İçeriğe geç

ANLAŞMA

Bölüm 39 · 20 dk okuma

ANLAŞMA

Bölüm 39

🖤 33

AHSEN

Savaşla bir kış sabahı tanışmıştım. İkimizde için de bulunduğumuz koca malikanede yaşayan yalnız çocuklardır. O zamanlar koca malikanenin duvarları üzerime doğru gelip beni yalnızlığımla boğarken, Savaş bana bir ilaç gibi gelmişti. Acı karşısında kazandığım en güzel zaferimdi o benim. Çoğu zaman aramızda ki arkadaşlığı korktuğu için bitirmek istese de, onu her defasında öldürmekle tehdit edip gitmesine hiç izin vermemiştim. Gerçi hep gitmek isteyen o olsa da, gitmek istemediğini de bilirdim çünkü benim ona muhtaç olduğum gibi, oda bana muhtaçtı ve zaman geçtikçe de aramızda ki bu muhtaçlık bambaşka bir şeye dönüştü. O ölen annesini ve babasının yaşadığına büyük bir umutla tutunurken, bense çevremde ki insanları ailem sanıyordum. Çok sonradan o annesi ve babasının öldüğünü kabullendi, bense çevremdeki insanların ailem olmadığını anladım ve sonunda biz iki ailesiz çocuk, bir birimizim ailesi olduk.

Ben ilk defa onunla hissetim gerçek sıcaklığı, aileyi, temiz sevgiyi ve kardeşliği. Onu her defasında canıyla tehdit ederken, bir gün canına zarar geldiğinde kalbimin sıkışmasıyla anladım bir kış sabahı tanıştığım o küçük çocuğu, canımdan çok sevdiğimi. Savaşla tartışmamızın üzerinden saatler geçmiş ve ay tahtını çoktan güneşe bırakmıştı, ancak ben yaşadığımız tartışmadan bir türlü çıkamamıştım ve hiç uyuyamamıştım.

Soy ağacım psikopatlarla doluydu ve bu yüzdende psikopat genlerim oldukça güçlüydü, ancak bir şekilde tedavisi bile olmayan bu kişilik bozukluğunun bazen yok olduğunu düşünüyordum. Her ne kadar utanma, üzülme, korku, empati ve daha bir çok duygudan mahrum olsam da, bazen şuanda da olduğu gibi bu duyguları hissedebiliyordum. Aldığım intikam ve Cam göze yaptıklarımdan dolayı kendimi asla suçlu hissetmiyordum ama geriye kalan şeyler canımı acıtıyordu. Karşımda ki cam parçalarına bakıp düşüncelerime dalmışken, telefonumdan gelen sesle yaslandığım koltuktan kıpırdamadan göz ucuyla yerdeki telefonuma baktım. Arayan Parstı.

Derin bir nefes alıp yere doğru eğildim ve telefonumu elime alıp açtım. Canım acısa da neşeli ve alay dolu bir sesle konuşmak için kendimi hazırladım. Üzüntümü kimseye göstermemek gibi bir alışkanlığım vardı. Ben her zaman güçlü görünmeliydim.

"Oysa ayrılalı bir kaç saat olmuştu, beni çok çabuk özlemişsin yakışıklı."

"Evet, çok özledim." dedi büyük bir muziplikle, beli ki keyfi yerindeydi.

"Sevgilin duymasın bu sözlerini yoksa sana çok kızar." dedim onun gibi alaycı bir şekilde konuşarak.

"Bana kimse kızamaz.'' dedi sert bir ses tonuyla. Ardından devam etti sözlerine ''Sana bir şey söylemem lazım."

Direk konuya girmesi iyi oldu çünkü uzun bir konuşma yapacak havamda değildim.

Hızlıca ona ayak uydurdum. "Seni dinliyorum yakışıklı."

"Bu gün bir toplantı olacak ve buna babanda katılacak. Toplantıdan sonra ise bir balo olacak ve istersen sende gelebilirsin. İntikamından sonra babanla yüz yüze görüşmek isteye bileceğini düşündüm." Babamın olduğu yerde Cam göz ve Savaşta olurdu. Savaş ayrılırken kötü gözüküyordu ve onu nasıl olduğunu göremeye ihtiyacım vardı. Aslında bu gün Akreple konuştuğum ikinci planımı gerçekleştirecektim ve Belen Alphan'ı bulacaktım ama Savaş benim için daha önemliydi ve bu yüzden bu plan bir gün daha bekleyebilirdi. Hem Pars'ın annesini bulmam için verdiği sürenin bitmesine de daha iki gün vardı. Aslında amacıma bu kadar çok yaklaşmışken Savaş'ın benden uzak durması daha iyiydi ama ona sevgim ve bencil tarafım onu görmek istiyordu.

"Doğru düşünmüşsün yakışıklı, küçük partinize gelmeyi isterim." Küçük derken sadece ironi yapıyordum. Muhtemelen çok büyük ve gösterişli bir balodur.

