Hayatımda sürprizlere yer yoktu.
Her şey plana göre işler, bu planlar vakitlice belirlenirdi. Planlarımın dışına çıkmaz ve kontrolü daima sağlardım.
Ta ki dün akşama kadar. Tanımadığım bir adamın nişanlısı olarak anılmak kesinlikle ajandama not edilenlerin arasında yer almıyordu ve bunu Nehir tarafından tasdikletmeme gerek yoktu.
Dün akşam olanlar benim için kocaman bir sürprizdi, hem de hiç mutlu etmeyen türden.
Üzerimdeki gülkurusu elbisenin yandaki fermuarını yukarı çektim ve ellerimle kumaşın üzerinden geçerek aynadaki yansımama baktım. Üzerimi giyinmeden önce şekillendirdiğim koyu kahverengi dalgalı saçlarımı tek omuzumda topladım ve derin bir nefes aldım. Dün gece yetişkin bir insanın yapacağının aksine ailemle konuşmaktan kaçınarak odama kaçtım ve kimseyle konuşmadım. Daha gece bitmeden ilk internet siteleri boy boy fotoğraflarımızı paylaşmaya başlamıştı bile. Korkarım bugün de devamı gelecek, her yerde kendi fotoğraflarımı görecektim.
Yeniden sesli bir nefes aldım. Aşağıya inmeli ve duruma açıklık getirmeliydim. Oysa bunu yapmaya hiç halim yoktu. Babamdan evvel basın danışmanlarımızla görüşmeliydim belki de.
‘’Sakin ol, Beren,’’ diye mırıldandım kendi kendime. Sakinliğimi koruduğum müddetçe her şeyin üstesinden gelebilirdim. Telaşlanıp paniklemek sadece hata yaptırırdı.
Aileme ne anlatacağımın hesabını yaparak ağır adımlarla odamdan çıktım ve aşağı kata inmek için merdivenlere yöneldim. Ne yaparsam yapayım zihnimdeki sözleri toparlayamıyordum. Babamın tepkisini de asla kestiremiyordum. Herhangi biriyle değil, en az biz kadar bilinen bir ailenin oğluyla anılmıştım. Bu medya için harika bir fırsattı. Ama zamanla daha bomba bir haber çıkar, biz de unutulur giderdik. Sonuçta bir pop yıldızı ya da bir oyuncu kadar haber değerim olduğunu sanmıyordum.
Ah o oyuncu! O ispanyol oyuncu… Her şey onun yüzündendi!
‘’Ne vardı yani biz çıkarken de orada olup dikkatleri üzerine çeksen?’’
‘’Bir şey mi dedin kızım?’’
Kulaklarımı dolduran sesle kahvaltı masasına ulaştığımın farkına vararak anneme baktım. Yüzüme sıradan bir ifade yerleştirerek sandalyeme yanaşırken, ‘’Günaydın demiştim,’’ diyerek geçiştirdim. ’’Sana da günaydın babacığım.’’
Gazetesini okumaktan olan babam başını hafifçe kaldırıp okuma gözlüklerinin üzerinden bana bir bakış atarken annem de, ‘’Günaydın,’’ diye karşılık verdi en sevecen haliyle. Ton ton nineleri aratmayacak şekilde sevimli bir gülüş atıyor olabilirdi ama ben bu ifadenin altında yatanları biliyordum. Merak. Dün akşam olanlardan haberi vardı ve şimdi benim anlatacaklarımı merak ediyordu. Yerime geçerek çay şekerine uzandığım esnada babamın okuduğu gazetede gördüklerimle, çayım attığım tek şeker gibi eriyip gitmek istedim. Hızla bardağımı kavrayıp sıcak sıvıdan bir yudum aldım. Eğer rahat bir kahvaltı etmek istiyorsam bu konuşmayı bir an önce atlatmalıydım. Çayımdan bir yudum daha aldım ve sonra boğazımı temizleyerek annemle babama birer bakış attım.
Annem bana o gülümseyen ifadeyle bakmaya devam ederken babam koyu bakışlarını gazetesinden kaldırmayarak sadece tek kaşını hafifçe kaldırdı.
‘’Malum sayfayı okumuşsun, baba,’’ diyerek sessizliğimi bozdum.
Babam sesli bir nefes aldı. Bakışlarını yine gazetesinden kaldırmadı ve, ‘’Spor sayfasını okuyorum. Magazin ilgimi çekmiyor,’’ dedi.
