AHSEN
"Melek gibi görün, şeytan gibi düşün''
Yıllar önce, acı verici bir şekilde kaybettim. Çok büyük bir kaybedişti ve hala peşimi bırakmıyordu, ama o benim ilk ve son kaybedişim oldu. Çünkü o acılı günden sonra, kaybetmek kelimesini zihnimden söküp attım ve sonra bir daha hiç kaybetmedim. Yarım saat önce anlaşma yapamayacağım düşüncesiyle öfkelensem de, şuanda öfkeli olmak yerine mutlu ve sakindim. Hatta heyecanlıydım. Çünkü sadece gafil avlanmıştım ve bu yüzden bir an kaybedeceğimi düşünmüştüm, ama şuanda dikiz aynasından hırs ve güç akan yeşil gözlerime bakarken, avcı ruhum şu sözleri hiç durmadan tekrarlıyordu; Ben isterim ve ne olursa olsun istediğimi alırım !
Bu cümleyi söylemek üç saniyemi bile almadı ama bu cümleyi söyleyebileceğim konuma gelmek yıllarımı aldı. İşkenceler ve zorlu eğitimlerin yanı sıra yürüdüğüm dikenli yollarda defalarca kez yere düşürüldüm. Hatta o kadar fazla ki kaç kere yere düştüğümü bile hatırlamıyorum, bir yerden sonra saymayı bıraktım. Ancak yere düşsem de hiç bir zaman kaybetmedim, çünkü gerçek kaybediş düştüğün yerde oturmaya devam etmektir. Bense her düşüşümde yere daha sağlam basarak ayağa kalktım ve kaybetmemi bekleyen insanların yüzüne gülümserken yürümeye devam ettim.
Kaybetmek. Kaybetmek. Kaybetmek.
Düşüncelerimle dudağım yavaşça yukarı kıvrıldı. Kaybedeceğimi düşünmem bana komik bir fıkra gibi geliyordu. Ben ve kaybetmek.
Ha-ha-ha-ha. Bir daha asla ! İnsanların beni hafife almasına kızsam da, aynı şeyi bende yapıyorum ve bazı anlar gücümü unutuyorum. Ama ben bu dünyada hafife alınacak son kişiyim. Ben Ahsen'im ! Ben bir avcıyım ve ailem de dediği gibi karanlığın annesiyim. Sorunlarım ve karşımda duranlar ise ezilmeyi bekleyen hamam böcekleri. Akıl hastanesindeyken kendimi ne zaman övsem doktorlar bana megalomani hastalığına sahip olduğumu söyleyip duruyordu.
Hayır !
Ben hiç bir zaman kendimi olduğumdan çok daha büyük görmedim. Bunu sadece aptallar yapar ve ben aptal değilim !
Hırsım her geçen saniye katlanıp büyürken kafamı koltuğa yasladım. Kendi ayağımla yanına gittiğim tehlikenin farkındaydım. Pars Alphan bu gün hayatıma bir güneş gibi doğan umudum olsa da, aynı zamanda babamın düşmanıydı ve elimde henüz benimle anlaşma yapmasını sağlayabilecek güçlü bir şeyim yoktu. Bu yüzden bana zarar verebilir yada pazarlık için babama götürebilirdi. Fakat tüm tehlikelere rağmen hala rahattım ve bu rahatlığımın bir nedeni psikopat olmamdı. Bazen böyle kritik anlarda psikopat olmayı seviyordum, çünkü korku gibi insanı zayıflatan duygulara sahip değildim. Aslında daha doğrusu konu kendim olunca hiç bir şeyden korkmuyordum. Rahatlığımın bir diğer nedeni ise kendime her konuda güvenmemdi. Ben başımın çaresine bakmayı küçükken çok acı yöntemlerle öğrendim. Bu yüzden elimde Pars Alphan'ı ikna edecek sağlam bir şey olmasa da, pratik zekam ve manipüle yeteneğimle halledebileceğimi düşünüyordum. Bana hiç bir insan karşı koyamaz. Onlara bu şansı vermem ve Pars Alphan'a da vermeyeceğim. Ayrıca tehlikeden de hoşlanıyordum. Beni bekle kızgın bakışlı seksi adam, sana geliyorum.
Gecenin karanlığında Savaş'ın bana gönderdiği konuma giderken, yolda ilerledikçe arabalar azalıyordu. Benim ise heyecanım katlanarak büyüyordu. Bir süre sonra asfalt yoldan çıkıp toprak yola saptım. Gittiğim yer neredeyse şehir dışındaydı ve şuanda arabanın ışığı dışında yolda hiç ışık yoktu. Bazı insanlar bu tarz yollardan korkar. Ancak karanlığın ortasında, etrafımı çevreleyen ağaçların içindeki belirsiz tehlike beni mutlu ediyor, çünkü sessizliği ve karanlığı seviyorum. Bu anın tadını çıkarabilmek için arabanın hızını yavaşlattım ve arakama yaslanıp hoş bir melodiyle tekrar ıslık çaldım. Birkaç dakika sonra ise üç katlı çiftlik evi tam karşımda belirdi. Şaşırdım çünkü böyle bir yere gelmeyi beklemiyordum. Karanlığı ve sesliği sevsem de insanlardan uzak tenha bir toprak yola saptığımda buluşma için çok boktan bir yere geleceğimi düşünmüştüm. Ama karşımda ki küçük bir malikaneye benzeyen ev hiçte boktan değildi. Kuşkulu gözlerle telefonumda ki konumu kontrol edip doğru yere geldiğimden emin olunca çiftliğe doğru sürmeye devam ettim. İşte başlıyordu.