"Güzel o halde bana evinin adresini at, seni almaya geleceğim."

Ah tanrım hiç pes etmiyor.

Pars tam anlamıyla inatçı bir pislik ama neyse ki ben ondan daha inatçı bir pisliğim. En son Savaş'a çok kızdığım için onunla işimin bitiğini söyledim ama bu büyük bir yalandı. Ben asla onu bırakamam ve bu yüzdende onun güvenliği için Pars'ın evimin adresini vermemekte hala kararlıyım.

"Teklifin için teşekkür ederim ama evimin adresini söylememe konusunda fikirlerim hala aynı. Bu yüzden sadece balonun yapılacağı yerin konumunu at yakışıklı." dedim ve cevap vermesini beklemede telefonu yüzüne kapattım. Pars'ın bu hareketime öfkeleneceğini biliyordum ama bu gün kimseyle uğraşacak halde değildim.

Telefonu koltuğun üzerine koyduktan sonra ayağa kalkıp, merdivenlere doğru ilerledim ve odama çıktım. Soğuk bir duş alıp kendime gelmem gerekiyordu. Her zaman omzum dik ve güçlü gözükmeliyim ve bunu yapmak benim için pekte zor bir şey değil çünkü ben zaten çok güçlüyüm. Hızlıca üzerimde ki siyah elbiseyi bir çırpıda çıkarıp yere attım ve hemen ardından iç çamaşırlarımı da çıkarttıktan sonra banyoya doğru ilerledim. Duş kabininin içine girdiğimde ise soğuk suyu açıp bedenimi ele geçirmesine izin verdim. Su bedenimi ürpertip, hızlı bir şekilde vücudundan aşağı akarken yine Savaş'ın sözleri kulaklarımı doldurdu.

Zihnimden bir türlü ayrılmayan lanet olası sözler yüzünden ona hala sinirliydim ama bir yandan da ona yaptıklarım için üzgündüm de. Genelde -her zaman- yaptığım hiçbir şey için üzülmem. Fakat bedenimi ele geçiren lanet olası sevgi yüzünden şuanda tatsız bir duyguyla örtülemişti her tarafım. Lanet olsun sevgiye!

Onu boğmak, parçalamak, çiğneyip tükürmek ve öldürmek istiyorum ama lanet olsun ki somut bir şey değil !

Banyodan çıktığımda üzerine bir bornoz geçirip, saçlarımı kuruttum ve ardından yatak odamın içine girip gardırobumun kapısını açtım. Duştan sonra biraz daha rahatlamış hissediyordum. Hızlıca kıyafetlere göz gezdirdikten sonra, dizin hemen altında biten siyah renkli elbiseyi elime alıp yatağın üzerine bıraktım ve ardından üstümde ki bornozu çıkartıp, kahverengi ahşap makyaj masamın yanına gidip küçük çekmecesini açtım ve içinden altın rengindeki vücut aksesuarımı alıp, önce boynuma daha sonra ise çıplak göğüslerimin altına ve kenarlarına bağladım. Ardından yatağımın yanına tekrar gittiğimde ise elbiseyi alıp giyinmeye başladım.

Elbisenin kalın askıları boğazımı çapraz bir şekilde sararken omuzlarım açıktaydı ve karnımın ortasında ise diklemesine geniş bir dekolte vardı. Göğüslerimin alt kısmı gözler öndeyken, etrafında ki altın renginde ki aksesuarım ise dekolteyi renklendirip, güzel ve hoş bir hava katmıştı. Elbiseyi giyindikten sonra tekrar makyaj masasının yanına gidip, önünde ki sandalyeye oturdum. Uzun saçlarımın kendi has, güzel bir dalgası vardı ve bu yüzden de saçımı serbest bırakıp üstünde fazla oynama yapmadan makyajımı yapmaya başladım. Gözlerime keskin bir eyeliner çekip, kirpiklerimi rimelle dolgunlaştırdım ve son olarak ta her zaman ki gibi koyu kırmızı bir ruj sürdüm ve aşağı inmeden önce vücut aksesuarımla aynı renkte olan toplu ayakkabılarımı giyinip, yanıma küçük bir çanta aldım.

En sevdiğim üçlü üzerimdeydi.

Seksi, şık ve asil gözüküyordum.

Ah birde her zaman beni takip eden güçle renklendirilmiş auram vardı. Her zaman ki gibi muhteşemdim.

***

Balonun yapıldığı otelin önüne gelince arabadan aşağı indim ve anahtarı valeye verip, büyük ve gösterişli otele doğru ilerledim. Murat beni kapının önünde bekliyordu, üzerinde siyah bir takım elbise vardı ve saçlarını özenle şekillendirmişti.

"Neden bu kadar geç kaldın ?"

