İçeriğe geç

ANONİM AŞK (SİYAH KAN SERİSİ 1)

Bölüm 3 · 18 dk okuma

ANONİM AŞK (SİYAH KAN SERİSİ 1)

Bölüm 3

3)AY IŞIĞI (ÖZEL BÖLÜM)

Salon ışıklarla donatılmış, kristal avizeler parıldıyordu. Büyükelçi Yusuf Çelen adına düzenlenen bu davet, şehrin en seçkin insanlarını bir araya getirmişti. Siyah takım elbiseler, zarif elbiseler, şampanya kadehleri…

Ama Sunay Çelen için burası sadece bir zorunluluktan ibaretti.

On dokuz yaşındaydı. Babasının diplomatik misyonlarının gölgesinde büyümüştü ve bu tür davetler ona hep yapay gelirdi. Ama o gece, değişmek üzereydi.

Bir adım attığında, kalabalığın içinde bir çift göz ona takıldı.

Aybars Köybaşı.

Yirmi sekiz yaşında, kararlı, güçlü, tehlikeli bir çekime sahipti. İş dünyasında adını duyurmuş, herkesin saygı duyduğu biri… Ama o an, gözlerinde başka bir şey vardı.

İlk bakış.

Sunay farkında olmadan nefesini tuttu.

"Beni böyle izlemek için bir sebebiniz var mı?" dedi.

Aybars hafifçe gülümsedi.

"Sebep mi?" dedi. "Gözler bazen bir sebep aramaz, sadece görmek ister."

Sunay, kalabalığın arasındaki sesleri duymuyordu artık. İçindeki kıvılcım hızla büyüyordu.

"Böyle konuşmaya alışık değilsiniz, değil mi?" diye sordu Sunay, merakını gizlemeden.

"Sadece doğru kişiyle konuşunca farklı oluyor." dedi Aybars.

Salonun içinde bir hareketlilik vardı. Diplomatik sohbetler, kadeh sesleri, gülüşmeler… Her şey fazlasıyla sıradandı. Ama o gece Sunay Çelen için sıradan bir şey yoktu.

Kalabalığın içinde Aybars Köybaşı’nın bakışlarını üzerinde hissetti.

Bir anlığına göz göze geldiler. Zaman durdu.

Sonra Aybars, şampanya kadehini masaya bıraktı. Hafif bir gülümseme ile ona doğru ilerledi.

Aybars "Bir davette eğlenmek gerekmez mi?" dedi . "Diplomatik ortamlarda eğlenmek biraz lüks gibi geliyor." "Bazı lüksleri hak ediyorsun."dedi Aybars.

Sunay’ın kalbi hızlandı "Benimle dans eder misin?" diye sordu Aybars.

Sunay tereddüt etti. Ama gözlerinde bir meydan okuma vardı.

Sunay elini uzatarak "Neden olmasın?" dedi.

Ve o an, müzik başladı.

İlk adım.

İlk dönüş.

Aybars, Sunay’ı dikkatlice yönlendirirken, Sunay her hareketi kendine özgü bir zarafetle karşılıyordu.

"İyi dans ediyorsun."

Sunay gözlerini kaçırmadan "İlk defa bu kadar iyi yönlendiriliyorum." dedi.

Kalabalık artık önemsizdi.

Sadece onlar vardı.

Ve bu gece, hikayeleri burada başlamış oldu.

Davet sona erdiğinde, salonda kalan tek şey loş ışıklar ve yankılanan fısıltılardı.

Sunay, babasıyla kısa bir konuşmadan sonra sessizce evine döndü. Gecenin karmaşası geride kalmıştı, ama zihnindeki düşünceler hâlâ akıyordu.

Aybars.

Onun bakışları.

Onun sözleri.

Bu gece, bir şeylerin başlangıcı gibi hissediliyordu.

Evin kapısı tam kapanmıştı ki, bir araba sessizce dışarıda durdu.

Kapı tekrar açıldığında, karşısında Aybars’ı buldu.

Şaşırmadı. Ama şaşırması gerektiğini düşündü.

"Burada ne yapıyorsun?"

Aybars gülümseyerek "Bu gece bitti mi?" diye sordu.

Sunay "Genelde davetlerin bir sonu olur." diye yanıtladı.

"Belki bu gece için değil."

Sessizlik.

Sunay "Beni görmek için mi geldin?" diye sordu.

Gözlerini kaçırmadan "Seni görmek için geldim. Ama daha çok, seni tanımak için."

Sunay, kapının eşiğinde duruyordu. İçeri davet etmeli mi?

Ama bunu düşünmeden önce, çoktan içeriye adım attığını fark etti.

