Gökyüzüne baktım. İstanbul'a doğru ilerlerken, uçaktan görünen şehir ışıkları bir yıldız denizi gibiydi. Burası benim geçmişimi de barındırıyordu, ama aynı zamanda geleceğimin de nasıl şekilleneceğini bilmediğim karanlık bir şehir. İçimden derin bir nefes aldım. Bu görev, sıradan değildi. Bunu en başından biliyordum.
Cengiz Başkan bana görevi anlatırken, ses tonu her zamankinden daha ciddiydi. “Zeynep, bu iş sadece senin kabiliyetine güvenebileceğim türden bir iş. Mami Köybaşı, bu örgütün karanlık lideri. Onun güvenini kazanmalı ve bilgilerini bize ulaştırmalısın,” dedi.
Bu görev beni başka bir dünyaya sürükleyecekti. Ama en ilginç kısmı, bu kez yalnız olmayacaktım. Yanımda Nadir Artanatlı vardı. O, ciddiyeti ve soğukkanlılığıyla tanınan bir adam. Daha önce tanışmamıştım ama onunla çalışmanın hem avantajlarını hem de zorluklarını öğrenecektim.
Uçaktan inip şehrin kalabalığına karıştığımda, aniden bir rüzgâr gibi geçmişim yüzüme çarptı. İstanbul… Hem tanıdık hem de tehlike dolu. Yanımda yürüyen Nadir, sessiz bir gölge gibiydi. Sessizdi, ama varlığı her an hissediliyordu.
"Plan belli mi?" diye sordum, sadece sessizliği bozmak için. Gözlerini benden ayırmadan cevap verdi: “Sen sahneye çıkıyorsun. Ben perde arkasında kalacağım. Seni korumak benim işim.”
Koruma... Bu kelimeye olan ihtiyacımı sorgulamadan edemedim. Ama yine de onun varlığı, içimde bir nebze güven oluşturdu. “Peki, beni boğacak kadar korumazsın, değil mi Nadir?” diye takıldım, hafifçe gülümseyerek. O ise hiç gülmedi. “Göreceğiz.”
“Aldığım bilgilere göre Mami Köybaşı’nın bir sevgilisi varmış.”
Yüzümü yavaşça ona doğru çevirdim ve “Kim?” diye sordum. Nadir bu sorumu “Lidya Özçelik adında bir manken.” Diye yanıtladı ve telefonundan kızın resmini gösterdi. Lidya, altın sarısı saçları olan, ela gözlü, buğday tenli bir kadındı.
“İşim zor. ”dedim gülerek.
“Neden? ”dedi umursamaz bir şekilde. “Kız manken, hayatta adamı baştan çıkaramam…”dedim net bir ifade ile. ”Boşver sen esmer halinle ondan bin kat iyisin. ”onun bu sözüne sahte bir şekilde sırıttım. Bir süre sonra Nadir önüme bir dosya koydu. “Bu ne?”
“Mami Köybaşı hakkındaki her şey.”dedi gülerek.
Dosyayı elime aldım ve sayfalarını yavaş yavaş çevirdim. Mami, 1995 yılında İstanbul’un Beykoz ilçesinde dünyaya gelmiş. Babası Türkiye’nin en tehlikeli örgütü olan Siyah Kan örgütünün kurucusu Aybars Köybaşı. Annesi ise eski dış işleri bakanının kızı Sunay Köybaşıymış. Bir kız kardeşi var…
Mayıs Köybaşı, 2005 yılında İstanbul’un Kadıköy İlçesinde dünyaya gelmiş ve şuanda Boğaziçi Üniversitesinde Dış Mimarlık bölümünde okuyor. Köybaşı ailesi aslen Erzincanlıymış. Ve şehre uzak bir yerde Malikâneleri varmış. Siyah Kan Örgütünün tek amacı kadınları ve çocukları korumak…
Mami Köybaşının yurt içi ve yurt dışlarında otelleri ve kumarhaneleri var ve adam baya bir Zengin. En yakınındaki kişiler ise Umut Tufan, Metehan Kandemir, Asya Kandemir ve Uras Kara adındaki kişilermiş. Ve Türkiye’nin en ünlü otelinin sahibi ise ta kendisi.