Ortalama 15 milyon insanın yaşadığı bu şehirde ulaşım boktan ve sinir bozcuydu. Yoldayken bir kaç kişiyi arabasını yavaş kullanıyor diye önünü kesip dövdüğümü, polisten kaçtığımı ve 1500 cc motor kullanan bir adamla yarış yapıp kaybettiğimi ve ardından beni yendiği için pes eteğimi düşündüğü an onu yoldan çıkartıp kaza yapmasını sağladığımı söylemeyerek kısa bir cevap verdim "Trafik vardı."

Hiç durmadan kırmızı halının üzerinde yürürken içeri doğru ilerledim. Lobi altın renginin hakimiyetindeydi ve etraf sarı ışıklar yayan avizelerle zenginleştirilmişti. İnce kolonların hemen altında, gösterişli büyük vazoların içinde ki canlı çiçekler ortama hoş bir hava katmıştı -Sanki biri gelmiş ve ortalığa altın ve sarı ışık kusmuş gibiydi-

Şık ve gösterişli kıyafetler içinde ki insanlara kısa bir bakış attıktan sonra yüzümü Murat'a doğru döndürdüm.

"Neden etrafta ki bütün insanlar bu kadar şık, yoksa baloya otelde kalan insanlarda mı davetli?"

"Hayır bu otelin tamamı bu günkü toplantı için kapatıldı, bu insanlar sıradan kişiler değil.''

"Bu toplantıyı kimler düzenliyor ?" dedim merakımı gizleyerek.

''Shawor isminde gizli bir kuruluş var ve Pars'ta bu kuruluşun lideri. Ayda bir kaç kez farklı ülkede bir araya gelip toplantı yapıyorlar. Bu ay Türkiye seçildi.'' Murat'ın bakışlarından ve konuşma şeklinden fazla bilgi vermek istemediği belliydi. Babamda bu kuruluşa üyeydi ve daha önce hiç merak etmemiştim ancak Pars'ın adasındayken bu kuruluşu duyduğum da hakkında bir kaç araştırma yapmıştım, fakat çok gizli olduğu için elde tutulur hiç bir şey bulamamıştım. Sadece çok güçlü ve farklı milletlerden insanların bu kuruluşa üye olduğunu biliyordum. ''Bir kaç insan küçük bir masanın ortasına toplanıp dünyayı falan mı kurtarıyor?'' dedim alayla.

''Aklının bile alamayacağı şeyler yapıyorlar.'' dedi ve ben tekrar alay etmek için konuşacakken, Murat daha hızlı davranıp benden önce konuştu. ''Balo salonuna geçelim, orada alay etmeye devam edebilirsin. Zaten birazdan toplantı biter ve Parsta yanımıza gelir.'' dedi ve ardından da eliyle karşımızda ki uzun ve geniş koridoru gösterdi. Alay ederek kuruluş hakkında bilgi edinmeye çalışıyordum ama Murat bilgi vermeme konusunda kararlıydı ve bu yüzden de ne yaptığımı anlamaması için genişçe gülümseyip daha fazla üstelemeden, işaret etiği koridora doğru ilerledim ve oda tam yanımda yürümeye başladı. Zaten konuşacak havamda değildim çünkü bir yanım olabildiğinde hızlı bir şekilde Savaş'ı görmek istiyordu. Koridorun sonuna geldiğimizde karşımıza büyük bir kapı çıktı, kapının hemen önünde bekleyen korumalar bizim için kapıyı açtılar ve bizde yürümeye devam etik.

Büyük bir salonun içine girmiştik, yuvarlak masaların üzerinde mumlar ve beyaz çiçekler vardı. İnsanlar klasik müzik eşliğinde masalarda oturup içkilerini yudumluyor ve sohbet ediyorlardı. Muratla beraber merdivenlerden aşağı inip dümdüz bir şekilde ilerledik.

Murat ''Hemen ileride ki masaya oturacaksın.'' diyerek arkamda dursa da beni yönlendirdi. Diğer masalara göre daha gösterişli ve göz önünde duran masaya doğru gittik. Masanın yanına geldiğimizde Murat ayakta beklerken bense masaya oturdum ve bu sırada insanlar meraklı gözlerle bana bakmaya başladılar. Bu bakışlardan rahatsız değildim, fakat neden bana baktıklarını da anlamıyordum. Kimsenin beni tanımadığına emindim. Murat'a doğru döndüğümde hafifçe bana doğru eğilip ne söyleyeceğimi biliyormuş gibi cevap verdi.

''Liderin masasında oturuyorsun ve bu yüzden de senin kim olduğunu merak ediyor.''