Bu gece tüm dengeler değişecekti, yada her şey kaldığı yerden devam edecekti. İlk seçeneğin olması için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdım. Ben kazanacağım, her zaman kazanırım diye tekrar etim içimden. Bu sırada yol boyunca Pars Alphan'la konuşacağım konular ve nasıl davranmam gerektiğiyle alakalı planlarım tekrar aklımda canlanmaya başladı. Genellikle insanların sevmediği asi, tehlikeli ve şeytani ruhumu gizlemeye karar verdim. Pars Alphan ve diğer herkese sadece güçlü ve sevimli tarafımı tek gösterecektim. Benden korkmalarını yada tehlikeli bulmalarını şimdilik istemiyordum, çünkü ben tehlikeye aşık olsam da insanların bir çoğu tehlikeyi sevmez ve bu da anlaşmaya zarar verebilir. Bu yüzden onlar beni sadece anlaşma yapacakları kadar güçlü, zeki ve sevimli biri olarak göreceklerdi. Bu konuda hiç zorlanacağımı düşünmüyordum. Çünkü rol yapma konusunda tam bir üstattım ve hatta şimdiden moda girerek yüzümde ki yırtıcı bakışları sildim ve etrafa masumca bakmaya başladım. Tıpkı bir melek gibi.
Korumaların benim için açtıkları büyük ahşap kapının içinden arabayla geçerken, etrafta on sekiz koruma saydım. Hepsi ellerini bellerinde ki silaha yakın bir şekilde tutup tetikte bekliyordu. Bir Ar olduğum gerçeği göz önünde bulunduğunda, her an tetikte olmaları normaldi. Bir çok insan, biz Ar'ları tam anlamıyla tanımadıkları halde çok korkardı. Tehlikeli bir aileydik. Çocuğundan yaşlısına kadar hem de. Etrafta çok fazla adam ve silah vardı ama hayatımın neredeyse tamamı böyle yerlerde geçtiği için, bu tarz bir ortamı hiç garipsemedim. Heyecanımı dizginlemeye çalışarak ön bahçede ki çakıl taşlarının üzerinde yavaşça ilerledim. Karanlık bir yoldan sonra çiftlik evinin bahçesinde ki sarı ışıklar gözlerimi kamaştırdı. Parlak ve gösterişli bir çiftlik eviydi. Yoluma gözlerimi kısarak devam ettim ve dört saniye sonra çiftlik evinin iç kapısının önüne geldiğimde ise arabayı durdurup içinden indim. Kapının önünde siyah takım elbiseli kumral ve iri yapılı bir koruma vardı. Arabadan indiğim esnada beni yavaşça baştan aşağıya süzmesi gözümden kaçmadı. Meraklı gözüküyordu.
Arabanın kapasını kapattım ve önümde ki korumaya doğru gülümseyerek bir adım attım. Bu sırada benden uzun boylu olduğu için kafamı yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Yüzüne bakıyordum, ama aslında bakmıyordum. Çünkü heyecanlıydım ve bir an önce Pars Alphan'la konuşmak istiyordum. Bu yüzden aklımda çok fazla şey vardı ve düşüncelerim gözlerimi bulanıklaştırıyordu. Bu akşam görmek istediğim tek yüz sinirle bakan Pars Alphan'ın seksi yüzüydü. Omuzlarımdan aşağıya süzülen saçlarımı yavaşça arkaya doğru attığım sırada arabamın yanına iki koruma daha geldi ve bir anda arabamın kilitli olmayan kapılarını açarak içini aramaya başladılar. Bu sırada gözlerimi bulanıklaştıran düşüncelerim kayboldu.
İki koruma detaylı bir şekilde arabanın içini ararken, hemen karşımda ki korumada bana doğru bir adım atarak.
''Güvenlik için üstünüzü aramam lazım.'' dedi.
Neyse ki dostane bir şekilde anlaşma yapmak için geldiğim anlaşılsın diye yanıma küçük oyuncaklarımı almamıştım. Gerçi yanıma alsaydım bile bulamazlardı. Hafifçe kıkırdadım ve bu da karşımda korumanın kaşlarını çatarak bana garip bir şekilde bakmasına neden oldu. Galiba üstüm aranacak diye mutlu olduğumu sanmıştı ama ben bu yüzden kıkırdamadım, bu benim her zaman ki halimdi. Ben her zaman güler, kıkırdar yada kahkaha atardım. Benim olayım buydu. 'Tıpkı bir melek gibi.' Bu sözler zihnimde canlandığında daha fazla dikkat çekmemek için şeytan gibi kıkırdamak yerine melek gibi mütevazi ve narin bir şekilde hafifçe tebessüm ettim ve ellerimi iki yana açarak karşımda ki iri vücutlu adamın kehribar renkli gözlerine baktım.
Ardından ipek kadar yumuşak bir ses tonuyla rahatça konuştum. ''Tabi, arayabilirsin yakışıklı çocuk.'' Kaşlarını çattı ve uyarıcı bir ses tonuyla. ''Bana yakışıklı çocuk deme !'' dedi. Galiba iltifatlardan hoşlanmıyor. İçimden bir ses tamda şu anda bana garip ve sert bir şekilde bakan bu adamın suratına yumruk atmak istedi, ama sesi görmezden gelerek yapmadım. ''Peki söylemem.'' Yakışıklı çocuk ! Eğer anlaşma yapmaya gelmeseydim, yakışıklı çocuğu sesli bir şekilde söylerdim. Ama şuanda asi ruhlu ağzımı kapalı tutmalıydım.
Bana garip bir şeymişim gibi bakan gözleri ve çatık kaşları normale döndükten sonra yüzünde tek bir mimik bile oynamadı. Duygusuz bir taş gibiydi. Burada ki tek psikopat bendim ve onlardan daha duyguluydum.
Ne büyük bir ironi !
Koca elleri ilk başta saçlarıma dokundu ve sonra omuzlarıma, göğüslerime, korsemin iç tarafına ve en sonunda ise gittikçe aşağıya inerek bacak bileklerime kadar her yerime dokunarak kontrol etti. Bu iş için yaratılmış gibiydi ve profesyonelce üzerimi aradıktan sonra bir şey bulamayınca ayağa kalktı. Bu sırada arkada ki korumalardan biri, hemen önümde ki korumayı bilgilendirdi.
