İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 8 · 16 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 8

🖤 6

AHSEN

''Arka tarafta!''

''Koşun!''

''Kaçmasına izin vermeyin!''

''Hemen doktorları çağrın !''

Korumaların bağırış sesleri kulaklarımı doldururken kafamı yerden kaldırdım ve ağzımın içine giren çamur ve çimi tükürdüm. Vücudum ağrıyordu ve bir kaç yerim çizilmişti ama kemiklerimin kırılmadığından emindim. Yüksek sesle kahkaha attım.

''Ha-ha-ha-ha.'' Ah bu harikaydı.

Güzel bir adrenalin hissi vardı ve eğer kaçmam gerekmeseydi, tekrar çatıya çıkar ve tekrar aşağı atlardım. Vücudumun her kısmı ağrısa da, bu ağrı beni durdurmaya yetecek bir ağrı değildi. Bu yüzden vakit kaybetmeden hızlıca kendimi toparlayıp, yüzüme düşen saçlarımı arakaya doğru atım ve kollarımdan güç alarak gülümseyerek ayağa kalktım. Ancak kaçmak için öne doğru attığım ilk adımda, duyduğum ayak sesi yerimde durmama neden oldu.

Ses arkamdan geliyordu ve gittikçe bana doğru yavaşça yaklaşıyordu. Sesten anladığım kadarıyla da tek kişiydi. Yakınlarda başka bir arazinin olmaması, arkamda ki kişinin Pars Alphan'ın adamı olduğunu açıkça gösteriyordu. Nasıl bu kadar hızlı bir şekilde yanıma geldiğini düşünürken, hemen arkamı dönmedim ve onu fark etmemişim gibi yaparak bana doğru biraz daha yaklaşmasına izin verdim. Bana yeterince yaklaştığında ise hızlıca arkama dönüp siyah takım elbiseli korumanın karnına sert bir tekme attım. Vuruşumla arkaya doğru sendeledi. Karnını sıkıca tutarken dizlerinin üzerine düştü ve kafasını yüz üstü toprağa gömdü. Hava boşluğuna vurduğum için nefes almakta zorlanıyordu.

Yüzümde ki gülümseme büyüdü.

İnsanların karın boşluğuna vurup onları aniden nefessiz bırakmayı seviyordum. Bir anda gelen ölüm gibiydi.

Yerde ki adamdan gözlerimi ayırıp hemen arkasına baktım. Henüz görünürde kimse olmasa da gecenin sessizliğinde bana doğru koşan korumaların ayak seslerini ve bağırışları duyabiliyordum ve gittikçe bana doğru yakınlaşıyordu. Ahh. Biri bu adamlara karanlığın ortasında birini yakalayacaklarsa sessiz olmalarını öğretmeliydi. Gerçi sessiz olsalar bile keskin kulaklarım karşısında hiç şansları yoktu. Tıpkı ayaklarımın dibinde yatan adam gibi. Yanıma nasıl bu kadar çabuk geldiğini bilmiyordum, ama bu durum bu lanet olası yeri hemen terk etmemi söylüyordu. Ayrıca bazı sesler duyuyor gibiydim. Bana çok yakın olan sesler. Bu yüzden daha fazla oyalanmamaya karar verdim ve kaçmak için tekrar arkamı döndüm. Ancak tam koşacakken yerimde durdum. Beni durduran şey, az önce etkisiz hale getirdiğim adam sesi oldu ''Ahsen Hanım gitmeyin.'' diyerek fısıldadı ismimi.

Nefes almakta zorlandığı için varla yok arasında konuşmuştu ama ben ona yakınında olduğum için acı dolu sessiz fısıltısını duyabilmiştim. Kaşlarımı çatarak ona doğru döndüm ve biraz önce kafası toprağa gömüldüğü için göremediğim yüzünün tamamının dövmeyle kaplı olduğunu fark ettim. Gözlerinin içinde bile dövme vardı. Değişik bir tarzı vardı ve korumadan daha çok bir haydutta benziyordu. Ağzını zorlukla açıp, dişlerinin arasından. ''Gitmeyin, bizler sizin için buradayız.'' dediğinde kaşlarım daha çok çatıldı. Aynı zamanda da sözlerinde çoğul eki kullandığı içi etrafıma baktım ve bu esnada ağaçların arkasında bana doğru bakan adamları fark ettim.