Dosyayı incelemem bittikten sonra masaya koydum ve o an Nadir ile göz göze geldim.
“Ne bakıyorsun bu iş öyle terörist kovmaya benzemez! ”dedim sinirle.
“İnan terörist kovmak her şeyden daha zor Bayan.”
“Biliyorum sen Yüzbaşıysan bende istihbaratçıyım Nadir. ”dedim kısık bir ses ile.
Oda bu söylediğimi başı ile onayladı ve saatine baktı ve gözleri yine gözlerimi buldu.
“Saat iki buçuk akşam saat sekizde Mami Köybaşının düzenleyeceği bir balo var orada onun yanına sızmaya çalışacaksın ve o andan itibaren mit ile olan tüm bağlantıların onların gözünde olmayacak.”
“Peki, kimliğim ne? ”diye sorduğumda bana “İstihbaratta olmadan önce şarkıcıydın orada da öyle bilineceksin.” Dedi sadece.
Geçmişim çok karmakarışıktı…
Babamı hiç görmemiştim hayatımda. Annem ise ben sekiz yaşındayken daha iki aylık olan kız kardeşim Alçin Neva ile beni sokağa atmıştı ve o günden sonra benim annem ve babam devletim oldu. Bende karşılığını verebilmek için istihbaratta çalışmaya başladım. Mitte çalışmadan önce ise sokaklarda şarkı söyleyerek geçimimi sağlıyordum ve aynı zamanda Hacettepe Konservatuarı’nı bitirmiştim. Yetimhanede iki arkadaşım vardı. Biri Nadir di.
Nadir, Adıyaman depreminde annesini, babasını ve kız kardeşini kaybetmişti ve akrabaları ise onu yurda bırakmıştı. Ve Nadir hayatı boyunca MSÜ sınavına çalışmış ve Kara Harp Okulunu birincilik ile bitirip başarılı bir asker olmuştu.
Diğer arkadaşım ise şuan ki ev arkadaşım Deren di.
Derenin hikâyesi ise daha iç acıtıcıydı. Babası alkolik bir adammış. Bir gün annesi ve babası kavga ediyormuş yine ve babası onun gözünün önünde annesini ve ablasını meyve bıçağı ile öldürmüş bu sebeple yurda teslim edilmiş ve oda Nadir gibi çalışıp Ankara Devlet Hastanesinde doktor oldu. Hayatım bunlardan ibaretti…
“Zeynep karar ver artık baloda siyah olanı mı yoksa yeşil olanı mı giyeceksin! ”dedi Nadir son damla kalan sabrı ile. ”Hmm siyah cenaze elbisesi gibi bu yüzden yeşil olanı tercih ediyorum. “dedim sahte bir sırıtma ile o ise bana ciddi ve sinirli bir şekilde bakıyordu.
“Pekâlâ, geç şu odaya hazırlan ve çık! ”diye emretti.
“Kendine gel Askeriyede değilsin! Ayrıca ön planda olan benim beni kıskandıysan söylemen yeterli, bağırmak biraz insan dışı bir hareket. “dedim sakin bir ses ile ve ona göz devirip odaya geçtim. Giyeceğim elbise koyu yeşildi ve askılıydı. Saçlarımı ise düzleştirip kıyafetime uyumlu olan zümrüt takılarımı taktım ve son olarakta birinin kafasına fırlatsam kafa delecek olan topuklularımı ayağıma geçirip kapıyı açtım. Nadir ise kapının hemen yanındaki koltuğa oturmuş beni bekliyordu.
Beni görünce ayaklanıp “O baloda şarkı söyleyeceksin sonra yanına bir şekilde sız. ”dediğini duydum. Balo, Mami Köybaşının Nişantaşı’ndaki otelinde olacaktı. Taksi beni otelin önünde bıraktı. Elbisemin üzerinde beyaz bir kürk vardı tek.
