Beş yaşıma girdiğim günün üzerinden sadece birkaç gün geçmişti ki imparatorluk sarayından beklediğim haber Gece Gülü Sarayı'na ulaştı: Cariye Elodie geliyordu.
İmparator Ciro, yeni cariyesini karşılamak üzere saray kapısına inmeyecekti; bu onun gibi soğuk bir adam için şaşırtıcı değildi. Fakat bu durum, sarayın protokol dengelerinde devasa bir boşluk yaratıyordu. İmparatorluk ailesinden yaşayan ve orada bulunabilecek tek meşru kraliyet üyesi bendim.
"Prensesim... Gerçekten gitmek zorunda mısınız?" Dadım Hesperia, minik bedenime bakarken endişeden ellerini ovuşturuyordu. "İmparatorluk sarayı tefeciler ve yılanlarla dolu. Henüz beş yaşındasınız..."
"Hesperia haklı prensesim," dedi Elysia, elindeki ince beyaz eldivenleri parmaklarıma dikkatle geçirirken. "O kadının ne niyetle geldiği belli değil."
Onlara dönüp gülümsedim. "Merak etmeyin," dedim, sesimdeki olgunluğu çocuksu bir yumuşaklıkla gizleyerek. "Sadece bir karşılama olacak."
Elysia beni o gün adeta bir porselen bebek gibi giydirdi. Fırfırlı, kat kat beyaz minik elbisem, boynumdaki zarif siyah kurdele ve ellerimdeki lace-up dantel eldivenlerimle tam bir Vespera prensesiydim. Bacaklarımı saran çapraz kurdeleli beyaz ayakkabılarımla attığım her adım, sarayın mermerlerinde yankılanıyordu. Dadım Gece Gülü Sarayı'nda kalmak zorunda olduğu için ana saraya sadece Elysia ile geçebildik.
Ana sarayın devasa altın kapılı avlusunda durduğumuzda hava buz gibiydi. Çok geçmeden, üzeri altın işlemeler ve fildişi oymalarla kaplı son derece şatafatlı bir at arabası avluya giriş yaptı.
Arabanın kapısı açıldı. İçeriden, dökümlü mürdüm rengi dantel bir elbise giymiş son derece güzel bir kadın indi. Platin sarısı saçları omuzlarına dökülüyordu; soft mavi gözleri avluyu süzerken dudaklarında kibirli, küçümseyici bir gülümseme vardı. Cariye Elodie.
Gözleri avlunun ortasında tek başına, bir melek gibi duran minik bedenime kaydı.
Tam o anda, Elysia ve etraftaki muhafızların şaşkın bakışları arasında öne doğru bir adım attım. Elbisemin eteklerini hafifçe kaldırıp, başımı omurgamla aynı paralelde eğerek kusursuz, pürüzsüz bir saray reveransı yaptım. Bir yetişkin asilzadenin bile yıllarca çalışarak yapamayacağı kadar estetik ve otoriter bir duruştu bu.
Elodie’nin yüzündeki o kibirli gülümseme bir salise içinde donup kaldı. Soft mavi gözlerinde ani bir panik ve tekinsiz bir korku şimşeği çaktı. Karşısında saf, kucağa alınacak bir bebek beklerken; sarayın hakiki sahibi gibi duran, asaletini tek bir hareketle kanıtlayan 5 yaşında bir prenses bulmuştu. Koltuğunun, daha saraya adım atmadan sarsıldığını hissettiğini gözlerinden okuyabildim.
Ancak kendisini çabuk topladı. Yüzüne sahte, sinsi bir tebessüm yerleştirerek bana doğru adımladı.
"Demek Gece Gülü Sarayı'nın küçük prensesi sensin..." dedi, sesi tatlı ama arkasında iğneleyici bir ton barındırıyordu. "Majesteleri'nin seni bu kadar uzak tutmasına şaşmamalı. Bu kadar küçük bir çocuğun, gözden ırak ve terkedilmiş bir sarayda büyümesi normalı. Doğrusu, annesiz bir çocuğun bu kadar bakımsız kalacağını düşünmemiştim belliki sana iyi bakmıyorlar ama neyse ki üzerindeki eski moda kıyafetleri hizmetçilerin düzgün seçebilmiş."
Beni çocuk aklımla ezmeye, annemin yokluğunu vurmaya ve kıyafetlerimi küçümseyerek ezik hissettirmeye çalışıyordu.