Bunlarda kimdi ve neden benim için buradaydılar ?

Sakinliğimi korumaya çalışırken, yerde yatan adama doğru bir adım attım. ''Ne saçmalıyorsun. Siz kimsiniz ?'' Gözlerim adamların üzerinde hızlıca gezindi. Toplamda on dört kişiydiler. Ucuz takım elbiseler, sert bakışlar ve iğrenç dövmeler. İlk başta arkadan bana yaklaşan bu adamı, Pars Alphan'ın korumalarından biri olduğunu düşünsem de, ona ve diğerlerine dikkatli bir şekilde bakınca Pars Alphan'ın adamları olmadıkları hemen anladım. Pars'ın adamları lüks takım elbiseler giyerken dış görünüşleri de takım elbiseleri kadar iyiydi. Fakat karşımda gördüğüm bu adamlar yirmili yaşlarına gelip kendilerine her hangi bir amaç bulamamış ve bu yüzden de büyüdüğü mahallenin sokağında başı boş gezip bazen bally, tiner, kova ve çokça sigara ile alkolü içeceklerin hepsini içen, boş zamanlarında ise mafyacılık oynayan serserilere benziyordular.

Yerde ki adam acısının azalmasıyla, ağaca tutunarak ayağa kalktığı esnada ona tekme atmamı sorun etmeyen bir tavırla konuşmaya başladı. ''Berk bey sizi korumamız için bizi tuttu ve buraya gönderdi. Dakikalardır sizin için burada nöbet tutuyoruz.'' Duyduğum isimle ne olduğunu hemen anladım. Berk, Savaş'ın uydurduğu bir isimdi ve bazı isteklerimi yerine getirirken, yakalanmamak için bu ismi kullanıyordu ve muhtemelen Pars Alphan'la görüşmeye geldiğim için güvenliğimden endişelenip bu adamları beni koruması için tutmuştu. Benim karşı geleceğimi bildiğinden de bana söylememişti. Arkamdan iş çevirip bana sormadan kararlar almasına sinirlendim ama şuanda ilk defa beni korumaya çalışırken iyi bir şey yapmıştı. Bu adamları kullanarak kaçmam daha da kolaylaşacaktı. Elbette kurtulduktan sonra benden habersiz karar vermesinin hesabını Savaş'a soracaktım.

Görüş alanıma Pars Alphan'ın korumaları girdiğinde, lider ruhum hızlıca kontrolü eline aldı. Ağaçların arkasında ki adamların beni duyacağı bir ses tonuyla. ''Şu adamları durdurun.'' dedim. Sözümü ikiletmeden ellerinde ki silahlarla Pars Alphan'ın korumalarına doğru koşmaya başladılar. Ellerinde silah olsa da sanki kılıç varmış gibi koşuyorlardı. Çok fazla dayanamayacaklar. Hemen önümde ki adamda onlarla beraber gidecekken durmasını söyledim ve ardından avuç içimi göstererek ona doğru uzattım. ''Arabanın nerde olduğunu söyle ve bana anahtarlarını ver.'' dedim. Bu sırada silah sesleri her tarafı kapladı. Kafamı hafifçe yana doğru yatırıp karşıma baktım. Pars Alphan'ın adamlarının durumu iyiydi, ama Savaş'ın tuttuğu adamlardan bir kaçı çoktan yaralanmıştı.

Bakışlarımı tekrar karşımda ki adama çevirdim. Adam cebinden anahtarı çıkardı ve avuç içime koydu ama anahtarı bırakmadı. ''Anlaşmamızda sadece seni korumak vardı. Araba bunun dışında. Yine de sana arabamı vereceğim, ama karşılığında yeni son model bir araba istiyorum.'' Hafifçe sırıttım. Normal şartlarda bu adamın benimle pazarlık yapması mümkün değildi ve konu bensem Savaş'ın bu adamlara yüklü bir miktarda para verdiğine emindim. Ama şuanda bu adam aç gözlülük yapıp bulunduğum durumu kullanıyordu. Akıllıydı. Nede olsa hemen ilerimde silahlar patlarken başka çarem yoktu. Anahtarı kolaylıkla alabilirdim ama adamı döverek arabaların yerini söyletmek çok zamanımı alırdı. Ve benim zamanım yoktu. Beni bu şekilde köşeye sıkıştırması hiç hoşuma gitmese de tehlikeli bir şekilde sırıtmaya devam ettim.

