Onların gitmesini bekledi ama bir türlü gitmek bilmiyorlardı. Üstelik çoban Serap’ı fark etmiş kendisine doğru geliyordu.
‘Eyvah! Şimdi ne yapacağım' dedi kendi kendine ‘Üzerimdeki kanı görürse anlar her şeyi o yüzden yalan söylemeliyim'
‘Bacım ne oldu, kimse mi zarar verdi size?’ dedi çoban.
‘Yok, bir şey kendi işine bak' dedi Serap, çobanı terslercesine.
‘Bacım öyleyse üzerinizdeki kan lekeleri nereden bulaştı’
‘Ha onlar mı?’ dedi, gözlerini çobandan kaçırarak ‘Biraz evvel köpek saldırısına uğradım. Ondan korunayım derken yere düştüm. Tabiî köpek de üzerime atladı. Bende onu öldürmek zorunda kaldım. Üzerimdeki kan lekesi o köpeğe ait’
‘Bacım, köpek ısırdıysa evim hemen yakında gidip pansuman yapalım'
‘Yok, yok gerek yok. Arabam yakında zaten. Üzerimdeki kanı temizleyip gideceğim'
‘Bacım, özür dilerim ama bir şey soracağım' dedi çoban ‘Buralara pek kimse gelmez. Sizi buraya getiren sebep neydi?’
‘Seni ilgilendirmez buraya gelişim. O yüzden kapa çeneni de işine bak’
‘Tamam, bacım kızma’ dedi çoban. Ardından da koyunlarını sulatıp oradan uzaklaştı.
Çobanın gitmesini bekleyen Serap, o gözden kaybolduktan sonra çeşmeye yanaştı. Ardından da üzerindeki kanı temizledi. Bu arada çobanın gitmesini beklerken farkında olmadan kanlı eteği bir taşa takılmış ve yırtılmıştı. Yırtıktan düşen parça da oracıkta kalmıştı. O hiç bir şey olmamış gibi evine giderken önemli bir kanıt da çeşmenin başında kalmıştı
Bölüm 32
‘Alo Mustafa, neden bunu bana yaptın neden? Bana ümit verip neden gidip başkasıyla nişanlandın?’ dedi Ayşe, telefonda ağlayarak.
‘Ayşe, bir dakika sakin olup beni dinler misin?’ dedi Mustafa.
‘Ne sakin olması, sakin makin olamam' dedi Ayşe. Ardından da Mustafa’ya ‘Mademki nişanlanacaktın o zaman niye babanı aracı koydun. Hem senin hasta olduğunu duymuştum. Oysaki sen hasta falan değilmişsin?’
‘Ayşe, ben' dedi ve elinden telefonu düştü Mustafa’nın. O anda epilepsi krizi tutmuş, kasılmalar başlamıştı. Son anda Mehmet yetişip tutmasa başını feci halde yere vuracaktı.
‘Mustafa, Mustafa' diye bağırdı Ayşe telefonda. Ne olduğunu bilemediği paniklemiş, bu yüzden de bağırmıştı telefonda.
Mehmet, bir taraftan Mustafa’yı sakinleştirmeye çalışırken bir taraftan da telefonu eline almıştı.
‘Alo, ben Mehmet' dedikten sonra kızgınlıkla ‘Allah aşkına Mustafa'ya ne söyledin ki krize girdi'
‘Birde bana onun krize girdiğini söylüyorsunuz. Asıl siz bana söyleyin, neden bu yalanları söylüyorsunuz?’
‘Ne yalanı Ayşe Hanım, kardeşim uzun süredir hasta, üstelik birde epilepsi hastalığına yakalandı’
‘Ya evlenme meselesi, neden bana ümit verip başkasıyla evlendi. Hem de nispet edercesine’
‘Orada dur Ayşe Hanım, kardeşim ne evlendi ne de nişanlandı’
‘Bu da sizin yeni yalanınız mı?’
‘Ne yalanı Ayşe Hanım. Söyler misiniz bunları kim söyledi size?’