İki gün sonra, Sunay Çelen malikaneye adım attığında, her şeyin farklı olduğunu hissetti.

Gecenin içinde, ihtişamın arasına saklanmış bir samimiyet vardı.

Aybars Köybaşı, sessizce masanın yanında bekliyordu. Gözlerinde ne iş dünyasının sertliği vardı, ne de diplomatik ağırlık.

Bu gece, sadece bir adam ve bir kadın vardı.

Yemek boyunca sessizlik anları, gizli bakışları ve ufak dokunuşları vardı.

Ama Sunay, içeride çok daha büyük bir şeyin saklandığını biliyordu.

Aybars, yemeğin sonuna yaklaşırken elini ceketinin içine attı. "Bu akşam sadece bir yemek olsun istemedim."

Sunay hafifçe başını yana doğru eğdi. "Ne olsun istedin?"

O an, Aybars elini uzattı.

Kutuyu açtığında, içindeki ışık yüzüğün üzerinde parladı.

Bir ay.

Ay şeklinde, elmastan yapılmış bir yüzük.

"Çünkü sen geceyi aydınlatan şeysin."

Sunay gözlerini kaçırmadan "Bu ne anlama geliyor?" diye sordu.

Aybars derin bir nefes alarak "Sana bir teklif. Benimle birlikte, ışık ve karanlık arasında yürümeye var mısın?"dedi.

O an, her şey değişti.

Sunay Çelen, gözlerini yüzüğe dikti. Ay şeklinde, saf elmastan yapılmış bir mücevher.

Parıltısı, odadaki ışıkları yansıtıyordu. Ama o an Sunay, sadece Aybars’ı görüyordu.

Sessizlik, içinde yankılanan kelimelerden daha gürdü.

Aybars "Sana bir teklif."

Sunay başını kaldırdı.

"Cevap vermemi bekliyor musun?"

Aybars gözlerini kaçırmadan "Bekliyorum." dedi.

Sessizlik.

Sonra Sunay hafifçe gülümsedi.

Elini uzattı.

Yüzüğü parmağına taktı.

"Evet."

Aybars derin bir nefes alarak "Gerçekten mi?" diye sordu.

Sunay "Sana hayır diyemem." diye cevapladı.x

Sunay Çelen için yeni bir hayatın kapısı açılmıştı. Aybars Köybaşı’nın görkemli malikanesi artık onun yeni yuvasıydı.

Odanın içinde ağır bir sessizlik vardı. Yeni bir başlangıç, yeni bir düzen… ama aynı zamanda yeni yüzler.

Sunay, ilk kez Köybaşı ailesinin gerçek dünyasına adım atıyordu.

Ve o an, bir çift göz ona sertçe süzüldü.

İlknur Köybaşı.

İlknur "Sen gerçekten burada mı yaşayacaksın?" dedi.

Sunay hafifçe gülümseyerek "Evet, Aybars böyle istedi." diye yanıtladı.

"Abim bazen fazla hızlı karar verir." dedi İlknur kıskanç bir tavırla.

Sunay rahat bir tavırla "Belki de doğru kararları hızlı veriyordur." dedi.

"Seni tanımıyorum. Ama tanımak zorunda da değilim."

Sunay dikkatlice onu süzdü."Ama burada beraber yaşayacağız, değil mi?"

İlknur kısa bir sessizliğin ardından "Bunu zaman gösterecek." diye yanıtladı.

Sunay Çelen malikaneye adım attığından beri, İlknur Köybaşı hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını hissediyordu.

Aybars artık farklıydı. Onun ilgisi değişmişti. Artık sadece Sunay’ı görüyordu.

Bu düşünce, İlknur’un içinde sessizce büyüyen bir öfkeye dönüştü.

Bir akşam, sessizce malikaneden ayrıldı.

Kimseye haber vermedi.

Gittiği yer belliydi. Gizli bir karar, abisinden saklanan bir evlilik…

Ve o gece, Köybaşı ailesi için yepyeni bir kriz başlamış oldu.

İlknur Köybaşı, malikanede yalnız kalmıştı.

Sunay gelmişti. Ve artık abisi tamamen değişmişti.

Aybars, eskisi gibi ona dikkat etmiyordu. Eskisi gibi onu korumuyordu.

Bu düşünceler öfke ile karıştı. Kıskançlık ile büyüdü.

Ve İlknur, en büyük hatasını yapmaya karar verdi.

O gece, Fatih Arslan’ın mekanına gitti.

Fatih Arslan, yeraltı dünyasında saygı gören, sert kararları olan, tehlikeli bir adamdı.