Otele girdiğim an bir çalışan beni karşıladı.
“Hoş geldiniz Efendim.”
“Hoş buldum ben Mami Bey in düzenleyeceği etkinlikte şarkı söyleyecektim.” Dedim
“Şu taraftan lütfen Zeynep Hanım. ”dedi ve beni bir salona götürdü.
Ortam zengin iş adamları ve aileleri ile kaynıyordu
Yoksa onlarda mı mafyaydı…
Kürkümü ve çantamı görevlilere teslim ettikten sonra biraz salonda vakit geçirdim çünkü sahneye çıkmama yarım saat vardı. Ve sahneye çıkmam için beni buraya davet eden Asya Kandemir’in masasına doğru ilerledim. Asya Kandemir, çocuk gelişimi bölümünden mezun olduktan sonra Siyah Kan örgütünün yardımı ile kimsesiz çocukların sevgi görebilmesi için bir yetimhane açtı şehrin uzak bir merkezinde.
“Asya Hanım Merhabalar! ”dedim sırıtarak
“Merhaba siz… Şu şarkıcı” bunu “Evet! ”diye tamamladım ve oda “Zeynep Hanım sesinizin çok güzel olduğunu duydum umarım bu akşamı sesiniz ile şekillendirirsiniz. “dedi gerçek bir gülümseme ile ve tam o sırada salona onlar giriş yaptı…
Mami Köybaşı, Umut Tufan, Metehan Kandemir ve Uras Kara giriş yaptı salona.
“Asya abisi Metehan’ı görür görmez ayağı kalktı ve “Abi hoş geldiniz! ”dedi heyecanlı bir ses ile. “Gömme işlemimiz biraz uzun sürdü… A bu güzel Bayan kim tam olarak? ”diye sordu Mami Asya’ya.
“Bu akşam sahneye çıkacak olan şarkıcımız. ”diye yanıtladı Asya beni göstererek. Âmâ benim gözüm Mami Köybaşının kehribar gözlerindeydi. Mami, toprak kahvesi saçları olan, beyaz tenli ve kahverengi gözleri, iri vücudu ve bir doksan boyu ve karizmatik görünüşü ile hayli dikkat çekiyor ve göreni kendine hayran bırakıyordu.
“Zeynep ben. ”dedim ciddi bir ifade ile ve Mami nin uzattığı eli sıktım.
Oda bana “Bende Mami Köybaşı, tanıştığıma memnun oldum…”dedi ciddi bir şekilde.
O sırada Asya birden bire bıkkın bir şekilde Mami ye “Lidya gelecek mi? ”diye sordu. Mami ise bunu “Lidya iki haftalığına Londra’ya gitti. ”diye cevapladı. Asya ise bunu duyunca rahatlamıştı. Galiba Lidya’dan pek hoşlanmıyordu. Mami ise sevgilisi Lidya’yı hep rahat bırakan birine benziyordu. Ama aklım Mami nin salona giriş yaptığında “Gömme işi uzun sürdü. ”cümlesini çözmekteydi…
O sırada görevlinin biri yanıma geldi ve “Zeynep Hanım sahneye çıkabilirsiniz. “dedi ve bende
Ayaklanıp sahneye doğru çıktım ve ben sahneye çıktığım an salonun tüm ışıkları
Kapandı ve bir ışık belirdi…
O ışık ise Mami Beyi ve beni aydınlatan ışıktı…
O anı çok iyi hatırlıyorum bana olan bir bakışı vardı ve bunu çözememiştim. Mikrofonu kendime doğru çektim ve arkadan gelen melodinin eşliğinde şarkımı söylemeye başladım.
“Kaç iskele gördüm gemilerle geri döndüm,
Bir sonrakine ölürüm yetmez belkide ömrüm
Bumu aşkın yeni sürümü?
Kalp yerden yere sürünür, sen gel bu sefer…”
Diyordum şarkıda.
