İçeriğe geç

Arada Kalan Gölgeler

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Arada Kalan Gölgeler

Bölüm 3

Av Başlıyor

Dean silahını kaldırmış halde birkaç saniye daha yukarıyı dinledi.

Sessizlik.

Sadece yağmurun eski değirmenin çatısına vuran ince sesi vardı. Damlalar paslı metallere çarptıkça düzensiz bir ritim oluşuyordu. Rüzgâr, binanın çürümüş gövdesinin arasından geçerken içeriden boğuk bir uğultu çıkarıyordu; sanki değirmen nefes alıyordu.

Bir gıcırdama duyuldu.

Bu kez ses dışarıdan değil, doğrudan içeriden geldi.

Dean’in yüzü anında değişti. Dişini sıktı. Gözleri değirmenin girişine kilitlendi. Refleks gibi, eli ceketinin içine kaydı.

“Tamam,” dedi alçak ama net bir sesle. “Bu ses içeri girme kararımı verdi.”

Sam çoktan el fenerini çıkarmıştı. Işığı kapıya tuttu. Çürümüş ahşap kapı yarı açıktı; paslı menteşeler rüzgârla hafif hareket ediyor, her kıpırdanışta ince bir gıcırtı sesi çıkarıyordu.

Yasemin istemsizce binaya baktı.

İçerisi karanlıktı.
Ama normal bir karanlık değil.

Sanki ışık içeri girmek istemiyordu. El fenerinin aydınlattığı alan bile birkaç metreden sonra yutuluyordu.

Dean bunu fark etti.
Onun her şeyi fark eden o sinir bozucu alışkanlığı vardı.

“Fikrini değiştirdiysen arabada bekleyebilirsin.”

Yasemin gözlerini ondan ayırmadı.
“Sen gerçekten insanların bunu dediğinde arabada beklediğine inanıyor musun?”

Dean’in ağzının kenarı çok hafif kıpırdadı.
Neredeyse gülümseme sayılabilecek kadar kısa bir hareketti.

“Nadiren.”

Ama bakışları hâlâ sertti.
Hâlâ hesap yapıyordu.
Dean’in vücudu rahat görünüyordu belki ama Yasemin artık bunun bir yanılsama olduğunu anlamaya başlamıştı. Omuzları gevşek olsa bile ağırlığını ayaklarına dengeli veriyordu. Sağ eli ceketine yakın duruyordu. Gözleri sürekli hareket ediyordu.

Çıkışları.
Köşeleri.
Tehdit ihtimallerini.

Sam ikisinin arasına bakıp kısa bir nefes verdi.
“Harika. Hepimiz akıllı kararlar veriyoruz o zaman.”

Dean ilk adımı attı.

Kapı itildiğinde eski tahta gıcırdadı.

İçeri girdikleri anda hava değişti.

Dışarının soğuğu başka bir şeydi; buradaki ise canlı olmayan bir soğuktu. Nemli tahta kokusu pasla karışıyordu. Çok daha dipteyse başka bir koku vardı.

Eski kan.

Yerler çamurluydu. Tavandan sarkan zincirler rüzgâr olmamasına rağmen hafifçe sallanıyordu. Bir tanesi metal sürtünmesiyle ince bir ses çıkardı.

Dean bunu duyunca başını anında kaldırdı.
Silahı yarım santim yükseldi.

Sam ışığı yerde gezdirdi.
“Sürüklenme izleri içeride devam ediyor.”

Çamurun üstünde düzensiz çizgiler vardı. Sanki ağır bir şey yerde çekilmişti. Ama izlerin bazı yerlerde kesilmesi kötü hissettiriyordu; çünkü bu, cesedin bazen taşınmadığı anlamına geliyordu.

Bazen kendi yürümüş gibi görünüyordu.

Dean çömeldi. Parmaklarını çamura dokundu.
“Yeni.”

Parmaklarını birbirine sürttü.
Henüz kurumamıştı.

Yasemin istemsizce yukarı baktı.

Karanlığın içinde bir gölge bir anlığına kirişlerin arasından geçti.

İnsan gibi değildi.

Dean bunu anında fark etti.
“Neye bakıyorsun?”

“O şey buradaymış.”

“Onu biz de anladık.”

Yasemin gözlerini yukarıdan ayırmadı.
“Hayır,” dedi sessizce. “Hâlâ burada.”

Bu cümleden sonra içerideki sessizlik değişti sanki.

Daha ağır oldu.

Sam yavaşça başını kaldırdı. El fenerinin ışığı ikinci kata kaydı.

Kırık korkuluklar.
Paslı metal parçaları.
Çürümüş tahtalar.

Ve duvara kazınmış bir sembol.