Ama Aybars’a karşı en büyük düşmandı.

İlknur gözlerini kaçırmadan masaya oturdu.

Fatih Arslan "Köybaşı’nın prensesi burada ne arıyor?" diye sordu sırıtarak.

İlknur ise ciddi bir tavırla "Bir anlaşma yapmak istiyorum." dedi.

"Senin gibi biri benimle ne anlaşması yapabilir?"

"Sen Aybars’ı yok etmek istiyorsun. Ben de ona en büyük darbeyi vurmak istiyorum."

Fatih tehlikeli bir gülümseme ile "Demek böyle..." dedi.

İlknur derin bir iç çekti "Benimle evlen."

Fatih ise "Bu, bugüne kadar duyduğum en güzel teklif olabilir." diye yanıtladı.

Ve o gece, İlknur Köybaşı, en büyük düşmanı ile evlenmeye karar verdi.

Aybars bunu öğrendiğinde, bu savaş artık kişisel olacaktı.

Sunay Çelen’in hayatı, malikane duvarlarının içinde sessizce değişiyordu.

Birkaç hafta önce Aybars Köybaşı’nın teklifini kabul etmişti. Şimdi ise içinde saklaması gereken bambaşka bir gerçek vardı.

Hamileydi.

Ama bunu söyleyemezdi.

Aybars’ın dünyası keskin kararlar ve stratejik hamlelerle doluydu. Bir çocuk… Bu, planlanmamış bir şeydi.

İçinde bir korku büyüyordu. Ama aynı zamanda bir bağlılık.

Ancak sırlar sonsuz kalmazdı.

Sunay aynaya bakarken, içindeki fırtına büyüyordu.

Sunay "Bunu nasıl saklayabilirim?" diye fısıldadı.

Kapının arkasında adımlar duyuldu.

Aybars Köybaşı içeri girdi.

Gözleri hemen Sunay’a odaklandı. Daha önce fark etmediği bir şeyleri fark ediyormuş gibi.

"Sen farklı davranıyorsun."

Sunay gözlerini kaçırmadan "Neden böyle düşündün?" dedi.

Sessizlik.

Aybars Sunay'a doğru yaklaşarak "Bir şey mi saklıyorsun?" diye yarıtladı Sunay'ın sorusunu.

O an, Sunay daha fazla kaçamadığını anladı.

Sunay derin bir nefes alarak "Ben…"

Gözleri kısaca kapandı. Sonra dudaklarından döküldü.

"Hamileyim."

Sunay Çelen’in itirafı odada yankılandığında, zaman bir anlığına durmuş gibi oldu.

Hamileyim.

Bu kelime, Aybars Köybaşı’nın bakışlarını bir anda aydınlattı. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra...

Aniden Sunay’ı kollarına aldı, sıkıca sarıldı ve sevincinden onu havaya kaldırarak döndürmeye başladı.

"Bunu nasıl benden saklamaya çalıştın, Sunay?!"

Sunay gülerek "Bilmiyorum! Söylemeliyim, ama aynı zamanda korkuyordum…"dedi.

"Korkacak bir şey yok! Bize en büyük hediyeyi verdin!"

Sunay, onun kollarında dönmeye devam ederken, kahkahalarına engel olamadı.

Sonra Aybars bir an durdu.

Sunay’ın gözlerinin içine baktı.

Aybars "Yarın ilk iş nikahımızı kıymak olacak." dedi.

Ve o an, bu hikaye artık sadece bir aşk hikayesi değil, bir aile hikayesine dönüşüyordu.

Güneş yavaşça yükselirken, malikanede tatlı bir heyecan vardı.

Bugün, Sunay Çelen artık Sunay Köybaşı olacaktı.

Aybars, nikah salonuna adım attığında gözleri doğrudan Sunay’a odaklandı.

O, artık sadece sevdiği kadın değil, ailesinin bir parçasıydı.

Sunay ve Aybars yan yana durduklarında, herkesin içinde derin bir sessizlik oldu.

"Aybars Köybaşı, Sunay Çelen ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Aybars gözlerini kaçırmadan net bir sesle "Evet." diye yanıtladı.

"Sunay Çelen, Aybars Köybaşı ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"

Sunay gülümseyerek hiç tereddüt etmeden "Evet." diye yanıtladı.

Ve o an, Sunay artık bir Köybaşı idi.

Aybars bir an bile beklemeden, Sunay’ı kollarına aldı, havaya kaldırdı ve sevincini gizlemeden döndürdü.

Aybars "Artık resmen benimlesin!" dedi.

Kutlamalar başladı, kahkahalar yükseldi, mutluluk dalgaları tüm malikaneye yayıldı.

