Soruşturma genişlemiş, uçurumdan aşağıya düşen arabaya kadar varmıştı.
‘Komiserim, arabanın içinde yanmış bir ceset var' dedi polis memuru telsizle.
‘Adli tıp ekibine haber verin'
O sırada çeşme civarı...
‘Komiserim, burada kanlı bir bez parçası var'
‘Onu, torbaya koyun ve laboratuara gönderin’
‘Baş üstüne komiserim’
Bütün deliller toplanmış laboratuara gönderilmişti. Artık bundan sonrası adli tıptan gelecek rapora bağlıydı.
On gün sonra...
‘Komiserim, uçurumdaki cesedin raporu geldi. Maktul boğazı kesilerek öldürülmüş. İntihar süsü verebilmek içinde arabanın şoför koltuğuna yerleştirilerek uçurumdan aşağıya atılmış'
‘Çeşme kenarında bulduğunuz bez parçası. Onunda raporu çıktı mı?’
‘Evet, komiserim maktulün DNA’sıyla bez parçasındaki DNA birbirleriyle uyuşuyor'
‘Öyleyse çobanın gördüğü kadın olası katillerden'
‘Aynen öyle komiserim'
‘Maktulün kimliği belli oldu mu?’
‘Evet, komiserim' dedi Komiser yardımcısı ‘Maktul Lokman Nihat Gazel’
‘Kimmiş bu Maktul Lokman Nihat Gazel'
‘Ünlü bir iş adamıymış. Son dönemlerde işleri iyi gitmemiş ve iflas etmiş. Ayrıca vergi kaçırmaktan tutun da uyuşturucu imal edip satmaktan aranıyormuş. Birde çocuk kaçırma suçları da varmış'
‘Desenize temiz ayak değil’
‘Aynen dediğiniz gibi komiserim'
‘Bez parçasında kadına ait DNA bulabildiniz mi?’
‘Bulduk komiserim, fakat DNA'sı veri kayıtlarımızda yok'
‘O zaman suç kaydı yok'
‘Komiserim, başka bir konu daha var' dedi Komiser yardımcısı ‘Öldürülen bu adamın oğlu cinayete teşebbüsten dolayı hapisteymiş. Daha doğrusu o öyle biliyor. Cinayeti işleyen babası, fakat kendisi işledim zannediyormuş. Bu yüzden de gidip cinayeti ben işledim demiş'
‘O zaman boşu boşuna yatıyor içeride’ dedi Komiser ‘Peki, duruşması ne zamanmış?’
‘Üç gün sonra’ dedi komiser yardımcısı.
‘O zaman harekete geçelim. Masum bir insanın göz göre göre hapis yatmasına göz yumamayız’
‘Elbette ki komiserim' dedi komiser yardımcısı. Daha sonra da ‘Öldürülen bu adamla Üzeyir Hennan'ın bir bağlantısı varmış. Lokman'ın oğlu dediğimiz kişi Üzeyir Hennan’ın oğluymuş’
‘Nasıl yani anlamadım’ dedi komiser.
‘Komiserim, aralarında nasıl bir bağlantı var bilemiyorum. Bildiğim tek şey Lokman Nihat Gazel Üzeyir Hennan’ın oğlunu kaçırıp kendisine oğul yapması'
‘Lokman Nihat Gazel’i Üzeyir Hennan öldürtmüş olabilir mi?’
‘Olabilir komiserim'
‘Üzeyir Hennan'ı araştırın. Bakalım neyin nesiymiş'
‘Baş üstüne komiserim’
Üç saat sonra...
‘Komiserim, Lokman Nihat Gazel’in oğlunun cinayet işlediğini söylemiştim ya size'
‘Evet, yoksa araştırın dediğim kişiyle mi alakalı?’
‘Aynen öyle komiserim’ dedi komiser yardımcısı ‘Öldürülen kadının kızı Üzeyir Hennan’ın yeğeniymiş. Kız, annesi öldürüldükten sonra neredeyse aklını kaybedecekmiş. Bundan dolayı da hastaneye yatırılmış. Uzun bir tedaviden sonra taburcu olmuş. Fakat bu seferde amcası yani Üzeyir Hennan’la beraber silahlı saldırıya uğramışlar. Onlara saldırında Lokman Nihat Gazel ve adamlarıymış'
‘Anladığım kadarıyla Üzeyir Hennan şüpheliler arasında görünüyor'
‘Komiserim, doğru söylüyorsunuz fakat çobanın gördüğü kadınla Üzeyir Hennan arasında bir bağlantı kuramıyorum'
‘İşte o bağlantıyı kurabilmemiz için Üzeyir Hennan’ı ziyaret etmeliyiz'
‘Anlaşıldı komiserim'
Bölüm 35
Ayşe, onu bekleyen sürprize doğru ilerlerken Mehmet'te son bir defa daha şansını denemek için hastaneye gidiyordu.
‘Baba, ne olursa olsun son bir defa daha hastaneye gidip Şifa Nur Hanım’ı göreceğim’
‘Oğlum, emin misin?’