İnsanların bu kadar merakını çekeceğini bilseydim bu masaya oturmazdım. Beni merak edip hakkımda araştırma yapmaları en son isteyeceğim şeydi. Balo inanılmaz derecede sıkıcıydı ve yapmacık gülümsemeler havada uçuşuyordu. Bir köşede yaylı çalgılar çalınırken, şık görünümlü bir kaç insan müziğin ritmiyle dans pistinde oynamaya başladılar. Masanın üzerinde ki kadehi elime alıp büyük bir yudum aldım ve bu sırada salonun gösterişli kapısı tekrar açıldı. En önde Pars ile Hande merdivenlerden inmeye başladılar. Arkalarında ise bir grup şık ve pahalı kıyafetler giyinmiş insanlar vardı. Masaya oturduğum andan beri bana bakan meraklı gözler üzerimden ayrılırken, bu sefer de herkes Pars'a doğru bakmaya başladı. Pars'ın üzerinde koyu gri kruvaze bir takım elbise vardı ve içinde harika görünüyordu. Hande ise vücut hatlarını gözler üzerine seren fuşya renginde bir kıyafet giyinmişti, elbise kalçalarının hemen altında bitip uzun biçimli bacaklarını gözler önüne sererken, estetikli dolgun göğüsleri gözler önüne seriyordu. Salonda ki fısıldaşmalar artarken Parsla göz göze geldik ve bu sırada Hande de beni fark edince Parsa biraz daha yakınlaşıp genişçe gülümsedi. Hande, sanki bir savaşın içerisindeyiz ve bu savaşı kendisi kazanmış gibi davranıyordu.

Onunla savaştığımı düşünmesi çok komikti ama bundan daha komik olan şey onunla savaştığımı düşünürken kendisinin kazandığını sanmasıydı. Ben kazanamayacağım savaşa girmem ve dahası benim içinde bulunduğum bir savaşta kimse kazanmaya cüret edemez. Pars masaya yaklaştıkça gözleri kıyafetime doğru kaydı ve bir süre dekoltemde gezindikten sonra yutkunduğunu fark ettim. Oturduğum masaya geldiğinde ise arkamdan dolanıp hemen yanıma otururken, Hande ise Pars'ın diğer tarafına oturdu.

''Fazla beklettim mi ?'' dedi Pars bana doğru dönüp. Telefonu yüzüne kapattığım için öfkeli olacağını düşünmüştüm ama oldukça sakindi. Aslında bekletmemişti ama bunun tam tersini söyleyerek çapkın bir şekilde konuştum. ''Evet beklettin ve bence bunu telefi etmek için bir özür öpücüğü vermelisin.'' diyerek şarabımdan bir yudum daha aldım ve Pars parlayan koyu gözleriyle bana doğru bakmaya devam ederken, yüzümü ona doğru yaklaştırdım ve sadece ikimizin duyacağı bir şekilde konuştum.

''Sevgilin yanındayken, başka kızlara böyle bakmamalısın.'' dedim ve hemen ardından Pars ise ''Sevgilisi yanında olan birine seni öpmesini söylememelisin.'' cevabını verdi.

Hafifçe sırıtıp omuz silktim ''Sevgilin umurumda değil ve ayrıca beli ki senin de umurunda değil çünkü sözlerimden hoşlanıyorsun.'' dedikten sonra Pars'ın cevap vermesini beklemeden konuşmaya devam ettim ''Neden hemen oturdun ? Lider olarak bir konuşma yapman gerekmiyor mu ? Yoksa, muhteşem güzelliğim karşısında konuşma yapmayı mı unuttun ?'' Sözlerim yalan değildi, salona ilk girdiği andan beri gözlerini benden bir an olsun ayırmamıştı ve direk yanıma gelmişti. Pars hafifçe sırıttı ve benim aksime Hande'nin duyabileceği bir şekilde konuştu.

''Konuşmamı duymak için fazla geç kaldın. Toplantıya geçmeden önce yapmıştım.'' gözleriyle vücudumu yavaşça süzdü ''Ve evet, bu gece baş döndürecek kadar güzel olmuşsun.'' Pars'ın iltifat dolu sözleri bir ateş gibi vücudumu sardı. Gözlerim Handeyle buluştu. Her şeyi duymuştu ama hiç tepki vermiyordu. Emin olmak için sordum.

''Duyuyor musun ?''

Hande kaşlarını çattı ve dudaklarını buruştururken, küfür edercesine. ''Duyuyorum'' dedi. Gerçekten duyuyormuş. Sevgilisi hemen yanında başka bir kıza iltifat ediyor ama tepkisi bu kadar mı ? Gerçekten bu kızın kendine hiç saygısı yok.

''Rahat bir ilişkiniz var gibi. Üçlü falan da yapıyor musunuz ?'' diye açık bir şekilde konuştuğumda, Hande'nin gözleri büyürken, Pars'ın kaşları çatıldı. Sinirlenmişti. Evet, Parsla bir ortak özelliğimizde buydu. İkimizde bir birimizi, saniyeler içerisinde kolaylıkla sinirlendire biliyorduk. Sonu güzel bir öpücükle bitecekse bu özeliği hala hiç durmadan kullanmaya hazırdım.

