Okul yolundaki gölün kenarında, her zamanki yerde Mert elinde sigarasıyla bekliyordu Taner’i. Taner henüz yeni 18 yaşına girmişti. O yüzden alkol sigara gibi alışkanlıkları yoktu fakat arada Mert’e okula giderken birkaç dumanlık bir eşlik ederdi. Mert ise bir sene sınıf tekrarı yapmak zorunda kalmıştı. Taner’den bir yaş büyüktü.
O bir yaş fark bile hissediliyordu bazen.. Çünkü Mert, Taner’e çoğu zaman sanki onun abisiymiş gibi davranırdı. Yani Taner için hem çok yakın bir arkadaşı, hem de abisiydi. Birbirlerini Mert sınıfta kaldığı sene tanımışlardı. Mert, Taner’e göre daha asi duran bir çocuktu. Sınıfta kalmasının tek sebebi ise sürekli kavga etmesiydi. Derslerinde bir problem yoktu fakat sürekli kendi sınıfındakilerle kavga ettiğinden dolayı, onlarca uyarı sonrasında sınıf tekrarı yapması gerektiğine karar verdiler; problemli olduğu yaşıtlarıyla değil, derslerine odaklanmasında daha yardımcı olacağını düşünerek.
Beyaz tenli, açık kahverengi gözlü, siyah saçlı ve siyahtan başka renk bilmeyen tam bir ‘asi’ çocuktu Mert. Ama o asiliğin içindeki merhametli Mert’i Taner çok iyi tanıyordu. Tanıştıkları gün Mert ilk sınıfa girdiğinde sınıfı iyice süzmüş, ve Taner’i görmüştü. Hemen yanına oturup sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibi ‘N’aber kanka?’ demişti.
O günden beri sanki yıllardır tanışıyorlarmış gibi arkadaş olmuşlardı. Her konu hakkında konuşur, yıllar geçtikçe ne kadar ortak yönlerinin olduğunu farkına varmışlardı. Lara Hanım Mert’ten pek haz etmezdi. Sınıfta kalması ve bu asi tavırlarının Taner’i de etkileyeceğini düşünürdü ama Mert ona her zaman hem sempatik hem komik yaklaşmıştı ve zamanla kendini sevdirmişti. Fakat yine de önceliği olan çocuğunu düşünüyordu. ‘Kavga etmekten sınıfta kalmış bir çocuk benim çocuğumu ne kadar iyi etkileyebilir ki?’ diye düşünüyordu çoğu zaman.
Sınıfta kalmasının nedenini bir Mert bir Taner bir de Tuğçe biliyordu. Çünkü Mert, sınıfın en sessiz kızı Tuğçe’nin kenara sıkıştırılıp daha ‘popüler’ olan çocuklar tarafından taciz edilmeye çalışıldığını görmüştü. Buna dayanamayıp onlarla kavga ederek çok da kaslı bir fiziği olmamasına rağmen neredeyse hepsini yaralamıştı. Kızın okulda adının bu şekilde duyulmasını istemediği için de konuyu kimseye söylememişti, fakat kızı rahatsız etmeyi bırakan gençler bu sefer Mert’e musallat olmuşlardı ve bu yüzden onu tahrik ederek kavga etmesini sağlayıp duruyorlardı. Kavgayı başlatan taraf Mert olduğu için de her zaman haksız o görünüyordu. Bu da onun eğitim yılından bir sene çalmıştı ama Taner’le tanışmasının da bir vesilesi olmuştu.
Mert’in asi olduğu kadar merhametli olduğunu bilen Taner ise Mert’i gördüğü an gülümseyip el salladı ve ona doğru yaklaşırken ‘Acaba anlatırsan benim hakkımda ne düşünecek?’ diye düşündü. Okulda arasının kötü olduğu birisi yoktu, fakat çok yakın dediği tek bir kişi vardı ve onun da kendisi hakkında ‘Delirmiş bu çocuk!’ diye düşünmesini istemiyordu.
“Günaydın kanka, al bi fıs da başla gününe.”dedi gülümseyerek Mert.
Düşüncelere dalmış olan Taner yüzünün ne kadar soğuk durduğunu fark etmeden “Günaydın.” dedi ve Mert’in uzattığı sigarayı aldı. Normalde gerçekten tek bir duman çekip sigarayı geri veren Taner, düşüncelere dalmaktan yürürken sigarayı bitirdi.