Peki, istediği gibi olsun çirkin haydut.

Sana hurdalıktan bulacağım en güzel, son model arabayı vereceğim. Ve senin arabanla işim bittiğinde ise parçalayacağım. Yüzümde ki gülümsemeden dolayı karşımda ki adam bana garip bir şekilde bakmaya başladı. Rahatsız olmuştu.

''Tamam, istediğin arabayı Berk'e iletirsin ve oda sana verir.'' Sözlerimle bana garip bakmayı bırakıp oda genişçe gülümsedi ve bu sırada altın kaplama dişleri gözüktü. Ayrıca çabuk ikna oldu ve anahtarı da avuç içime bıraktı. Yanılmışım pekte akıllı değilmiş.

''Dikkat çekmemek için arabaları toprak yolun girişinde bıraktık güzelim, dikkatli sür.'' Bana güzelim demesi midemi bulandırırken, gözlerimi kısıp ona küçümser bir bakış attım. Arabaları bu çiftlik evine gelinebilecek tek yolun girişine bırakmışlardı ve dikkat çekmemekten bahsediyordu. Evet kesinlikle akıllı biri değil, bundan artık eminim. Ayrıca sinir bozucu. Umarım öldükten sonra mezarını kazıp altın dişlerini sökerler pislik herif !

Silah sesleri şiddetini arttırırken karşımda ki adamı yargılamayı bıraktım. ''Bana ulaşmalarına izin verme. Yoksa beyin olmayan kafanı açar ve oraya dövme makinesiyle bir beyin çizerim. Umarım beni anlamışsındır, güzelim !'' dedim ve baştan aşağı dövmeden oluşan adamın gerilmesini umursamadan arkamı dönüp koşmaya başladım. Bu cehennemden bir an önce uzaklaşmalıydım. Toprak yola ulaşabilmek için çiftlik evinin etrafında yarım tur döndüm ve toprak yolu gördüğümde ise daha hızlı koşmaya başladım. Silah sesleri bir an olsun durmuyordu, ama neyse ki tüm korumalar diğer tarafa odaklanıp yoğunlaştığından ben rahatça koşabiliyordum.

Bir kaç dakika sonra toprak yolun girişine ulaştım. Yol boyunca vücudumun ağrısı yetmezmiş gibi çıplak ayaklarıma batan dikenler ve keskin küçük taşlar yüzünden ayağım sızlamaya başlamıştı. Her tarafımda ter içindeydi. Sakindim ama kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesini duyabiliyordum ve ince belimi sıkıca saran korsede canımı acıtıyordu. Ayaklarım asfalta değdiğinde içimde ki hırs, başarının kokusunu alarak rahatladı. Artık bu lanet olası yerden kaçmam için yapmam gereken tek şey arabaya binmekti. Sağ tarafa döndüm ve bu sırada yol kenarında park edilmiş altı tane araba gördüm.

Gerçekten de hiç dikkat çekmiyorlardı !

Ben çiftlik evine gelirken bu arabaların burada olmadığına emindim. Muhtemelen ben geldikten sonra gelmiş olmalıydılar. Çünkü gözü gören bir insanın bu arabaları fark etmemesi imkansızdı. Arabalara doğru yaklaşırken elimde ki araba anahtarının düğmesine tıkladım ve bu sırada en öndeki parlak beyaz arabanın ışıkları yandı. Arabanın dış yüzeyi çamurla kaplıydı ve camları çatlakken, yanları çizilmişti. Diğer arabalar gibi berbat bir haldeydi. Tam anlamıyla hurdalıktan çıkmış gibiydi. İçimden küçük bir küfür savurdum. Umarım araba çalışıyordur, yoksa her şeyi göze alarak geri döner ve anahtarı o adama yediririm !

Hızlı adımlarla arabaya doğru ilerledim. Asfaltın pütürlü yüzeyi ayağımı gıdıklıyordu. Bir kaç saniye içerisinde arabanın yanına yaklaştım ve kapısını açıp hızlıca içine bindiğimde bir an boğulacak gibi oldum. Çünkü arabanın içi sigara ve anlamlandıramadığım çürük bir kokuyla dolmuştu. Dışı gibi içi de berbat durumdaydı. Safra boğazıma doğru yükselirken midem çalkalandı ve bir kaç kere öğürdüm. İğrenç kokudan bayılmamak için nefesimi tutarken, önce arabanın camını açtım ve ardından anahtarı takıp, arabayı çalıştırdım. Bu arabadan başka seçeneğim yoktu. Bir kaç saniye araba garip sesler çıkardı ama sonunda çalıştı ve bende tekrar rahatladım. Ancak, bu rahatlamam fazla uzun sürmedi çünkü dikiz aynasından, toprak yoldan çıkan ve bana doğru yaklaşan son model bir kaç araba gördüm.