''Arabanın içi temiz.'' Karşımda duran koruma ağır bir şekilde kafasını ileri geri salladı. Sanki bir şey bulamadığı için hayal kırklığı yaşıyormuş gibiydi ve ayrıca yanımda bir silah getirdiğime emin gibiydi. Bunu kuşkuyla bana bakan gözlerinden anlaya biliyordum. Keskin aletleri sevsem de onlara ihtiyacım yoktu. Bu gece benim tek silahım beynimdi ve beynim dünyada ki en ölümcül silahtır. Bir melek gibi gülümsemeye devam ederken ona cazip ve cesur bir teklifte bulundum. ''Üzerimde hiç silah yok ama istersen emin olman için soyuna bilirim.'' Bir kaç saniye gözlerime bakıp ciddi olup olmadığımı anlar gibi baktıktan sonra boğazını temizledi ve kalın sesiyle. "Patron seni bekliyor. Takip et" dedi ve cevap vermemi beklemeden içeri doğru yürümeye başladı.
Ne küstah bir koruma ! İlginç bir gece olacak gibi. Sinirlenmemelisin Ahsen, sinirlenmemelisin ! Kapıdan içeriye giren adama bakmayı bırakıp, arkamı döndüm ve elimde ki araba anahtarını korumalardan birine doğru fırlattım. Koruma bu hareketimi ön göremediği için anahtarı tutmakta zorlandı fakat anahtar bir kaç kere ellerinin arasından havaya zıplasa da tutmayı başardı. ''Güzel bir yere park et.'' dedim ve koruma kaşlarını çatarken, bense önüme geri döndüm ve ardından biraz önce evin içine giren korumayı sessizce takip ettim.
Çift kanat camlı ahşap kapıdan içeri girince, ilk olarak karşıma üst kata çıkan geniş ve kıvrımlı bir merdiven çıktı. Merdivenin yanından geçip, beni bekleyen belirsiz tehlikeye karşı kısa ama geniş koridorda dümdüz yürümeye devam ettik. Attığım her adımda daha çok heyecanlanıyordum. Bu anlaşma benim için çok önemliydi. Yürürken aynı zamanda etrafı da inceliyordum. Evin içinde ki mobilyaların tamamı Vintage'ti ve koyu turuncu renginde ki ahşap duvarlar, ortama sıcak bir hava katıyordu. Sıcak bir ev havasındaydı ve dışı gibi içi de çok parlaktı. 'Düşmanının kızıyla' buluşmak içinde fazla güzel bir yerdi. Bunu bir şaşırtmacamı yoksa hoşgörü olarak mı algılamayım bilemedim. Bu yüzden şuanda tercih edeceğim en iyi seçenek olan dikkatli olmayı seçtim..
Evin sıcak havasına aldanıp asla rahatlamamalıydım. Sonuçta Pars Alphan'ı henüz tanımıyordum ve babama düşman olduğu için kafamı patlatacak potansiyelde bir liderdi. Ölmekten korkmuyordum ama yapmam gereken bazı şeyler vardı ve bunlar için nefes almam gerekiyordu. Bir kaç saniye daha yürüdükten sonra altın renginin hakimiyetinde ki büyük bir salonun içine girdik ve ben kafamı sağ tarafa doğru çevirdiğim de, içeriye girdiğimi fark edince susan iki erkek gördüm. İkisi de aynı anda bana doğru baktı. Biri fotoğrafta yüzünü gördüğüm Pars Alphan'dı ve diğer adamı ise tanımıyordum. Pars Alphan yüzüme sert bir şekilde bakarken, yanında ki koyu kahve saçlı adam ise merakla bakıyordu. Bir an mafya evine anlaşma yapmaya değil de, modellik ajansına gelmiş gibi hissetim. Çünkü karşımda duran üç adam da tahminimce 1.95 boylarında, yapılı ve oldukça yakışıklıydılar. Ama yine de odada ilgilendiğim tek bir kişi vardı ve oda Pars Alphan'dı. Bu yüzden diğerlerini görmezden gelirken tüm dikkatimi Pars Alphan'a verdim ve ona dikkatlice baktım.
Sıra dağları kendisi yaratmış gibi bir havası vardı ve kelimenin hem gerçek hem de mecaz anlamıyla muhteşemdi. Her tarafından güç ve para akıyordu. Üzerinde yapılı siluetini gözler önüne seren, özel dikim olduğu belli siyah pahalı bir takım elbise vardı. Ayakkabıları yeni parlatılmış gibiydi. Serçe parmağı uzunluğunda ki koyu siyah düz saçları özenle şekillendirilmişti ve hafif çekik koyu gözleri soğuk bir gece gibi esrarengiz ve tehlikeli bakarken, sanki sadece onun yüzü için özel olarak yaratılmış güzel bir burnu, dolgulu dudakları ve kemikli bir çenesi vardı. Tam anlamıyla karanlık bir salon beyefendisiydi. Sert, gizemli ve bir o kadarda seksi bir aurası vardı. Kalın boğazı ve geniş omuzları hemen dikkat çekiyordu. Üzerinde ki tek aksesuar ise öfkeli bakışlarıydı. Fotoğrafta ki görüntüsünden daha yakışıklıydı. Eğer buraya önemli bir iş için gelmiş olmasaydım, tadına bakmak isteyeceğim türden bir erkekti. Ayrıca Savaş attığı mesajda haklıydı. Bu adam, ben büyük bir tehlikeyim diye bağırıyordu. Neyse ki ben tehlikeye aşık bir kadınım. Hatta tehlikenin kendisiydim.
Benim onu dikkatlice süzdüğüm esnada oda beni baştan aşağı dikkatlice süzdü ve gözlerimiz bir biriyle tekrar buluştuğunda, Pars Alphan'ın hemen yanında ki koyu kahve saçlı, açık tenli adam yanıma doğru gülerek yaklaştı ve elini uzattı. Gözlerimi yavaşça Pars Alphan'dan çekerek karşımda duran adama baktım.
"Merhaba ben Ateş."
