Önsöz
Selamlarrr! Evet, yine ben! Yeni bir kitap yazma perilerim sonunda beni de buldu. Bu kez yepyeni bir hikâyeyle karşınızdayım! Homofobik biriyseniz lütfen Direk okumayı bırakın bu kitap BL severler için. 18+ seridir iyi okumalar.
Bu seri; dram, rekabet, dostluk, aile bağları ve zamanla değişen duyguların işlendiği bir hikâye olacak. Hikâyede özellikle Arel'in geçmişine, yaşadığı kayıplara ve buz patenindeki yolculuğuna odaklanacağız.
Eğer hikâyeyi okuyacaksanız şimdiden hepinize iyi okumalar diliyorum. Umarım Arel'in hikâyesini sever ve onunla birlikte bu yolculuğa çıkarsınız. ^^
---
BÖLÜM 1 — Buzların Üzerindeki Çocuk
Soğuk bir kış gününde, Güney Kore'nin sakin bir şehrinde dünyaya gelmişti küçük Arel.
Gözlerini açtığında gördüğü ilk kişilerden biri babaannesi Millie olmuştu. Hayat, onun için daha en başından kolay olmayacaktı. Annesini ve babasını çok küçük yaşta kaybetmişti. Bu yüzden Arel'in sorumluluğu tamamen babaannesi Millie'nin üzerine kalmıştı.
Ama Arel yalnız değildi.
Onunla birlikte büyüyen ikiz kız kardeşi Ari vardı.
İkisi çocukken neredeyse hiç ayrılmazdı. Tabii bu, sürekli iyi anlaştıkları anlamına gelmiyordu. Bazen küçücük bir oyuncak yüzünden kavga eder, bazen birbirlerinin eşyalarını saklar, hatta bazen oynarken bir yerlerini incitirlerdi.
Ama ne olursa olsun, birkaç dakika sonra yine birlikte gülüyorlardı.
Bir gün Arel, evde sıkıldığı için gizlice sahile gitmişti.
Denizin sesi ona her zaman huzur veriyordu. Kumların üzerinde dolaşırken yerdeki küçük taşları tekmeliyor, bazen de deniz kabukları topluyordu.
Tam o sırada biraz ileride tek başına oturan bir çocuk gördü.
Çocuk, elindeki taşı kuma sürtüyor ve denize bakıyordu.
Arel bir süre onu uzaktan izledi. Sonunda cesaretini toplayıp yanına gitti.
"Eee... Şey... Oyun oynayalım mı?"
Çocuk başını kaldırıp ona baktı.
Arel utangaç bir şekilde devam etti.
"Hiç arkadaşım yok da... Hep kız kardeşim Ari'yle oynuyorum."
Çocuk birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra gülümsedi.
"Olur. Ben de yalnızım. Arkadaş olalım mı?"
Arel'in yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Olalım!"
O günden sonra ikisi sahilde sık sık buluşmaya başladı.
Birlikte oyunlar oynuyor, deniz kabukları topluyor, bazen saatlerce konuşuyorlardı. Çocuk, Arel'in hayatındaki ilk gerçek arkadaşlardan biri olmuştu.
Fakat Arel onunla ilgili bazı şeyleri hiç öğrenememişti.
Adını bile.
Her buluşmanın sonunda birbirlerine el sallayıp ayrılıyorlardı.
Arel ise eve dönerken hep aynı şeyi düşünüyordu:
"Yarın yine gelir mi?"
---
Yıllar geçtikçe Arel'in çocukluğu da geride kalmaya başlamıştı.
Bir gün evde yanlışlıkla değerli bir eşyayı kırdığında korkuya kapıldı. İlk yaptığı şey suçu Ari'nin üzerine atmaktı.
Ari hemen itiraz etti.
"Ben yapmadım!"
Millie ikisine de ciddi bir bakış attı.
"Yalan söylemeyin."
Arel'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Başını eğdi.
"Ben kırdım..."
Millie bir süre sessiz kaldıktan sonra onun yanına gelip sakin bir sesle konuştu.
"Hata yapmak kötü bir şey değil, Arel. Önemli olan hatanı kabul edebilmek."
Arel başını sallayıp babaannesine sarıldı.
O evde küçük kavgalar, kahkahalar ve bazen de gözyaşları birbirine karışarak yıllar boyunca devam etti.
Arel'in hayatındaki en güzel zamanlardan bazılarıydı bunlar.
Fakat mutluluk her zaman sonsuza kadar sürmüyordu.
Ari, on sekiz yaşına geldiğinde kendi ayakları üzerinde durabilmek için evden ayrılmaya karar verdi.
Arel bunu kabullenmekte zorlandı.
Kardeşinin valizlerini hazırlamasına yardım ederken hiçbir şey söylememeye çalışıyordu.
Ari ise ona sarılıp gülümsedi.