Tahmin etiğim gibi Savaş'ın tutuğu serseriler pek fazla dayanamamıştı ve koca ormanın içinde beni aramak yerine, caddeye indiklerine göre de yerimi ispiyonlamışlardı. Eğer bu gece Pars Alphan'dan kurtulursam, ilk işim adam seçme konusunda Savaşla konuşmak olacaktı. Arabalar bana doğru yaklaşırken, kendimi hızlıca toparladım ve daha fazla beklemeden gaza bastım. Bu gece hemen bitmeyecek gibi görünüyordu. Dudağımın kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Yakalanmak istemiyordum, ama bu küçük çaplı aksiyonun hoşuma gitmediğini söylersem yalan olur. İki aydır bir eve tıkalı kalmıştım ve bütün günlerim neredeyse aynıydı. Uyu, saklan, spor yap, plan kur. Bu yüzden iki ay sonra hayatımın bu şekilde bir anda renklenmesinden o kadarda şikayetçi değildim. Tabi bu şikayetçi olmama durumum yakalanmadığım sürece geçerliydi. Yakalanırsam hiçte eğlenceli olmazdı. Bir an olsun ayağımı gazdan çekmeden ilerlerken, dikiz aynasından saydığım kadarıyla yedi arabada beni takip ediyordu. Nereye gittiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu ve telefonumdan da bulunduğum konuma bakacak bir durumda da değildim. Bu yüzden spontane bir şekilde son surat yolda ilerlemeye devam ettim.

Yirmi dakikanın sonunda bir kişi hariç herkesten kurtulmayı başardım. Kurtulamadığım tek kişi ise, Pars Alphan'dı. Bir ara yanıma çok fazla yaklaşmıştı ve sinir bozucu seksi yüzünü bu şekilde görmüştüm. En az benim kadar çok iyi bir sürücüydü ve izimi kaybettirmeyi başarsam da, bir şekilde beni tekrar buluyordu. Beni nasıl bulduğunu hala çözemedim. Ayrıca aramızda haksız bir rekabet vardı. Onun arabası benim kullandığım arabaya göre daha hızlı olduğundan avantajlıydı ve oda bunu kullanarak sürekli önümü kesmeye çalışıyordu. Bense her defasında düz bir şekilde ilerlerken, gördüğüm ilk kavşağa aniden sapıp onu şaşırtıyordum ve benim önüme geçmesini engelliyordum. Ama anlayamadığım bir şekilde, bir kaç dakika ortadan kaybolduktan sonra tekrar onu arkamda görüyordum.

Tam anlamıyla gölgem gibiydi. Lanet olası adam bir türlü peşimi bırakmıyordu.

İlk başta onu gördüğümde heyecanım artmıştı çünkü kaçacağımdan emindim ve onun elinden kaçmayı başardığımda çok sinirleneceğini tahmin edebiliyordum. Bu gece sevdiğim tek şey Pars Alphan'ı sinirlendirmek oldu çünkü çiftlik evinde onunla konuşurken çok fazla sinirimi bozmuştu ve anlaşma için ona neredeyse hiç karşılık verememiştim. Bu yüzden de şimdi onu her sinirlendiğimde, intikam alıyormuş gibi hissediyordum ve intikam bu dünyada en sevdiğim şeydi. Fakat şuanda hiç mutlu yada heyecanlı değildim. Hissettiğim tek duygu öfkeydi. Çünkü bir şekilde bana kaçamayacağımı hissettiriyordu ve yok olan hırsım varlığını yine şiddetli bir şekilde göstermeye başlıyordu. Zihnimin bir tarafı küfürler savururken, diğer bir tarafı 'Yakalanmayacağım.' diyerek kurtulmaya olan inancımı sürdürmeye devam ediyordu. Ama her geçen saniye işler daha da kötüleşiyordu.