Bu sadece bir evlilik değildi. Bu, bir dönemin başlangıcıydı.

Tam o sırada…

Kapı sertçe açıldı.

İçeriye Fatih Arslan ve İlknur Köybaşı girdi.

Sert adımlarla ilerlediler. Fatih’in yüzünde kurnaz bir gülümseme, İlknur’un gözlerinde meydan okuyan bir parıltı vardı.

Fatih gözlerini Aybars'a dikerek "Mutluluğunuzu bölüyorum ama bizim de mutluluğumuz çok özel." dedi.

O an, malikanenin içindeki hava değişti.

Fatih elini ceketinin içine attı, yavaşça bir belge çıkardı.

Aybars’ın önüne uzattığında, her şey sessizlikle örtüldü.

Aile cüzdanı.

İlknur, en büyük düşmanı ile evlenmişti.

"Artık biz de bir aileyiz, Aybars."

Ve o an, Aybars’ın yüzü karardı.

Aybars’ın yüzü anında sertleşti.

Bir adım attı.

Bir saniye sonra, Fatih’in yakasına yapıştı.

"Sen nasıl benim kardeşimin aklını çelersin?!"

Fatih kahkaha atarken, İlknur geriye doğru çekilmedi.

Tam tersine gözleri ışıldadı.

Ve abisine meydan okuyarak konuştu.

İlknur net bir şekilde "Benim de mutlu olmaya ihtiyacım var. Tıpkı senin gibi." dedi.

Bu sözler, içindeki fırtınayı kopardı.

Artık bu kavga sadece bir evlilik meselesi değildi.

Bu, Köybaşı ailesinde geri dönüşü olmayan bir savaştı.

İki ay sonra...

Malikanede her şey eskisi gibi görünüyordu. Ama gizli bir kriz sessizce büyüyordu.

İlknur Köybaşı, hamileydi.

Ama bu, onun için bir zafer değil, bir savaşın başlangıcıydı.

Fatih Arslan’ın yanında olmak zorunda kalmıştı. Bu evlilik bir meydan okuma gibi başlamıştı, ama şimdi onun için bir kaçış bile yoktu.

Ve gerçekler sonunda Aybars’a ulaştığında...

Büyük bir fırtına kopacaktı.

Malikanede gergin bir hava vardı. Sunay, İlknur’un yüzünde beliren değişimi fark etmişti.

Ama bunu açıkça söyleyemedi. Çünkü gerçeği açıklamak İlknur’a düşüyordu.

Bir akşam, haber geldi.

Fatih, herkesi karşısına alarak duyurdu.

Fatih gülümseyerek "Aybars, çok özel bir haberim var. İlknur artık sadece benim eşim değil, aynı zamanda çocuğumun annesi olacak."

Sessizlik.

Birkaç saniye boyunca, Aybars hiçbir şey söylemedi.

Sonra…

Aniden gülümsedi.

Aybars "Kardeşim için mutluyum." dedi.

Fatih kurnazca gülümseyerek "Demek öyle?" dedi.

Ama o an, Sunay Aybars’ın gözlerinde çok daha farklı bir şey gördü.

Öfke.

Sessizce büyüyen, kontrol edilemez bir intikam. "Fatih, iyi haberin var. Ama benim de bir haberim var."

Fatih kaşlarını kaldırarak "Ne hakkında?" diye sordu. "Bu savaş artık kişisel.

Köybaşı Malikanesi’ndeki sükûnet, yerini çatışma seslerine bırakmıştı.

Aybars Köybaşı ve Fatih Arslan, artık sadece rakip değil, kanlı bir savaşın içinde iki düşmandı.

Sözler bitmiş, silahlar konuşmaya başlamıştı.

İlk hamleyi Aybars yaptı. Sert bir yumrukla Fatih’i geri itti. Ama Fatih beklenenden daha hızlıydı.

Silahı çekti.

Silah patladı.

Sunay çığlık attı. İlknur geri çekildi. Malikanede kan kokusu yayılmıştı.

Aybars, omzunu tuttu.

Kurşun, etini parçaladı.

Ama düşmedi. Yalpaladı, ama gözlerindeki öfke hiç azalmadı.

Fatih silahını indirerek "Bu sadece başlangıç." dedi.

Aybars derin bir nefes alarak "Hayır, Fatih. Bu, senin sonun olacak." dedi.

Ve o an, Köybaşı ailesi için savaşın gerçek anlamda başladığı andı.

Silah sesi malikanenin duvarlarında yankılandı.

Sunay, korkuyla nefesini tuttu. Gözleri anında Aybars’ın kanlanan omzuna takıldı.