Sözlerinin altında yatan manayı anlamaya çalıştım. Böyle bir şeyi ilk defa yaşıyordum. Acaba magazin sayfalarına düştüm diye laf mı sokuyordu? Pek tepkili olmadığı belliydi. Sonuçta haberler gerçek olsaydı buna kızacak değildi. Yetişkin bir insan olarak istediğimle görüşürdüm. İşin tek can sıkıcı noktası manşetlere düşmüş olmamız olurdu, zira özelimiz kimseyi ilgilendirmiyordu. Lakin şu an sinir bozucu bir nokta daha vardı ki, o da Kerem Varol ile hiçbir alakamın olmayışıydı. Haberler yalandı.
‘’Peki,‘’ diye mırıldandım çatalımla oynarken. ‘’O zaman açıklı…’’
‘’Ne zamandır görüşüyorsunuz?’’ diye sorarak birden lafımı böldü annem.
‘’Pardon?’’ dedim soru soran bir tonda. Tek derdimiz bu muydu? Ayrıca annem neden halinden memnun görünüyordu?
Sakin kalmayı amaçlayarak derin bir nefes aldım ve yüzüme nazik bir gülümseme yerleştirdim. ‘’O mesele yansıtıldığı gibi değil anneciğim. Kerem Varol ile aramda hiçbir şey yok.’’
‘’Öyle mi?’’ diye sordu annem. Az evvelki ifadesine bakınca bu duyduklarına üzülecek sandım. Ama annemin yüzündeki gülüş yok olmamıştı. Ya sevinmişti ya da…
‘’Öyle, anne.’’
‘’Hadi ama, Beren.’’
‘’Anne…’’ diyordum ki, devamını getiremedim. Haberlerin yalan olduğuna resmen inanmıyordu.
‘’Son zamanlarda akşam eve neden geç geldiğini merak etmiştim.’’
Annemin sözleriyle ona hayretle baktım. ‘’Çünkü geç saatlere kadar çalışıyordum.’’
‘’Doğru,’’ dedi annem. ‘’Şu italya projesi.’’
Sesindeki ima canımı sıktı. ‘’Evet, aynen öyle. Ya anne inanmıyor musun bana?’’ diye sordum ve bir umut babama döndüm. ’’Baba?’’
‘’Asuman, üstüne gitme kızın.’’
Babama şaşkın bir bakış attım. Tek söylediği bu muydu yani? Tam bir şey söylemek için dudaklarımı aralamıştım ki, babam devam etti.
‘‘Beren yetişkin bir insan. Ne yaptığını bilir. Tabii böyle manşetlere düşmeseydi iyiydi ama, talihsizlik işte.’’
Babamın bana bu olaydan dolayı tepkili olmadığından emin olmak içimi rahatlatsa da, onun da haberlere inanmış olması canımı daha da sıktı. İnanmamaları can sıkıcıydı ama benim ne kadar ketum bir insan olduğumu hesaba katarsak, bugüne kadar ilişkimi saklamış olduğuma inanıyor olmalılardı. Bir yandan babamın bana duyduğu güven beni mutlu etse de, annemin sözleri buna gölge düşürdü.
‘’Ne zaman tanışıyoruz, Kerem ile? Ben Sevil Hanım’ı daha önce birkaç davette görmüştüm. Kısa sohbetler de etmiştik.’’
Duyduklarım beni adeta dehşete düşürürken anneme inanamayarak baktım. Beni evlendirmeye bu kadar meraklı olduğundan asla haberim yoktu!
‘’Asuman,’’ dedi babam yine uyarıcı bir tonda.
Bir anneme bir babama baktım. Yapacak bir şey yoktu. Sonuçta haberlere Kerem’in ilişkimizi onayladığı da yazılmıştı ve bu yalan değildi. Adam ciddi ciddi basına ilişkimiz olduğunu söylemişti. Kerem’in yanıtı artı benim özelim konusundaki ketumluğum ailemin haberlere inanmasına yol açmıştı. Onlara kızamazdım. Öfkemin hedefinde başka biri olmalıydı.
Beni bu duruma düşüren o adam şerrimden nasibini almalıydı!
‘’Ben şirkete geçiyorum. Size afiyet olsun,’’ dedim ve kimsenin bir karşılık vermesine fırsat tanımadan aceleyle odama çıkarak çantamı aldım. Evden çıkıp arabama ilerlerken bir yandan da asistanım Nehir’i aradım.
‘’Beren Hanım?’’ diyerek yanıtladı Nehir telefonu.
‘’Günaydın, Nehir. Lütfen ne yap ne et, bana bir şekilde Kerem Varol’un numarasını bul. Ya da bir görüşme ayarla. Nasıl yapıyorsan yap, ama beni o adamla görüştür.’’
‘’İlgileneceğim.’’
