BÖLÜM 8
Sabah saat 07.55'ti.
Nehir, kapının önünde duran Kuzey'e bakıyordu.
Kuzey her zamanki gibi sakindi.
Nehir ise elinde çantasıyla, saçları dağınık ve gözleri uykudan yarı kapalı hâlde duruyordu.
Haris kapının yanında sırıtıyordu.
“Çok güzel bir çift oldunuz.”
Nehir:
“Senin fikrini soran olmadı.”
Haris:
“Ben aile büyüğüyüm.”
İnanç salondan seslendi:
“Sen ailede sadece yüksek seslisin.”
Haris:
“Bu da bir yetenek.”
Aybars:
“Yeter.”
Haris sustu.
Nehir ayakkabılarını giyerken Kuzey'e baktı.
“Ben daha kahvaltı bile yapmadım.”
Kuzey:
“Yolda bir şeyler yeriz.”
Nehir:
“Ben arabada yemek yemem.”
Kuzey:
“Neden?”
“Dökülüyor.”
“Poşet alırız.”
“Poşet de ses çıkarıyor.”
Kuzey birkaç saniye ona baktı.
“Sabahları hep böyle misiniz?”
Nehir:
“Daha kötüyüm.”
Kuzey'in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
Nehir hemen fark etti.
“Yine güldün.”
“Gülmedim.”
“Gözlerin güldü.”
Kuzey:
“Bu nasıl oluyor?”
“Bilmiyorum. Ama oldu.”
Haris arkadan:
“Ben gidiyorum. Bunların flörtünü izlemek için daha çok erken.”
Nehir:
“FLÖRT ETMİYORUZ!”
Kuzey:
“Etmiyoruz.”
Haris:
“Ben bir şey demedim.”
Nehir:
“Dedin.”
Haris:
“Ben sadece gözlem yaptım.”
---
Kuzey'in arabasına bindiklerinde ilk birkaç dakika sessizlik oldu.
Nehir camdan dışarı bakıyordu.
Ankara'nın sabah trafiği yavaş yavaş yoğunlaşıyordu.
Kuzey direksiyona odaklanmıştı.
Nehir bir süre sonra dayanamadı.
“Bir şey soracağım.”
“Buyurun.”
“Sen gerçekten hiç müzik dinlemiyor musun?”
“Dinliyorum.”
“Ne?”
“Her şey.”
“Mesela?”
Kuzey:
“Türkçe.”
Nehir:
“Çok açıklayıcı.”
“Şarkı adı mı soruyorsunuz?”
“Evet.”
Kuzey düşündü.
“Bazen eski şarkılar.”
Nehir:
“Romantik misin?”
Kuzey bir an ona baktı.
“Hayır.”
Nehir:
“Hiç mi?”
“Değilim.”
“İyi.”
“Niye?”
“Ben de değilim.”
Kuzey:
“Öyle mi?”
Nehir:
“Kesinlikle.”
Kuzey:
“Dün gece mesajda 'iyi geceler' derken sesiniz öyle gelmiyordu.”
Nehir'in gözleri büyüdü.
“Mesajın sesi nasıl geliyor?”
Kuzey'in dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Bilmiyorum.”
Nehir:
“Sen garip bir adamsın.”
“Bunu daha önce de söylediniz.”
“Çünkü doğru.”
---
Yaklaşık kırk dakika sonra askerî bölgeye ulaştılar.
Nehir arabadan inerken etrafa baktı.
“Buraya neden geldik?”
Kuzey:
“Benim birliğe.”
Nehir:
“Bunu biliyorum. Neden ben geldim?”
Kuzey:
“Bir dosya var.”
Nehir:
“Dosya mı?”
“Evet.”
Kuzey ciddileşti.
“Birkaç gün önce sınır hattındaki operasyonda yakalanan bir şüpheliyle ilgili hukuki süreç var.”
Nehir'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Anladım.”
“Savcılık tarafından incelenmesi gerekiyor.”
Nehir başını salladı.
“Benim dosyam.”
Kuzey:
“Evet.”
Birlikte içeri girdiler.
Koridorda yürürlerken birkaç asker Kuzey'e selam verdi.
Nehir onları izliyordu.
Kuzey'in buradaki hâli farklıydı.
Evdeki soğuk ve sessiz adamdan daha ciddi bir tarafı vardı.
Daha otoriter.
Daha dikkatli.
Nehir istemsizce yavaşladı.
Kuzey bunu fark etti.
“İyi misiniz?”
“Evet.”
“Emin misiniz?”
“Evet.”
Bir saniye durdu.
“Burada seni ilk kez görüyorum.”
Kuzey:
“Nasıl?”
“Değişik.”
Kuzey:
“Nasıl yani?”
Nehir:
“Burada daha…”
Kelimeyi bulmaya çalıştı.
“Keskin.”
Kuzey birkaç saniye sustu.
“Burası işim.”
Nehir:
“Anladım.”