''Ahsen !'' dedi Pars uyarırcasına ve ardından ''Handeyle aramızda sandığın gibi.'' Hande'nin gözleri büyürken Pars'ın cümlesi yarıda kaldı, çünkü yüzü bana dönük olmasına rağmen masamıza doğru yaklaşan adamı fark etmesiyle bakışlarını o tarafa doğru döndürdü. Bende o tarafa doğru döndüm.

''Ahsen hanım sizi tekrar görmek büyük bir şeref.'' Uzun saçlarını tepeden topuz yapmıştı ve üzerin de iri vücudunu gözler önüne seren sıkı, siyah bir takım elbise vardı. Bu adamı Pars'ın çiftliğinde görmüştüm ve Pars'ın bakışlarından anladığım kadarıyla da ondan pekte hoşlanmıyordu.

''Ah sizi hatırlıyorum, isminiz Ahmet'i sanırım.'' dedim genişçe gülümseyip. Yanlış isim söylemiştim ancak karşımda ki adam bozulduğunu belli etmemeye çalışarak ''İsmin Hakan.'' diyerek ismini söyledi.

Sahte bir şekilde, utanmışım gibi gözlerimi irileştirip dudağımı hafifçe büzdüm ''Kusura bakmayın benim hatam, isim hafızam biraz kötüdür.'' Sadece işime yaramayan insanları umursamadığım için, isimlerini hep unutuyordum.

Gurunun ve egosunun kırıldığını görebiliyordum ama ''Sorun değil.'' diyerek sıcak bir gülümseme takındı.

Bu sırada Pars ''Neden masama geldin ?'' diye araya girdi. Başından beri Hakan'a sinirli bir şekilde bakıyordu ve Hakan'ın da bakışları Pars'a doğru dönerken, yüzünde ki gülümsemesi bir anda sahteleşti.

Gözlerinde korku ve çokça nefret vardı. ''Ahsen hanımı görünce selam vermek istedim.'' Hakan hesap verdiği için pekte te memnun değildi ama Pars'tan korktuğunu görebiliyordum gibiydi ve bu yüzden de sakin bir ses tonuyla konuşmuştu.

Pars ''Selamını verdiğine göre gidebilirsin.'' dedi. Bakışları gibi sesi de serti. Hakan elini bana doğru uzatınca bende uzattım ve elimi nazikçe tutup küçük bir öpücük kondurdu, bu sırada büyük bir arzuyla bakan gözlerini yüzümden hiç ayırmamıştı. Öpücüğüyle elim kirlenmiş gibi hissetim. Dudakları tenime büyük bir rahatsızlık verdi.

''Kendinize iyi bakın.'' Gitmek istemediği belliydi ama Pars'a da karşı gelemiyordu. Sonuçta onun ve bu salonda şuanda gizlice bizi izlediklerini sanan diğer herkesin lideriydi.

Genelde iyi dileklerde bulunmadığım için konuşmam bir kaç saniyemi aldı ama dudağımı biraz büzdükten sonra ''Sizde kendinize iyi bakın.'' demeyi başardım. Elimi bırakıp arkasını döndü ve masamızdan ayrıldı.

Pars, Hakan'ın gidişini izlerken masanın üstünde ki kadehten büyük bir yudum aldı. Hakan'a doğru o kadar sert bakıyordu ki, karşısında ki insanın Pars'ın bakışlarından kokmama gibi bir lüksü olamazdı. Gerçi benim böyle bir lüksüm vardı çünkü Pars'ın bu bakışları bana hiç bir zaman korkunç gelmedi, şuanda olduğu gibi her zaman bu bakışlarını çekici buldum. Hakan gelmeden önce ki konuşmalarımızdan olsa gerek, Hande de hala bana kötü bakışlar atıyordu. Pars'ın da sözleri yarıda kalmıştı ama Pars'a bunu hatırlatarak tekrar sinirlendirmek istemedim ve Hande'nin bakışlarını umursamadan önüme dönüp etrafa bakmaya başladım. İnsanlar sürekli bizim masamıza bakıp kendi aralarında konuşuyorlardı.

''Sürekli buraya bakmaları sinir bozucu'' diye fısıldadım ve şarabımdan büyük bir yudum aldım.

''Eğer rahatsız olduysan, bakmamalarını sağlarım.'' Pars hemen yanımda oturduğu için fısıltıyla söylediğim cümlemi duymuştu. Hızlıca ona doğru döndüm. Sözleri düşünceli ama yüzü sert bakıyordu.

''Rahatsız oluyorum ama bu salonda yüzden fazla insan var. Ne yapacaksın ? Hepsinin yanına tek tek gidip 'Buraya bakmayın' diye uyaracak mısın ?'' dedim alayla. Pars gözlerini, gözlerimden ayırmadan sağ elini hafifçe havaya kaldırdı ve Murat'ı çağırdı. Onu hafife alan sözlerimden hoşlanmamış gibiydi.