Şuanda şehirden biraz daha uzaklaşmıştım ve dümdüz bir yoldayım. Etrafta kavşak yada U dönüşü yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Pars Alphan ise gitgide bana yaklaşıyordu. Hemen bir şeyler bulmalıydım. Hem de hemen ! Direksiyonu daha sıkı tutum ve dikiz aynasından Pars Alphan'a doğru baktım. Aramızda sadece bir kaç metre kalmıştı ve yolda bizden başka sadece iki tane tır vardı.

Nefesim yavaşça dudaklarımın arasından çıkarken gaza biraz daha yüklendim ama bu hareketim boşunaydı, çünkü Pars Alphan aramızda ki bir kaç metreyi de aşarak hemen yanıma geldi ve gözlerini yoldan ayırıp bana doğru baktı. Bense sol elimi havaya kaldırıp, ona bu gece ikinci kez orta parmağımı gösterdim ve bu hareketime bir önce ki tepkisini vererek kaşlarını çattı. Kızarken çok seksi oluyordu ve dikkatimi bozuyordu. Seksi ve aynı zamanda tehlikeli erkeklere karşı zaafım var. Ahh Eğer anlaşmamı kabul etseydi her şey daha güzel olabilirdi, ama etmedi ve şuanda kelimenin tam anlamıyla iki düşman gibiydik. Elimi indirdiğimde, oda öfkeli gözlerini benden ayırıp tekrar yola odaklandı. Ne yapacağını tahmin etmek zor değildi. Kesinlikle önümü kesecekti. Sertçe direksiyona vurdum.

Lanet olsun!

Kaçacak bir yol bulmak için etrafına baktım. Solumda orman ve sağımda ise sonu denizle biten bir uçurum vardı. Harika ! İçimden bulunduğum duruma küfür etmeye devam ederken, sinirden kahkaha attım ve yüzümü tekrar Pars Alphan'a doğru çevirdim. Kısa bir an göz göze gelsek de hemen bakışlarını yüzümden çekti ve tamda tahmin ettiğim gibi hızını biraz daha artırdı ve bir kaç metre ilerledikten sonra arabasını yan çevirerek tam karşımda durdu. Benimde duracağımdan emin bir şekilde artık arabanın camından tamamıyla bana doğru bakıyordu. Ve beklediği gibide durmam gerekiyordu.

Siktir !

Çünkü bu kadar kısa bir mesafeden ona çarpmadan yan şeride geçmem imkansızdı. Bir dakika. Pars Alphan'ın yırtıcı gözlerine baktığım sırada aklıma bir anda tehlikeli bir plan canlandı. Belki de ona çarpmalıyım. Kıvrak zekam yine beni yarı yolda bırakmamıştı. Gözlerimi kıstım ve alt dudağımı dişledim. Ardından frene basmak yerine gaza basıp hızımı artırdım. Pars Alphan ne yapacağımı anlamış olacak ki durdurduğu arabasını çalıştırmak istedi ama geç kaldı. Arabamla Pars Alphan'ın arabasına yandan serçe vurdum. Ehliyet kemerini takmadığım için bir an dengemi kaybedip havalandım, ama kafam ön cama çarpmadan direksiyonu sıkıca tutarak tekrar koltuğa oturmayı başardım. Pars Alphan ise benim aksime şanslıydı çünkü emniyet kemeri takmıştı. Yüksek sesle kahkaha atarken, gaza basmaya devam ettim ve Pars Alphan'ın arabasını sürüklemeye başladım. Kabul ediyorum şuanda yaptığım şey çok tehlikeliydi ve ben kaybetmek istemiyordum, hem de her anlamda. Ancak kaçabilmek için başka bir çarem yoktu. Amacım Pars Alphan'ın arabasını yoldan çıkarmak yada yan çevirip ondan kurtulmaktı. Yani bir şekilde arabasını kullanmasını engelleyip peşimi bırakmasını sağlayacaktım.

Zarar görmesini istemiyordum çünkü ona hala ihtiyacım vardı ama bu plan tehlikeli olsa da aklıma gelen tek plandı. Umarım emniyet kemeri sağlamdır. Yanımızdan geçen tırların her ikisi de kaza yapmamak için anı frenle durdu. Bense hiç hızımı düşürmeden Pars Alphan'ı sürüklemeye devam ettim. Lastikler tiz bir ses çıkarırken etrafı yanın kokusu sardı. Daha önce hiç bir arabayı ters çevirmemiştim ama her şeyin bir ilki vardır. Gözlerim Pars Alphan'a kilitlendi. Yüzünde korku yoktu, sadece sinirli gözüküyordu. Arabası yan bir şekilde dururken, geriye doğru sürüklenmesini umursamaz bir şekilde dudaklarını yavaşça oynatarak. ''Durdur arabayı.'' diye emir verdi.

