Neden bir asistanım vardı bilmiyordum.
Zira yanında asistan gezdiren bir insana göre oldukça sıradan bir hayatım vardı. Öyle ki, aslında aklımda tutacak pek bir şeyim de yoktu. Evden işe, işten eve savruluyor, iş yerindeyken sadece o görüşmeden bu görüşmeye koşuyordum. Bunların yüzde doksanının odamda ya da toplantı odasında gerçekleştiğini göz önünde bulundurursak, işimi birkaç not kağıdı da görürdü.
Bunu asistanım Nehir işini iyi yapmadığı için söylemiyordum. Ya da ona gerçekten ihtiyaç duymadığımdan değil, demek istediğim; oldukça monoton bir hayatım vardı.
Gözlerim önümdeki yoldan ayrılmazken, ’’Yarın Tekin ile bir görüşmek istiyorum,’’ dedim yan koltuktaki Nehir’e doğru. ‘'İtalya konusunda pek emin değilim.’’
‘’Tamamdır, Beren Hanım. Bu arada şoförünüz iznini bir hafta daha uzatmış. Çocuğu oldu ya, malum.’’
İşittiklerimle dudaklarımı bir gülümseme ele geçirirken dikiz aynasına bir göz attım. ‘’Sorun değil. Zaten arabayı başkasının kullanmasından hoşlanmıyorum. Geri geldiğinde annemin şoförü olarak devam edebilir aslında.’’
Nehir elindeki tablete bir şeyler girdi. Sonra renkli gözlerini yeniden bana çevirdi. ‘’Not ettim.’’
Yeniden başımı salladım. Sonra aklıma gelen şeyle dudaklarımı birbirine bastırdım ve kırmızı ışıkta durmamızla Nehir’e yandan bir bakış attım. ‘’Bazen trafikte sinirlenebiliyorum,’’ diye mırıldandım parmaklarımla direksiyonun üzerinde hafif bir ritim tuttururken.
Nehir bana bakmayı reddeder gibi gözlerini ön camdan ayırmadı. ‘’Hı hı.’’
‘’Hıza ilgim de var.’’
‘’Ama hiç denk gelmedim öyle gereksiz hız yaptığınıza. En azından araba kullanırken.’’
Bu bir gerçekti. Hız tutkum vardı ama olur olmaz yerlerde gereksiz hız yaparak kimseyi tehlikeye atmazdım. Hele ki yanımda birileri varsa asla. Ama buna rağmen Nehir’in sözlerinde başka bir noktaya takıldım. Trafik ışıkları yeşile dönerken, ‘’Derken?’’ dedim soru soran bir tonda.
Göz ucuyla gördüğüm kadarıyla Nehir’in başı bana doğru döndü. Olabildiğince ona doğru kaçamak bir bakış attım ve, ‘’Ee?’’ dedim onu konuşmaya teşvik edercesine.
‘’Bence sizdeki bu hız merakı başka bir şey. Yani siz en acelesiz anlarımızda bile hep bir telaş içerisindesiniz. A noktasından B noktasına giderken hep bir koşturuyorsunuz. Yani sizin genel temponuz bu.’’
Duyduklarımla dudaklarımı büzdüm. Kaşlarım da hafif çatıldı ama Nehir’in ne demek istediğini anlamıştım. Gerçekten hep bir telaş içindeydim. Daha doğrusu bana göre hedef odaklı bir insandım. Aklıma ulaşmam gereken bir hedef koyduğum zaman oraya ulaşana kadar rahat da yoktu durmak da. Aklıma koyduğum yere ulaşmak için tüm engelleri hızla aşmam gerekiyordu. Bir hedefim olduğunda o hedef dışında her şeye kör oluyordum. Üzerinde durmasam da bu beni bazen korkutuyordu.
Derin bir nefes aldım. ‘’Ne demek istediğini anlıyorum.’’
‘’Öyle mi?’’
‘’Evet. Aklıma bir şeyi koyduğum zaman gözüm o hedeften başkasını görmüyor. Şirkette kendi odamdan babamın odasına geçeceğim zaman bile bu böyle.’’