Şaşırdım ama bunu göstermemeye çalıştım. Çünkü beklediğimden daha sıcak bir karşılaşma oldu ve galiba Savaş'ın mesajlarında yazdığı ve Pars Alphan'ın sağ kolu olduğunu söylediği Ateş isminde ki adam da bu olmalıydı. Yüzümde ki sahte gülümsemem genişlerken elini sıktım. "Memnun oldum, Ahsen." Ateşle ellerimiz ayrıldığında kısa bir an tüm dikkatimi ona verdim ve bu esnada bedenim ürperdi. İlk başta pek dikkat etmesem de Ateş'in gözlerinin şekli ve bakışları babamın gözlerine benziyordu. Belki de aralarında ki tek fark babamın yeşil, Ateş'in ise ela gözlü olmasıydı. Ayrıca Ateş sıcak bir şekilde gülümsese de ben insanların duygularını çok iyi anlıyordum ve şuanda Ateş'in yüzünde ki gülümseme hiçte masum gözükmüyordu. Benim kadar iyi rol yapamıyordu. Bakışları beni sinirlendirdi ama bu gecenin güzel geçmesini istediğimden, Ateş'in yüzüne yumruk atma isteğimi bir kenara bıraktım, duygularımı kontrol ettim ve yapmacık bir şekilde gülümsemeye devam ederken, tekrar tüm dikkatimi ve bakışlarımı kara gözlü adama cevirdim. Pars Alphan'a.
Gözleriyle hala beni baştan aşağı süzüyordu. Güzel bir ortam ve sahte olsa da sıcak bir karşılamayla selamlanmıştım, ama şuanda Pars Alphan'ın buz gibi soğuk bakışlarından anladığım kadarıyla, kesinlikle zorlu bir konuşma olacaktı. Neyse ki ben zoru seviyorum ve bu da anlaşma için daha çok heyecanlanmama neden oluyordu. Ayrıca benim onun düşüncelerini okumak istediğim gibi onunda beni okumaya çalıştığını görebiliyordum. Bir an aramızda garip bir çekim hissetim. Karşımda ki bu adam bana yabancıydı ama sanki onu daha önce görmüş gibiydim. Belki de bu his beynimin bir yanılsamasıdır, çünkü böyle bir adamı görseydim eğer asla unutmazdım. Akılda kalıcı bir yakışıklılığı vardı ve benim görsel hafızam çok güçlüdür. Pars Alphan gözlerini benden ayırmadan konuştu. "Bizi yalnız bırakın."
Derin ve seksi bir sesi vardı. Aynı zamanda gözleri gibi soğuktu. Sesin bir adama uyduğu nadiren görülür. Pars Alphan'ın sesi ise kesinlikle ona özel olarak yaratılmıştı ve sert görünümünü tamamlıyordu. Ayrıca ses tonundan despot bir adam olduğu da anlaşılıyordu. Despotlarla pek iyi anlaşamam, ama yine de bu gün daha önce yapmadığım bir şey yaparak onunla her konuda uzlaşmaya gideceğim. Tıpkı bir melek gibi.
Ateş bir kaç saniye daha yüzüme baktı. Gitmek istemiyormuş gibiydi ama bana buraya kadar eşlik eden koruma hareketlenince oda yürümeye başladı ve sessizce dışarı çıktılar. Benle Pars Alphan yalnız kaldık. Bu sırada Pars Alphan ilk konuşan kişi oldu ve beni şaşırtan bir soru sordu. ''Viski içer misin ?'' Duygusuz suratı ve insanın ruhunu donduran buz gibi soğuk sesi olmasaydı eğer misafirperver olduğunu düşünebilirdim. Ona ayak uydurarak. ''Buzsuz bir viskiye hayır demem.'' dedim ve sahte bir şekilde gülümsemeye devam ettim.
Pars Alphan hemen önünde ki ahşap konsolun üzerinde duran viskiden, her iki kristal cam bardağa da eşit miktarda doldurdu. Her hareketini dikkatlice inceliyordum. Şuanda çok temkinli ilerliyordu ve bakışları iyi olmasa da bana içki ikram etmesi dostane bir yaklaşım sergilediğini gösteriyordu ve buda söyleyeceklerimle ilgilendiği anlamına geliyordu. Yoksa çoktan adamları beni etkisiz hale getirilmişti ve şuanda pazarlık için muhtemelen babama götürülüyor olurdum. Ancak yine de dikkatli olmalıydım. Alphanların lideri olan kişiyi daha farklı hayal etsem de, şuanda karşımda gerçek bir lider görüyordum. Dikkatli, güçlü ve tehlikeli. Kendi viskisine de buz koymadı ve bardakları elinde tutarak bana doğru sakin adımlarla yaklaşıp tam karşımda durdu.
Yanıma geldiğinde boyunun 1.95 olduğuna emin oldum. Çünkü benim boyum bir yetmiş beş olmasına rağmen, yüzüne bakmak için kafamı kaldırmak zorunda kaldım. Kafam göğüs hizasına denk geliyordu. Üstelik ayaklarımda topuklu ayakkabı vardı !
Sol elinde tutuğu bardağı bana doğru uzattı. Gözlerimi gözlerinden ayırmadan bardağı elinden aldım ve bu sırada burnumu deri ve odun kokusu doldurdu. Sıradan bir kokuydu ama görünümüne yakışıyordu. Onu incelerken görünümüyle alakalı bir eksik noktasını aradım. Bulamadım.
Tam anlamıyla bir baş yapıttı. Yüzü başarılı ressamların elinden çıkmış gibiydi. İsmi ve hatta soy ismi bile mükemmeldi. Pars yüce demek, Alphan soy ismi ise cesur lider demek. Küçükken malikanede tutsak hayatı yaşarken boş vakitlerimde sıkılmamak için kitap okuyup yeni kelimeler öğrenirdim. Bu yüzden ismini ve soy isminin anlamını biliyordum. Neyse ki benden daha mükemmel olduğunu düşünmüyordum. Benden daha mükemmel biriyle aynı ortamda olduğumu düşünmek bile öfkelenmeme neden oluyordu.
