İçeriğe geç

Annemin Hikayesi Elli Yaşında Bitti, Benimki On Sekizimde Başladı.

Bölüm 7 · 3 dk okuma

Annemin Hikayesi Elli Yaşında Bitti, Benimki On Sekizimde Başladı.

Bölüm 7

Hayat beklemiyor..

Bölüm 7 – Hayat Beklemiyor

Çok düştüm…

Öyle düştüm ki dizlerim kanadı, ruhum parçalandı. Bazen ayağa kalkacak gücü bile kendimde bulamadım. Ama her düştüğümde, beni ayağa kaldıran tek bir şey vardı; yaşamak zorunda olduğumu bilmek.

Belki de bu bölüm, benim gibi karanlığın içinde yolunu arayan birine umut olur.

Çünkü bazen en büyük öğretmen, acının ta kendisi oluyor.

Annem ameliyattan çıkmıştı.

Doktorlar ellerinden geleni yapmışlardı ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Sadece on gün yaşayabildi.

O on gün, bana bir ömür kadar uzun geldi.

Yoğun bakım odasına her girişimde biraz daha küçülüyordum. İçeri girdiğimde makinaların sesi vardı. İlaç kokusu vardı. Sessizlik vardı.

Ve annem…

Hayat dolu, güler yüzlü, herkesi bir araya getiren o kadın artık yatağında kıpırdayamıyordu.

Hareket edemediği için vücudunda yaralar oluşmaya başlamıştı.

İlk başta küçüktüler.

Sonra büyüdüler.

Dokunduğumuz yerlerde derisi ayrılıyor, dolaşımı durduğu için bedeni her geçen gün biraz daha yorgun düşüyordu.

Canının acıdığını biliyordum ama yine de bizi üzmemek için gülmeye çalışıyordu.

İşte annem buydu.

Kendi acısını içine gömen, başkasının üzülmesine dayanamayan bir kadındı.

Hiçbir şey yiyemiyordu.

Ama hayal kurabiliyordu.

“Şimdi sıcak bir çorba olsa…”

“Bir lokma karpuz yiyebilsem…”

“Şunun tadını bir kez daha alabilsem…”

Ben ise çocuk gibi koşup alıyordum.

Belki bu kez yer diye.

Belki bir kaşık olsun tadına bakar diye.

Ama olmuyordu.

Lokma boğazından geçmiyordu.

Yutkunamıyordu.

O an ilk defa hayatın ne kadar acımasız olabileceğini gördüm.

İnsan yıllarca para kazanmak için çalışıyor.

Daha güzel bir ev için…

Daha güzel bir araba için…

Daha güzel kıyafetler için…

Ama bir gün geliyor…

Beden sana izin vermiyor.

İstesen de yiyemiyorsun.

İstesen de yürüyemiyorsun.

İstesen de gezemiyorsun.

O gün anladım ki aslında zenginlik, sağlıklı uyanabildiğin her sabahmış.

Sonra durumu aniden ağırlaştı.

Kimse bize tam olarak bir şey söylemiyordu.

Sadece yüzlerindeki ifadeden kötüye gittiğini anlıyordum.

Bir gün apar topar başka bir hastaneye sevk edildi.

Koşarak ambulansın arkasından gittik.

Doktor bizi kenara çekti.

“Her an her şeye hazırlıklı olun.”

İnsan bu cümleyi duyunca dünyanın duracağını sanıyor.

Ama dünya durmuyor.

Arabalar geçmeye devam ediyor.

İnsanlar kahve içiyor.

Çocuklar oynuyor.

Sadece senin dünyan yıkılıyor.

Camlarla çevrili yoğun bakım odasının dışından annemi izliyordum.

Ona sarılamıyordum.

Elini tutamıyordum.

Sadece bakabiliyordum.

Bilinci yerindeydi.

Hemşireye bir şeyler soruyordu.

Gözleriyle beni arıyordu.

Ben ise güçlü görünmeye çalışıyordum.

Çünkü ağlarsam korkacağını biliyordum.

Ama içimde fırtınalar kopuyordu.

O gece telefon çaldığında saate baktım.

03.14

Telefonun diğer ucundaki kadın sadece iki kelime söyledi.

“Başınız sağ olsun.”

İnsan bazen iki kelimeyle yetim kalıyormuş.

Hastaneye gittiğimizde annemi soğuk bir morg çekmecesinden çıkardılar.

İçimden sadece tek bir cümle geçti.

“Hayat gerçekten bu kadar mı?”

Daha dün bana gülümseyen kadın…

Şimdi sessizce önümde yatıyordu.

Yıkama işlemi sırasında gözlerimi hiç ayırmadım.

Onun son yolculuğunda yanında olmak istedim.

İçimde kopan fırtınayı tarif edecek tek bir kelime bile yoktu.

O gün annemi toprağa değil…

Çocukluğumu gömdüm.

Sırtımı yasladığım dağı gömdüm.

Beni koşulsuz seven tek insanı gömdüm.

Annem gittikten sonra hiçbirimiz aynı kalmadık.

Evimizin sesi sustu.

Babam yıllar geçmesine rağmen hâlâ aynı cümleyi kuruyor.

“Annen gibi biri bir daha gelmez.”

Haklı.

Çünkü bazı insanlar bu dünyaya bir kez geliyor.

Ben boşandım.

Hayatım tamamen değişti.

Ama bugün geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum.

Annem bana ölmeden önce hiçbir vasiyet bırakmadı.

Fakat yaşadığı son günlerle bana hayatımın en büyük dersini verdi.

Hayatı erteleme.

Sevdiklerini erteleme.

Mutlu olmayı erteleme.

Giymek istediğin elbiseyi bugün giy.

Gitmek istediğin yere bugün git.

Canın ne yemek istiyorsa bugün ye.

İnsanların ne dediğini düşünerek geçirdiğin her gün, geri gelmeyecek.

Çünkü yarının garantisi yok.

Ben artık kimsenin ne düşündüğüyle yaşamıyorum.

Şimdi gülüyorum.

Şimdi geziyorum.

Şimdi seviyorum.

Şimdi yaşıyorum.

Çünkü annem bana, hayatın beklemediğini kendi hayatıyla öğretti.

Ve bugün biliyorum ki…

Beni ayakta tutan şey, hiç düşmemiş olmam değil.

Her düştüğümde yeniden ayağa kalkmayı öğrenmiş olmam.

“Bu kitabı annemi yaşatmak için değil, onun bana öğrettiği hayatı unutmamak için yazdım. Eğer bu satırlar bir kişinin bile hayatına dokunursa, annemin sevgisi yaşamaya devam edecek.”

Bir sonraki bölümde ise annemin ardından hayatın bize neler yaşattığını, ilahi adaletin nasıl tecelli ettiğini ve küllerimden nasıl yeniden doğduğumu anlatacağım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.