‘’Koştura koştura gidiyorsunuz.’’
Nehir’e yan bir bakış attım. ‘’Aynen Nehirciğim.’’
Asistanımın sesine bir tereddüt yansıdı. ‘’Kızdınız mı?’’
‘’Gözlemlediklerini dile getirdiğin için mi?’’ Başımı sağa sola salladım. ’’Hayır.’’
Direksiyonu sağa doğru kırarak aracı önümdeki mekana doğru yaklaştırdım. Vale bize doğru gelirken arka koltuktan çantamı aldım ve arabadan inerek anahtarları valeye teslim ettim. ‘’Teşekkür ederim.’’
Nehir ile birlikte biraz ilerideki restorana ilerlerken kolumdaki saate bir bakış attım. Yine öyle yoğun bir gün geçirmiştim ki, güzel bir akşam yemeğini ve üzerine burada yapılan favori tatlımı kesinlikle hak etmiştim.
‘’Beren Hanım, biz buraya geldik ama söylenene göre bugün bu çevrede yabancı bir oyuncu görülmüş.’’
‘’Kimmiş ki?’’
‘’Adı aklımda değil. İspanyol bir oyuncuydu sanırım.’’
‘’Anladım. Ee buraya gelecekse bile peşinden basını sürüklemese bari. Yoksa çıkışta işimiz var.’’
Nehir bu sözlerimle gözlerini kocaman büyüttü. ‘’Aman Allah korusun.’’
Gülerek Nehir ile birlikte şık restorandan içeri girdim. Loş ışıkla aydınlatılmış olan mekan fazla kalabalık değildi. Masaların üzerindeki mumlar hafifçe titriyor, sessiz piyano tınıları kulakları dolduruyordu. Güzel bir gülümsemeyle karşılanarak genelde oturmayı tercih ettiğim masaya yönlendirildim.
‘’Şansınıza en sevdiğiniz masa boş yine.’’
‘’Böyle yorucu bir günün üstüne hak ettik bence.’’
‘’Haklısınız,’’ dedi Nehir karşımdaki sandalyede yerini alırken. ’’Bu arada yemek teklifiniz için teşekkür ederim, Beren Hanım.’’
Nehir’e gülümseyerek baktım. O benim elim kolumdu, bu yüzden onu yemeğe çıkarmanın benim için lafı bile olmazdı. Evet, daha önce bir asistanım olmasına anlam veremediğimi düşünmüştüm fakat bu, Nehir’in varlığının hayatımı oldukça kolaylaştırdığı gerçeğini değiştirmiyordu. Onun sayesinde birçok şeye kafa yormam gerekmiyordu. Randevularımı yönetiyor, her yere peşimden geliyor, ben yemeyi içmeyi unuttuğumda düşüp bayılmayacağımdan emin oluyordu. Yaptıklarının benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilmesi için fırsat buldukça ona böyle küçük jestler yapıyordum. Ayrıca iş dışındaki sohbetini de seviyordum.
‘’Lafı bile olmaz. Ne demiştik, hak ettik.’’
Menüye doğru düzgün bakma gereği bile duymadım. Buraya geldiğimde genellikle hep aynı şeyi yerdem ve saatlerdir yemeğimin hayalini kurduğum da göz önünde bulundurulunca menüye bakmamam anlaşılırdı. Nehir de yemeğini seçince siparişimizi verdik.
‘'Beren Hanım?‘’
’‘Evet.‘’
‘’Ben bir şeyi merak ediyorum.’’
‘’Neyi?’’ diye sordum ve meraklı bakışlarımı Nehir’e çevirdim.
‘’Yani şimdi çizgiyi aşmak istemem ama…’’
‘’Ha gayret, Nehir.’’
Nehir çatalını indirdi. Sonra gözlerini hafifçe kıstı ve ses tonunu da bir sır verecekmiş gibi alçaltarak, ‘’İlerideki şirketin başına siz mi geçeceksiniz yoksa Efe Bey mi?’’