Gülümsemeye devam ederken viski için. ''Teşekkür ederim.'' dedim ve kuruyan ağzımı canlandırmak için viskiden bir yudum aldım. Viski boğazımı yakarken kaşlarımı çatmamaya özen gösterdim. Bu sırada Pars Alphan'ın gözleri kum torbasına vururken yaraladığım ellerimin üzerinde gezindi. Derimin aşınıp soyulduğu kısımlarda kırmızı ve pembe renkler hakimken, bir kaç yerde geçmesi en fazla on sekiz gün sürecek mor, mavi ve yeşil renkli morluklar yer alıyordu. Gökkuşağı elimde gibiydi, ama bir farkı vardı canımı yakıyordu. Bundan şikayetçi değildim. Bir kaç saniye daha elime baktıktan sonra tekrar yüzüme bakarak o soğuk sesiyle, otoriter bir şekilde. "Oturalım." dedi ve boşta duran eliyle hemen arkamda ki koltukları gösterdi. Tamam, soğuk bakışları dışında hala güzel ilerliyoruz. Galiba onu sevmeye başladım. Onun koyu mavi mi yoksa siyah mı olduğunu anlayamadığım gözlerine dikkatlice bakarken. ''Oturalım.'' diyerek onun kelimesini tekrar ettim ve ardından her geçen saniye artan heyecanımla ona arkamı dönüp rahat adımlarla, tek kişilik koyu altın tonlarında ki yumuşak koltuğun üzerine oturdum.
Oda bir kaç saniye sonra tam karşımda oturdu. Nihayet yıllardır yapmak istediğim anlaşmayı sonunda biriyle yapacaktım. Pars Alphan en az benim kadar rahat davranıyordu. Fakat benim yüzümde sıcak bir gülümseme varken, onun suratı hala bir buz gibi soğuktu. Onu taktir ettim. Babamla düşmandı ve bende düşmanının kızıydım. Muhtemelen babamın başka düşmanının yanında olsaydım çoktan derim yüzülürdü ve acı içinde ölürdüm. Hayır, hayır ölmezdim. Beni kaçırdıklarına pişman ederdim ve derimi yüzmek için kullanılacak bıçakları elimde tutardım.
Pars Alphan gözlerimin içine bakarken, her kelimesine vurgu yaparak konuştu. ''Ahsen Ar, Cem Ar'ın tek varisi.'' Kısa bir an sustu ve koyu gözleriyle bedenimi yavaşça süzdü. Beni süzmeyi sevdi galiba. Onu yargılamıyorum çünkü muhteşem bir görünüme sahibim. Gözleri tekrar gözlerimi bulduğunda. "Cem Ar'ın bir çocuğu olduğunu bilmiyordum." diyerek sorgulayıcı bir ses tonuyla sözlerini bitirdi. Özel hayatım hakkında bilgi vermek istemesem de, anlaşma yapmak için sorduğu soruya cevap vermeye karar verdim. Sıcak bir politika izlediğimi zihnimin içinde bir ses bana hiç durmadan hatırlatıyordu.
Yüzümde ki sıcak gülümsemeyi bozmadan "Yalnız değilsin, kimse bilmiyor." dedim ve oda sözlerimin hemen ardından " Neden ?" diye sordu. Hesap sorar gibi 'neden ?' diye sormasından hiç hoşlanmasam da kendimi dizginlemeye devam ettim. Bu sırada mimiklerini okumak istesem de, duygularını çok iyi sakladığı için pek bir şey anlayamadım. Sadece ses tonunda bir gariplik vardı. Hem soru soruyor hem de sormuyor gibiydi. Kafasının içinde ne düşündüğünü merak etsem de, bozuntuya vermedim ve yıllardır akıl hastanesinde tutulduğum gibi bazı küçük ayrıntıları atlayarak cevap verdim. Çünkü kimse delilerle anlaşma yapmaz ve ben ona deli olmadığımı kanıtlamakla uğraşmak istemiyordum. Bu beni daha çok uğraştırırdı.
"Babamın çok fazla düşmanı var.'' Sende onlardan birisin ''Ve babam beni çok sever.'' Bu cümleyi kurarken midem bulansa da, yüzümü buruşturmadan sakince sözlerime devam ettim. ''Ben onun tek zayıf noktasıyım. Bu yüzden düşmanları beni öldürmesin diye sakladı." Babamın çok fazla düşmanı vardı ama kimse ona savaş açmıyordu. Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar onu deviremeyeceklerini ve canını yakamayacaklarını biliyorlardı. Fakat küçük kızının ölmesi yada zarar görmesi kalpsiz Cem Ar'ın canını çok yakar ve düşmanları bunu kolaylıkla anlayabilecek bir zekada. Ayrıca Pars Alphan'a babamın tek zayıf noktası olduğumu söylemem, tıpkı diğer düşmanlar gibi babamdan intikam için beni öldürme arzusunu tetikleyeceğini biliyordum, ama yine şuanda tek başıma olsam da kendimi koruyabilecek bir güce sahip olduğumdan doğruları söyledim.
Pars Alphan'dan ve onun yapabileceklerinden korkmuyordum. Viskisinden bir yudum aldı ve dolgun alt dudağını hafifçe ağzının içine yuvarladıktan sonra konuştu. "Doğrusu baban zeki bir adam ve seni yıllarca güzel saklamış, ama beli ki sen baban kadar zeki değilsin. Çünkü sen sadece kimliğini ifşa etmekle kalmadın. Aynı zamanda babanın düşmanı olduğumu bildiğin halde, kendi ayaklarınla yanıma geldin." Konuşurken ses tonunda ve yüzünde küçümser bir tavır oluşmuştu ve oldukça açık sözlü davrandı. Çok açık hem de. Onu sevme konusunu tekrar düşünmeye başladım.
Yakışıklı, seksi ve centilmen kişiliğinin yanı sıra, sinir bozucuydu.
Beni bir aptal gibi gösteren cümleleri öfkelenmeme neden oldu. Beni öfkelendiren insanlara ne yaptığımı bilseydi, bir daha asla beni öfkelendirmeye cüret edemezdi. Heyecanım yavaşça kaybolmaya başladı. 'Ahh Belen Alphan'a çok üzülüyorum. Babam acımasızdır ve eminim ki şuanda bile çok acı çekiyor olmalı. Ama yine de onun güçlü bir lider olarak etrafta gezinen oğlu, viski içip annesini kurtarabilecek tek insanı küçümsüyor ve zekasını sorguluyor. Belki de önce kendi zekasını sorgulamalı ?' diyerek bende aynı açık sözlülükle konuşmak istedim ama zekamla alay etmesi hiç hoşuma gitmese de, yapacağım anlaşmadan sonra kazanacağım şeyleri düşünüp, sakin kalmaya çalıştım.
