salladı.

"Ya da üçüncü..."

Kaşımı kaldırdım.

"Karar ver."

"İkisi de!"

Hepimiz gülmeye başladık.

Bu kadar uzun zamandır ilk kez gerçekten rahat hissediyordum.

---

Akşam boyunca çay, kahve, tatlı ve yemek derken saatler geçti.

Mayomi sürekli bana sorular soruyordu.

"Gerçekten buzda hiç korkmuyor musun?"

"Bazen korkuyorum."

"Ama düşmüyor musun?"

"Tabii ki düşüyorum."

"Canın acıyor mu?"

"Bazen."

Mayomi'nin gözleri büyüdü.

"Ben asla yapamazdım."

Güldüm.

"Ben de ilk başladığımda böyle düşünüyordum."

Bir süre sonra konu çocukluğumuza geldi.

Teyzem bazı eski anılardan bahsetmeye başladı.

Mayomi ise beni hatırlamaya çalışıyordu.

"Sen eskiden de böyle miydin?"

"Nasıl?"

"Çok sessiz."

Bir süre düşündüm.

"Sanırım."

Teyzem gülümsedi.

"Çocukken de biraz içine kapanıktın."

Ben de hafifçe güldüm.

"Belki de."

Ama konuşmalar ilerledikçe aklım yine başka bir yere kaydı.

Çocukluğum...

Sahil...

Ve o çocuk.

Birden gözüm dalıp gitti.

Teyzem bunu fark etti.

"Arel?"

"Efendim?"

"İyi misin?"

"Evet."

Mayomi bana baktı.

"Yine düşünüyorsun."

"Ne?"

"Yüzün öyle oluyor."

Güldüm.

"Çocukken de çok mu dikkatliydin?"

"Evet!"

Mayomi kahkaha attı.

Ama benim aklım çoktan geçmişe gitmişti.

Çünkü o çocukla ilgili bir anı daha hatırlamıştım.

---

Flashback

Yaklaşık üç ay önceydi.

En azından hatırladığım kadarıyla...

Dokuz yaşlarındaydım.

Yine onunla sahildeydim.

Sahile serdiğimiz örtünün üzerinde oturuyorduk.

Hava diğer günlere göre daha sakindi.

Deniz dalgaları kıyıya yavaşça vuruyordu.

Ben ise onun dizlerine başımı yaslamıştım.

Gözlerim yarı kapalıydı.

O, saçlarımla oynuyordu.

Parmaklarını saçlarımın arasında yavaşça gezdiriyordu.

Bir süre sonra sesi geldi.

"???: Uykun mu var, Arel? Yorgun gibisin."

Başımı hafifçe kaldırıp ona baktım.

Daha doğrusu...

Hatırlayabildiğim kadarıyla ona baktım.

Yüzü zihnimde hâlâ bulanıktı.

Ama gözleri...

Gözlerini unutamıyordum.

Ela.

Sıcak.

Gülümserken daha da güzel görünen ela gözler.

Elini tuttum.

Sonra onun sıcak ellerini yüzüme yaklaştırıp gülmeye başladım.

"Arel: Saçlarımla oynaman uykumu getiriyor."

Gözlerimi kapattım.

"Biraz daha oynar mısın?"

Çocuk hafifçe güldü.

"???: Tabii ki de oynarım, Arel."

Sesindeki sıcaklığı hâlâ hatırlıyordum.

Sanki ne kadar zaman geçerse geçsin o ses bir şekilde zihnimde kalmıştı.

Bir süre saçlarımla oynamaya devam etti.

Ben de sessizce sahili izledim.

Sonra ona döndüm.

"Arel: Büyüyünce de arkadaş olur muyuz?"

Bir süre cevap vermedi.

Sonra gülümsedi.

"???: Tabii ki."

"Arel: Söz mü?"

"???: Söz."

Elimi tuttu.

"Arel: Peki bir gün beni bulamazsan?"

Çocuk bana şaşkınlıkla baktı.

"???: Seni bulurum."

"Arel: Nasıl?"

"???: Bilmiyorum."

Gülmeye başladı.

"Ama bulurum."

Ben de güldüm.

"Arel: Çok garipsin."

"???: Sen de öylesin."

Bir süre ikimiz de sustuk.

Sonra ben tekrar başımı onun dizlerine koydum.

Gözlerimi kapattım.

O gün onun yanında kendimi güvende hissediyordum.

Sanki dünyadaki hiçbir şey bana zarar veremezmiş gibi.

Ama yıllar sonra hatırladığımda garip bir şey fark ettim.

Onun yüzünü hatırlayamıyordum.

Saçlarının rengini hatırlıyordum.

Gözlerini hatırlıyordum.

Sesini hatırlıyordum.

Ellerinin sıcaklığını bile hatırlıyordum.

Ama yüzünü...

Sanki zihnim özellikle o kısmı silmişti.

Ne kadar düşünürsem düşüneyim yüzü tamamlanmıyordu.

Sadece bulanık bir silüet...

Ve o ela gözler kalıyordu.