Sam’in yüzü anında ciddileşti.
“Dean.”

Dean ışığı takip etti.
Bir saniye içinde yüzündeki tüm alay kayboldu.

“Gördüm.”

Sembol spiral şeklindeydi ama merkezindeki oyuklar düzensizdi. Sanki biri tahtayı bıçakla değil, tırnaklarıyla parçalamıştı. Ahşabın etrafında koyu lekeler vardı.

Kan gibi.

Yasemin’in nefesi kısa süreliğine takıldı.

O sembolü biliyordu.

Çok iyi biliyordu.

Ve bunu belli ettiği anda işlerin geri dönülmez şekilde değişeceğini de.

Dean bunu kaçırmadı.

Tabii ki kaçırmadı.

Bakışları anında Yasemin’e döndü.
“Bu yüzü tanıyorum,” dedi yavaşça. “Bir şey biliyorsun.”

“Bilmiyorum.”

“Yalan söyleme.”

Kelimeler ağzından sert çıktı.
Tereddütsüz.

Yasemin sinirle ona döndü.
“Şu an bunu mu yapıyoruz gerçekten?”

Dean bir adım yaklaştı.

“Üç cesetli bir değirmendeyiz,” dedi alçak sesle. “Yukarıda ne olduğu belli olmayan bir şey dolaşıyor ve sen o sembolü görünce hayalet görmüş gibi oldun.” Çenesi hafif kasıldı. “Evet. Tam olarak bunu yapıyoruz.”

Sam hemen araya girdi.
“Dean.”

Ama Dean gözünü Yasemin’den ayırmıyordu.

Aniden üst katta aynı gölge tekrar geçti.

Hızlı.

Işığın erişemeyeceği kadar hızlı.

Sam refleksle el fenerini kaldırdı.
“Hey!”

Tak.

Tak.

Tak.

Koşma sesi.

Ama düzensizdi.
İnsan adımı gibi değil.

Dean küfür edip merdivene yöneldi.
“Git!”

Üçü aynı anda yukarı çıktı.

Merdivenler ağırlıklarıyla gıcırdıyor. Çürümüş tahtalar ayaklarının altında çatırdıyordu. Yasemin bir an ayağının altındaki basamağın çökeceğini düşündü.

Dean en öndeydi.
Silahını elinde hazır bekliyor.
Gözleri sürekli hareket ediyordu.

Sağ.
Sol.
Tavan.
Köşeler.

Tetikteydi.
Tam anlamıyla.

Yasemin bunu şimdi daha net görüyordu.
Dean Winchester asla tamamen rahat değildi.

İkinci kata çıktıklarında hava daha da soğudu.
Nefesleri görünür hale geldi.

Sam etrafı taradı.
“Tuz işe yaramıyorsa hayalet değildir.”

Dean gözünü karanlıktan ayırmadan cevap verdi.
“Belki hibrit bir şeydir.”

Bir ses duyuldu.

Hemen yanlarında.

Fısıltı gibi.

Yasemin dondu.

Bir kadın sesi geldi kulağının içinden.

“Sakın gözlerine bakma...”

Boynundaki tüyler diken diken oldu.

Yavaşça başını çevirdi.

Karanlığın içinde biri vardı.

Uzun.
Anormal derecede ince.

İnsan şekline benziyordu ama oranları yanlıştı. Kolları fazla uzundu. Başını eğiş açısı bile doğal durmuyordu.

Ve gözlerinin olması gereken yerde…

Boşluk vardı.

Kapkara.
Derin.

Yaratık bir anda hareket etti.

Dean refleksle tetiğe bastı.

PAT.

Silah sesi değirmenin içinde yankılandı.

Tuzlu mermi yaratığa çarptı ama yaratık geriye savrulmak yerine tavana sıçradı. Hareketi o kadar hızlıydı ki insan gözü takip etmekte zorlanıyordu.

Sam küfür etti.
“Dean!”

Yaratık tavanda örümcek gibi ilerlemeye başladı.

Tahta yüzeyler ağırlığı altında gıcırdıyordu. Uzun uzuvları karanlığın içinde bozuk bir gölge gibi hareket ediyordu.

Yasemin istemsizce geri çekildi.

Ve düşünmeden konuştu.

“Göz teması kurmayın!”

Sözler ağzından çıkar çıkmaz pişman oldu.

Sessizlik çöktü.

Dean anında ona döndü.

Bakışı değişmişti artık.

Şüpheden öteye geçmişti.

“...Ne dedin?”

Ama artık çok geçti.

Çünkü yaratık durmuştu.

Tavanda hareketsiz kaldı.

Sonra yavaşça
çok yavaşça

Başını Yasemin’e çevirdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.