Birkaç saniye boyunca her şey sessizdi.

Sonra Sunay çığlık attı.

"Doktor çağırın!"

Koşarak Aybars’ın yanına çöktü, elleri titriyordu.

Sunay hırçın bir sesle "Sen bana söz verdin! Beni bırakmayacaksın!" dedi.

Aybars hafifçe gülümsedi, ama gözlerindeki acıyı gizleyemedi. "Bırakmayacağım."

Bu sahnenin tam ortasında, İlknur gözlerini Fatih’e dikti.

Öfke, gözlerinde bir ateş gibi yanıyordu.

İlknur sert bir sesle "Sen ne yaptığını sanıyorsun?! Benim abime saldıracak kadar aşağılık mısın?!" diye bağırdı . Fatih sertçe gülümseyerek "Bunu daha önce düşünecektin. Bu savaşı sen başlattın." dedi.

İlknur daha fazla dayanamadı.

İlknur bağırarak "Sen bir canavarsın! Hata yaptım, seninle olmamalıydım!" dedi.

Fatih’in yüzü karardı.

Bir adım attı.

Ve şimdi, İlknur’un yüzüne sertçe bir tokat attı.

Hamile haliyle, İlknur geriye sendeledi.

Malikanede derin bir sessizlik oldu.

Şimdi, bu savaşın artık dönüşü yoktu.

Yedi Ay Sonra – Köybaşı Malikanesi

Malikanenin içinde yumuşak bir ışık süzülüyordu.

Sunay, elleriyle küçük bedenini sararak, oğlunun gözlerinin içine baktı.

Sunay fısıldayarak "Mami… Sen, bizim en büyük mucizemizsin." dedi.

Aybars Köybaşı da yanında duruyordu.

Gözleri, küçük oğlunun yüzüne derin bir anlamla takıldı.

Aybars gülümsedi ve "Köybaşı ailesine hoş geldin, Mami." dedi.

Ve o an, bu yeni hayatın başlangıcı gerçekten hissedildi.

İlknur Köybaşı, artık hareket ederken nefesini bile zor kontrol ediyordu. Karnı büyümüştü, ayakları artık önceki kadar hızlı değildi. Ama bu gece ona ağır gelen tek şey bedeni değil, içindeki şüpheydi.

Fatih Arslan’ın odasına doğru yürürken, içindeki fırtınayı bastırmaya çalıştı.

Sessizce kapıyı araladı.

Ve o an, gördüğü şey tüm dünyasını alt üst etti.

Fatih, yatağın kenarında oturuyordu.

Ve yanında... çırılçıplak bir kadın vardı.

İlknur’un gözleri büyüdü.

Nefesi kesildi. Odada kalan tek ses, kalbinin çarpıntısıydı.

İlknur’un gözleri odadaki görüntüyle büyüdü.

Nefesi sıklaştı. Ellerini karnının üzerinde tutarak dengesini sağlamaya çalıştı.

Fatih onu fark ettiğinde, yüzündeki ifade sertleşti.

Aniden bağırdı.

Fatih "Çık odamdan!"diye bağırdı.

İlknur, sesi duyduğu anda geri çekildi.

Kalbi hızlandı. Bacakları titredi.

Bir saniye bile beklemeden kapıyı açtı ve hızla koridora çıktı.

Gözleri dolmuştu, nefesi kontrolsüzdü.

Ama düşmeyecekti. Düşemezdi.

Adımlarını hızlandırdı.

Ve tek bir yere gidecekti.

Aybars’ın yanına.

Çünkü artık, geri dönüşü olmayan bir savaş başlamıştı.

İlknur, kapıdan içeri adımını attığında, içindeki acıyı bastırmaya çalıştı.

Fatih’in ihaneti hâlâ beyninde yankılanıyordu. Ama şimdi, o evliliğe değil, ailesine sığınmaya gelmişti.

Gözleri malikanede dolaşırken bir anda Sunay’ı ve kollarında küçük bebeği gördü.

Mami.

İlknur birkaç saniye sessiz kaldı, sonra hafifçe gülümsedi.

"Hayırlı olsun. Köybaşı ailesi büyümüş."

Sunay, beklenmedik bu sıcak sözlere şaşırdı.

Bir an duraksadı, sonra hafifçe gülümsedi.

Sunay "Teşekkür ederim, İlknur." dedi.

İlk kez, iki kadın arasında bir barış vardı.

Bir Ay Sonra – Köybaşı Malikanesi

İlknur artık kendini daha güçlü hissediyordu. Sunay’ın desteğiyle toparlanmış, içindeki kırıklıkları birer birer onarmaya başlamıştı.