Bir de sesi.

"Yarın görüşürüz."

---

Günümüz

Gözlerimi açtığımda hâlâ masanın başında oturuyordum.

Mayomi bana bakıyordu.

"Arel abi?"

"Efendim?"

"Yine daldın."

Gülümsedim.

"Biraz."

Teyzem çayından bir yudum aldı.

"Çocukluğunu mu düşünüyorsun?"

Başımı salladım.

"Evet."

"Eski arkadaşlarını mı?"

Bir an duraksadım.

Sonra dürüstçe cevap verdim.

"Birini."

Teyzem şaşkınlıkla bana baktı.

"Birini mi?"

"Çocukken tanıdığım birini."

"Kimdi?"

Başımı iki yana salladım.

"Bilmiyorum."

"Nasıl yani?"

"Adını hatırlamıyorum."

Mayomi hemen meraklandı.

"Nasıl hatırlamıyorsun?"

"Çünkü çok küçüktüm."

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra teyzem yumuşak bir sesle sordu.

"Onu neden bu kadar düşünüyorsun?"

Cevap vermeden önce biraz düşündüm.

"Çünkü..."

Sustum.

"Çünkü onunla ilgili hatırladığım şeyler çok güzel."

Mayomi gülümsedi.

"Belki bir gün tekrar bulursun."

İstemeden güldüm.

"Belki."

Ama içimdeki küçük bir ses başka bir şey söylüyordu.

Belki de çoktan bulmuştum.

Sadece henüz farkında değildim.

O gece herkes gittikten sonra odamın ışığını kapattım.

Yatağıma uzandım.

Gözlerimi kapattım.

Yine sahil geldi aklıma.

Yine o çocuk.

Yine o ela gözler.

Ve yıllardır cevaplayamadığım tek bir soru:

"Sen kimsin?"

Belki de bir gün cevabını öğrenecektim.

Ama o gün...

Henüz gelmemişti.

---

Belki de bir gün cevabını öğrenecektim.

Ama o gün...

Henüz gelmemişti.

Yatağımda sessizce uzanırken tavana bakmaya devam ettim.

Bir türlü uyuyamıyordum.

Gözlerimi kapattığımda sahil yeniden gözümün önüne geliyordu.

Dalgaların sesi...

Kumların ayaklarımın altında bıraktığı sıcaklık...

Rüzgârın saçlarımızı birbirine karıştırması...

Ve onun sesi.

O kadar yıl geçmiş olmasına rağmen sesini hâlâ hatırlıyordum.

Ama yüzünü hatırlayamıyordum.

Bu durum beni gerçekten sinirlendiriyordu.

"Nasıl olur da bir insanın sesini hatırlayıp yüzünü hatırlamazsın?"

Yorganı üzerime çektim.

Sonra tekrar çıkardım.

Uyuyamıyordum.

Bir süre tavana bakıp düşündüm.

Belki de çocukken yaşadığım o anıları fazla büyütüyordum.

Belki o çocuk benim için sadece çocukluğumun güzel bir parçasıydı.

Belki de yıllar boyunca yalnız kaldığım için zihnim o anıya fazlasıyla tutunmuştu.

Ama ne kadar mantıklı düşünmeye çalışsam da içimde bir şey buna karşı çıkıyordu.

Çünkü onu sadece hatırlamıyordum.

Onu özlüyordum.

Aradan geçen yıllara rağmen...

Hem de hiç tanımadığım kadar az tanımama rağmen.

Elimi yastığın altına attım.

Bir süre bir şey aradım.

Sonunda küçük bir kutu çıkardım.

Kutunun kapağını açtım.

İçinde çocukluğumdan kalma birkaç küçük eşya vardı.

Eski bir fotoğraf...

Birkaç küçük taş...

Ve yıllardır sakladığım deniz kabukları.

Parmaklarımın arasına küçük, beyaz bir deniz kabuğu aldım.

Onu uzun uzun inceledim.

Birden çocukluğumdan kalan bir görüntü zihnimde belirdi.

Küçük eller...

Kahverengi saçlar...

Ela gözler...

Ve bana uzatılan bir deniz kabuğu.

"Bunu sen al."

Sanki sesi gerçekten kulağımda yankılanmıştı.

Gözlerimi kapattım.

"Sen bana bunu neden vermiştin?"

Cevap yoktu.

Tabii ki yoktu.

Çünkü o çocuk burada değildi.

Belki de artık beni tamamen unutmuştu.

Belki başka bir şehirde yaşıyordu.

Belki başka arkadaşları vardı.

Belki de çocukluğumuzdaki o sahil onun için hiçbir anlam ifade etmiyordu.

Bu düşünce içimi garip şekilde acıttı.

"Belki de sadece ben hatırlıyorum."

Deniz kabuğunu avucumda sıkıca tuttum.

Sonra hafifçe gülümsedim.

"Yine de ben unutmadım."

Kendi kendime söylediğim bu cümleden sonra birkaç saniye sessiz kaldım.

Belki de unutmak istemiyordum.