Topu Nehir’e paslayarak aracıma yerleştim ve şirketin yolunu tuttum. Kerem’le görüşmem şarttı. Bakışlarımı dikkatle yola vermiş ve direksiyonu sıkıca kavramışken kulaklarımı dolduran zil sesiyle telefonuma bir bakış attım. Arayan yakın arkadaşım Melis’di. Muhtemelen olanları duymuştu ve şimdi benden detaylı bir rapor isteyecekti. Aramayı yanıtlayarak hoparlöre verdim.
‘’Melis?’’
‘’Kerem Varol ha?’’
‘’Sen de başlama ne olur.’’ Dedim neredeyse ağlamaklı bir tonda.
‘’Utanmadın mı bunu benden gizlerken,’’ diye sordu Melis bu defa.
Bıkkın bir nefes aldım. ‘’Utanmadım çünkü gerçek değil.’’
‘’Allah aşkına, Beren. Adam kendi ağzıyla söyledi.’’
‘’Ya öyle değil!’’ Dedim ve kırmızı ışıkta durmamla gözlerimi kısaca yumarak sakinleşmeye çalıştım. Sonra yeniden etrafıma bakındım ve dün akşam yaşananları arkadaşıma bir bir anlattım.
‘’Manyak mı bu adam? Ne diye onayladı ki?’’ diye sordu Melis haklı olarak. İşte ben de tam olarak bunu merak ediyordum.
‘’Bilmiyorum ama öğreneceğim. Nehir’e talimat verdim. Ya numarasını bulacak, ya da görüşme ayarlayacak.’’
‘’Ne yaptığını şaşırıyorsun galiba. Öyle önlerine gelene verirler mi adamın numarasını?’’
Melis’in söyledikleriyle dudaklarımı büzdüm. Haklıydı tabii. Anın verdiği öfkeyle neler yaptığımın pek farkında değildim anlaşılan ama Nehir kafasına göre Kerem Varol’un asistanını arayıp adamın özel numarasını alabilecek değildi. Randevu alıp görüşebilirdim elbette, ama açıkcası onunla özel olarak bir buluşma ayarlayıp kimselere görünmeden görüşmeyi tercih ederdim.
‘’Haklısın,’’ diye mırıldandım.
‘’Yüzünü astığını tahmin edebiliyorum,’’ dedi Melis. ‘’Ama gerek yok. Çünkü harika bir arkadaşın var… O ben oluyorum. Kerem ile ortak tanıdıklarımız var. Ben hallederim numara işini.’’
Duyduklarımla içimde yeniden bir umut ışığı parlarken, ‘’Gerçekten mi?’’ diye sordum. ‘’Halledersen harika olur. Şirketine gidip herkese görünmek istemiyorum. Belki özel bir buluşma ayarlayabilirim. Şöyle gözlerden uzak.’’
‘’Ne romantik.’’
‘’Melis!’’
Arkadaşım bir kahkaha attı. ‘’Merak etme ben çözeceğim.’’
Melis göremese bile başımı salladım. ’’Lütfen.’’
‘’Olumlu düşün. Fotoğraflarda harika görünüyorsun. Saçların aşırı güzel. Sana önerdiğim o ürünleri kullandın, değil mi?’’
Duyduklarımı gerçekten komik bulduğumdan mı, yoksa sinirlerim bozulduğundan mı bilmem, gülmeden edemedim. ‘’Bunu söylediğin iyi oldu, Melisciğim. Benim de tek derdim buydu zaten. İyi ki saçlarım bakımlı.’’
Melis ile telefon konuşmamızı sonlandırdığımızda ben de şirkete ulaşmıştım. Aceleci adımlarla asansörün yolunu tutup odamın bulunduğu kata çıktım. Nehir’e Kerem ile görüşme konusuyla Melis’in ilgileneceğini söyledim ve odama geçtim.
Önümüzdeki iki saat boyunca kendimi işlerime vererek geri kalan her şeyi unuttum. İşimi severek yapmak ve dikkatimi saatlerce işime verebilmek benim için mükemmel bir kaçış yoluydu. Derken odamın kapısı tıklatıldı ve gir komutumun ardından içeri Nehir girdi. Yüzündeki ifadeye bakılırsa, haberler iyiydi.
‘’Evet?’’ dedim soru soran bir tonda.
‘’Nehir Hanım aradı ve mesajlarınızı kontrol etmenizi söyledi. Numarayı bulmuş.’’
‘’Harika,’’ diyerek hemen çantamdan dahi çıkarmadığım cep telefonuma uzandım. ‘’Şu saçmalığa bir an önce bir son verelim.’’
Göz ucuyla Nehir’in ağır adımlarla masama doğru yanaştığını gördüm. Melis’in mesajına tıklarken ona bir bakış attım. Gözlerimdeki beklentiyi görmüş olacak ki,‘’Ne yapacaksınız?’’ diye sordu. ‘’Ayrıca o adam niye nişanlı olduğunuzu söyledi?’’