Tam bir despot ve belli ki en az benim kadar psikopat.

Şimdiye kadar emir verdiği hiç kimse onu geri çevirmemiş gibi bir rahatlıkla emir vermişti. Yüzümü buruşturarak alt dudağımı büzdüm ve üzgün bir surat ifadesiyle 'Hayır' dercesine kafamı iki yana salladım. Bu hareketimle Pars Alphan kaşlarını biraz daha çattı. Yüzümde ki üzgün ifadeyi silerek yüksek sesle kahkaha attım. Pars Alphan ise yine konuştu. Tüm dikkatimi dolgun dudaklarına verirken ağzını okudum. "Bu son uyarım. Hemen dur!" Bende onun gibi ağzımı yavaşça oynatım ve Pars Alphan'ın gözleri dudaklarıma indi "Sinirlenince çok seksi oluyorsun" dedikten sonra göz kırptım.

Ona iltifat etmeme rağmen bu sözümü hiç beğenmediğini yüzüme bakan sinirli gözlerinden anlaya biliyordum.

Sanırım iltifatlarla arası pek iyi değil.

Bir süre daha yüzüme baktıktan sonra gözlerini yüzümden ayırmadan, bir anda belinden çıkardığı silahı camdan bana doğrulttu. Böyle bir şey beklemesem de korkusuz yüzümle ona meydan okurcasına baktım. Orta parmak işareti yaptığında beni yakalarsa öldüreceğini düşünmüştüm, ama şuanda öyle bir düşüncem yoktu. Bana sıkamazdı. Eğer annesini almak istiyorsa bana canlı bir şekilde ihtiyacı vardı ve o bunu bilecek kadar zeki biriydi. Bu yüzden rahattım. Hatta arkama yaslandım ve dudağım yukarı doğru kıvrılırken, hızımı hiç düşürmeden onu yolda sürüklemeye devam ettim. Ancak bu sırada Pars Alphan hiç beklemediğim bir şey yaptı ve yüzüme doğrulttuğu silahı hafifçe aşağı tuttu. Sonra da kafasını camdan hafifçe çıkararak sağ ön tekerleğime doğru bir el ateş etti ve tekerleğimi patlattı.

Yüzümde ki gülümseme kaybolurken, arabanın kontrolünü kaybetmemek için iki elimle direksiyonu sıkıca tuttum. Bu sırada Pars Alphan bir kere daha ateş etti ve bu seferde sol ön tekerleğimi patlattı. Siktir ! Patlak tekerleklerin çıkardığı tiz ses kulaklarımı tırmalarken, direksiyon hakimiyetimi kaybedeceğimi anladığım da ani bir fren yaptım. Yakaladığı bir avmışım gibi yüzüme bakarken, kara deliğe benzeyen gözlerinde ben kazandım ifadesi vardı.

Yüzünü yumruklama hissi tekrar tüm vücudumu ele geçirirken direksiyonu kırarcasına sıkıca tuttum.

Hayır, böyle bitemez.

Kaşlarımı çattım ve arabadan dışarı çıktım.

Pars Alphan ise çıkamadı çünkü arabalarımız hala bir birine yapışıktı ve benim arabam sürücü kapısını açmasını engelliyordu. Bunu fırsata çevirerek hızlıca etrafıma bakıp bir çıkış yolu aradım. Bir kaç metre arkada duran tırlar dışında yolda bizden başka kimse yoktu. Gözlerimi sıkıca kapattım ve bir tur etrafımda döndükten sonra, burnumu dolduran deniz kokusuyla beraber hızlı adımlarla yürümeye başladım ve önüme çıkan bariyerin üstünden toprak zemine atladım. Ayaklarım beni uçurumun kıyısında getirmişti.

Maviden siyaha dönen deniz ayağımın tam altındaydı.