Bu yüzden kendimden emin bir şekilde. ''Evet işte buradayım.'' dediğimde Pars Alphan histerik bir şekilde sırıttı. Bu sırıtış o kadar küçüktü ki varla yok arasındaydı. Sözlerim ona komik geliyormuş gibi bakıyordu suratıma. Aynı zamanda da bakışları alay doluydu ve küçümseyici. ''Benim tanıyor musun ?'' dedi ve bakışları tehlikeleşirken ''Hayır tanımıyorsun.'' diyerek sorduğu soruya kendisi cevap verdi. Doğru bir cevap. Güçlü bir ailenin lideri olduğunu biliyordum ve Savaş'ında attığı bilgiler vardı ama bu tarz gözlemci bilgiler bir insanı tanımamızı sağlayamaz. Bir insanı gerçek anlamda tanıyabilmek için en mutlu anılarını, en karanlık arzularını ve beyninin işleyiş yapısıyla sahip olduğu duyguları bilmek gerek. Sessiz kalarak Pars'ı dinlemeye devam ettim. Gözlerimin içine yırtıcı bir hayvan gibi bakarken. ''Ben, seni tamda şuanda kolaylıkla öldürebilecek kişiyim.'' dedi ve konuşmasını bitirdi.
Tehlikeli sırıtışı çok seksiydi ve aynı zamanda komik. Tek kaşım istemsizce yukarı kalktı. Beni az önce tehdit mi etti ?
Ha-ha-ha-ha.
Asıl beni tanımayan sensin Pars Alphan ! İçimden kahkahalar atmaya başladım ama bu kahkahalar hiçte mutlu değildi. Yine de sadece gözlerimi devirdim ve büyük bir direnişle sakin kalmaya çalıştım. Onu -henüz- tanımıyor olabilirdim ama bu karanlık dünyanın içinde büyüdüm ve kurallarını çok iyi biliyorum. Bu yüzden ne yapabileceğini de biliyorum.
''Şuanda umurumda olan tek şey babamın düşmanı olman. Ayrıca aptal değilim ve en kötü ihtimalle pazarlık için beni babama götüreceğini biliyorum. Yada en iyi ihtimalle de işkence edip intikam almak uğruna dediğin gibi beni öldüreceksin. Yani anlayacağın, yapacaklarını tahmin etmem için seni tanımam gerekmiyor. Yapabileceğin her şeyi zaten biliyorum.'' Ama sen beni tanımıyorsun ve yapabileceklerimden habersizsin. Bu yüzden karşında ki insanı tanımadan bir daha sakın tehdit etme ! çünkü şuanda karşında her türlü pisliğin vücut bulmuş hali duruyor. Bu yüzden korkutucu görünmeyi bırak, senden korkmuyorum. Aksine sert bakışlarını seksi buluyorum. Hoşuma gidiyor. Açık sözlü ama kaba olmayan cümleler kurdum ve bu sırada söylemek istediğim diğer şeyleri ise sadece sessizce içimden söyleyip rahatlamaya çalıştım. Böyle despot bir adamı sinirlendirmem anlaşmayı başlamadan bitirirdi. Ayrıca cümlemin sonlarında işkence ve ölüm hakkında en iyi ihtimal dediğim için, Pars Alphan'ın bu sözlerimi garipsediğini gördüm. Fakat sessiz kalmayı tercih etti. Sehpanın üzerine bıraktığı içki bardağını eline aldı ve gözlerini benden ayırmadan tek dikişte hepsini içti.
Suratıma yine zekamı küçümsüyormuş gibi bakıyordu. Tamam, buraya gelmek delilikti. Bunu bende biliyorum ama başka bir seçeneğim yoktu. Ayrıca anlaşma yapmakta çok istiyorum. Bu yüzden her şeyi göze alarak geldim. Pars Alphan'a beni küçümsemeyi bırakıp ne kadar ciddi olduğumu göstermek için sert bir ses tonuyla konuştum. Göz kırpmama yarışında iyiydim ama bir an önce asıl amacım olan, anlaşma hakkında konuşmak istiyordum.
"Buraya seninle bakışmaya gelmedim."
Pars Alphan bir şey söyleyecekken bir anda sustu. Göz bebekleri büyüyerek gözlerini daha da karartırken, kaşları hafifçe çatıldı ve yüzüme varlığımı sorguluyormuş gibi baktı, ancak bu kısa sürdü. Ceketinin cebinden sigara paketinin çıkartıp, hızlıca bir sigara yaktı. Sonrada sanki odaya girdiğim ilk an, vücudumun her kısmını incelememiş gibi tekrar incelemeye başladı. Ne düşündüğünü anlamak istiyordum ama yapamıyordum. Lanet olası kapalı bir kutu gibiydi. Sigara dumanını üflerken nihayet konuşmaya karar verdi. ''Buraya benimle bakışmaya gelmediğini biliyorum.'' Bir an duraksadı ama bu fazla uzun sürmedi ve konuşmaya devam etti. ''Parayla tuttuğun sokak serserileri benimle bir anlaşma yapmak istediğini söylediler ve açıkçası ne tür bir anlaşma yapmak istediğini merak ettim. Zaten bu yüzden hala suratıma bakabiliyorsun.''
Bunları insanın tüylerini korkudan diken edecek bir ses tonuyla söylemişti, ama neyse ki ben normal bir insan değildim.