‘Serap abla, o söyledi. Size gelmiş Mustafa'yı görmek için sizde onu kovmuşsunuz'
‘Serap Hanım ha! Serap, o söyledi size'
‘Evet, o söyledi'
‘Allah aşkına anlayın artık. O bizim ve Üzeyir Beyle aramızı bozmaya çalışıyor. Onun yüzünden amcanıza ziyarete bile gidemiyorum'
‘İyi de niçin yapsın ki bunu'
‘Bende bilmiyorum, ama yakında çıkar kokusu'
Ayşe, telefonu kapadıktan sonra hastane odasından çıktı. Taburcu işlemlerini yaptıktan sonra amcasının yattığı yoğun bakım odasına gitti. Orada onu büyük bir sürprizin beklediğini bilmeden.
O kendisini bekleyen sürprize doğru giderken Mustafa'da kendisine gelmişti. Gelmişti ama bu sefer de ağlama krizine girdi.
‘Ağla, ağla kardeşim ağla ki rahatlayasın'
‘Abi, yüzüm hiç gülmeyecek mi?’ dedi Mustafa.
‘Elbette gülecek güzel kardeşim. Hem öyle düşünme’ dedikten sonra da ‘düşün ki sen şu an bir karanlıktasın, ileri de ufak bir ışık görünüyor. Oraya ulaşsan rahatlayacaksın. Işığı gördükten sonra ona doğru gidiyorsun ama önüne bir sürü engel çıkıyor. Tam engellerden kurtuldum ışığa kavuşacağım derken yine engel çıkıyor'
Mustafa, gözyaşlarını silerek:
‘Aynı benim gibi değil mi abi'
Mehmet, yüzünü ona döndürerek şefkatle baktı. Yılların hasretini giderircesine baktı.
‘Sen üzülesin diye söylemedim, sadece misal verdim’
‘Abi, ışığa kavuşmak için önümdeki engel kalkacak değil mi?’
‘Elbette ki kardeşim, yalnız öyle görünüyor ki biraz daha sabretmen gerekiyor'
‘Abi, Ayşe'ye benim nişanlandığımın yalanını kim söylemiş'
‘Serap denen bir kadın’
‘Serap mı?’ dedi Ufuk Bey, araya girerek.
‘Evet, Serap baba’ dedikten sonra da ‘onu tanıyor musun?’
‘Tanımıyorum, fakat tahmin ettiğim kişiyse onu Lokman'ın yanında bir kaç defa görmüştüm'
‘Şimdi anlaşıldı baba, fakat o kadınla Lokman’ın bağlantısı ne olabilir?’
‘Maalesef bilmiyorum oğlum'
Bölüm 33
‘Anne, abimi gidip ziyaret edelim. Ona hem moral olur hem de bize değişiklik olur. Zira uzun zamandır baş baya şöyle bir dolaşamadık' dedi Sezen.
‘Haklısın kızım' dedi Gamze Hanım ‘Bugün ilk maaşımı aldım. Maaşımla üstümüze başımıza bir şeyler alalım. Geri kalan maaşımın bir kısmını abine verelim. Zira onun daha çok ihtiyacı olacaktır'
‘İyi düşünmüşsün anne'
‘Haydi, o zaman hazırlanıp çıkalım' dedi Gamze Hanım.
Bir kaç parça eşyası hariç bütün mal varlıklarına el konulmuştu. Kendilerine kalan eşyalarla beraber kiralık bir eve çıkmışlardı. Tuttukları bu ev alıştıkları lüks hayata hiç benzemiyordu. Fakat bu duruma alışmak zorundaydılar.
‘Anne ne yapacağız kadın başımıza' dedi Sezen.
‘Alışmak zorundayız kızım'
‘Ne kadar paramız kaldı. Biliyorsun kira günü yaklaşıyor'
‘Bu ay ki kiramıza yeter ama ondan sonra ne olacak bilemiyorum'
‘Anne, müsaade et iş bulup çalışayım'
‘Hayır, kızım sen okuyacak ve doktor olacaksın. Hem bak üniversite sınavları da yaklaşıyor'
‘Anne, çalışmazsam ne ile geçineceğiz'
‘Ben iş arayacağım kızım'
‘Anne, nasıl olacak biliyorsun yaşın...’
‘Kızım, Allah Teâlâ’nın izniyle değme gençlere taş çıkarırım’
‘Öyle de anne yine de bilemiyorum'
‘Kızım, başka çaremiz yok'
‘Çaremiz yoksa ben çalışayım anne'
‘Hayır dedim sana’
‘Sen nasıl istersen anne'