‘’Bilmiyorum,’’ dedim. ‘’Ama çözeceğim,’’ diyerek elimdeki telefonu işaret ettim ve vakit kaybetmeden Melis’in yolladığı numarayı aradım.
Telefon çaldı, çaldı ve çaldı. Ama yanıtlayan olmadı.
Öfkeli bir nefes alarak telefonumu kulağımdan uzaklaştırdım.
’‘Açmıyor.’’
‘’O da sizin kadar meşgul bir insan sonuçta. Eminim bir toplantıda falandır. Arayanın siz olduğunu bilecek değil ya.’’
Nehir’e şüpheyle baktım. Söylediklerinde haklı olma ihtimali oldukça yüksek olsa da, Melis numaraya nasıl ulaşmıştı haberim yoktu. Sonuçta Melis’e numarayı veren kişi Kerem’e bunu bildirmiş de olabilirdi. Bunun üzerine kendisini arayan yabancı numaranın bana ait olduğunu anlaması da zor olmazdı. Ve eğer aramamı kasıtlı olarak yanıtlamıyorsa bu da onun sorumsuz biri olduğuna işaretti. Dün akşam bir saçmalığa imzasını atmıştı ve şimdi de sonuçlarından kaçıyor ve benimle yüzleşmekten kaçınıyordu.
Derin bir nefes aldım. Sonra bakışlarımı Nehir’e çevirdim ve, ‘’Tamam, Nehirciğim,’’ dedim. ’’Biz işimize bakalım.’’
Gün boyu Kerem Varol’u aramaya devam ettim. Ama hiçbir aramam yanıtlanmadı. Bu da beni daha çok öfkelendiriyordu. Ne kadar aptal ya da sorumsuz bir adam olduğu umurumda değildi - ki son yirmi saatte bana verdiği zarara bakarsak kendisine adam demeyi doğru bulmuyordum - bana dün akşamın hesabını verecekti.
Oturduğum yerden kalktım ve çantamı kaptığım gibi odamdan çıktım.
‘’Beren Hanım,’’ diyerek hemen yanıma geldi Nehir.
‘’Tüm görüşmelerimi iptal et.’’
Nehir’in gözleri kocaman açıldı. Zira bu kolay kolay dudaklarımdan dökülen bir cümle değildi. ‘’Peki. Sanırım Kerem Bey’e gidiyorsunuz. Hemen bir randevu ayarlamaya çalışayım mı?‘’
Yarım saat içinde bana acil bir randevu ayarlayamayacağını Nehir de biliyordu, o yüzden yine de çabalıyor oluşunu ve desteğini takdir ettim.
‘’Hayır. O bana dün sürpriz yaptı. Ben de aynı şekilde karşılık vereyim.’’
Nehir bir şey demedi. Yüzümdeki sinsi gülüşe söyleyecek bir şey bulamamış olmalıydı. Sonuç olarak yapmak istemediğim iki şeyi yapıyordum. Birincisi, işine oldukça önem veren bir insan olarak görüşmelerimi iptal etmiştim. İkinci olarak da istemeyerek de olsa Kerem’in ayağına gidiyordum. Oysa dün akşam adına özür dilemek için onun benim peşimden koşması gerekiyordu!
Bir saati bulmadan Varol Holding’in önüne ulaştığımda derin bir nefes aldım ve duruşumu dikleştirerek büyük binadan içeri girdim. Giriş danışmanının masasına yanaştım ve, ‘’Merhaba,‘' dedim. ‘’Kerem Varol’un ofisi hangi katta.’’
Adam bana bir bakış attı. Yüzündeki ifadeye bakılırsa haberleri o da görmüştü. Aklından geçenleri okumuş gibi, ‘’Beren Arman, evet,’’ diye tanıttım kendimi. Karşımdaki adam benim gerçekten Kerem’in nişanlısı olduğuma inananlardan olacak ki, hiçbir itiraz cümlesi kurmadan katı söyledi. Bir yandan da telefona uzanmıştı. Muhtemelen yukarıya haber edecekti.
Teşekkür ederek asansöre yöneldim ve bindiğimde yedinci katın tuşuna bastım. Kapılar yeniden aralandığında güçlü adımlarla dışarı çıktım ve çıktığım gibi sarışın, yeşil gözlü bir kız tarafından karşılandım.
‘’Hoş geldiniz, Beren Hanım,’’ dedi kız geniş bir gülümsemeyle.
Olduğum yerde durarak kıza ifadesizce baktım. ‘’Bir de beni karşılaman için seni mi yolladı?’’