Ardından ''Hiç kimse bu masaya bakmasın.'' dedi net bir şekilde. Muratla göz göze geldik ve oda benim gibi şaşırarak ''Ne yapmasınlar ?'' diye hızlıca sordu.

Bu sefer Pars gözlerini yüzümden ayırarak, Murat'a doğru baktı ve aynı netlikle ''Kimse bu masaya bakmasın.'' dedi.

İlk başta söylediğinde kulağa bir istek gibi gelmişti ama şuanda Pars'ın bu sözleri hükmü çoktan verilmiş ve karşı koyulamaz bir emir gibi geliyordu. Murat üç saniye yerinde durmaya devam ettikten sonra, kafasını hafifçe yere indirdi ve yanımızdan şaşkın bir surat ifadesiyle uzaklaştı.

Bu sırada konuşmalarımızı duyan Hande daha çok sinirlenmişti ama yine sessizce oturmaya devam ediyordu. Gerçekten garip bir ilişkileri var. Pars Handeyi sürekli görmezden geliyordu, ancak Pars bir kadının gururunu bu şekilde kıra bilecek bir insana da hiç benzemiyordu. Bu işte kesinlikle bir şey vardı fakat şuanda ilgilendiğim tek şey Pars'ın tek bir isteğimle tüm salona hüküm vermesiydi. Onu kendime aşık etmeye çalışıyordum ve bir anda Hande ortaya çıkınca gerilediğimi düşünmüştüm ama şuanda Pars'ın kalbini çoktan kazandığımı hissediyordum.

''Bunu gerçekten yaptığına inanmıyorum.'' diyerek şaşkınlığımı dile getirdiğimde, Pars oldukça sakin bir tavırla ''O halde inanmaya başla. Çünkü ben istediğim her şeyi yaparım.'' dedi. Tabi ya. Kısa bir an sadece ben rahatsız olduğum için Murat'a böyle bir emir verdiğini düşünmüştüm ama tek nedeni bu değildi. Çünkü bana böyle bir teklifte bulunduğunda, salonda ki insanların çokluğuna vurgu yaparak onu hafife almıştım. Oda şuanda gücünü ve dediği gibi istediği her şeyi yapabileceğini gösteriyordu. İçime doğan mutluluk anında yok oldu. Anlaşılan onu kendimi aşık etmeye hala oldukça uzağım.

Lanet olsun!

Salonun içini siyah takım elbiseli adamlar doldurduğunda, Pars'tan gözlerimi ayırarak etrafıma baktım. Siyah takım elbiseli adamlar, salonda ki bütün masaların yanına giderek önce masada oturan kişilere bir şeyler söylediler ve ardından masanın yanında beklemeye başladılar. Her masanın yanında bir adam duruyordu.

Oturduğum yerden de salonda ki her insanın yüzünde ki rahatsızlığı net bir şekilde görebiliyordum ve artık kimse bizim olduğumuz tarafa bakmıyordu. Gerçekten dediğini yapmıştı.

''Burada ki tek psikopatın kendim olduğunu sanıyordum ama senin de benden aşağı kalır bir yanın yok.'' diyerek bir itirafta bulunduğum sırada tanıdık bir yüz görünce etrafa bakmayı bırakıp sadece ona odaklandım, babama. Hiç kimse masamıza bakmıyor derken, erken konuşmuştum. Gözlerini bir an bile kırpmadan, yüzünde ki sahte gülümsemesiyle yüzüme bakıyordu. Bu sırada gözlerim Savaşı aradı ama babamın yanında Savaş ve hatta Cam göz bile yoktu.

Bu garipti, babam asla onları yanından ayırmazdı. İçimden bir ses, bir sorun olduğunu söylüyordu. Pars, biraz önce ona psikopat dediğim için bir şeyler söyleyeceği esnada, oda benim baktığım tarafa doğru baktı ve sustu. Gözleri bir anda öfkeyle dolmuştu.

''Babamın yanına gidiyorum.'' diyerek hızlıca ayağa kalktım ve bu sırada Pars ''Birazdan baban masama gelir.'' dedi ama ben

''Bu gün oldukça sabırsız bir insanım.'' diyerek masanın yanından ayrıldım ve babama doğru yürümeye başladım. Konu aldığım intikamım zaferi yada sabırsız olmam değildi, içimde bir huzursuzluk vardı ve bu huzursuzluğu bir an önce babamla konuşarak ortadan kaldırmak istiyordum. Babam onun yanına gittiğimi görünce gülümsemesi daha da genişledi. Bu sırada insanların meraklı gözleri tekrar beni buldu, çünkü bakmaları yasak olan masadan kalkmıştım ve şuanda bana bakmalarının bir sakıncası yoktu. Babamın masasının önüne geldiğimde oturmadım ve omuzlarımı dikleştirip tam karşısında ayakta bekledim. Tek başına oturuyordu. Masanın etrafında ise üç adam vardı. Arkasında duran iki kişi babamın adamıydı. Masanın hemen yanında duran diğer bir adamsa Pars'ın adamıydı ve eli belinde ki silaha yakın duruyordu. Salonda ki herkes lider masasına bakmayı bıraksa da, babam gözlerini bana dikmişti ve muhtemelen ben babamın yanına gelmeseydim o silah çoktan adamın belinden çıkmış olurdu. Pars'ın adamına bakarak. Sert bir ses tonuyla ''Git'' dediğimde kısa bir an tereddüt etse de, yavaşa uzaklaştı masadan.