‘İyi misin kanka? Ne bu hal?’ diye sordu şaşkınlıkla Mert.
Normalde okula giden bir otobüs vardı ve 5 dakikada okulun önünde olabilirlerdi fakat onlar biraz daha erken çıkıp okula orman yolundan yürüyerek gitmeyi tercih ediyorlardı. Hem sigara içiyor hem sohbet ediyorlardı. Genelde çok eğlenceli geçen bu yürüyüşler bugün bir soğuktu.
Bitmiş izmariti yere atıp üzerine bastıktan sonra Mert’e dönen Taner, bir anlığına durdu.
“Sana bir şey anlatacağım ama yargılama.”
İyice şaşıran Mert bu sefer hem şaşkın hem meraklıydı.
“Anlat kanka dinliyorum.”
Derin bir nefes alıp konuya başladı direkt Taner;
“Rüyalarım.. Rüyalarım çok farklılaştı ve ben sebebini bilmiyorum. Her zaman onu görüyorum..”
“O kim? Yoksa rüyalarına girecek kadar aşık mı oldun bir kıza?” diyerek güldü Mert Taner’in kolunu dürtüp.
“Bu sefer öyle değil. Ciddi.”
Taner’in suratındaki endişeyi gören Mert devam etmesi için Taner‘e baktı ve Taner anlatmaya devam etti.
“Küçüklüğümden beri.. Çok küçükken, ne zaman başladığını hatırlayamadığım kadar. Ama daha yakın. Onu hissediyor gibiyim. Artık içimde tutamıyorum.”
Hiçbir şey anlamayan Mert hafif sinirli ama endişeli bir ses tonuyla,
“Oğlum manyak mısın?! Neyden bahsediyorsun açıkça anlatsana. Ne küçüklüğü ne rüyası ne yakını? Daha açık konuşsana”
Taner yere bakarak anlatmaya devam etti.
“Küçüklüğümden beri rüyalarımda bir kadın görüyorum. Önceleri yüzünü tam seçemezdim. Şimdi çok detaylı olmasa da görmeye başladım. Yıllar geçtikçe rüyalarımda bana yaklaşıyor gibi..”
“Ee ne yapıyor peki? Sana bir şey diyor mu?”
“Hayır. Sadece izliyor. Yüz ifadelerini anlayamazdım ama artık seçebiliyorum. Çok garip ama onu gördüğümde rüyada bile olsam soğukluk hissediyorum. Uyandığımda buz gibi oluyorum.”
Bunu dedikten birkaç saniye sonra bir soğukluk daha hissetti Taner. Önce etrafına sonra Mert’e baktı.
Bir kaç saniyeliğine susan Mert bir kahkaha patlattı.
“Oğlum rüyadan korkulur mu hiç?”
“Ama öyle değil. Hissediyorum. Onun soğuğunu..” dedi Taner, kendini savunmak ister gibi fakat utanarak.
“Saçmalama be oğlum. Bi tarafların açık kaldı heralde. Hahaha! Rüya sonuçta. En fazla ne olabilir? Madem fiziksel hissetmeye başladın bi tane patlatırsın yüzüne olur biter.” dedi gülmeye devam ederek.
Tekrar bir soğukluk hissetti Taner. İlk defa dışından söylediği için korkmuştu ama Mert’in durumu ciddiye almaması Taner’i içten içe sinirlendirmiş olsa da biraz rahatlatmıştı. Onun düşünceleri Taner için önemliydi çünkü onu bir abi gibi de görüyordu. O kadar da önemli olmamalıydı. Nasıl olsa sadece bir rüya..
Okula vardılar. Bu konu Taner’in tüm gün aklındaydı fakat hep başka şeyler konuştular. Önceden de olduğu gibi. Taner geçen yazdan beri her gün bunu düşünüyor fakat hep başka şeyler konuşuyordu. Konusunun açılması bile onu rahatsız ediyordu. Ama hazır içini dökebilecek birini bulmuşken de susmak istemiyordu. Son dersin bitmesine yakın Mert’e döndü ve fısıldadı;
“Akşam bize gelsene, bir şeyler alır iki oyun atarız.”
“Geleyim kankam ama çok kalamam.“
“Tamam sıkıntı yok çok durmazsın.”