BÖLÜM 20
Eve doğru yürürken Kerem’in eli hâlâ elimdeydi.
Aylar önce bu evin kapısından içeri girdiğimde, hayatımın tamamen değişeceğini bilmiyordum.
Ailem sandığım insanların aslında kim olduğunu bilmiyordum.
Kendi geçmişimi bilmiyordum.
Ve Kerem’in hayatımda bu kadar önemli bir yere sahip olacağını hiç düşünmemiştim.
Şimdi ise bütün sırlar ortaya çıkmıştı.
Ama önümüzde başka bir gerçek vardı.
Biz.
Evin kapısını açtık.
İçerisi her zamankinden daha sessizdi.
Kerem durdu.
“Garip.”
“Nesi?”
“Eskiden bu evde bu kadar sessizlik olunca bir şey saklanıyor sanıyordum.”
Gülümsedim.
“Şimdi?”
“Şimdi sadece sessizlik.”
Birlikte salona geçtik.
Masada bir zarf vardı.
Kerem zarfı gördü.
“Bu ne?”
Üzerinde benim adım yazıyordu.
Yavaşça açtım.
İçinden tek bir sayfa çıktı.
Annemin yazısıydı.
“Defne,
Sana yıllarca söyleyemediğim her şey için özür dilerim.
Biliyorum, bazı gerçekleri öğrenmek acıttı.
Ama artık kendi hayatını kendi kararlarınla yaşamanın zamanı.
Kerem konusunda da…
Senin yerine karar vermeyeceğim.
Çünkü sevgi, insanın elinden seçme hakkını almak değildir.
Ne seçersen seç, sen benim kızımsın.
Ve mutlu olmanı istiyorum.”
Mektubu bitirdiğimde gözlerim dolmuştu.
Kerem bana baktı.
“Ne yazıyor?”
Mektubu ona uzattım.
Okudu.
Sonra bana döndü.
“Demek artık kimse karışmayacak.”
“Sanırım.”
“Bu iyi.”
“Evet.”
Ama ikimiz de biliyorduk.
Her şeyin kolay olacağını düşünmek saflık olurdu.
İnsanların ne söyleyeceğini bilmiyorduk.
Ailelerin ne düşüneceğini bilmiyorduk.
Ama ilk defa karar başkasının değildi.
Bizim kararımızdı.
Kerem yanıma geldi.
“Defne.”
“Efendim?”
“Bir şeyi hiç söylemedim.”
“Neyi?”
“Seni ilk gördüğüm gün senden uzak durmaya çalıştım.”
Gülümsedim.
“Fark etmiştim.”
“Sonra ne kadar uzak durmaya çalıştıysam, seni o kadar çok düşündüm.”
“Bunu da fark etmiştim.”
Güldü.
“Her şeyi fark etmişsin.”
“Her şeyi değil.”
“Mesela?”
“Beni ne zaman sevdiğini.”
Kerem sustu.
Sonra gözlerimin içine baktı.
“Sanırım seni kaybetmekten korktuğum gün.”
Kalbim hızlandı.
“Ben de seni kaybetmekten korktuğum gün anladım.”
Birbirimize baktık.
Bu kez aramızda saklanacak hiçbir şey yoktu.
Ne geçmiş.
Ne sır.
Ne yalan.
Sadece ikimiz vardık.
Kerem elimi tuttu.
“Biliyor musun?”
“Ne?”
“Hikâyemizin adı başından beri doğruymuş.”
“Aramızdaki Yasak mı?”
Başını salladı.
“Evet.”
Gülümsedim.
“Peki şimdi?”
“Şimdi yasak değil.”
“Ne?”
“Şimdi seçim.”
Elini daha sıkı tuttum.
Ve o an anladım.
Bazı insanlar hayatımıza tesadüfen girmez.
Bazen bütün yanlışların, bütün acıların, bütün kayıpların arasından biri çıkar.
Ve sana şunu öğretir:
Geçmişini değiştiremezsin.
Ama geleceğini seçebilirsin.
Ben geçmişimi seçmemiştim.
Ailemi seçmemiştim.
Başımıza gelenleri seçmemiştim.
Ama Kerem’i seçebilirdim.
Ve o da beni seçebilirdi.
Pencereden dışarı baktım.
Güneş yavaş yavaş yükseliyordu.
Uzun zamandır ilk kez yeni bir güne korkmadan bakıyordum.
Kerem yanımdaydı.
Babam artık hayatımdaydı.
Annemin gerçek hikâyesini öğrenmiştim.
Ve yıllardır üzerimde taşıdığım bütün sırlar sonunda geride kalmıştı.
Başımı Kerem’in omzuna yasladım.
“Bitti.”
Kerem saçlarıma bakarak gülümsedi.
“Hayır.”
Başımı kaldırdım.
“Ne?”
“Bizim hikâyemiz bitmedi.”
Gülümsedim.
“Doğru.”
Son kez ellerimizi birbirine kenetledik.
Çünkü bazı hikâyeler mutlu sonla bitmez.
Bazıları…
Mutlu bir başlangıçla biter.
Ve bizim hikâyemiz, aramızdaki yasakla başladı.
Ama birbirimizi seçmemizle son buldu.