"Merak etme. Seni unutmayacağım."
Arel gözlerini kaçırdı.
"Ben de seni."
Ari evden ayrıldığında ev bir anda olduğundan çok daha sessiz gelmişti.
Artık Arel ve Millie baş başa kalmıştı.
Fakat yıllar geçtikçe Millie'nin yaşlılığı daha fazla kendini göstermeye başladı. Yürümekte zorlanıyor, günlük işlerini yapmakta güçlük çekiyordu.
Arel ona yardım edebilmek için elinden geleni yapıyordu.
Tam da o dönemde buz pateni hayatına girdi.
Başlangıçta bunu yalnızca para kazanmak ve babaannesinin tedavi masraflarına destek olmak için yapmıştı.
Buzun üzerine ilk çıktığında dengede bile durmakta zorlanıyordu.
Düşüyor, tekrar kalkıyor ve yeniden deniyordu.
Fakat zamanla bir şey değişti.
Arel buzun üzerinde kendisini farklı hissediyordu.
Sanki bütün sorunları, korkuları ve yalnızlığı birkaç dakikalığına ortadan kayboluyordu.
Buz pateni artık yalnızca para kazanmak için yaptığı bir şey değildi.
Onun tutkusu olmuştu.
---
Arel yirmi üç yaşına geldiğinde hayatındaki en büyük kayıplardan biriyle daha karşılaştı.
Yaz aylarında babaannesi Millie hayatını kaybetti.
Cenazede Arel, tanımadığı akrabalarının arasında sessizce oturuyordu.
Herkes konuşuyor, dua ediyor ve geçmişten bahsediyordu.
Arel ise yalnızca önündeki mezara bakıyordu.
Bir süre sonra elindeki çiçekleri mezarın üzerine bıraktı.
Dudakları titredi.
"Seni kaybetmek... içimdeki boşluğu daha da büyüttü, Babaanne."
Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.
Arel başını eğdi.
"Keşke hep birlikte olabilseydik."
Bir süre daha orada kaldıktan sonra sessizce mezarlıktan ayrıldı.
Artık gerçekten yalnız olduğunu hissediyordu.
Birkaç gün sonra kendisine yeni bir ev kiraladı.
Bunun yeni bir başlangıç olacağını düşünüyordu.
Ama Arel'in bilmediği bir şey vardı.
Yeni evinde yalnız olmayacaktı.
Üstelik aynı evde kalacağı kişi, buz pistindeki en büyük rakiplerinden biriydi.
---
Kapıyı açtığımda karşıma çıkan manzara beni pek de mutlu etmemişti.
Salonun ortasında duran valizlere ve eşyalarıma baktım.
Sonra derin bir iç çektim.
Karşımda duran çocuğa baktığımda ise onun da beni süzdüğünü fark ettim.
Sonunda elimi uzattım.
"Ben Arel. Arel Lee."
Karşımdaki çocuk birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra hafifçe gülümsedi.
"İkimiz de aynı yerde antrenman yapıyoruz, değil mi? Ben de Arman. Arman Ceaser."
Elini sıktım.
"Memnun oldum. Sanırım ev arkadaşım sen olacaksın."
Arman başını salladı.
"Öyle görünüyor."
Sonra bana ikinci katın anahtarını uzattı.
Anahtarı aldıktan sonra eşyalarımı üst kata taşıdım.
Odamın kapısını kapattığımda nihayet yalnız kalabilmiştim.
Yatağın kenarına oturdum.
Odanın bir köşesine yerleştirdiğim eşyaların arasında gözüm bir fotoğraf çerçevesine takıldı.
Babaannemin fotoğrafıydı.
Çerçeveyi elime aldım.
Bir süre hiçbir şey söylemeden fotoğrafa baktım.
Sonra gözlerim doldu.
"Sen gidince hep yalnız kaldım, Babaanne..."
Sesim titredi.
"Keşke hep birlikte olabilseydik."
Gözyaşlarımı silmeye çalıştım ama başaramadım.
Bir süre sonra yorgunluk bedenimi ele geçirdi.
Çerçeveyi komodinin üzerine bıraktım ve yatağa uzandım.
Gözlerimi kapatmadan önce aklımdan geçen son şey babaannemin gülümsemesiydi.
Yarın antrenman vardı.
Saat 06.00'da uyanmam gerekiyordu.
Koç Siana beni çalıştıracak ve Olimpiyatlar için hazırlayacaktı.
Ama artık yalnızca Olimpiyatlara hazırlanmakla kalmayacaktım.
Çünkü hayatıma Arman da girmişti.
Ve henüz bilmiyordum...
Bu karşılaşma, hayatımın en büyük değişikliklerinden birinin başlangıcı olacaktı.
Devam edecek...
Sizce nasıl olmuş? Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi bekliyor olacağım. ^^
İyi okumalar! ♡