Yazar Notu
Tekrar merhaba! Yeni bölüm geldii! 🥳
Elimden geldiğince bölümleri uzun yazmaya özen gösteriyorum. Umarım okurken sıkılmazsınız. Bu bölümde biraz daha karakterleri tanıyacağız ve Arel ile Arman'ın arasındaki ilişkiye küçük bir başlangıç yapacağız.
Öncelikle karakter tanıtımlarımız gelsin!
Karakter Tanıtımı

Ad: Arman
Soyadı: Ceaser
Yaş: 25
Boy: 1.80
Sevdiği şeyler: Buz pateni, yarı zamanlı dövüş sanatları
Uyruk: Vietnamlı

Ad: Arel
Soyadı: Lee
Yaş: 23
Boy: 1.76
Sevdiği şeyler: Buz pateni, ara sıra deniz kabuklarından hediyelik süsler yapmak, yarı zamanlı spor yapmak
Uyruk: Güney Koreli
Şimdilik bu kadar!
İyi okumalar! ♡
---
Bölüm 2 — Tanıdık Bir Yüz
Evimdeki ilk günümde, alarmın çalmasıyla birlikte gözlerimi açtım.
Saat 05.30'du.
Birkaç saniye boyunca tavana bakarak öylece kaldım. Gözlerim hâlâ kapanmak istiyordu ama bugün antrenman vardı.
"Of..."
Yavaşça yataktan kalktım.
Üzerimi değiştirdikten sonra antrenman çantamı hazırlamaya başladım. İçine buz patenlerimi, birkaç tane antrenman kıyafeti, havlu ve küçük bir su şişesi koydum.
Mutfakta hızlıca ufak bir şeyler atıştırdıktan sonra evden çıktım.
Neyse ki buz pisti evime oldukça yakındı.
Sabahın serin havasında yürürken ellerimi cebime soktum. Sokaklar henüz çok kalabalık değildi. İnsanların çoğu daha yeni uyanıyor olmalıydı.
Benim içinse gün çoktan başlamıştı.
Birkaç dakika sonra buz pistinin bulunduğu binaya ulaştım.
Kapıdan içeri girer girmez birkaç hayranım beni fark etti.
"Arel!"
"Arel, bir fotoğraf çekilebilir miyiz?"
"Bir röportaj yapabilir miyiz?"
Yorgun bir şekilde gülümsedim.
"Üzgünüm, bugün olmaz."
Sesimi olabildiğince nazik tutmaya çalışıyordum.
Son zamanlarda giderek daha fazla tanınmaya başlamıştım. Özellikle son yarışmalardan sonra videolarım sosyal medyada yayılmış ve bir anda birçok insan beni takip etmeye başlamıştı.
Aslında bundan şikâyetçi değildim.
Hayranlarımın beni desteklemesi hoşuma gidiyordu.
Sadece bazen biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı.
Bunu herkes anlamıyordu.
Çantamı omzuma atıp antrenman alanına doğru ilerledim.
Koç Siana'yı gördüğümde yüzümde istemsizce küçük bir gülümseme oluştu.
Siana otuzlu yaşlarında olmasına rağmen hâlâ oldukça genç görünen, tatlı ve enerjik bir kadındı. Beni fark ettiği anda yanıma doğru geldi.
"Hoş geldin, Arel."
"Hoş buldum, koç."
Siana ellerini birbirine kenetleyip bana baktı.
"Bugün biraz yorucu olacak. Bakalım, yapabileceğine inanıyor musun?"
Hiç düşünmeden cevap verdim.
"Tabii ki! Olimpiyatlarda iyi bir derece elde edip ülkemi temsil etmeye çalışacağım."
Koç Siana'nın yüzünde memnun bir gülümseme oluştu.
"İşte bu cevabı duymak istiyordum. Şimdi ilk olarak ısınma hareketleriyle başlayalım."
Başımı salladım.
"Tamam, koç."
Tam o sırada pistin girişinden tanıdık bir ses geldi.