Asistanımın erkek kardeşimi anmasıyla kıkırdadım. Nehir’in söylediğinin bir ihtimal dahi olabilmesi için, Efe’nin şirketin yolunu bulması gerekirdi. Ben nasıl ki kendimi şirkete adamışsam, Efe de şirketten içeri adım atmama konusunda yeminli gibiydi. Efe bir gün olur da, şirkette aramıza katılmak isterse buna sevinirdim, sonuçta bir aile şirketiydik. Ama kardeşimin işlere olan ilgisizliği ve iş dışı her şeye olan ilgisini göz önünde bulundurunca, şimdilik Arman Tekstil’in tahtına ben yerleşecek gibiydim.
‘’Efe’nin şirketin başına geçmesi için önce bir İstanbul’a ayak basması lazım.’’
Nehir bu sözlerimle kıkırdadı. ‘’Haklısınız. Efe Bey yerinde durmuyor.’’
‘’Aynen öyle. Ama kardeşimin yaşı da genç daha. Zamanla düşünceleri değişebilir. Ayrıca babamın koltuğunu yakın zamanda başkasına bırakacağını sanmıyorum zaten.’’
‘’Anladım.‘’
Yemeğin geri kalanında şirket işleri haricinde her şeyden konuştuk. Nehir yeğenlerinden bahsetti, ben de kısa zamanda bir tatile ihtiyacım olduğundan. Oysa bunun kolay kolay gerçekleşmeyeceğini biliyordum. İstediğim her şeyi elde edebilecek kadar çok param vardı ama isteklerimi hayata geçirecek zaman bakımından oldukça yoksuldum.
Tatlılarımız da bittiğinde çıkmak için ayaklandık. Ayakkabılarımın rengindeki mürdüm rengi çantamı koluma takarak çıkışa yöneldim. Gün boyu topukluların içinde yorulan ayaklarım her an isyan bayraklarını çekecek gibi dursalar da duruşumu bozmayarak ilerlemeye devam ettim. Bu esnada çıkıştaki kalabalık dikkatimi çekti.
‘’Senin ispanyol buralara mı uğradı yoksa? Ya da seni mi oyuncuyla karıştırdılar?’’ dedim gülerek.
Nehir kıkırdadı. ‘’İlahi Beren Hanım.’’
Mekandan çıkmak uğraşan insanlar arasında ağır adımlarla ilerlemeye devam ettik. Bu esnada hararetli adımlarla bizim yönümüze gelen adamlar dikkatimi çekti. Adamın koyu saçları ve onlarla uyum halinde olan koyu gözleri vardı. Beyaz gömleği ve koyu gri takımı ten rengiyle uyum halindeydi. Yanındaki adam onun varlığında biraz sönük kalıyordu.
‘’Ne gerek vardı şimdi böyle bir şeye?’’ diye söylendi adam.
Yanındaki adam onun aksine daha sakin görünüyordu. ‘’Duymadın mı adamları? Oldukça geleneksel tipler. Net beklentileri var.’’
‘’Ben hayatımı milletin beklentilerine göre şekillendiremem.’’
Hem duyduklarım kulağa özel geldiğinden, hem de tam o esnada adam bakışlarını bana doğru çevirdiğinden başımı hızla diğer yöne çevirdim. Biz kalabalıktan dolayı artık biraz daha yavaşlarken adamlar da bize doğru yaklaşarak aynı şekilde yavaşladılar.
‘’Hiç acele etmeyelim bence, Beren Hanım,’’ dedi Nehir.
’’Aynen.‘’
Bu esnada adamın sesi az evvelkinden kısık da olsa yine duyuldu. ‘’Bunu babama sen açıklayacaksın.’’
‘’Hallederiz,’’ dedi diğer adam gevşekçe. Kapının önündeki kalabalık azalırken tekrar yürümeye başladık.
‘’Bir an saatlerce burada esir kalacağız sandım,’’ dedi Nehir. Ona inanamayan bir bakış attım. ‘’Abartma istersen, Nehir.’’