---
Toplantı odasına girdiklerinde Nehir dosyaları açtı.
Masada birkaç askerî personel vardı.
Kuzey de karşısına oturdu.
Nehir profesyonel tavrına geri dönmüştü.
Dosyaları tek tek inceledi.
Sorular sordu.
Notlar aldı.
Kuzey onu sessizce izliyordu.
Bir süre sonra Nehir başını kaldırdı.
“Bir sorun mu var?”
“Hayır.”
“Bana bakıyorsun.”
“Dinliyorum.”
“Bakmakla dinlemek aynı şey değil.”
Kuzey:
“İkisini aynı anda yapabiliyorum.”
Nehir:
“Çok yeteneklisiniz, Yüzbaşı.”
Kuzey:
“Teşekkür ederim.”
Toplantıdaki diğer askerlerden biri hafifçe gülümsedi.
Nehir bunu fark etti.
Kuzey'in bakışları da o askere kaydı.
Sonra tekrar Nehir'e döndü.
---
Toplantı bittikten sonra Nehir dosyalarını topladı.
Tam kapıdan çıkacakken genç bir teğmen yanına yaklaştı.
“Savcı Hanım, dosyaların kopyalarını hazırladım.”
Nehir:
“Teşekkür ederim.”
Teğmen:
“İsterseniz odanıza kadar bırakabilirim.”
Nehir:
“Gerek yok, ben—”
Kuzey'in sesi araya girdi.
“Ben bırakırım.”
Nehir ona döndü.
“Senin işin yok mu?”
“Var.”
“E o zaman?”
Kuzey teğmene baktı.
“Ben götürürüm.”
Teğmen:
“Emredersiniz komutanım.”
Teğmen uzaklaştı.
Nehir kollarını bağladı.
“Bir dakika.”
Kuzey:
“Efendim?”
“Az önce ne yaptın?”
“Ne yaptım?”
“Adam dosyaları götürecekti.”
“Ben götüreceğim.”
“Niye?”
Kuzey:
“Çünkü birlikte geldik.”
Nehir gözlerini kıstı.
“Yoksa…”
Kuzey:
“Yoksa ne?”
Nehir hafifçe gülümsedi.
“İki gün önce konuştuğumuz maddeyi hatırladın.”
Kuzey'in yüzü ciddileşti.
“Ben sadece dosyaları götürüyorum.”
“Tabii.”
“Başka bir anlam çıkarmayın.”
“Çıkarmıyorum.”
Nehir önden yürümeye başladı.
Kuzey arkasından geldi.
Bir süre sonra Nehir:
“Bu arada…”
“Efendim?”
“Ben de dün akşam bir şey düşündüm.”
“Neyi?”
“Senin yanında başka bir kadın görürsem…”
Kuzey:
“Evet?”
Nehir gülümsedi.
“Ben de dosyaları kendim taşırım.”
Kuzey ilk kez kahkaha atacak gibi oldu.
“Çok komiksiniz.”
“Teşekkürler.”
“Ciddi değildiniz.”
“Belki.”
---
Öğle saatlerine doğru Nehir'in telefonu çaldı.
Aybars.
Nehir açtı.
“Abi?”
“Neredesin?”
“Birlikte.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Aybars:
“Kuzey'le mi?”
Nehir:
“Evet.”
“İyi.”
Nehir şaşırdı.
“Bu kadar mı?”
“Ne dememi bekliyorsun?”
“Bilmiyorum. 'Dikkat et' falan.”
Aybars:
“Sen savcısın.”
“Doğru.”
“Akşam eve dön.”
“Tamam.”
Telefon kapandı.
Kuzey:
“Aybars mı?”
“Evet.”
“Ne dedi?”
“Akşam eve dön dedi.”
Kuzey:
“İyi.”
Nehir:
“Sen de mi?”
“Ne?”
“Abim gibi konuşuyorsun.”
Kuzey:
“Alışkanlık.”
Nehir ona baktı.
“Bana alışma.”
Kuzey:
“Geç kaldım.”
Nehir durdu.
Kuzey de birkaç adım sonra durdu.
İkisi birbirine baktı.
Nehir'in kalbi bir an hızlandı.
Kuzey ise söylediği cümlenin farkına varmış gibi bakışlarını kaçırdı.
“Yanlış anladınız.”
Nehir:
“Ben bir şey anlamadım.”
Kuzey:
“İyi.”
Nehir:
“Ben de.”
Ama ikisi de yalan söylediğini biliyordu.
---
Akşamüstü birlikten çıkarken hava soğumuştu.
Nehir montunun yakasını kaldırdı.
Kuzey:
“Üşüyor musunuz?”
“Biraz.”
Kuzey ceketini çıkarmaya yeltendi.
Nehir hemen elini kaldırdı.
“Hayır.”
“Ne?”
“Üstüne alma.”
“Üşüyorsunuz.”
“Ben üşümeye alışığım.”