Babamla konuşacaklarımı duymasını istemiyordum.

''Yüzünde ki makyajı sevmedim.'' Babamın sesiyle bakışlarım ona doğru döndü. Her zaman makyajın gerçek güzelliğimi kapattığını düşünürdü ve asla kullanmama izin vermezdi. Onun gece kulübünü patlatmama rağmen konuşmaya bu şekilde başlaması da, beni pekte şaşırtmamıştı. Savaş'ın bir an önce nerde olduğunu öğrenmek istiyordum ama fazla dikkat çekmemek için konuya hemen girmeyip, babama ayak uydurdum.

''Doğru, sen makyaj yapmamı sevmezsin. Sen, işkencelerinle yüzüme ve hata tüm vücudum da oluşturduğun morlukları seversin.'' Sesim sinirli çıkmıştı ama ben hala gülümsüyordum. Babam sadece bıçak gibi keskin yaraların yok olması için bana krem verirdi. Çünkü vücudumda kendi açtığı kalıcı yaraları sevmezdi. Ama vücudumda sadece geçici morluklar olduğunda, beni yalnız bırakırdı. Ben makyaj yapmayı babamın vücudumda oluşturduğu morlukları kapatmaya çalışırken öğrenmiştim.

''Her hatanın bir cezası vardır.'' deyip omuz silkti.

Yeşil gözlerine bakarken, bu sözü beni kısa bir an geçmişe götürdü. Yaptığım her hata için bana işkence çektirdikten sonra, hep bu sözü söylerdi. Bende bu sıralar bu sözü sıkça kullanmıştım.

Kötü bir geçmişim vardı ama acılar hiç bir zaman unutulmasa da alışılıyordu. Bu yüzden yaptığın en iyi şeyi yaparak duygusuz kalmaya devam ettim ve babamın masasına neden geldiğimi hatırlayıp, geçmişin acılarını görmezden gelerek konuşmaya devam ettim.

''Mekanını patlattım, bunun cezası ne olacak peki ?'' deyip, konuyu istediğim yere çekmek için ilk adımı attım. Onunla uzun bir konuşma yapmaya niyetim yoktu ve Belen Alphan'ı bulmama çok az kalmıştı bu yüzden vereceği cezada urumda değildi, sadece bir an önce Savaş'ın nerede olduğunu öğrenmek istiyordum.

''Sana sabırlı bir kız olmayı öğrettiğimi sanıyordum.''

İki elimi de masanın üstüne koyup babama doğru biraz daha yaklaştım ve bu sırada babamın arkasında bekleyen iki koruma bana doğru bir adım attı. Onlara doğru kısa bir an bakıp sırıttım. Benim kim olduğumu bilmiyorlardı. Bilseydiler bir elleri bellerinde ki silahta olurdu.

''Cam göze ne oldu ?. Yoksa sağ kolun ona yaşattığım utançtan dolayı intihar mı etti, yada sen mi öldürdün ?'' diye sordum konuyu tekrar istediğim yere çekmeye çalışarak.

Babam gülümsüyordu ama gözlerinde sadece onu çok iyi tanıyan insanların anlayabileceği bir öfke vardı.

''Planladığın gibi oldu ve düşmanlarım zayıfladığımı düşünüp, Cam göz ve Savaşı öldürmek için kaçırdılar. Amaçları beni biraz daha zayıflatmak ama başaramayacaklar tıpkı senin de başaramayacağın gibi.'' dedi rahat bir ses tonuyla. Duyduğum sözlerle bedenimi keskin bir sıcaklık sararken, gülümsemem daha da genişledi.

''Kim kaçırdı?''

Kelimeler zorlukla ağzımdan çıksa da, sesim normal çıkmıştı. Ellerimin titrediği belli olmasın diye masayı daha sıkı tuttum. Bana bir isim ver baba! ver ki kimin hayatını mahvedeceğimi bileyim.

''Neden öğrenmek istiyorsun ?''

''Belki onlarla da bir anlaşma yaparım. 'Düşmanımın düşmanı benim dostumdur''' dedim. Babam onu düşmanım alarak görmeme rahatsız oldu ve bir süre yüzüme sessizce baktıktan sonra, arkasına rahatça yaslanıp konuştu.