Kız gülümsemesini korusa da, artık daha tereddütlü bir hale büründüğü dikkatimden kaçmadı. Oysa benim hıncımın hedefi bu kız değildi, onun hiçbir şeyle alakası yoktu. Kendime hakim olmaya çalışarak sustum. Öfkemi yanlış kişiye yöneltmeyecektim.
‘’Size Kerem Bey’in ofisine kadar eşlik edeceğim. Buyurun lütfen.’’
Kıza sadece başımı salladım ve onu takip ettim. Saniyeler sonra bir kapının önünde durduğumuzda içeri gireceğimi sansam da, kız kapının önündeki sarı koltukları işaret etti.
‘’Kerem Bey şu an bir görüşmede. Bittiğinde sizi içeri alacağım.’’
Duyduklarım hiç hoşuma gitmedi. Bu yüzden öfkemin küçük bir kırıntısını bu kıza yönlendirmekte bir sakınca görmedim. Kıza dik dik baktım. O ise gülümsemesini bozmadı ve nereden estiyse, ‘’Ben Begüm,’’ diye tanıttı kendini. İfademi hiç bozmadım. Sonra sakince sesli bir nefes aldım ve yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirerek, ‘’Demek nişanlısını bekletecek, ha?’’ diye sordum.
Malum sözcük dilimde acı bir tat bırakırken olayın aslını bildiğini tahmin ettiğim Begüm’ün ifadesi endişeli bir hal aldı.
‘’Az sonra biter,’’ dedi Begüm zar zor.
‘’Hiç hoş değil,’’ dedim ve bir saniye daha beklemeden odanın kapısını açtığım gibi içeri daldım. Bakışlarım önce masanın önündeki koltukta oturan ve dün akşam da Kerem’in yanında olan adama kaydı. Bu adamı da düşündükten sonra tanıdım. Adı Arda Yalçın’dı. Sonra koyu gözlerimi ağır bir şekilde büyük pencerenin önüne çevirdim.
İşte oradaydı. Hayat mahvedenim, kişisel iblisim ve dün akşamdan sonra bir numaralı düşmanım, Kerem Varol!
Dünün aksine bu defa siyah bir takımın içindeydi. Saçları dün akşama nazaran daha düzenli ve bakışları da dünkinden daha sertti. Ama bu bir sorun değildi, zira aynı bakışlarla karşılık vererek gözlerimi onun koyu gözlerinden bir saniye olsun ayırmadım.
‘’Kerem Bey kusura bakmayın. Engel olamadım.’’
Begüm özrünü dilerken Kerem de tıpkı ben gibi bakışlarını bir saniye dahi olsun benden çekmedi. ‘’Tamam, Begüm. Sen çıkabilirsin.’’
Begüm çıkarken ben de odanın içine doğru adımladım. Kerem camın önünden ayrılarak bedenini tamamen bana doğru çevirdi ve tahminimce Arda’yı işaret etti. Tahmin ediyordum, çünkü hâlâ gözlerimi Kerem’den ayırmıyordum.
’’Aslında şu an önemli bir görüşmenin ortasındayım.’’
Yüzüme geniş ama bir o kadar da sahte bir gülümseme yerleştirdim. ‘’Aslında ben de bekar bir kadınım. Ama dün akşamdan beri herkes nişanlı olduğuma inanıyor.’’
Sağ tarafımdan bir ses geldi. Göz ucuyla ayırt edebildiğim kadarıyla Arda ayaklandı. ‘’Bana müsaade.’’
Kerem arkadaşına doğru hafifçe baş salladı. Saniyeler sonra odadan çıktığında nihayet Kerem Varol ile baş başa kalmıştık.
‘’Odama böylece dalıp görüşmemi bölmen hoş değil,’’ dedi Kerem bana iyice yaklaşıp tam karşımda dururken. Sözlerine bakınca aramızdaki resmiyet daha var olmadan kalkmıştı.
’‘Görüşme?‘’ dedim soru soran bir tonda. ‘’Neyi görüşüyordunuz kankanla? Bu akşam hangi restoranın çıkışında, hangi zavallı kadının nişanlın olduğunu iddia edeceğini mi?’’
Kerem ellerini pantolonunun ceplerine daldırarak derin bir nefes aldı. ’’Laf sokmaların bittiyse, ne içmek istersin? Çay, kahve?’’
Alayla güldüm. ‘’Ben almayayım. Dün akşamın üzerine bol bol soğuk su içtiğim için tokum.’’
Karşımdaki adam sözlerimle başını salladı. ‘’Anladım, baya kızgınsın.’’
Dudaklarımı takdir edici bir gülümseme kaplarken ellerimi havalandırarak küçük bir alkış tuttum. ‘’Akıllısın,‘’ dedim coşkuyla. ‘’Oysa aptal ve sorumsuz olduğuna emindim.’’