Sokak serserisi dediği kişilerde Savaş'ın parayla tuttuğu adamlar olmalıydı ve son cümlesinden hoşlanmasam da, konu anlaşmaya geldiği için tekrar heyecanlandım ve kendimden emin bir şekilde konuşmaya başladım. ''Aramızda bir benzerlik var Pars Alphan. Sen Babamı sevmiyorsun ve bende sevmiyorum. Ama aramızda benzerlik olduğu gibi farklılıklarda var. Sen babamı hiç tanımıyorsun, bense çok iyi tanıyorum. Ve bu günde, bu yüzden buraya gelip seninle bir anlaşma yapmak istedim. Çünkü annenin babam tarafından kaçırıldığını duydum ve hala anneni babamın elinden alamadığına göre, babamın senden istediği şey bir hayli zor olmalı.'' Viskimden bir yudum alıp sehpanın üzerine bıraktım. Ne düşündüğünü bilmesem de beni dikkatlice dinlediğini görebiliyordum. Arkama tekrar yaslandım ve rahat bir şekilde konuşmaya devam ettim. ''Babamın zihni bir labirent gibi karmaşıktır, ama ben o labirentin içinde büyüdüm ve eğer tehdit etmeyi bırakıp benimle bir anlaşma yaparsan, babamın annen karşılığında senden istediği hiçbir şeyi vermek zorunda değilsin. Çünkü ben anneni bulabilirim. Ayrıca anneni bulabilecek tek kişide benim.'' Son cümlemin her kelimesine vurgu yaptıktan sonra sustum. Çünkü tepki vermesini ve vereceği tepkiye göre konuşmamı şekillendirmek istiyordum.
Elini çenesine götürüp hafifçe dokundu ve kara gözleri kısıldı. Beden dilini okumakta usta olsam da, bu adamı anlamak benim için bile zordu. Sanki gözlerinin ardına taştan bir duvar örmüştü. Zeki ve esrarengiz erkekleri severdim, ama şuanda bu durum zaman geçtikçe sinirimi bozuyordu. Onun her hareketini ve düşüncesini deli gibi okumak istiyordum. Tehlikeli bir adamla anlaşma yapmak o kadarda eğlenceli değilmiş. Ama sorun değil, kurduğu bütün taştan duvarları zevkle yıkacağım ve benimle anlaşma yapmasını sağlayacağım.
''Seni tüm düşmanlarından saklayacak kadar çok seven babana, neden ihanet ediyorsun?'' Sesinde yine anlayamadığım garip bir ton vardı, tekrar bildiği bir cevabı soruyormuş gibiydi. Net bir şekilde ''Az önce de söyledim. Onu sevmiyorum.'' diyerek cevap verdim. Bence bu birine ihanet etmek için yeteri bir sebepti. Tabi tek sebebim bu değildi, ama Pars Alphan'ın daha fazlasını bilmesine de gerek yoktu.
Sigarasından uzun bir nefes aldı. Sözlerim onu tatmin etmemiş gibi bakıyordu. Ah lanet olsun. Onu ikna etmek için başka şeyler bulmalıyım. ''Ama baban seni çok seviyor?'' Babamın beni çok sevmesine rağmen benim neden babamı sevmediğimi öğrenmek istiyordu. Bu yüzden Pars Alphan bu cümlesini soru sorar gibi söylemişti. Ayrıca ona 'Buraya seninle bakışmaya gelmedim.' dediğim andan beri bana garip bakıyordu. Yüzünde ki o soğukluk azda olsa kaybolmuştu ve gözleri sanki merakla bakıyor gibiydi, ama onu anlamak zor olduğu için bu konuda emin olamıyordum. Tek emin olduğum şey garip bakmasıydı. Konunun anlaşma dışına çıkmasını istemediğimden düşüncelerimi kendime saklayarak Pars Alphan'a cevap verdim. ''Her sevgi güzel değildir.'' Yine kısa bir cevap vermiştim. Bu konu hakkında pek fazla konuşmak istemiyordum.
Pars Alphan cevabımdan pek tatmin olmasa da üstelemedi ve başka bir soru sordu. ''Sen annemi bulacaksın, peki ben sana bunun karşılığında ne vereceğim ?'' İşte anlaşmada umursadığım tek konu buydu. Kafamın içinde onu ikna edebileceğim bir şeyler düşünmeye devam ederken, aynı anda Pars Alphan'ın sorusuna cevap verdim. ''Sadece seni ve gücünü istiyorum. Benim küçük bir şey yapacaksın.'' dediğimde ne istediğimi bile sorgulamadan. ''Sana neden güvenip anlaşma yapayım ki ? Sen bir Ar'sın ve muhtemelen ailen gibi güvenilmezsin..'' dedi. Evet ailem pekte güvenilir insanlar değildi ve bende değildim. Genelde hiç yapmadığım bir şey yaparak yine açık sözlülükle cevap verdim. Bu gece bunu sık yapmaya başlamıştım. Galiba bir melek gibi davrandığım için oluyordu.
Rolüme kendimi fazla kaptırdım. ''Ben güvenilmez bir kadınım, en azından şuana kadar karşılaştığım insanlar öyle söylüyor. Ama ben istediğim şeyler için her şeyi yapabilirim ve şuanda istediğim şey sensin. Bu yüzden, işime yaradığın sürece bana güvenebilirsin. Ayrıca 'Sevginin sahtesi olabilir, ama nefretin sahtesi olmaz'. Babama duyduğum nefrete de güvenebilirsin.''
''Hala ikna olmadım.'' Ne inatçı bir adam. Gözle görülür bir güven istiyordu ve benim şuanda sahip olduğum tek şey kamera görüntüsüydü.
İşe yaramasını umut ederek. ''Peki, belki bu seni ikna eder.'' dedim ve cebimde ki telefonu çıkartıp galeriye girdim. Ardından Ahmet Çalo'dan aldığım kamera görüntüsünü açıp, telefonu ortada ki dikdörtgen sehpanın üzerine koydum ve Pars Alphan'a doğru ittirdim. Telefon kısa bir an sehpanın üzerinde sürüklendikten sonra Pars Alphan'ın önünde durdu. Bu sırada Pars Alphan gözlerini yüzümden çekip telefonu eline aldı ve görüntüyü izlemeye başladı. Yüzünde bir anda tekrar öfke oluştu, ama aynı zamanda merakta vardı ve bu da bana annesi ile babamın arasında ki ilişkiyi bilmediğini gösteriyordu. Ve tahmin ettiğim gibi bu görüntü onun elinde yoktu. Sözlerime biraz yalan katarak konuştum.