Kuzey:
“İnatçısınız.”
Nehir:
“Sen de.”
Kuzey ceketini tekrar giydi.
“Peki.”
Arabaya bindiler.
Yol boyunca konuşmadılar.
Ta ki Nehir:
“Bugün seni farklı gördüm.”
Kuzey:
“Nasıl?”
“İşini yaparken.”
“İşim bu.”
“Biliyorum.”
Nehir camdan dışarı baktı.
“Zor olmalı.”
Kuzey'in elleri direksiyonda biraz daha sıkılaştı.
“Bazen.”
Nehir ilk kez onun sesindeki yorgunluğu fark etti.
“Bazen mi?”
Kuzey:
“Bazı günler daha zor.”
Nehir bir şey söylemedi.
Sonra:
“Yine de iyi yapıyorsun.”
Kuzey ona baktı.
“Teşekkür ederim.”
Nehir gülümsedi.
“İltifat ettim.”
“Fark ettim.”
---
Konağa geldiklerinde Haris kapıda bekliyordu.
Arabanın yanaştığını görünce hemen koştu.
“Geldiler!”
Nehir:
“Ne bu heyecan?”
Haris:
“Annem yemek hazırladı.”
Nehir:
“Bunun için mi?”
“Hayır.”
Nehir şüpheyle baktı.
Haris:
“İkiniz beraber geldiniz.”
Nehir:
“Eee?”
Haris:
“İlk görev.”
Nehir:
“Ne?”
Haris:
“Çift olarak ilk kez dışarı çıktınız.”
Nehir:
“Biz çift değiliz.”
Haris:
“Üç yıllık deneme sürümü.”
Kuzey istemsizce güldü.
Nehir ona döndü.
“Sen de gülme.”
Kuzey:
“Gülmedim.”
Haris:
“Ben gördüm.”
Nehir:
“Ben de.”
Kuzey:
“İkiniz birleşip üzerime gelmeyin.”
Haris:
“Bak, aileye alışıyor.”
Nehir:
“Daha evlenmedi.”
Haris:
“İmzayı attınız.”
Nehir:
“Sen neden her şeyi hatırlıyorsun?”
“Ben doktorum. Hafızam kuvvetli.”
İnanç kapıda belirdi.
“Senin hafızan sadece dedikoduları hatırlıyor.”
Haris:
“Onlar önemli bilgiler.”
---
Akşam yemeğinde ortam her zamankinden daha hareketliydi.
Kuzey masanın bir ucunda, Nehir diğer tarafında oturuyordu.
Aybars birkaç kez Kuzey'e soru sordu.
Görevleri.
Birliği.
Planları.
Kuzey hepsine kısa ama net cevaplar verdi.
Nehir sessizce onları izliyordu.
Sonunda Haris dayanamadı.
“Abi.”
Aybars:
“Ne?”
“Sen Kuzey'i mülakata mı aldın?”
Aybars:
“Hayır.”
Haris:
“Ben öyle hissettim.”
İnanç:
“Sen sus.”
Haris:
“Tamam.”
Nehir gülümseyerek Kuzey'e baktı.
“Alış.”
Kuzey:
“Neye?”
“Bu aileye.”
Kuzey:
“Sanırım alışıyorum.”
Nehir:
“Daha iki gün oldu.”
Kuzey:
“Bazı şeylere hızlı alışılır.”
Nehir birkaç saniye sustu.
Haris'in yüzünde kocaman bir sırıtış belirdi.
“Ben bunu bir yere yazıyorum.”
Nehir:
“Yazarsan kalemini kırarım.”
---
Gece herkes odasına çekildiğinde Nehir yatağına uzandı.
Telefonu çaldı.
Kuzey.
Mesaj:
Bugün için teşekkür ederim.
Nehir şaşırdı.
Ne için?
Kuzey:
Yanımda olduğunuz için.
Nehir bir süre ekrana baktı.
Sonra yazdı:
Ben de teşekkür ederim.
Kuzey:
Neye?
Nehir:
Beni bugün yalnız bırakmadığın için.
Uzun bir süre cevap gelmedi.
Sonra:
İyi geceler, Nehir.
Bu kez “Savcı Hanım” dememişti.
Nehir'in parmakları klavyenin üzerinde kaldı.
Sonra yazdı:
İyi geceler, Kuzey.
Telefonu bıraktı.
Gözlerini kapattı.
Ama uyumadan önce aklından tek bir düşünce geçti:
Bu adamla üç yıl geçirmek sandığı kadar kötü olmayabilirdi.
Aynı dakikalarda Kuzey de odasında telefon ekranına bakıyordu.
Nehir'in son mesajı hâlâ açıktı.
İyi geceler, Kuzey.
Kuzey telefonu kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Sonra kendi kendine, neredeyse duyulmayacak kadar alçak bir sesle söyledi:
“Üç yıl…”
Ama ilk kez bu üç yılın bitmesini düşünmek istemiyordu.