Kısa bir anlığına arkama baktım. Pars Alphan çoktan arabasından inmişti ve bana doğru yaklaşıyordu. Önüme geri döndüm. Bu sırada Pars Alphan konuştu ve beni yakalamanın verdiği zaferi sesinde net bir şekilde hissetim. "Kaçacak yerin kalmadı, dur artık!" Sesini duyunca içimde ki sinir alevlendi. Bu aptal herif beni bir fare gibi yakalayarak kafese tıkıp babama götüremez !

Buna asla izin vermem !

Babamın yanına gideceğim düşüncesi midemi bulandırırken, yakalanmayı kabullenemiyordum. Zaten denizin kokusunu aldığım ilk an yürümeye başladığımda kararımı vermiştim. Aşağı atlayacaktım. Bu tehlikeliydi. Hem de çok tehlikeliydi, ama her konuda tecrübeli olduğum gibi bu konuda da tecrübeliydim. Eğer doğru yere atlarsam, kayalıklardan sıyrılıp denizin içine düşebilirim. 'Bunu yapabilirim.' diye fısıldadığım sırada içimde ki karanlık 'Pes etmek yok' diyerek zihnimin içinde bağırmaya başladı. Uçuruma doğru biraz daha yaklaştım. Sonra

Pars Alphan'ın beni iyice duyabilmesi için, dudaklarımdan yüksek sesle bir kaç cümle döküldü. ''Bunu sakın unutma Pars Alphan. Ben bitti demeden bitmez !'' Arkada bir hareketlilik hissetim ve sonrada Pars Alphan'ın sert sesini tekrar duydum. ''Ahsen Ar, hemen yanıma gel !'' Yine emir vererek konuşmuştu ama bu sefer sesinde adlandırmadığım ağır bir duygu vardı. Onu duymamışım gibi davranıp cevap vermedim ve atlayacağım yeri hesaplamak için aşağıya baktım. Bir kaç tane kayalık dışında pek bir şey yoktu. Dikkatlice inceledim ve en sonunda atlaya bileceğim bir açıklık buldum.

Ellerimi yumruk şekline getirip sıktım ve burnumdan derin bir nefes aldım. Hissettiğim tek şey içimde katlanarak büyüyen hırsımdı. Başka hiçbir şey hissetmiyordum. Her şeyi kararlaştırdığımda arkamda doğru dönüm ve bana doğru yaklaşan Pars Alphan'ın yüzüne gülümseyerek baktım. Gözlerinde yine garip bir bakış yakaladım. ''Yanıma gel.'' diyerek bir emir daha verdi ve yerinde durdu. Bu sözleri çok içtendi ve bu sefer emir vermiyordu. Ancak yüzünde ki o garip bakış saniyeler içinde silindi ve yine duygusuz bir şekilde bakmaya başladı. Tam ortamızda bizi bir birimizden ayıran tek şey yol boyunca uzanan demir bariyerlerdi. Rüzgarın yüzüme doğru savurduğu uzun saçlarımı arkaya doğru ittim.

''Anlaşmamı kabul etmedin ama sorun değil. Senin için geri döneceğim yakışıklı. Ve geri döndüğümde beni asla geri çeviremeyeceksin.'' Yemin edercesine konuşmuştum. Pars Alphan sözlerimle bir elini hafifçe kaldırıp bana doğru hızlı bir adım attı, bense yüzümde ki gülümsemeyle önüme geri döndüm.

''Dur yapma !'' diye bağırdı arkamdan. Hayatımla kumar oynuyordum, ama özgürlüğüm olmayacaksa yaşamanın da bir anlamı yoktu. Öne doğru bir adım daha attım. Rüzgar saçlarımı havalandırırken vücudumda adrenalin patlaması gerçekleşiyordu. Pars Alphan geceyi delercesine. ''Ahsen Ar hemen yerinde dur !'' diye bağırdı ve ardından bana doğru koşmaya başladı. Dudağımın kenarı hafifçe yukarı doğru kıvrıldı. Beni duyabileceği bir ses tonuyla ''Tekrar görüşeceğiz yakışıklı'' dedim ve korkusuzca öne doğru zıpladım.

Bu sırada sırtımda bir el hissetim. Fakat bu el beni tutamadı ve ben kanadı kırılmış bir kuş gibi aşağıya düşerken, tekrar geceyi delercesine bir bağırış duydum ''Gitme !'' Bu Pars Alphan'ın sesini son duyuşumdu. Geriye sadece denizin dalgaları ve rüzgarın sert sesi kaldı.

Bölüm sonu

21 yorum