‘Eminim baba’
‘Ya o kadın sana bir şey yaparsa’
‘Bir şey yapamaz baba, hem onun da bir suçu yok. Asıl suçlu olan Serap denen o kadın’
‘O kadını hele bir araştırayım, bakalım altından ne çıkacak’ dedi Ufuk Bey.
Mehmet tam evden çıkacakken Mustafa’nın sesi duyuldu.
‘Abi, nereye gidiyorsun’ dedi neşe ile. O her zamankinden daha neşeliydi. Sanki bir şey olmuş neşesi yerine gelmişti.
‘Çarşıda biraz işim var, onu halledip geleceğim’
‘Bende geleyim abi, zira uzun zamandır dışarıya çıkmıyorum’
‘Mustafa, dedim ya az işim var, onu halledip geleyim söz seninle istediğin yere gideceğiz’
‘Söz mü abi’
‘Tabii ki söz güzel kardeşim’
Ufuk Bey, yalancıktan yüzünü buruşturarak:
‘Beyefendi, bakıyorum abiniz geldiğinden beri beni görmez oldunuz’
‘Baba, sen her zaman yanımdaydım ama abim, abimin hasretini yıllarca çektim. O yüzden hep yanında olmak istiyorum’
‘Pabucumuz dama atıldı yani’
‘Senin yerin bambaşka baba’ dedi Mustafa, babasına sarılarak.
‘Baba ben çıkıyorum’ dedi Mehmet, Mustafa ile babasını baş başa bırakarak.
O sırada hastanede…
‘Kızım gel yanıma otur’ dedi Filiz Hanım, Ayşe’ye ‘Seni ilk gördüğümden beri bir türlü konuşmak nasip olmadı’
Ayşe, Filiz Hanım’ın yanına oturduktan sonra:
‘Yenge, babam nasıl biri’ dedi, merak içerisinde.
‘O tanıdığım en iyi insanlardan biridir’
‘Yenge, yıllarca baba hasretiyle yaşadım. Onu öldü bilirken yaşadığını öğrendim’ dediği anda servisin önünde bastonuyla yürüyen bir adam görüldü. O adam arada bir öksürüyor, arada bir de duruyordu.
Filiz Hanım, gelen adamı tanımıştı. O yüzden ayağa saygıyla kalkmış onun gelmesini bekliyordu.
‘Yenge, o kim ki ayağa kalktın?’ dedi Ayşe.
‘Az önce babanı soruyordun ya, işte o gelen baban’ dedi gülümseyerek.
‘Babam mı’ dedi Ayşe, şaşkınlıkla. Ardından da babasına döndü ve ‘baba’ diye bağırdı. Daha sonra da yaşlı adama doğru koştu.
Yaşlı adam, baba sözünü duyunca aniden heyecanlandı. Öyle ki heyecandan az kalsın yere kapaklanacaktı.
‘Baba, sen benim babam mısın?’ dedi Ayşe, hasretle babasına sarılarak.
‘Kızım, seni o kadar aradım ki’ dedi yaşlı adam, kızına sarılarak.
‘Baba, bizi neden yalnız bıraktın?’ dedi Ayşe, ağlayarak.
‘Kızım, sizi yalnız bırakmak istemezdim, oldu bir kere. Hem çalışıp geçimimizi sağlamak zorundaydım. Geri döndüğümde ise annen ve sen yoktunuz. Ondan sonra sizi çok aradım ama bulamadım. Sağ olsun amcan buldu ama çok geç kalmıştı’
‘Baba, nedir bu kan davası’ dedi Ayşe ‘Annem, hep anlatıp duruyordu ve sonunda da korktuğu başına geldi’
‘Ortada kan davası falan yok kızım. O, Lokman’ın bizi birbirimizden ayırmak için uydurduğu bir yalan’
‘Öyleyse oğlu neden öldürdü annemi?’
‘O da bir kurban, senin gibi o da yıllarca bir yalana inandırılmış’
Hastane odasından bir ses…
‘Sen mi geldin abi’
‘Evet, ben geldim’ dedi yaşlı adam, kızına tutunarak’
Üzeyir Bey’de yavaşça yatağından doğrularak ayağa kalktı. Daha sonra da Filiz Hanım’a:
‘Dışarıya çıkar beni’
‘Aman Üzeyir Bey, daha tam olarak iyileşmediniz?’
‘Filiz Hanım, kardeşim hasta haliyle beni görmeye gelmiş. Benim onu görmem çok mu?’
‘Ne kadar da inatçısın bey’ Filiz Hanım ‘bey’ lafını kızgın olduğu zamanlarda söylerdi.
‘İnatçı olmasam yeğenimi bulabilir miydim?’
‘Bak bu konuda haklısın’ dedi Filiz Hanım, daha sonra da Üzeyir Bey’in koluna girerek odadan çıktılar.
O, çıktığında baba ile kızı sarmaş dolaş olmuş birbirleriyle hasret gideriyorlardı.
‘Maşallah, baba ile kızı sonunda buluşmuş’ dedi Üzeyir Bey, bu mutluluk tablosuna ortak olarak.