Ama bir gerçek vardı: Fatih Arslan’ın ihaneti hâlâ zihninde yankılanıyordu.

Oğlunun doğmasına sadece birkaç hafta vardı.

Şimdi, Köybaşı ailesinin koruması altında yeni bir hayat kurmaya çalışıyordu.

Peki Fatih bu durumu tamamen kabul edecek miydi?

Yoksa onu geri almak için büyük bir hamle mi yapacaktı?

İlknur’un sesi odada yankılandı.

Oğlunu doğurduğu an, gözleri doldu.

İlknur fısıldayarak "Yahya… Hoş geldin, oğlum." dedi.

Ama mutluluk uzun sürmeyecekti.

Tam o sırada, kapı sertçe açıldı.

Fatih Arslan içeri girdi. Gözlerinde acımasız bir kararlılık vardı.

Sunay ve Aybars gerildi.

Fatih’in dudaklarından soğuk bir cümle döküldü.

Fatih sert bir sesle "Bu çocukta Arslan kanı var." dedi.

İlknur gözlerini kaldırdı.

"İlknur’dan da boşandığıma göre artık çocuk benimle geliyor."

O an, odadaki tüm hava değişti.

Sunay ve Aybars anında harekete geçti.

Ama Fatih, önceden planladığı gibi adamlarını kapının önüne dizmişti.

Ve o gece, Köybaşı ailesi için bir dönüm noktası başladı.

İlknur’un sesi, malikanenin duvarlarında yankılandı.

İlknur göyaşları içinde "Yalvarırım, bırak oğlumu!" diye bağırdı .

Ama Fatih, hiç tereddüt etmeden çocuğu kollarına alıp geri çekildi.

O an, İlknur’un zihnindeki sınır kırıldı.

Gözleri bulanıklaştı.

Ayakları titredi.

Sessizce geri adım attı…

Ve birkaç saniye sonra…

Malikanenin 4. katından aşağı süzülen bir beden…

Çığlık…

Son bir nefes…

Ve hayata veda eden bir kader.

İlknur Köybaşı’nın cenazesi, ağır bir matem içinde hazırlanıyordu.

Sunay, gözyaşlarına engel olamıyordu.

Bebeği Mami’yi kucağına alarak, sessizce İlknur’un tabutuna baktı.

Sunay fısıldayarak "Bunu hak etmedin, İlknur…" dedi.

Tam o sırada, Aybars dizlerinin üzerine çöktü.

Feryatları malikanenin taş duvarlarında yankılandı.

Aybars ise bağırarak "Ben seni koruyamadım!" diye haykırdı .

Gözleri artık sadece intikam ile yanıyordu.

Sonra, sessizce başını kaldırdı.

Fatih Arslan cenazeye gelmemişti.

Ama onun bu ihaneti cezasız kalmayacaktı.

Aybars, sessizce yemin etti.

Aybars derin bir nefes alarak "Fatih… Seni yok edeceğim." dedi.

Ve o gün, Köybaşı ailesi için yeni bir savaş başladı.

Yedi Yıl Sonra – Köybaşı Malikanesi

Mami büyümüştü. Artık sadece bir çocuk değil, geleceğin mirasçısıydı.

Ama bu yedi yıl içinde, Aybars’ın içindeki intikam ateşi hiç sönmemişti.

Her geçen gün, Fatih Arslan’a karşı duyduğu öfke büyüdü.

Ve o gün geldi.

"Artık beklemeyeceğim."

Ailesini terk etme kararı aldı.

Siyah Kan Örgütü

Aybars, babasından kalan mirasa döndü.

Siyah Kan Örgütü.

Bu, nesiller boyunca güç ve intikam ile ayakta kalmış bir örgüttü.

Ve şimdi, Aybars onu yeniden diriltmek için harekete geçiyordu.

Aybars'ın gözleri karanlıkta parladı ve "Fatih Arslan… Artık sona yaklaşıyorsun."dedi.

Bu savaş sadece kişisel bir hesaplaşma değil, mirasın devamıydı.

Ve o gün, tüm Köybaşı ailesi için yeni bir dönem başladı.

Mami babasını görmek ve anlamak için yola çıktığında, asla kendini bu kadar karanlık bir dünyanın içinde bulacağını düşünmemişti.

O daha sadece yedi yaşındaydı.

Ama Siyah Kan Örgütü’nün içine adım attığı an, bu yaşı artık sadece bir sayıdan ibaretti.

Mami sertçe "Babamı görmek istiyorum." dedi.

Adamlar ona baktı.