''Bu kamera görüntüsünü bir kaç saat önce, babamın İstanbul da ki kumarhanesine bakan Ahmet Çalo'dan aldım ve inan bana hiç kolay olmadı. Kendimi tehlikeye attım ve çok fazla kişinin yüzünü yumruklamak zorunda kaldım. Ölüme çok yakındım.'' dedikten sonra yaralı ellerimi havaya kaldırıp ona gösterdim. Yalan söylüyordum çünkü anlaşma için kendi canımı tehlikeye atığımı ona göstererek, bu anlaşmayı ne kadar çok istediğimi ve canımı ortaya koyduğum için bana güvenmesi gerektiğini göstermeye çalışıyordum. Ancak Pars Alphan kafasını telefondan kaldırıp ellerime bakmadı. Yüzümü buruşturarak konuşmaya devam ettim. ''Ahmet Çalo, annen ile babamın uzun bir zamandır kumarhanede buluştuklarını söyledi..'' Pars Alphan sözlerimle bakışlarını telefondan çekip bana doğru baktı. Demek beni duyuyormuş !
''Aralarında ki ilişkiyi yada her gün birinin acımasızca öldürüldüğü, kumarhanenin kırmızı odasında saatlerce oturup ne yaptıklarını yada ne konuştuklarını bilmiyorum, ama Ahmet Çalo'nun dediğine göre, babam Belen Alphan'ı yani anneni kaçırdığı gün çok sinirliymiş.'' Lafımı hızlıca kesti. ''Saçma ! Annemin Cem Ar'la hiç bir işi olamaz.'' ''Ben sadece duyduklarımı söylüyorum.'' Pars Alphan telefonumu sehpanın üzerinden sürükleyerek bana geri yolladı ve bende telefonumu sehpanın üzerinden alıp cebime geri koydum. ''Elinde başka bir şey var mı ?'' diye sorduğunda hayır demek istemedim, çünkü tahmin ettiğim gibi kamera görüntüsünün onu ikna etmek için yetersiz kaldığını görebiliyordum. Bu yüzden de ''Var.'' diyerek yalan attım ama Pars Alphan hızlıca. ''Doğru cevap; hayır yok olacaktı.'' dedi.
Ağzım hafifçe aralandı ve ne diyeceğimi bilemedim. Hareketlerim ve ses tonum yerli yerindeydi ama bir şekilde yalan söylediğimi anlamıştı. ''Saçma sözler ve işime yaramayacak bir kamera görüntüsüyle sana güvenip anlaşma yapacağımı mı düşündün ? Ne büyük bir aptallık.'' Duyduğum sözlerle kaşlarım çatıldı. Sinirlendim. Hem aptal dediği için hem de yalan söylediğimi anladığı için. Yine de sinirimi son gücümle kontrol etmeye çalışarak, sadece yüzümde kalması için çabaladım.
Bir iki üç nefes al, bir iki üç nefes ver. Fark ettirmeden aldığım kısık nefesler azda olsa sinirimi azalttı. Akıl hastanesinde kalırken bir doktor her sinirlendiğimde böyle yapmamı söylemişti. Garip bir şekilde işe yarıyordu. Normalde yalanlarımı ispatlanana kadar devam ettirirdim ama Pars Alphan zekiydi ve bu yüzden ona yalan söylemem pekte akıllıca değildi. Bu yüzden yalan söylediğimi itiraf ederek konuşmaya başladım. ''Evet şuanda elimde bir şey yok, ama olacak. Eğer bana...'' Sözümü kesti ve alay edercesine. ''Sana biraz zaman mı vereyim ? '' dedi. Beni fazlasıyla küçümsüyordu. Tamam artık sabrım tükendi. Bu lanet olası adama daha fazla katlanmayacağım! Zaten elimde sağlam bir şeyler olmadığı sürece benimle anlaşma yapmayacağını da net bir şekilde gösteriyor. Bu yüzden ben ne dersem diyeyim bu akşam anlaşma kesinlikle olmayacak.
Zihnimde bir kaç kaçış planı canlandı, ama buradan kaçma planı yapmam anlaşma için pes ettiğim anlamına gelmiyordu. Sadece gitmek istediğimi söylediğimde beni rahatça serbest bırakmayacağını ve babama götüreceğini gözlerinde gördüğüm için kaçmayı düşünüyordum. Tabi kaçmadan önce Pars Alphan'a son bir şeyler söylemem gerekiyordu. Yüzümde ki sıcak gülümseme bir anda kayboldu ve bende ona az da olsa gerçek sert yüzümü göstermeye başladım. ''Bana ihtiyacın var ama sen önüne çıkmış büyük bir fırsata sırt çevirip alay ediyorsun ve biliyor musun ? Burada tek bir aptal var oda sensin.'' dedim ve bir anda rahatladım.
Bir melek gibi davranıp her sözü alttan almak çok zor ve sinir bozucuydu. Lanet olsun iyiliğe, kötülük daha eğlenceli ve aynı zamanda rahatlatıcı. Ayrıca söylediğim her şeyde doğruydu. Evet onunla bir anlaşma yapmak istiyordum ve karşıma çıkması büyük bir fırsattı, ama benim ona ihtiyaç duyduğum gibi onunda bana ihtiyacı vardı ve bende onun karşısına çıkmış büyük bir fırsattım. Fakat ben ona iyi davrandıkça o beni ezmeye devam etti, ama artık kendimi ezdirmeye niyetim yok. Birinin ona gerçekleri söylemesi gerekiyordu ve bunu az önce yaptım.
''Sen az önce bana aptal mı dedin ?'' Gözlerinden alev çıkmaya başladı ama bu beni hiç etkilemedi. Küçükken ateşe dokunmaktan çekinirdim çünkü canımı acıtırdı. Fakat şuanda ben ateşin kendisiydim. Bu yüzden Pars Alphan'ın ateş saçan gözlerine gülümseyerek baktım. ''Evet, tam olarak öyle söyle-'' Cümlemi tamamlayamadım çünkü bir anda arkadan yüzüme doğru uzanan erkek eli, burnum ile ağzıma beyaz bir bez bastırdı. Buda nerden çıktı ?
SİKTİR !