Ve Mami Bey bana farklı bir şekilde bakıyordu. Sanki gözlerindeki ışıltı bana farklı şeyler anlatmaya çalışıyordu…
Sahnede işimi bitirdikten sonra teşekkür konuşması yapıp, selam verdim ve sahneden indim. Sahneden indiğim an hızlı bir şekilde kendimi lavaboya attım ve rujumu tazeledim. Ve kapısı açık olan bir oda görüş alanıma girdi. Odada işkence malzemeleri, yasa dışı olan her şey vardı kısaca. Ve biri odaya doğru geliyordu!
Odaya az önce Mami Köybaşının masasında oturan bir adam geliyordu ve bende koşa koşa kendimi otel odasındaki bir dolaba kapattım ve dolap deliğinden onları izledim.
Adam Akdağ Holding in sahibi Orhan Akdağ’dı.
“Oğlum ne demek yok ya! ”diyordu Orhan telefondan.
“Bana bakın eğer Mami Köybaşına olan borcu ödeyemezsem öldürürler beni.” Dedi ve tam o sırada beklenen kişi odaya daldı…
Mami Köybaşı ve arkasında ise adamları falan vardı.
“Orhan Akdağ bana olan borcuna ne oldu? ”diye sordu sakince ardından “Hadi borcu falan kapatalım. Âmâ bana ihanet etmen ne demek! ”dedi sesini yükselterek ve eline aldığı fotoğrafı adamın yüzüne sokacaktı neredeyse.
“Dün bir adamım çekmiş, ne anlattın emniyet müdürüne ha!”
Sonra eline aldığı silahı adamın başına dayadı ve “Şunu unutma, Mami Köybaşı ihanet edenleri affetmez! ”dedi ve gözümün önünde adamın başına sıktı.
Eğer istihbaratçı Zeynep olsaydı hepsini doğduğuna pişman ederdi ama burada şarkıcı Zeynep vardı o yüzden sabırlı olmalıydım. Sonra hiç beklemeyeceğim bir şey oldu. Mami Köybaşı
“Odayı arayın! ”diye emretti adamlarına.
O an içimden “Ha siktir!”dediğimi çok iyi hatırlıyorum.
Ve adamın biri benim olduğum dolaba yaklaştı ve yavaşça açtı.
“Mami Bey… Şarkıcı Hanım burada.”
“Şarkıcı Hanım mı? ”diye sordu bense korku ile adamın gözünün içine bakıyordum.
“Zeynep? Ne işin var burada ”diye sordu sakince.
“Şey… Lavaboya gitmiştim, küpem yerinden çıktı ve küpemi burada buldum, sonra sizin şu az önce öldürdüğünüz adamın odaya doğru geldiğini görünce saklandım. ”dedim titrek sesimle.
Ve Mami kulağıma yaklaşıp “Casus musun? ”diye sordu bende bu sorusuna başımı iki yana sallayarak yanıt vermiş oldum.
“Buna inanmadım ama inana kadar yanımda kalmak zorundasın.”
“Ne yani seninle mi geleceğim! ”dedim sinirle.
“Evet, bir süre yanımda kalacaksın.”
“Bana bak mafya olman falan hiç umurumda değil, ama bana kimse emir veremez hele ki sen asla!”
“Bak az önce de şahit oldun benimle ilgili bir şeyi emniyete ileten kişileri yaşatmıyorum ama dua et kadınlara en ufak bir zarar gelmesini istemeyen biriyim Zeynep Hanım.”
“Allah’ın öküzü! ”diye bağırdım sinirle.
“Hadi cici kız gidiyoruz. ”Bana cici kız demesi hiç ama hiç hoşuma gitmemişti
“Bir daha bana cici kız dersen…”tam o sırada sözümü kesti ve yüzüme yaklaşıp “Ne yaparsın cici kız? ”dedi gülerek.
“Öküzsün sen! ”dedim ve onu takip ettim mecburen. Artık yanlarına sızmış sayılırdım planlarım tıkır tıkır işliyordu.