Babasının adı onlar için bir korku, bir güç ve bir savaşın simgesiydi.

"Senin gibi çocuklar buraya oyun oynamaya mı geliyor?" Mami gözlerini kısmış bir haldı "Ben babamın kanıyım. Siyah Kan bana da ait." dedi.

Ve o an, kader çizildi.

O gece, Mami’nin hayatı artık sıradan bir çocukluk değil, babasının yarattığı dünyada bir yer edinme savaşına dönüşecekti.

Üç Yıl Sonra – Köybaşı Malikanesi

Üç yıl boyunca, Aybars Köybaşı, Fatih Arslan’a karşı verdiği savaşı sürdürdü.

Ama Fatih, yıkılmadı.

İntikam duygusu Aybars’ı yıllarca yakıp kavurdu, ama son darbeyi vuramadı.

Ve sonunda…

O yıkık ruhuyla eve dönmeye karar verdi.

Kapıdan içeri girdiğinde, kalbindeki savaşın hâlâ devam ettiğini hissetti.

Ama malikanede onu bekleyen bir şey vardı.

Sunay.

Ona doğru hızla ilerledi.

Gözlerinde binlerce duygunun çatıştığı bir bakış vardı.

Ve hiç tereddüt etmeden ona sarıldı.

Sunay boğazı düğümlenerek "Bunca zaman neredeydin?" dedi.

"Savaşı kaybettim, Sunay."

Sunay, gözleri dolu dolu ona sarılmaya devam etti.

Sunay ona "Ama eve döndün. Bizim savaşımız burada devam edecek." diye fısıldadı .

Ve o gün, Köybaşı ailesinde yeni bir dönemin başladığı an oldu.

Mayıs ayında, Köybaşı ailesine yeni bir umut doğdu.

Sunay ve Aybars’ın küçük prensesi dünyaya geldi.

Gözleri parlıyordu. Yumuşak cildi, masum bakışlarıyla, adeta baharın kendisiydi.

Sunay net bir şekilde "Onun adı Mayıs olacak."

Aybars gözlerine bebeğe dikerek "Bu isim ona yeni bir başlangıç getirecek." dedi.

Mami, küçük kız kardeşini görmek için heyecanla yanlarına geldi.

Mami'nin sevinci ise başkaydı..."Artık abiyim!" diye geziniyordu malikanede.

Malikanede kutlamalar başladı.

Mayıs, Köybaşı ailesinde yeni bir dönem başlatıyordu.

Mayıs artık Köybaşı ailesinin en yeni üyesiydi.

Minik bedeni, annesinin sıcak kollarında huzurla uyuyordu.

Sunay, onu izlerken içindeki sevgi daha da büyüdü.

"Sen bizim baharımızsın, Mayıs."

Aybars, bebeğini izlerken geçmişin gölgelerini düşündü.

Bunca savaş, bunca kan… Ama şimdi burada, yeni bir başlangıç vardı.

"Bu aile için yeni bir sayfa açılıyor."

Mami, kız kardeşini görmek için sabırsızlanıyordu.

Yanına usulca yaklaştı. Gözlerini minik Mayıs’a dikti.

Mami gülümseyerek "O artık bizim korumamız altında, değil mi?" diye sordu.

Aybars başını sallayarak "Her zaman." diye yanıtladı .

Ve o gün, Köybaşı ailesinde yeni bir huzur doğmuştu.

Ama bu barış uzun sürecek miydi?

Mami, babasıyla birlikte silah eğitimine katılma zamanı geldiğinde, içinde büyük bir heyecan vardı.

Üç yıl önce, babası Aybars ailesini terk edip intikam savaşına girmişti. Ama şimdi, ailesine geri dönmüştü.

Ve Mami, babasının yanındaki yerini almak için burada olmalıydı.

Aybars, silahı eline aldı.

"Bu bir oyun değil, Mami. Burada odaklanmak zorundasın."

Mami, babasının bakışlarını hissetti.

Mami kararlı bir sesle "Ben hazırım." dedi.

Silahı kavradı.

Hedef belirlendi.

Ve ilk atış gerçekleşti.

Silah sesi yankılandı.

Babası gözlerini hafifçe kıstı.

"Fena değildi. Ama daha iyisini yapabilirsin."

O an, Mami’nin içinde yeni bir hedef belirdi.

Bu sadece bir antrenman değil, babasıyla arasındaki yeni bir bağdı.

Fatih, gecelerin içinde kaybolmuştu.

Eşi İlayda’nın ölümünden sonra geçen beş yıl boyunca, kendini eğlenceye ve alkolün serin boşluğuna bırakmıştı.