Çünkü onu tamamen unutursam çocukluğumdan geriye kalan o küçük anı da yok olacakmış gibi hissediyordum.

Babaannem...

Annem...

Babam...

Ve o çocuk.

Hayatım boyunca kaybettiğim insanların arasında, onu diğerlerinden ayıran garip bir şey vardı.

Onu kaybettiğimi bile bilmiyordum.

Çünkü onu hiçbir zaman gerçekten bulamamıştım.

---

Ertesi sabah uyandığımda ilk yaptığım şey kutuya bakmak oldu.

Kutuyu tekrar yerine koydum.

Sonra pencerenin önüne geçtim.

Hava kapalıydı.

Gökyüzü griydi.

Bir süre dışarıyı izledim.

Çocukken onunla sahilde geçirdiğim günlerden birinde hava da böyleydi.

Belki yağmur yağacaktı.

Belki de sadece benim zihnim eski anılarımı bugüne taşıyordu.

Mutfakta kendime bir şeyler hazırlarken bir anda aklıma bir fikir geldi.

Çocukken gittiğimiz sahile tekrar gitmek...

Uzun zamandır oraya gitmemiştim.

Belki bir şey hatırlardım.

Belki orada eski bir şey bulurdum.

Belki de hiçbir şey bulamazdım.

Ama en azından denemiş olurdum.

Kahvaltımı yaptıktan sonra üzerime kalın bir şeyler giydim.

Evden çıkmadan önce masanın üzerinde duran küçük deniz kabuğunu elime aldım.

Bir an tereddüt ettim.

Sonra cebime koydum.

"Neden yaptığımı bilmiyorum."

Kapıyı kapattım.

"Ama gidiyorum."

---

Sahile vardığımda hava beklediğimden daha soğuktu.

Deniz eskisinden farklı görünüyordu.

Ya da belki ben değişmiştim.

Çocukken burası dünyanın en büyük yeri gibi gelirdi.

Şimdi ise her şey daha küçük görünüyordu.

Yavaşça kıyıya doğru yürüdüm.

Ayakkabılarımın altındaki kumlara baktım.

Bir an durdum.

Sanki çocukluğumdaki küçük ayak izlerimi arıyordum.

Gülümsemem istemsizce arttı.

"Gerçekten burada mıydık?"

Denize baktım.

Dalgalar kıyıya vuruyordu.

Bir süre hiçbir şey yapmadan öylece durdum.

Sonra ileride, kayaların yanında küçük bir şey gördüm.

Yaklaştım.

Bir deniz kabuğuydu.

Eğilip onu elime aldım.

Gülümsedim.

"Çok komik..."

Sanki buraya gelmemi bekliyormuş gibiydi.

Deniz kabuğunu çevirdim.

Ama üzerinde hiçbir şey yoktu.

Tam tekrar yere bırakacakken arkasında çok küçük, silik bir çizik fark ettim.

Kaşlarımı çattım.

Bu bir harf gibi görünüyordu.

Belki de sadece bir çizikti.

Parmağımla üzerinden geçtim.

"A..."

Kalbim bir an hızlandı.

Ama sonra kendime güldüm.

"Saçmalama Arel."

Belki de sadece tesadüftü.

Yine de deniz kabuğunu cebime koydum.

Bir süre daha sahilde yürüdüm.

Sonra çocukken oturduğumuz yere benzeyen bir yer buldum.

Örtünün serildiği yeri tam olarak hatırlayamıyordum.

Ama garip şekilde içimde bir his vardı.

Sanki doğru yerdeydim.

Oraya oturdum.

Dizlerimi kendime çektim.

Gözlerimi kapattım.

Ve o an...

Bir ses duyar gibi oldum.

"Arel!"

Gözlerimi hızla açtım.

Etrafıma baktım.

Kimse yoktu.

Sadece deniz vardı.

Rüzgâr vardı.

Ve uzaklardan gelen birkaç insanın sesi...

Kalbim hızla atmaya başladı.

"Ben gerçekten..."

Başımı iki yana salladım.

"Hayal gördüm."

Ama içimdeki o garip his geçmiyordu.

Çünkü duyduğum ses...

Çok tanıdıktı.

Çocukluğumdaki o ses gibiydi.

Bir süre daha sahilde oturdum.

Sonra cebimdeki iki deniz kabuğunu çıkardım.

Yan yana koydum.

Biri çocukluğumdan kalmaydı.

Diğeri ise az önce bulduğumdu.

İkisine baktım.

Birbirlerine çok benziyorlardı.

Belki de bunun hiçbir anlamı yoktu.

Ama nedense içimde küçücük bir umut oluştu.

Belki bazı şeyler gerçekten tesadüf değildi.

Belki geçmiş, sandığım kadar uzak değildi.

Ve belki...

O çocuk da sandığım kadar uzakta değildi.

Ama henüz bunu bilmiyordum.

Bilseydim...

Belki de bütün hikâyenin bambaşka bir anlamı olduğunu anlardım.

Devam edecek...

Bölüm sonu

1 yorum