"Merhaba."
Başımı çevirdim.
Arman içeri girmişti.
Bize kısa bir selam verdikten sonra çantasını kenara bırakıp kendi antrenman alanına geçti.
Nedense onu gördüğüm anda içimde garip bir heyecan oluşmuştu.
Kalbim birkaç saniyeliğine hızlanmış gibiydi.
Kaşlarımı çattım.
"Neden böyle hissediyorum?"
Arman bana yabancıydı.
En azından öyle olması gerekiyordu.
Ama onu her gördüğümde sanki daha önce bir yerlerde karşılaşmışız gibi hissediyordum.
Özellikle gözleri...
Bir anlığına çocukken sahilde tanıştığım o çocuğu hatırladım.
Kahverengi saçları ve ela gözleri vardı.
Yüzünü yıllar geçtikçe unutmuştum.
Hatta adını bile bilmiyordum.
Belki de hiç sormamıştım.
Başımı hızlıca salladım.
"Saçmalama, Arel."
Dikkatimi tekrar antrenmana verdim.
---
Isınma hareketlerinin ardından buzun üzerine çıktım.
Önce birkaç tur attım.
Sonra hızlanmaya başladım.
Dönüşler...
Atlayışlar...
Hızlı geçişler...
Hareketleri tekrar tekrar deniyordum.
Bazen uzun süre kayıyor, ardından havada dönüş tekniğimi çalışıyordum.
Bir hareketi başaramadığımda tekrar deniyordum.
Tekrar.
Ve tekrar.
Ta ki doğru yapana kadar.
Yorulmuştum.
Bacaklarım titremeye başlamıştı ama bunu belli etmek istemiyordum.
Koç Siana birkaç kez yanıma gelip,
"İyi misin?" diye sordu.
Ben ise her seferinde aynı cevabı verdim.
"İyiyim."
Aslında iyi değildim.
Sadece kimsenin bunu bilmesini istemiyordum.
Çünkü ne zaman durup düşünsem babaannemi hatırlıyordum.
Onun sesi...
Gülümsemesi...
Bana sarıldığı zaman hissettiğim sıcaklık...
Hepsi aklıma geliyordu.
Ve ben tekrar buzun üzerine çıkıyordum.
Çünkü buzun üzerinde olduğum sürece düşünmek zorunda kalmıyordum.
---
Öğleye doğru Ari ile görüntülü konuşmaya başladım.
Telefon ekranında kız kardeşimin yüzünü gördüğümde gülümsedim.
"Naber? Nasılsın?"
"İyiyim. Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim."
Ari gözlerini kısarak bana baktı.
"Gerçekten iyi misin?"
Bir an sustum.
"Tabii ki."
Ari beni tanıyordu.
Ne kadar yalan söylesem de anlayacağını biliyordum.
"Yine babaannemi düşünüyorsun, değil mi?"
Başımı eğdim.
"...Biraz."
Ari'nin yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Onu özlüyorum."
"Ben de."
Bir süre sessiz kaldık.
Sonra Ari konuyu değiştirmeye çalıştı.
"Bugün antrenmanın nasıl?"
"İyi. Olimpiyatlara hazırlanmaya devam ediyoruz."
"Başaracağına eminim."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Konuşmamız birkaç dakika daha sürdü.
Sonunda vedalaştık.
Telefonu kapattığım anda yüzümdeki gülümseme de kayboldu.
Yine aynı boşluk.
Yine aynı sessizlik.
Ve yine geçmiş...
Çocukken sahilde tanıştığım o çocuk geldi aklıma.
Onu neden hâlâ hatırlıyordum?
Belki de hayatımda kendimi gerçekten yalnız hissetmediğim ilk insan olduğu içindi.
Adını bile bilmiyordum.
Ama onu unutamıyordum.
---
Düşüncelerim arasında kayarken bir anda ayağımın dengesi bozuldu.
"Ah!"
Bir sonraki saniye omzumun üzerine düştüm.
Canım oldukça yanmıştı.