''Bir kaç saat önce Mert Sarlas kaçırdı. Yalnız o ve onun tüm adamları yarından itibaren ölü birer et parçası olacaklar ve sende çok iyi bilirsin ki ölüler işe yaramaz'' Bu gün varken neden yarın ölsünler ki ?

''Bu yüzden başka düşmanlarımla anlaşma yapmak isteyeceğine, bence Pars Alphan'la olan anlaşmanı sağlamlaştır. Çünkü en sevdiğim mekanımı patlattın ve en güvenilir iki adamımda senin yaratığın plan yüzünden ölecek. Ve biliyor musun ? Uzun zamandır Belen Alphan'ın yanına uğramıyordum. Anlaşılan, onun yanına gitmem gerekecek. Peki söyle bakalım, Pars Alphan annesini kurtarmak yerine yaptığın planlarla ona zarar verdiğini duyduğunda sence ne yapacak ?''

Babam sözlerini bitirince gözlerimi tehlikeli bir şekilde kıstım. Eğer Savaş'ı merak etmeseydim, zaten yaptığım ikinci planla Belen Alphan'ın yerini bulacağıma emindim. Ama sorun değil. Çünkü babam bu şekilde dolaylı yoldan Belen Alphan'a zarar vereceğini söylemesi, istediğim şeyi fazla göze batmadan yapmamı sağlayacaktı. Hem Savaş'ı kurtaracaktım ve hem de babam hala Belen Alphan'ı bulamadığımı düşünerek beni parmağında oynattığını sanacaktı.

''Bunu Pars Alphan yapmadı, ben yaptım. Ve eğer çekilecek bir ceza varsa, o da benim olmalı. Ayrıca bu anlaşma senin planındı, bozulmasını istemezsin.'' diyerek dikkat çekmemek için hemen boyun eğmedim.

''Sen ve Pars Alphan bir ekipsiniz. Birinizin attığı hamle ikinizi de etkiler'' diyerek omuz silkti. İçimde hüzün vardı ama babam sadece öfkeli bakışlarımı görüyordu.

''Adamlarını kurtarırsam, Belen Alphan'a zarar vermekten vazgeçer misin?'' Sorum karşısında babamın gözleri parladı. Cam göz ve Savaş umurunda bile değildi. Umurunda olan tek şey onun için bir şeyler yapacak olmamdı. Eğer Cam göz ve Savaşı kurtarırsam, düşmanları babamı hafife almayı bırakacaktı ve babamın itibarı düzelecekti. Normalde asla böyle bir şey yapmam ama arada Savaş vardı ve o her şeye değer. Bir an bile düşünmeden belinde ki silahı çıkartıp masanın üzerine koydu.

''Kabul ediyorum. Al bunu ve gidip onları kurtar. Belen Alphan beni biraz daha bekleyebilir.''

İstediğimi aldım. Savaşı her şekilde zaten kurtaracaktım ama onu kurtarırsam bu fazla şüphe çekecekti. Şimdi ise babama bunu, Belen Alphan'a zarar vermemesi için yaptığımı düşündürtmüştüm. Beni tehditleriyle parmağında oynattığını sanıyordu ama Savaş'ı kurtardıktan sonra ona kimin kimi parmağında oynattığını gösterecektim. Masaya bıraktığı silahı almadan elimi masanın üzerinden çekip omuzlarımı dikleştirdim ve arkaya doğru bir kaç adım attım.

''Sabah olmadan evininde olacaklar.'' Babamın gözleri zevkten daha çok parlamaya başladı. Onu mutlu etmek midemi bulandırıyordu. Daha fazla yüzüne bakmaya katlanamadım ve arkama dönüp salonun kapısına doğru sakin adımlarla ilerlemeye başladım. Yüzüm duygusuzdu ama içimde büyük bir acı vardı. Zihnimde ise sürekli aynı şeyler tekrarlanıyordu.

Savaş ölemez, ölmemeli. O ölürse. Siktir!

Kalbim sıkışıyordu ve artık etrafımda ki insanların seslerini yada çalan müziği duymuyordum. Yanına geçtiğim masanın üzerinde ki içkiyi alarak kafama diktim ve tek seferde bütün bir içkiyi içtikten sonra yol üzerinde yanımdan geçem garsonun taşıdığı tepsiye bıraktım. Kafamın içinde iki isim vardı biri Savaş diğeri ise doğduğuna pişman edeceğim Mert Sarlasdı. Kimse, hiç kimse sevdiğim insana zarar veremez! Eğer Savaş'ın kılına zarar gelirse, yemin ederim yıllardır içimde uyuttuğum karanlığı serbest bırakırım ve önüme çıkan herkesi öldürürüm!

Bölüm sonu

3 yorum

  • Savaş mı ?!!! Ona birşey olamaz hayır izin vermiyorum

  • Handeye duyuyor musun dediğinde handenin duyuyorum demesi abi utandım utandım