BÖLÜM 10
Fotoğraftaki yazıya bakmaya devam ediyordum.
“Defne büyüdüğünde gerçeği öğrenmemeli.”
Bu cümle gözlerimin önünden gitmiyordu.
Parmaklarım titriyordu.
“Bu ne demek?”
Kimse cevap vermedi.
Annem ağlıyordu.
Babam başını öne eğmişti.
Kerem ise bana bakıyordu.
Ama onun bakışlarında da şaşkınlık vardı.
Sanki fotoğrafta yazanları ilk kez görüyordu.
“Bunu sen mi yazdın?”
Kerem başını salladı.
“Hayır.”
“Baban mı?”
“Bilmiyorum.”
“Peki bu fotoğrafı nereden buldun?”
Kerem bir an sustu.
“Babamın odasında.”
“Ne zaman?”
“Dün gece.”
Kalbim daha hızlı atmaya başladı.
“Bana neden dün gece söylemedin?”
“Çünkü ne olduğunu bilmiyordum.”
“Şimdi biliyor musun?”
“Hayır.”
Gözlerimi ondan ayırmadım.
“Benim babamla senin babanın ne bağlantısı var?”
Kerem cevap vermedi.
Bu kez anneme döndüm.
“Sen biliyorsun.”
Annem gözlerini sildi.
“Her şeyi bilmiyorum.”
“Bildiklerini anlat.”
“Defne…”
“Anne, lütfen.”
Sesim kırıldı.
“Bunca yıldır bana yalan söylediniz. En azından şimdi gerçeği söyleyin.”
Annem derin bir nefes aldı.
“Baban öldüğünde bazı insanlar onunla ilgili soruşturma yapılmasını istemedi.”
“Kim?”
Annem sustu.
Babam araya girdi.
“Bu kadar yeter.”
Kerem bir anda ona döndü.
“Hayır.”
“Kerem.”
“Hayır baba.”
Sesindeki öfke bütün salona yayıldı.
“Sen yıllardır bu konuyu kapatıyorsun.”
Babası ayağa kalktı.
“Çünkü geçmişte kaldı.”
“Defne’nin babasının ölümü geçmişte kalmış olabilir.”
Kerem bana baktı.
“Ama Defne’nin hayatı hâlâ devam ediyor.”
Bir an kimse konuşmadı.
Sonra Kerem’in babası gözlerini kapattı.
“Bazı gerçeklerin bilinmemesi herkes için daha iyiydi.”
İçim ürperdi.
“Benim için mi?”
Bana baktı.
“Evet.”
“Benim hakkımda konuşuyorsunuz.”
“Defne…”
“Hayır!”
Ayağa kalktım.
“Benim hayatımla ilgili kararları siz vermeyeceksiniz.”
Annem bana doğru geldi.
“Canım, seni korumaya çalıştık.”
“Beni korumadınız.”
Gözlerim doldu.
“Beni karanlıkta bıraktınız.”
Odamın kapısını kapattığımda ellerim hâlâ titriyordu.
Yatağın üzerine oturdum.
Telefonumu çıkardım.
Emre’nin araması hâlâ ekranımdaydı.
“Babanın dosyasını buldum.”
Bana neden söylemişti?
Dosyada benim adım neden vardı?
Ve neden Kerem’in babasının adı geçiyordu?
Telefonum yeniden titredi.
Emre: Konuşmamız lazım.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra yazdım.
Defne: Nerede buluştun?
Cevap hemen geldi.
Emre: Evden çıkabilir misin?
Tam cevap yazacaktım ki kapımın önünde bir gölge gördüm.
Telefonu kapattım.
Kapı açıldı.
Kerem.
“Ne yapıyorsun?”
“Hiç.”
“Telefonunu neden sakladın?”
“Çünkü özel.”
Bir süre bana baktı.
Sonra gözlerini kaçırdı.
“Emre’yle mi konuşuyordun?”
Cevap vermedim.
“Defne.”
“Evet.”
Çenesi gerildi.
“Ne istiyor?”
“Buluşmak.”
“Hayır.”
Şaşkınlıkla ayağa kalktım.
“Ne?”
“Gitmeyeceksin.”
“Sen benim neyim oluyorsun da bana gitme diyorsun?”
Kerem sustu.
Sözümün ona dokunduğunu fark ettim.
“Ben sadece…”
“Hayır.”
Yanına doğru yürüdüm.
“Sen de herkes gibisin.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Benim adıma karar veriyorsun.”
“Çünkü tehlikeli olabilir.”
“Belki de bana gerçeği anlatmadığın için her şey tehlikeli geliyor.”
Kerem gözlerini kapattı.
“Emre’ye güvenmiyorum.”
“Sen ona güvenmek zorunda değilsin.”
“Ben sana güveniyorum.”
Sözleriyle duraksadım.
Kerem bana baktı.
“Tam da bu yüzden korkuyorum.”
“Benden mi?”
“Hayır.”
Bir adım yaklaştı.
“Seni kaybetmekten.”
Kalbim hızlandı.
İkimiz de birkaç saniye sustuk.
Sonra Kerem geri çekildi.
“Gitmek istiyorsan git.”
Şaşırdım.
“Ama dikkatli ol.”
“Beni durdurmayacak mısın?”
“Hayır.”
“Niye?”
Çok hafif gülümsedi.
“Çünkü sana güvenmeyi öğrenmem gerekiyor.”