“Zeynep Hanım binin hadi arabaya. ”dedi Mami
“Nereye gidiyoruz?”
“Birkaç gün sizi malikânemde ağırlayacağım.”
“Malikânen batsın!” dedim arabada bağırarak.
“Şşş ağzından yel alsın cici kız.”
“Hem senin sevgilin buna kızmaz mı öküz? ”dedim çünkü onun siniriyle oynamak istiyordum.
“Ben senle ilişki yaşayacağım demedim sadece güvenlik gereği birkaç gün evimde kalacaksın dedim. ”dedi son damla kalan sabrı ile.
Ve elime telefonumu aldım kız kardeşimi ve Dereni aramak üzere.
“Ne yapıyorsun cici kız! ”dedi ve telefonumu hızla elimden aldı.
“Kız kardeşimi ve arkadaşımı arayacağım izninle.”
“Arayamazsın.”
“Nedenmiş?” dedim sinir bozucu bir tavırla.
“Nerden bileceğim polisi aramadığını, bir hafta kimse ile iletişime geçemezsin cici kız.”
“Of ya, o yasak bu yasak, hayattan bezdirdin be !”dedim ağlamaklı bir şekilde. Sonra alakasız bir şekilde bana “Kimliğini ver. “dedi. “Aa neden?”
“Ver dedim ikiletme.”o an elim çantama gitti ve kimliğimi ona verdim. Allahtan mit ile bağlantılı olan hiçbir şeyimi etkinliğe getirmemiştim.
“2000lisin , bu kimlikte baba kısmı neden boş?”
“Sanane be adi herif, ne istiyorsun benden!”
“Tamam, cevabımı aldım. ”dedi ve kimliğimi geri bana verdi.
“Sana bir oda hazırlattım. Kıyafet, bakım ürünleri, kızsal ihtiyaçlar ne ararsan var.”
“Saol bu kadarına gerek yoktu.” Dedim ona bakarak.
“Ne demek cici kız. Seni burada rahat ettirebilmek en kutsal görevlerimden biri. Bunu demesinden sonra ona güzel bir tebessüm ettim.
“Geldik.” Dedi ve bana araba kapısını açtı.
Malikânesi beklediğimden daha büyük çıkmıştı.
“Burası senin mi? ”diye sordum merakla.
“Evet, cici kız beğendin mi?” dedi ciddi bir şekilde.
“Güzelmiş ama mafya olmadığım için bana uymaz. ”dedim gülerek onu bu şekilde zorbalamak hoşuma gidiyordu.
“Zaten mafya olamayacak kadar yumuşak ve naifsin.”
Eğer o istihbaratçı Zeynep ile tanışsaydı asla bunları yüzüme söyleyemezdi.
“Yumuşak mıyım?” dedim gülerek
“Saf duyguların, suratın ve o gözlerin bana kişiliğini anlatıyor Zeynep.” dedi yüzüme yaklaşarak.
Yüzüme yaklaştığında bir garip oluyordum nedense.
Eve girdiğimizde Asya, Metehan, Umut, Uras ve yaşlı bir kadın bizi kapıda karşıladı.
“Aldık haberi, Zeynep Hanım birkaç gün sizi evimizde ağırlayacağız. “dedi Umut.
“Umut benim güvenlik şefim. ”diye tanıtıyordu Mami bir yandan.
Umut da elini sıkmam için elini uzattı ve “Umut Tufan ben. ”dedi.
“Asya ve Metehan ise Siyah Kan Örgütünün üyelerinden biri ve Metehan aynı zamanda siber uzmanımız ve Asya’da Yetimhanemizin müdüresi.” Dedi Mami
Ve Metehan elini sıkmam için elini uzattı Asya ile zaten tanışmıştım.
“Metehan Kandemir ben. ”dedi oda.
“Ve Uras ise benim çocukluk arkadaşım oda Siyah Kan Örgütünün üyesi ve aynı zamanda en iyi nişancılarımdan biri. ”diye tanıttı Mami.