Her gece başka bir mekanda, rakısını yudumlayarak geçmişi unutmaya çalışıyordu.

Ama gerçekler unutulmuyordu.

Ve o gece…

Masum bir genç kız, onun bu karanlık dünyasının içine zorla çekildi.

Ve şimdi, bu masumiyetin içinden bir hayat doğmak üzereydi.

Fatih kendi kendine "Bu çocuk benim kanım, ama benim mirasım olacak mı?" diyordu.

Şimdi, Fatih’in kendi iç savaşı başlayacaktı.

Bu çocuk, ona ne getirecekti?

Gerçekten babası olacak mıydı, yoksa sadece kaçınılmaz bir hesaplaşmaya mı sürüklenecekti?

Fatih Arslan, kaderinin ona sunduğu bu yeni hayatı kabul etmeye hazır değildi.

Genç kızın doğum anı geldiğinde, masada oturmuş rakısından bir yudum aldı.

Gözleri boşluğa bakıyordu.

"Erkek olmalıydı..."

Ve o an, kararını verdi.

Bebeğin doğduğunu duyduğu an, ayağa kalktı ve kapıya yöneldi.

Genç anne, bebeğini kucağına aldığında gözleri umutla dolmuştu.

Ama Fatih, hastane kapısının önünde duraksadı.

Son bir kez baktı.

Sonra, arka kapıdan çıkıp kayboldu.

Fatih "Bu çocuk benim değil." dedi

Ve o an, bir kız çocuğu babasız kaldı.

Mayıs ayı, Köybaşı Malikanesi’nde büyük bir kutlamaya ev sahipliği yapıyordu.

Mami, artık sekiz yaşına basmıştı.

Sunay, oğlunun doğum gününü hazırlarken içindeki huzuru hissediyordu.

Ama o gün, Köybaşı ailesi için bir dönüm noktası olacaktı.

İntikamın beklediği o gün sonunda geldi.

Aybars, Fatih Arslan ile yüzleşmek için onun saklandığı yere gitti.

Silahlar çekildi.

İlk kurşun havayı yardı.

Fatih, gözünü kırpmadan tetiğe bastı.

Ve o an…

Kurşun Aybars'ın kalbine saplandı...

Gözleri karardı, nefesi daraldı.

Ama düşmeden önce tek bir şey düşündü:

Sunay.

Aybars, yaralı bedeniyle malikaneye getirildiğinde, Sunay onu kollarına aldı. Sunay gözyaşları içinde "Hayır! Hayır, bunu yapma!" diye haykırdı.

Aybars gülümsedi.

Aybars son nefesini verirken "Beni unutma, Sunay..." demişti.

Sunay, Köybaşı Malikanesi’nden ayrıldığı gün, geçmişini tamamen arkasında bırakmaya kararlıydı.

İçindeki acı sonsuz bir boşluk gibi büyümüş, iki çocuğuna bile veda edememişti.

Sessizce yurt dışına gitti.

Bir dağ evinde, her şeyden uzak yaşamaya başladı.

Ama gitmeden önce, tek bir şey yaptı.

Oğlunun ellerine bir yüzük bıraktı.

Sunay fısıldayarak "Bu, babanın mirası. Bir gün, kalbin gerçekten birine ait olursa… Ona bunu ver."

Mami yüzüğe baktı.

İçindeki boşluk büyüdü. Annesinin gitmesini engelleyememişti.

Ve o an, Köybaşı ailesi için tamamen yeni bir dönem başladı

Mami, artık sadece bir isim değildi.

Yeraltı dünyasında korkuyla fısıldanan bir efsaneydi.

Karanlık sokaklar, onun adını duyunca sessizleşiyor, rakipleri geriye çekiliyordu.

Siyah Kan Örgütü, babası Aybars’ın bıraktığı mirastan yeniden doğmuştu.

Ama artık, Mami tarafından yönetiliyordu.

Mami kararlı bir sesle "Bana meydan okuyan herkes, geçmişte kaybolacak." dedi.

Artık kurallar değişmişti.

Mami, yeraltı dünyasına kendi kanunlarını yazıyordu.

Sadakat şarttı. İhanet affedilmeyecekti. Güç, sadece hak edenin elinde kalacaktı.

Ülkenin en tehlikeli örgütü, artık Mami’nin ellerinde şekilleniyordu.

Ama bu güç, düşmanları da artırmıştı.

Şimdi, Mami’nin önünde daha büyük bir savaş vardı.

Yeraltı dünyası ya ona boyun eğecek, ya da sonsuza kadar unutulacaktı.

Mami gözlerini karanlığa dikerek "Savaş başlasın." dedi tek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.