Kerem duyduklarıyla kaşlarını çattı ve başını hafifçe yana doğru eğerken, ‘’Aptal ve sorumsuz?’’ dedi soru soran bir tonda.
Ben de başımı onaylayıcı bir şekilde salladım.’’Dün akşamki marifetinin üzerine telefonlarımı açmayıp kaçtığına göre hatalarının ardından sorumluluk almayı bilmiyorsun.’’
Kerem ellerini ceplerinden çıkardı ve bakışları gözlerimden ayrılmazken, ‘’Bu çok önyargılı bir tutum, Beren,’’ dedi. Adımı ondan duymak bir tuhaf hissettirse de takılmamaya çalıştım. ’’Telefonumu evde unuttum.’’
Kulaklarımı dolduran sözlerle ister istemez gerçek bir gülüş firar etti dudaklarımdan. Bu adam beni ne sanıyordu. Dün akşam pervasızca nişanlı olduğumuzu iddia etmesi yetmiyormuş gibi, şimdi bir de buna inanacağımı mı sanıyordu? ‘’Bana baksana sen, aptal mı var senin karşında?’’
‘’Hayır tabii ki. Ciddiyim.’’
‘’Neyse ne. Amacın ne senin? Ne diye nişanlı olduğumuzu söyledin?’’
Kerem dudaklarını birbirine bastırdı. Koltukları işaret ederek, ‘’Otur lütfen,’’ dediğinde ona takip ederek kendisinin de oturduğu koltuğuna karşısındaki koltuğa yerleştim. Sonra dik bakışlarımı yine yüzüne çevirdim. ‘’Oturdum konuş.’’
Nedendir bilmem, ama Kerem güldü. Güldüğünde gözleri neredeyse yok olan tiplerdendi. Yine de ona kaşlarımı çatarak baktığımda, yüzümdeki anlamsız ifadeyi yakalamış olacak ki, ’’Sinirlendiğimizde üslubumuz biraz kayıyor galiba,’’ dedi.
’‘Anlamadım?’’ dedim soru sorarcasına.
‘’Daha önce bir üniversitedeki konuşmanı dinlemiştim. Ayrıca seneler önce bir davette büyük bir grubun içindeydik ve konuşmalarını duymuştum.’’
Kerem’in açıklaması yeterli gelmedi. ‘’Yani?’’
‘’Normalde kendini çok daha nazik ifade ediyorsun,’’ diye devam etti karşımdaki adam. ’’Bana karşı oldukça kabasın ve resmiyetten uzak konuşuyorsun.’’
Anladığımı belli edercesine başımı salladım. Sonra ellerimi iki yanıma açarak, ’’Hakkımda yalan yanlış şeyler uyduran adamlara karşı genel tavrım bu,’’ dedim. Ama haksız olmadığının da farkındaydım. Geldiğimden beri öfkeme yenik bir şekilde oldukça gevşek bir şekilde konuşuyordum. Madem Kerem beni nazikçe karşılıyordu, ben de biraz sakin olmayı deneyebilirdim. ‘’Ama tamam,’’ diye devam ettim. ’’Doğru söylüyorsun, kabayım. Yalnız rica ediyorum bana artık dün akşamki saçmalığın ne demek olduğunu açıklar mısın?’’
Kerem oturduğu yerde hafifçe öne doğru eğildi. Hakkında ilk izlenimim gerçekten sorumsuz ve akılsız biri oluşuydu ama duruşuna ve konuşmasına bakılırsa aslında oldukça olgun bir insana benziyordu. Her ne kadar dün akşam yaptığı şey aksini işaret etse de.
’’Öncelikle özür dilerim,’’ dedi Kerem. ‘’O an boş bulundum. Bunu yapmak zorundaydım.’’
‘’Hangi bakımdan?’’ Kaba bir yorum getirmeyeceğim diye kendimi tutuyordum ama bir an önce sadete gelmezse bunu sürdüremeyecektim.
‘’Dün akşam olası yeni yatırımcılarla yemeğe çıktım. Adamlar oldukça geleneksel tipler. Birlikte çalışacakları insanların ailelerini de önemsiyorlar.’’
İşittiklerimle sesli bir nefes alarak arkama yaslandım ve bu sözler hikayenin devamını yazmam için yeterli olurken, ‘’Evli olmanı bekliyorlar,’’ dedim. ’’Sen ayağım takılınca beni tuttun ve sonra olanlar oldu. Anladım.’’
‘’Aynen öyle,’’ diyerek mahcup bir ifadeyle destekledi beni.
‘’Peki adamı onaylarken aklından ne geçiyordu? Beni seninle nişanlanmaya ikna etmek mi?’’