Koç Siana hemen yanıma koştu.
"Arel! İyi misin?"
Omzumu tutarak doğruldum.
"Biraz ağrıyor."
Siana endişeyle omzuma baktı.
"Çıkık falan var mı? Hareket ettirebiliyor musun?"
Kolumu yavaşça hareket ettirdim.
"Ediyorum. Sanırım sadece incittim."
"Bugünlük yeter. Dinlenmen gerekiyor."
"Koç..."
"Arel."
Siana'nın ciddi bakışını görünce sustum.
"Tamam..."
Soyunma odasına gidip üzerimi değiştirmeye karar verdim.
Omzum hâlâ biraz ağrıyordu.
İlaçlarımı aldıktan sonra soyunma odasına girdiğimde Arman'ı gördüm.
Bir havluyla alnındaki teri siliyordu.
Beni fark edince bana baktı.
Sonra kısa bir süre omzuma göz gezdirdi.
"İyi misin?"
"İyiyim."
Arman kaşını kaldırdı.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Arman konuştu.
"Antrenmanda çok iyiydin."
Ona baktım.
"Omzumun üzerine düşmem dışında."
Arman hafifçe güldü.
"Hayır, gerçekten çok iyiydin."
Söyleyeceklerimi unutmuş gibi oldum.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
"Berbat olduğumu sanıyordum."
Arman başını iki yana salladı.
"Hayır. Gerçekten çok iyiydin."
Gözlerinin içine baktım.
"Yani... antrenmandaki hareketlerim gerçekten mükemmel miydi?"
Arman gülümsedi.
"Tabii ki."
Bir an durdu.
"Seni izlerken biraz kıskandım."
Şaşırdım.
"Neden?"
"Çünkü o hareketleri senin kadar güzel yapamam."
Kalbim bir anda hızlanmaya başladı.
Ne diyeceğimi bilemedim.
"Şey..."
Yüzümün ısındığını hissediyordum.
"Teşekkür ederim."
Arman gülümsedi.
"Rica ederim."
Başımı eğip çantamı aldım.
Bir an önce oradan çıkmak istiyordum.
Çünkü yüzümün kızardığını fark etmesinden korkuyordum.
---
Bir süre sonra tekrar piste çıktım.
Omzumdaki ağrı biraz azalmıştı.
Koç Siana bana dikkatli olmam gerektiğini söylemişti.
Ben de elimden geldiğince dikkatli hareket ettim.
Son birkaç hareketimi de tamamladıktan sonra Koç Siana'nın izniyle pistten ayrıldım.
Yemek molasında bir masaya oturup yemeğimi yerken aklım hâlâ aynı yerdeydi.
Arman.
Neden onunla konuştuğumda içim ısınıyordu?
Neden kalbim daha hızlı atıyordu?
Neden onun bana söylediği birkaç güzel söz bütün gün aklımda dönüp duruyordu?
Çatalımı tabağımın kenarına bıraktım.
"Ben ne yaşıyorum böyle?"
Yüzüm yine kızarmıştı.
Arman benim rakibimdi.
Aynı pistte antrenman yaptığım, yarışmalarda karşı karşıya gelebileceğim biriydi.
Ama nedense onun yanında rakip gibi hissetmiyordum.
Daha garip olan ise...
Onun yüzünde bana fazlasıyla tanıdık gelen bir şey vardı.
Özellikle o ela gözlerinde.
Çocukluğumdan kalan ve yıllardır hatırlamaya çalıştığım bir çift göz...
Başımı iki elimin arasına aldım.
"Yok artık..."
Belki de sadece tesadüftü.
Belki de zihnim geçmişteki anıları bugünkü hayatımla karıştırıyordu.
Ama içimde bir his vardı.
Sanki Arman'ı daha önce görmüştüm.
Sanki yıllar önce sahilde başlayan bir hikâye, şimdi bambaşka bir yerde yeniden karşıma çıkmıştı.
Ve ben henüz bunun farkında değildim.
Devam edecek...