Ve oda elini uzattı bende sıktım.
“Uras Kara ben. ”dedi.
“Ve Raife Teyze ise malikânemizin neşe kaynağı ve aşçımız gibi bir şey. ”diye tanıttı.
Raife Hanım ise güler yüzü ile bana “Hoş geldin güzel kızım. ”dedi bende gülümseyerek
“Hoş buldum…”dedim.
“Gel seni Mayıs ile de tanıştırayım.”
“Mayıs kim? ”diye sordum. Elbette kim olduğunu biliyordum ama şuan istihbaratçı Zeynep değildim, şuan şarkıcı Zeynep’tim
“Mayıs kız kardeşim.”
“Annen seninle yaşıyor mu?’’ diye sordum utangaç bir tavırla.
“Yok, babam öldükten sonra bir dağ evine taşındı hala atlatamıyor.” Dedi.
Nedense bu bana çok koymuştu…
“Anladım…”diye yanıt verdim.
“Gel Mayıs ta seni bekliyor. ”dedi ve beni kocaman bir salona götürdü.
Mayıs, siyah saçlı, buğday tenli, kıvırcık saçlı,1.60 boylarında güzel bir kızdı.
Beni gördüğü an çok heyecanlandı ve “Merhaba!” dedi ve bana sarıldı bütün içtenliği ile.
“Merhaba. ”dedim bende gülümseyerek.
“Ben Mayıs, Mami nin kız kardeşiyim.”
“Bende Zeynep, Mami Bey patronum olur. Onun otelinde şarkı söylüyorum. “dedim ve ardından Mami arkadan “Zeynep birkaç gün Malikânemizde misafir olacak. “dedi ciddi bir
Şekilde.
“Bende çok sıkılıyordum iyi olmuş. “dedi Mayıs ve bana odamı gösterdi.
“Burası senin odan, her şey eksiksiz kıyafetler her beden için var .”dedi ve beni odam ile yalnız bıraktı.
Odamın manzarası bir ormana bakıyordu ve bende üzerimdeki o yeşil elbiseden kurtulup kendimi duşa attım. O ılık su beni hiç olmadığım kadar rahatlatmıştı.
Ve duştan sonra ise altıma kumaş bir siyah pantolon üstüme ise beyaz straplez bir crop ve siyah kısa bir gömlek giydim ve aşağı indim.
Mami salonda koltuğa oturmuş elindeki belgeleri karıştırıyordu ve beni görünce belgeleri önündeki masaya fırlatıp “Zeynep, hoş geldin. “dedi.
Bende ona “O ne?” diye sordum ve belgeleri işaret ettim.
“Hiç. “dedi i harfini uzatarak.
Bende bunu başımla onayladım ama o belgenin içinde her ne varsa istihbaratın işine çok iyi yarayacağına emindim.
“Gel otur. ”dedi ve bana eliyle yanını gösterdi. Bende yanına oturdum.
“Zeynep seni kendime çok yakın hissettim, eğer istersen neyin varsa bana anlatabilirsin. ”dedi.
“Biraz mantıklı düşün Zeynep eğer onla yakın olursan tüm işlerini öğrenebilir ve onu bitirebilirsin. ”dedim içimden ve ona ise “Tamam anlatabilirim.” Dedim.
Oda “Dinliyorum. ”dedi sadece.
“Babamı hayatım boyunca hiç görmedim annem ise beni sekiz yaşımda iki aylık kardeşim Alçin Neva ile beni terk etti ve o günden sonra hayatımı bir yetimhanede geçirdim sonra konservatuar bitirip şuaınki halime geldim.”
“Hikâyen iç acıtıcıymış.”
“Ee seninki nasıl? ”diye sordum ona.
“Ben ailem ile mutluydum ama babam beni yedi yaşımda iken annem, kardeşim ve beni terk etti bende onu ararken kendimi mafyaların içinde buldum. Yoksa bende öyle mafya olmak istemezdim ama kader işte sonra babamın kurduğu Siyah Kan Örgütünü devam ettirdim sonra da babam göçtü zaten…”dedi.