‘’O an boş bulundum,’’ dedi Kerem. Bu benim için yeterli bir yanıt değildi. Ayrıca evli olmasa bile burası da bir aile şirketiydi. Ben bu düşüncelerin peşinden giderken Kerem devam etti. ’’Ama şimdi burdasın, değil mi?’’
Nereye varmak istediğini merak ederek yanıtladım. ’’Hesap sormak için buradayım. Ve bu saçmalığa nasıl bir son vereceğimizi konuşmak için.’’
‘’Bak, bizim açımızdan saçmalık gibi duruyor. Ama gazetelerdeki başlıkları gördün mü? Bizden oldukça güçlü bir ikili olarak bahsedenler var.’’
‘’Ama biz herhangi bir ikili değiliz.’’
’‘Olabiliriz.’’
Ona uzaylı görmüş gibi baktım. Sandığım şeyi mi demek istiyordu. Delirmiş olmalıydı. Başımı abartılı bir şekilde sağa sola salladım.
‘’Seninle evlenmeyeceğim.’’
Kerem başını yana doğru yatırarak bana temkinli bir bakış attı. ‘’Bir iş anlaşması olarak düşün.’’
Dişlerimi sıktım. Bunu yapmasam sıktığım yumruklarımı Kerem’in suratıyla buluşturacaktım zira. Adam resmen en olmayacak şekilde, en olmayacak kişiye evlenme teklifi ediyordu!
‘’Senin karlı çıkacağın, benim de yan rol oynayacağım bir anlaşma. Sen yatırımcıları imza atmaya ikna edeceksin, tamam. Benim çıkarım ne olacak peki?’’
Kerem bu sözlerim üzerine bir şey söylemedi. Bu da beni hiç şaşırtmadı. Alayla güldüm.
‘’Susarsın tabii. Çünkü bu işin bana bir faydası yok,’’ dedim ve oturduğum yerden kalktım. ’’Tahminimce bu yanlış anlaşılmayı dünyadan kaldırmayacaksın ama ona da tamam. Yarın öbür gün başka bir şey çıkar biz de unutuluruz.’’
Çantamı sıkıca kavrayarak bedenimi kapıya doğru çevirdim. Böyle söylüyordum ama bu haberi tüm Türkiye unutsa, çevremiz unutmazdı ve maalesef ortak çevremiz de haddinden genişti.
‘’Bunun o kadar kolay olmadığını sen de biliyorsun,’’ derken Kerem de oturduğu yerden kalktı.
Başımı sağa sola salladım. ’’Umurumda değil. Sen boş bulunup bir yalan söyledin diye seninle evlenmeyeceğim. Seni ödüllendirmeyeceğim.’’
‘’Kendini de ödüllendirmiş olursun oysa.’’
Alttan alttan kurduğu baskı canımı sıktı. Hışımla Kerem’e döndüm ve, ’’Tanımadığım bir adamla evlenmenin nesi ödül manyak herif!’’ diye söylendim hafif yüksek bir tonda.
Kerem gıcıkça sırıttı. ‘’Oysa çok güzel dikkat etmiştin üslubuna.’’
Halıydı, ama umurumda değildi. ’’Sana en fazla bu kadar. Benden de bu kadar. Bir daha karşılaşmayalım.’’
Karşımdaki adamın sırıtışı genişledi. Benim kaşlarım git gide çatılırken o da bir iki adımda tekrar bana ulaştı ve yine tam önümde durdu.
’‘Biliyor musun?’’ dedi soru soran bir tonda. Sonra gözlerini gözlerime dikti. ’’İçimden bir ses yakın zamanda karşılaşacağımızı söylüyor. Hem de nikah masasında.’’
Dudaklarım hayretle aralandı. Bu adam kendini ne sanıyordu? O yatırımcıları kapsın diye onunla niye evlenecektim? Deli olmalıydı.
Kerem’e öfkeyle baktım ve sesime hakim olamayarak kelimenin tam anlamıyla yüzünün tam ortasına doğru bağırdım.
‘’Avucunu yalarsın!’’
Cidden mi, Beren?
Ben ki yıllardır ne başarılar elde ediyor, milyon dolarlık anlaşmalara imza atıyordum. Ama sinirlenince şu dilime hakim olamıyordum! Annem çocukluğundan beri itinayla görgü kurallarını öğrettiği kızının, yüksek cemiyetten Varol’ların oğlu Kerem’le böyle bir üslupla konuştuğunu görse, Allah korusun ki kalpten giderdi.
Daha fazla Kerem’in ofisinde oyalanmadan hışımla şirketten ayrılarak evin yolunu tuttum. Yolculuk boyunca yalnız olduğuma memnundum. Hem arabamın içinde kendi kendime sinir krizleri geçirerek Kerem Varol’o oldukça yaratıcı hakaretler saydım hem de fırsat bulduğum her tenha yolda gaza bastım.