Ağrıyan ayaklarımla kapıya ulaşmak üzereyken arkadaşım Melis’in sözünü dinleyerek arabaya daha rahat ayakkabılar bıraktığım için şükrettim. Arabaya geçer geçmez bu rahatsız ayakkabılardan kurtulacaktım. O anın hayaliyle mekandan çıkacaktım ki, her şey bir an da çarpı on hızda ilerledi. Öne doğru bir adım daha atamayarak tökezledim, dengemi kaybedip geriye doğru düşecektim ki, düşmedim. Zira bir çift kol beni yakaladı.
‘’İyi misiniz?’’
Beni kollarında tutup bu soruyu soran kişiye şaşkınca baktım. Şimdi daha yakından görünce anlıyordum ki, bu adamı bir yerlerden tanıyordum.
‘’Beren Hanım?’’ dedi Nehir soru soran bir tonda. Şaşkın gözlerim onun da bir o kadar şaşkın olan gözleriyle buluştu. Sonra yine beni tutan adama baktım. ‚’’Siz…’’
‘’Siz,’’ dedi beni tutan adamın arkadaşı olduğunu düşündüğüm kişi. ‚‘’Siz Beren Arman’sınız.’’
‘’Beren Arman mı?’’ iyen bir ses duydum. ‘’Beren Arman. Beren Arman orada.’’
‘’Kerem Varol mu o?’’
‘’Evet ta kendisi!’’
Tüm bu sözler kulaklarımı doldururken içlerinden bir tanesine odaklandım.
Kerem Varol.
Evet, beni tutan bu adam, Kerem Varol’du. Ünlü iş insanı Haluk Varol’un oğlu, Varol Holding’in varisi, Kerem Varol.
Peki her şey tamamdı da? Bu adam beni hâlâ ne diye bırakmıyordu?
‘’Teşekkür ederim de, siz beni bir bıraksanı…’’
‘’Beren Hanım, Kerem Bey ile ilişkiniz mi var?’’
‘’İKi büyük şirket birleşiyor diyebilir miyiz?’’
‘’Kerem Bey düğün ne zaman?’’
Tüm bu sorular beni dehşete düşürürken bir yandan flaşlar patlıyor, bir yandan Nehir panik dolu sözler söylüyordu. Ve Kerem Varol beni yine ve yine bırakmıyordu!
Resmiyeti ve nezaketi bir kenara bıraktım ve, ‘’Beni bir bıraksana artık!’’ dedim dişlerimin arasından. Kerem denilen bu adam bana anlam veremediğim bakışlarla bakmaya devam ederken, tüm bu kargaşaya ve seslere bir yenisi eklendi.
‘’Kerem Bey, yoksa nişanlınız bu hanımefendi mi?’’
Bu soru adamı bir transtan çıkarmış olacak ki, Kerem kendiyle birlikte beni de doğrulttu. Ama kolları yine de etrafımdaydı. Karşımdaki adam bir bana, bir arkadaşına bir de bu soruyu soran, daha evvel restoranın içinde de gördüğüm adama baktı. Gözleri tekrar beni buldu ve bakışlarından özür diler gibi bir ifade geçerken, ‘’Evet,’’ diye yanıtladı adamı.
Nehir’le ikimizin dudaklarından eş zamanlı bir ‘’Ne?’’ kaçtı. Hemen ardımızdan Kerem’in yanındaki adam da, ’’Ne?’’ diye sordu.
Dehşet dolu bakışlarım Kerem Varol’u bulurken, ‘’Sen ne saçma…’’ diyordum ki, ‘’Nişanlım Beren,’’ diyerek sözümü kesti.
Duyduklarımla öfkeden nefes nefese kalmış bir şekilde karşımdaki adama baktım.
Ne olmuştu şu an? Kendine hal olan flaşlar bana patladı diye ispanyol oyuncunun bedduasını almış, yemek yemeye diye girdiğim restorandan nişanlı mı çıkmıştım?