Defne sabahı erken uyanmayı hiç sevmezdi. Yorganın altındaki sıcaklık, dışarıdaki gri gökyüzünden çok daha çekiciydi. Ama saat 07:23’ü gösterdiğinde, annesinin kapıyı tıklatmadan açışıyla gerçek dünya yeniden üzerine çöktü. “Geç kalacaksın Defne. Hadi artık!” Defne bir iç çekip doğruldu. Bugün 10. sınıfın ilk günüydü. Her ne kadar yaz boyunca “hiçbir şey değişmeyecek” demiş olsa da, içten içe her şeyin değişeceğini hissediyordu. Çünkü bazı şeyler çoktan değişmişti. Eski sevgilisi — şimdilik “adını bile duymak istemediği kişi” — artık onunla aynı sınıfta olmayacaktı. Ne garipti… Geçen sene onun gülümsemesiyle yanakları kızarırken, şimdi onu düşündüğünde içi sıkışıyordu. Defne okul bahçesine girdiğinde tanıdık sesler arasında bir an durakladı. Zeynep’in kahkahası, yine herkesin başını döndürecek kadar parlaktı. Defne yüzünde sıcak bir gülümsemeyle ona baktı. Yanında Ceren vardı, kol kola yürüyorlardı. Defne, onlara doğru yürüdü. “Selam,” dedi Defne kısık bir sesle. Zeynep gülümsedi. “Günaydın, sabah sabah neşemiz yerinde mi bakalım?” “Senin kadar değil” dedi Defne. Buruk bir gülümsemesi vardı. Ceren heyecanla “Ders programı çıkmış galiba,hepimiz aynı sınıftayız!” deyip konuyu değiştirdi. Defne başını salladı. Daha fazlasını söylemek istedi ama o sesle kulakları çınladı. “Şebeeek!” diye bir ses yankılandı bahçede. Yusuf’tu. Her zamanki gibi elini başının üstüne koyup gölge yaparak yürüyordu. Yanında Ali vardı, gülerek ona bir şeyler anlatıyordu. Yusuf geldi, omzuna şakayla vurdu. “O eski dost bakışı neydi öyle? Film sahnesi gibi baktın bize.” Defne güldü, Yusuf yine aynı Yusuf’tu hiç büyümüşe benzemiyordu. Ali, ikisinin arasında bir anlık bakıştı. “Bugün çok sessizsin. Yoksa o kişi hâlâ aklında mı?” Defne’nin gözleri aniden karardı. “Ali,” dedi Yusuf sertçe. “Saçmalama.” “Tamam, tamam,” dedi Ali. “Sadece şaka yapıyorum.” Defne cevap vermedi. Yusuf onu bir süre süzdü. “Bugün otururuz konuşuruz. Sınıfı gördün mü?” “Henüz değil,” dedi Defne. Biraz sonra Kerem geldi. Siyah kapüşonlusunu başına geçirmişti, yüzü yorgun ama dingindi. Sessizce grubun yanına yaklaştı, başını hafifçe eğerek selam verdi. Kimse ona özel bir şey demedi ama varlığı grubu tamamlıyordu. Bir süre sonra zil çaldı ve sınıflarına çıktılar. Sınıfa girmek kolaydı, asıl zor olan o yeni düzenin içine uyum sağlamaktı. Defne, pencereden dışarı baktı; dışarısı hayatla doluydu ama o hala kendi içinde yalnızlığın soğuk gölgesindeydi. Sınıf, yeni dönemin verdiği hafif bir karmaşayla doluydu. Herkes kendi köşesinde, geçen yazı anlatıyor, defterlerini karıştırıyor ya da sıralarını değiştirmek için öğretmenin gelmesini bekliyordu. Öğle arasına daha vardı ama gürültü, öğle teneffüsünden farksızdı. Defne cam kenarında, Zeynep’le aynı sırada oturuyordu. Ceren hemen arkalarındaydı, kulaklıklarını takmış, sevgilisiyle mesajlaşıyor gibi arada sırıtıp duruyordu. Yusuf, Ali’yle birlikte arka sıralardan birini seçmişti. Yusuf elindeki kalemle sırasına ismini kazırken birden Ceren’e seslendi: “Ceren, İbrahim’le sesli mi yazılı mı konuşuyorsun? Sırıtış seviyen ‘görüntülü’ çünkü!” Ceren kulaklığını çıkardı, ters ters baktı: “Senin gıcık seviyen yine ‘en üst’ galiba.” Yusuf kahkahayı bastı. “Kesin aşıksınız ya. Ben böyle sırıtamam mesajla.” Ali, Yusuf’a yaslanarak Defne’ye doğru eğildi. “Bu arada dün Esra’ya yazdım. Düşün… beş dakika içinde cevap geldi. Başlangıç için umut verici.” Defne gözlerini devirdi. “Yine mi Esra? Geçen dönem de yazmıştın.” Ali gülümsedi. “O zaman hazır değildi. Şimdi… bence kollarımda erimeye hazır.” Zeynep söze girdi. “Senin kolların değil de kelimelerin daha çok erimeye sebep oluyor. Ama sinirden.” Yusuf hemen döndü, Zeynep’e bakarak gözlerini kıstı: “Yine o bakış… sinirli misin? Ciddi soruyorum. Sabah kahvaltıda limon