Evin önüne geldiğimde aracımın anahtarlarını görevlilere teslim ederek benim için açılan kapılardan içeri girdim. Yolda Nehir’den aldığım mesaja göre babam bugün eve erken dönmüştü. Odama geçmeden evvel babamla konuşmalı ve Kerem’den öğrendiklerimi babama anlatarak yanlış anlaşılmaya bir son vermeliydim. Kerem’in nişanlılık yalanıyla ne yapacağı onun sorunuydu. Ben ise kendi adıma bu haberin unutulup gitmesini umacak, gerekirse uzunca bir süre cemiyetteki hiçbir davete katılmayacaktım.
‘’Hoş geldin, kızım.’’
‘’Hoş buldum, anne. Babam nerede?’’
‘’Bahçede,’’ diye yanıtladı annem sorumu. Karşılık olarak sadece gülümseyerek başımı salladım ve annemin de yüzündeki varlığını koruyan imalı bakışı görmezden gelerek bahçeye çıktım. Babam koltuklara oturmuş, çayını yudumluyordu.
‘’Hayırlı akşamlar, baba.’’
Babamın gözleri beni buldu. Dudaklarını bir gülümseme kapladı. ‘’Hayırlı akşamlar, kızım. Hoş geldin, gel.’’
Gülümseyerek yanına doğru ilerledim ve işaret ettiği yere, hemen yanına oturdum. ‚
‘’Seninle konuşacaklarım var, baba.’’
‘’Benim de öyle.’’
Babamın söyledikleriyle içime bir merak tohumu düştü. Gözlerimi hafifçe kısarak, ‘’Nedir?’’ diye sordum. Merakım o an için öyle güçlüydü ki, kendi meselemi bir an için görmezden geldim.
Babam oturduğu yerde dikleşirken bedenini benden tarafa çevirdi. Yüzüne ağır ağır gururlu bir gülümseme yerleşirken, ‘’Sabah seni sık boğaz etmek istemedim ama gördüğüm haberler hoşuma gitmese de, içeriği beni mutlu etti.’’
‘’Baba,’’ diyerek başımı yana eğdim. Mutlu olduğu gerçekten belli oluyordu. Şimdi bir yanlış anlaşılma olduğunu nasıl anlatacaktım? Nasılını bilmezdim ama mecburdum.
‘’Seninle her zaman gurur duydum, Beren. Daha mezun olmadan önce bile benim yanımda çalıştın ve yaptığın işi her zaman ciddiye aldın. Malum, iki evladım var ama hem ilk çocuğum olman nedeniyle, hem de tecrüben ve iş ahlakın nedeniyle her zaman koltuğumu bırakmayı düşündüğüm kişi sen oldun…’’
‘’Ama Efe…’’ dedim.
‘’Efe’yi de şirketten kovacak değiliz ya,’’ diyerek güldü babam. ‚’’Ama onun zaten bu işlerde gönlü yok. Dedenin ve benim emeklerime sahip çıkacak kişi sen olmalısın.’’
‘’Yani?’’ Dedim soru soran bir tonda. Elbette Efe’yi de düşünüyordum. Ama tam da dedemin ve babamın kurduğu o şirketin geleceğini oldukça düşünüyor ve korumak istiyordum. Bu yüzden senelerdir o koltuğun hayalini kuruyordum. Bir şirketi yönetme delisi olduğumdan değil, dedemin ve babamın emekleri benim için değerli olduğu için, o emeklere sahip çıkmak istiyordum.
‘’Yani,’’ dedi babam. ‘’Madem artık bir ilişkiyi de yürütebilecek kadar sorumluluk alıyorsun, o halde senelerce elden ayaktan düşmemi beklemeye gerek yok. Getir Kerem’le tanışalım, madem kendi aranızda bir yola girdiniz, resmiyete dökelim. Düğünden sonra koltuğum senindir.’’
Babamın her yeni sözü içimdeki dehşeti büyütürken dudaklarım aralandı, ama tek kelime edemedim.
Planım dışı olan her şeyden ve ummadık anlarda beni bulan sürprizlerden nefret ediyordum. Dün akşam sakin bir yemek yiyip çıkmayı düşündüğüm restorandan nişanlı olarak çıkmaktan, şimdi babama her şeyi açıklayacakken, ondan reddedilemez bir teklif almaktan nefret ediyordum.
Ama en çok da Kerem’i haklı çıkarma ihtimalimden nefret ediyordum. Zira kendi emeklerimin karşılığını alma isteğim, Kerem’in dediği yere gelmeme neden olabilirdi.
Ne demişti o?
İçimden bir ses yakın zamanda karşılaşacağımızı söylüyor. Hem de nikah masasında.