O an ikimizde sustuk birkaç dakika sonra içeriye Asya geldi.
Asya, kumral saçlı, mavi gözlü ve ölümcül beyaz tenli uzun boylu ama benden kısa boylu, düz saçlı bir kızdı.
“Ne oldu Asya? ”dedi Mami.
“Şu kadın ticareti yapan adam, abim mekânını buldu.”
“Adamı buraya getirin.”
“Tamamdır. ”dedi Asya ve odadan hızla ayrıldı. Dışarıda yağmur yağıyordu birden şimşek gelince bende refleks olarak birine sarılırdım ve şansıma sıçayım ki oda Mami ye denk geldi ve yanımdaki adama birden sarıldım. Âmâ o neye uğradığına şaşırmadı. Hatta birkaç dakika öyle sarılarak durduk.
Sonra ben dayanamayıp “Kusura bakma ben öyle şimşek olunca birden…”
“Anladım sana iyi geldiyse sorun yok.” Dedi.
“Ben ne zaman kardeşimle konuşabileceğim? “diye sordum.
Telefonumu elime verdi ve “Al, özgürsün cici kız.”
“Saolasın öküz. ”dedim ve telefonu aldığım gibi koşa koşa odama çıktım.
“Alo, abla.”
“Güzelim…”
“Deren abla ile seni çok merak ettik.”
“Nadiri arayın söyleyin size bir araba göndersin ve İstanbul a gelin valizinizi falan da alın.”
“Tamam, da neden? ”diye sordu Deren telefondan.
“İş için benim yakınımda olun istiyorum, hem artık buraya taşınacağım.”
“İyi de Derenin işi benim de okulum burada.”
“Derene buradan çok iyi teklifler geldi seni ise buradaki en iyi okula yollarım.”
Oda hiç düşünmeden kabul etti. Bu malikânede iken Nadiri asla ama asla arayamazdım.
Telefonu kapattıktan sonra kendimi terasa attım ve onunla odam yan yanaydı ve oda terastaydı…
Ve karşıya bakıyordu ben ise onu izliyordum.
Ve sonra bende onu izlemekten vazgeçip karşıdaki ıssız ormana baktım. Malikâne şehir merkezine çok uzaktaydı. Ve aklıma istemesem de Cengiz Başkan ın o sözleri geliyordu…
“Siz İstihbaratçısınız, âşık olmanız ne olursa olsun yasak!”
“Bir tek göreviniz için âşık gibi davranabilirsiniz.”
“Önceliğiniz ne olursa olsun vatan olmalı.”
Demesi gözlerimde canlanıyordu.
Ve ben Mami Köybaşına âşık gibi davranmak zorundaydım…
Ama bir anda malikânenin bahçesinde sürüklenen cesetler vardı ve bu ceset Asya nın bahsettiği adamın cesedi olabilirdi. Korku ile Mami nin odasına daldım.
“Hayırdır? “dedi beni gördüğü an.
“O cesetler neydi!”
“Ne cesedi?”
“Şizofren misin oğlum sen?”
“Haa şimdi hatırladım işim gereği öldürdüm.”
“Ya adamın büyütmesi gereken çocukları varsa!”
“Merak etme adam o çocuklarını bile satmış. “dedi mırıldanarak o an susup kaldım…
Belki de Mami iyi biridir diye düşünmeye başladım…
“Affedersin. ”diye mırıldanıp odadan çıktım.
Bu adam iyi biri…
Sadece ülkede adaleti sağlamaya çalışıyor…
İç seslerim artık bunlardan ibaretti.
Ama eğer istihbarata ihanet edersem idam edilir veya yakılırdım sırf bilgi sızdırmamam için.
“Allah’ım bana yardım et! ”diye feryatlar yanıyordu içimde.
Ben onların kurbanlarıydım sadece...