mu yedin?” Zeynep göz devirdi, sonra Defne’ye dönerek alçak sesle fısıldadı: “Bu çocuk beni bir gün delirttikten sonra özür mektubu yazmak zorunda kalacak.” Yusuf oturuşunu dikleştirdi ve kendinden emin bir şekilde “ben sadece aşk mektubu yazarım şekerim” dedi. Defne güldü, ama gözleri bir an Kerem’e kaydı. Sınıfın köşesindeki sırada tek başına oturuyordu. Çantasını açmış, bir deftere bir şeyler çiziyordu. Kafasını bile kaldırmamıştı. Ceren aniden ayağa kalktı. “Biri gelsin Kerem’i biraz sosyalleştirsin, çocuğu biz mi unuttuk yoksa o mu bizi?” Yusuf ayağa kalktı, elini kalbine koyarak dramatik bir sesle konuştu: “Kerem! Ah sevgilim, yalnız savaşçım! Bize dön! Sırana değil, kalbimize dön!” Kerem kafasını yavaşça kaldırdı, hafif gülümseyerek sadece bir şey mırıldandı: “Sizin kalbiniz fazla gürültülü. Kulak tırmalıyor.” Sınıfta bir kahkaha daha koptu. Tam o sırada kapı açıldı, öğretmen içeri girdi. Herkes aniden yerine oturdu. Gülüşmeler kesildi, ama suratlardaki ifadeler hâlâ aynıydı. Yeni bir yıl başlamıştı, dersler, sınavlar, kavgalar, barışmalar… Ve en çok da anılar. Defne pencereden dışarı baktı. İçinde garip bir huzur vardı. Bu sınıf, bu insanlar… belki de en karmaşık ama en gerçek haliyle “hayat” tam olarak buydu. İnsan daha ne isteyebilirdi ki? Zehir gibi geçen coğrafya dersinin ardından İlk ders bitmişti. Öğretmenin sınıftan çıkmasıyla herkes bir anda canlanmış gibiydi. Sandalyeler çekildi, çantalar açıldı, su şişeleri çıkartıldı. Defne sırtını sıraya yasladı, derin bir nefes verdi. Zeynep hemen çantasından bir paket bisküvi çıkardı. “Kahvaltı yapmamıştım, midem kendini yemeye başladı,” dedi. Ceren eğildi, Zeynep’in elinden bir tane aldı. “Obi az önce aradı, ama sınıftaydım diye açamadım. Şimdi kesin trip atar.” Yusuf hemen devreye girdi: “Obi mi? Yani adamın adı İbrahim ama sen ona ‘Obi’ diyorsun. Star Wars evreni gibi yaşıyorsunuz.” Ceren göz devirdi. “Yine başladın.” Defne başını iki yana salladı. “Yusuf, sabah sabah Ceren’e takıldın, sonra Zeynep’e… Şimdi sırada kim var?” Ali kolunu kaldırdı. “Ben! Bana da sataş, kıskanıyorum aşkitom.” Dedi ve Yusuf’a göz kırptı. Yusuf kahkaha attı. “Sana sataşmaya gerek yok, sen kendi kendine zaten hikâye yazıyorsun. Dün akşam Esra’yla konuştuk diyor, ama kızın haberi yok.” Ali başını salladı. “Vallahi yazıştık. Emojiyle gülmek de bir duygudur.” Bu sırada Kerem, ön sırada sessizce oturuyordu. Kalemini döndürüp duruyor, konuşmalara kulak kabartıyordu ama katılmıyordu. Zeynep, onun farkındaydı. “Kerem, seni çok sessiz gördüm. Bir şey mi var?” Kerem başını kaldırmadan konuştu. “Yok. Sadece… insan bazen laf kalabalığının içine düşmemeyi seçer.” Yusuf eğildi, gözlerini kısıp ciddi bir ifadeyle sordu: “Laf kalabalığına beni mi dahil ettin şimdi?” Kerem ilk defa hafifçe gülümsedi. “Sen şiir gibisin Yusuf. Ama kafiyesiz.” Sınıf bir anda kahkahaya boğuldu. Yusuf elini göğsüne götürdü. “Bu bir övgü mü, hakaret mi, anlamadım.” Defne ise sessizce aralarındaki muhabbeti izliyordu. Bir yandan da sıranın ucunda oturan eski sevgilisi – başka bir sınıfa geçmiş olsa da – yan sınıftan geçerken pencereden görünmüştü. Göz göze gelmediler ama o birkaç saniyelik an, Defne’nin içini sıkıştırmaya yetmişti. Zeynep onun dalgınlaştığını fark etti. “Ne oldu?” Defne omuz silkti. “Hiç. Sadece dışarı baktım.” Ali eğildi, hafif sesiyle konuştu. “Senin gözün dışarda değil. Senin gözün geçmişte.” Yusuf bunu duyar duymaz atladı: “Ooo Ali’nin tespitleri sertleşiyor. Duygusal Ali geri döndü.” Zil çaldı. Herkes toparlandı ama gülümsemeler eksik değildi. Gülümsemelerin altında saklananları sadece onlar biliyordu. Herkesin içinde başka bir hikâye vardı, ama dışarıdan bakıldığında sadece “aynı sınıf”tılar.
Bölüm 1
Aynı Sınıf
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.