Mesaj geldikten sonra odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Vera konuşmadı.
Yaman da.
Çünkü bazı tehditler kelimelerden oluşmazdı. Bazıları yalnızca ne kadar şey bildiklerini gösterirdi.
Telefon masanın üzerinde duruyordu.
"Sadece seni değil, adını da biliyorum."
Basit bir cümleydi.
Ama Yaman'ın dikkatini çeken şey başka bir şeydi.
Mesajdaki hata.
Gönderen yoktu.
Numara yoktu.
Sistem kaydı yoktu.
Sanki mesaj telefona gönderilmemişti.
Sanki hep oradaydı.
Yaman telefonu cebine koydu.
"Bir yere gidiyoruz."
Vera hemen sordu:
"Nereye?"
"Bu mesajın gelmesini isteyen kişinin bıraktığı yere."
Vera kaşlarını kaldırdı.
"Mesajdan konum mu çıkardın?"
"Hayır."
"Öyleyse?"
Yaman kapıya yürüdü.
"Mesajın amacı korkutmak değil."
Vera onu takip etti.
"Ne?"
"Amacı dikkatimi belirli bir noktaya çekmek."
Asansör aşağı inerken ikisi de konuşmadı.
Şehir gecenin içinde yaşıyor gibiydi.
Ama Yaman'ın aklında başka bir soru vardı.
Birisi neden onunla oyun oynuyordu?
Ve daha önemlisi...
Neden şimdi?
Arabaya bindiklerinde telefon yeniden titredi.
Bu kez mesaj yoktu.
Sadece bir fotoğraf.
Eski bir bina.
Karanlık.
Terk edilmiş gibi görünen bir depo.
Fotoğrafın sağ alt köşesinde küçük bir detay vardı.
Bir tarih.
Tam on yıl öncesine ait.
Vera ekrana baktı.
"Bu yeri tanıyor musun?"
Yaman'ın yüzü ilk kez değişti.
Çok hafif.
Ama değişmişti.
Vera bunu fark etti.
"Tanıyorsun."
Yaman gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
"Evet."
"Nasıl?"
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Yaman cevap verdi:
"Çünkü bu, her şeyin başladığı yer."
Arabanın motoru çalıştı.
Gece sessizdi.
Ama bir yerde, onları izleyen kişi muhtemelen gülümsüyordu.
Çünkü Yaman Aksoy yıllardır kaçtığı kapının önüne geri dönmek üzereydi.