Akşam olduğunda evden çıktım.
Emre beni ara sokaktaki küçük bir kafede bekliyordu.
İçeri girdiğimde hemen ayağa kalktı.
“Defne.”
“Ne buldun?”
Oturmadan sordum.
Emre etrafına baktı.
“Önce otur.”
“Emre, lütfen.”
Çantasından kahverengi bir dosya çıkardı.
Masaya koydu.
“Bunu babamın eski arkadaşlarından birinin arşivinde buldum.”
Dosyayı açtı.
İlk sayfada babamın adı vardı.
İkinci sayfada tarih.
Üçüncü sayfada ise bir isim.
Kerem’in babası.
Nefesimi tuttum.
“Bu ne?”
“Bilmiyorum.”
“Bilmiyorsan neden beni çağırdın?”
“Çünkü son sayfaya bak.”
Sayfayı çevirdim.
Bir tutanak vardı.
Altında birkaç imza.
Ve bir cümle:
“Çocuğun güvenliği için gerçek kimliği gizli tutulacaktır.”
Kaşlarımı çattım.
“Çocuğun kimliği?”
Emre başını salladı.
“Evet.”
“Burada kimden bahsediyor?”
Emre cevap vermeden önce bana baktı.
“Defne…”
“Ne?”
“Bence senden.”
Dünyam başıma yıkılmış gibi oldu.
“Benim kimliğim zaten belli.”
“Belki de sandığın gibi değil.”
“Ne demek bu?”
Emre dosyanın son sayfasını bana uzattı.
“Bunu oku.”
Sayfanın altında eski bir el yazısı vardı.
Tek bir isim.
Defne.
Ama ismin yanında benim soyadım yoktu.
Onun yerine başka bir soyadı yazıyordu.
Tanımadığım bir soyadı.
“Bu ne?”
Emre başını iki yana salladı.
“Ben de onu araştırıyorum.”
“Peki Kerem’in babası neden burada?”
“Çünkü bu dosyada onun imzası var.”
Tam o sırada kafeteryanın camından dışarı baktım.
Sokağın karşısında siyah bir araba duruyordu.
İçinde biri vardı.
Bizi izliyordu.
“Emre…”
“Ne oldu?”
“Şu arabaya bak.”
Emre döndü.
Araba birkaç saniye sonra hareket etti.
“Bizi takip ediyor olabilirler.”
“Kim?”
“Bilmiyorum.”
Dosyayı hemen kapattı.
“Buradan çıkmamız lazım.”
Ayağa kalktım.
Ama tam kapıya yönelirken telefonum çaldı.
Kerem.
Açtım.
“Efendim?”
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Kerem’in sesi geldi.
“Defne, neredesin?”
“Dışarıdayım.”
“Emre’nin yanındasın.”
Soru değildi.
Biliyordu.
“Evet.”
Sesi sertleşti.
“Eve dön.”
“Kerem…”
“Şimdi.”
“Bizi biri takip ediyor olabilir.”
Sessizlik.
Sonra sesi tamamen değişti.
“Ne?”
“Bir araba vardı.”
“Plakasını gördün mü?”
“Hayır.”
“Defne, beni dinle.”
“Dinliyorum.”
“Bulunduğun yerden ayrılma.”
“Ne?”
“Ben geliyorum.”
Telefon kapandı.
Emre bana baktı.
“Ne dedi?”
“Geliyor.”
“Kim?”
“Kerem.”
Emre’nin yüzü gerildi.
“Buraya gelmesi iyi olmayabilir.”
“Neden?”
“Çünkü eğer bu dosyayla gerçekten bağlantısı varsa…”
Cümlesini tamamlayamadı.
“Kerem’den şüpheleniyor musun?”
Emre gözlerimin içine baktı.
“Ben herkesten şüpheleniyorum.”
Yirmi dakika sonra kapının önünde siyah bir araba durdu.
Kerem indi.
Hızlı adımlarla içeri girdi.
Bizi gördüğü anda önce bana, sonra Emre’ye baktı.
“İyi misin?”
Başımı salladım.
“Evet.”
Yanıma geldi.
“Dosya nerede?”
Şaşırdım.
“Dosyayı nereden biliyorsun?”
Kerem sustu.
Emre ayağa kalktı.
“Sen nereden biliyorsun?”
Kerem ona sertçe baktı.
“Çünkü o dosyanın ne olduğunu biliyorum.”
İkimiz de donduk.
“Ne?”
Kerem gözlerini bana çevirdi.
“Defne…”
Sesi ilk kez bu kadar korkmuş çıkıyordu.
“Babanın dosyası sandığınız şey…”
Bir an durdu.
“Babanın dosyası değil.”
“Ne o zaman?”
Kerem cevap vermedi.
Sonunda dosyayı işaret etti.
“Bu dosya…”
Gözlerini kapattı.
“Senin doğumunla ilgili.”
Nefesim kesildi.
“Benim doğumumla mı?”
Kerem başını kaldırdı.
“Ve içinde yazan gerçek…”
Bir adım bana yaklaştı.
“Senin sandığın aileyi tamamen değiştirebilir.”
O an anladım.
Bütün bu sırlar babamın ölümünden daha büyük bir şeye bağlanıyordu.
Ve belki de en korkuncu…
Kerem’in ailesi, benim geçmişimin yalnızca bir parçası değildi.
Belki de…
geçmişimin tam ortasındaydı.