Gözlerinin içine dimdik, babasından miras kalan o keskin buz mavisi bakışlarımla baktım. "İmparatorluk protokol kuralları gereği, sarayın huzuru ve tahtın geleceği her şeyden önce gelir Leydi Elodie," dedim, sesim pürüzsüz ve netliğiyle avluda yankılandı. "Gece Gülü Sarayı yalnızlık değil, Vespera prenseslerinin asaletini muhafaza ettiği bir kaledir. İmparatorluk ailesine hoş geldiniz."
Elodie söylediğim lafın ağırlığı karşısında tek bir kelime dahi edemedi. Boğazı düğümlendi. Yutkunarak yanımdan süzülüp geçti; arkasından gelen onlarca altın kaplamalı sandık ve valiz ordusu avluyu doldurdu.
Ancak ben Elodie’nin gidişini izlemiyordum.
Sarayın sütunlarından birinin gölgesinde duran, siyah üniformalı yaşlı bir uşağa kilitlenmiştim. Adam başından beri oradaydı. Her bir jestimi, Elodie'nin aşağılayıcı ima çabasına verdiğim o akıl dolu cevabı ve kusursuz duruşumu pür dikkat not ediyordu.
Bu adam...
Zihnimdeki geçmiş anılar birden berraklaştı. Annesimin öldüğü gün İmparator Ciro'nun hemen arkasında duran başuşaktı bu. Ciro'nun en güvendiği gölgesiydi.
İmparator buraya gelmemişti ama gözlerini ve kulaklarını göndermişti.
Gözlerimi uşaktan yavaşça çekip Elysia'ya döndüm. Ciro'dan nefret ediyordum; o adam benim babam olamazdı. Ama bu sarayda hayatta kalmak ve o cariyeyi kendi kazdığı kuyuya düşürmek istiyorsam, Ciro'nun gözündeki değerimi artırmak zorundaydım. Ve bugün, o uşağın İmparator'a götüreceği raporda sadece "terkedilmiş bir çocuk" değil, "imparatorluğun en zeki varisi" yazacaktı.
"Gidelim Elysia," dedim minik elimle hizmetçimin elini tutarak. "Gece Gülü Sarayı'na dönmek istiyorum."
-İmparator'un Çalışma Odası-
Devasa maun masanın arkasında oturan İmparator Ciro de Oleysa, önündeki belgelere imza atmayı durdurdu. Çalışma odasındaki mum ışığı, adamın dondurucu mavi gözlerini ve sert yüz hatlarını aydınlatıyordu. Oda buz gibi bir sessizliğe gömülmüştü.
Sessizliği kıran, gölgelerin içinden öne doğru adım atan başuşak oldu. Adam derin bir saygıyla eğildikten sonra konuşmaya başladı:
"Majesteleri... Cariye Elodie'nin karşılanma töreni tamamlandı. Ancak..."
Ciro başını kaldırmadı bile. Sesi duygusuz ve soğuktu: "Bir sorun mu çıktı?"
"Hayır Majesteleri, aksine. Sizi temsilen avluda bulunan Prenses Vivienne... Cariye Elodie'i bizzat karşıladı."
Ciro'nun kalemi tutan parmakları bir anlığına sertleşti. Beş yıldır adını dahi anmadığı, Gece Gülü Sarayı'na hapsettiği kızının adı odada yankılanmıştı.
"Vivienne mi?" dedi İmparator, sesindeki hafif şaşkınlığı gizleyemeyerek.
"Evet Majesteleri," diye devam etti başuşak, gözlerindeki hayranlığı saklayamayarak. "Prenses Vivienne, Leydi Elodie'nin karşısında kusursuz bir imparatorluk reveransı yaptı. Leydi Elodie'nin laflarındaki tüm iğneleyici imaları ve aşağılama çabalarını, bir yetişkin asilzadeyi aratmayacak yüksek bir zeka ve protokolle tek hamlede savuşturdu. Leydi Elodie neye uğradığını şaşırdı. Prensesimizin duruşu, bakışları ve asaleti... Merhum İmparatoriçe Cecilia'yı ve sizi fazlasıyla andırıyordu."
Ciro derin bir sessizliğe gömüldü. Mavi gözleri odanın karanlık bir köşesine dikildi. Zihninde, beş yıl önce karısının cansız bedeninin yanında çaresizce ağlayan o minik bebek canlandı.
Annesinin katili... Ama aynı zamanda bir imparatorluk prensesi üstelikte Vespera.
"Demek öyle..." diye fısıldadı Ciro, sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı. "Gece Gülü Sarayı'ndaki 'küçük prenses' düşündüğümüzden çok daha erken büyüyor."