BÖLÜM 1
Dört Yıl Sonra
Dört yıl önce Gon, Killua'nın arkasından bakarken onun bir gün yeniden karşısına çıkacağını düşünmüştü.
Belki birkaç ay sonra.
Belki bir yıl.
Belki de hiç.
İnsan bazı ayrılıkların ne kadar süreceğini bilmezdi.
Sadece yürümeye devam ederdi.
Gon da öyle yapmıştı.
Dört yıl boyunca.
---
Ormanın içi akşamın sessizliğine gömülmüştü.
Gon ağır adımlarla ilerliyordu.
Ay ışığı, ağaçların arasından ince çizgiler halinde yere düşüyordu. Ayağının altında kuru dallar kırılıyor, uzaklarda gece kuşlarının sesleri duyuluyordu.
Omzundaki çanta artık eskisi kadar ağır gelmiyordu.
Gon değişmişti.
Boyu uzamış, yüzü olgunlaşmış, hareketleri daha kontrollü hâle gelmişti.
Ama yürürken başını hafifçe öne eğmesi hâlâ aynıydı.
Dört yıl boyunca tek başına seyahat etmişti.
Yeni yerler görmüş, yeni insanlarla tanışmış, Nen'ini bambaşka bir seviyeye taşımıştı.
Ging'le yollarını ayırdıktan sonra kendi rotasını çizmişti.
Bazen günlerce kimseyle konuşmadığı olmuştu.
Bazen bir şehirde haftalarca kalmıştı.
Bazen de yalnızca bir şey gördüğü için, yıllar önce yanında yürüyen birini hatırlamıştı.
Bir kedinin peşinden koşarken.
Bir dükkânda tatlı bir şey gördüğünde.
Bir yere ilk kez giderken.
Ya da geceleri, uyumadan hemen önce.
Killua.
İsmini düşünmek bile bazen tuhaf bir ağırlık bırakıyordu içinde.
Çünkü Gon onu unutmadığını biliyordu.
Unutmak istediği için değil.
Unutamadığı için.
Tam o sırada—
Gon durdu.
Rüzgâr kesilmişti.
Orman bir anda fazla sessizleşmişti.
Gon başını kaldırdı.
Bir ses.
Çok uzaktan.
Metal metale çarpmıştı.
Sonra bir başka ses.
Gon'un bakışları keskinleşti.
"Bir dövüş..."
Nen'ini hafifçe açtı.
Havanın içinde bir şey hissetti.
Güçlü bir aura.
Ama garip biçimde tanıdık geliyordu.
Gon kaşlarını çattı.
"Kim bu?"
Bir an daha bekledi.
Sonra koştu.
---
Ormanın daha derinlerinde, üç adam çoktan yere serilmişti.
Karşılarında tek bir kişi duruyordu.
Uzun boylu.
İnce ama güçlü bir vücut.
Beyaz saç.
Siyah kıyafetler.
Yüzünde neredeyse hiçbir ifade yoktu.
Adamların biri titreyerek ayağa kalkmaya çalıştı.
"Sen..."
Beyaz saçlı genç ona baktı.
"Yeter."
Sesinde tehdit yoktu.
Buna gerek de yoktu.
Adam tekrar yere çöktü.
Genç arkasını döndü.
Görevi bitmişti.
Dört yıl önceki Killua'dan geriye kalan en belirgin şey gözleriydi.
Ama o gözler artık farklı bakıyordu.
Daha dikkatli.
Daha sakin.
Daha mesafeli.
Killua Zoldyck.
On sekiz yaşında.
Profesyonel bir suikastçı.
Ve dört yıldır Gon Freecss'i görmemiş biri.
Killua cebinden küçük bir iletişim cihazı çıkardı.
Görev tamamlanmıştı.
Tam ayrılacakken—
Bir ses duydu.
Çok uzaktan.
"Killua!"
Killua dondu.
Parmakları cihazın üzerinde hareketsiz kaldı.
Nefes almayı unuttuğu birkaç saniye boyunca hiçbir şey yapmadı.
Sonra yavaşça başını çevirdi.
Ormanın karanlığına baktı.
Hiç kimse görünmüyordu.
Killua'nın yüzü değişti.
"Hayır."
Bu yalnızca bir düşünceydi.
Belki de ses yanlış gelmişti.
Belki yıllardır zihninin bir köşesinde taşıdığı bir anı, gecenin sessizliğinde ona oyun oynuyordu.
Çünkü o sesi duymayalı dört yıl olmuştu.
Dört yıl.
Killua arkasına baktı.
Ağaçların arasında bir hareket vardı.
Bir gölge.
Sonra bir insan silueti.
Giderek yaklaşıyordu.
Killua'nın kalbi hızlandı.
"Bu..."
Siluet birkaç adım daha attı.
Ay ışığı yüzüne vurdu.
Siyah saç.
Yeşil kıyafet.
Ve o gözler.
Killua'nın gözbebekleri küçüldü.
Dünya sanki bir anlığına sesini kaybetti.
Gon da onu görmüştü.
Koşmayı bıraktı.
Olduğu yerde kaldı.
İkisi arasında belki on metre vardı.
Ama o on metre, dört yıl kadar uzundu.
Gon konuşmadı.
Killua da konuşmadı.
Sadece birbirlerine baktılar.
Gon'un gözleri önce Killua'nın yüzünde gezindi.
Saçlarında.
Omuzlarında.
Boyunda.
Sonra gözlerine döndü.
Gerçekten oydu.
Ama aynı zamanda değildi.
Killua çok değişmişti.
Gon'un hatırladığı Killua, yanında yürürken sürekli konuşan, tatlı bir şey gördüğünde gözleri parlayan, tehlikeli bir durumda bile saçma bir şaka yapabilen çocuktu.
Karşısındaki kişi ise daha uzundu.
Daha sakin.
Daha sert.
Daha yabancı.
Ama gözleri...
Gon onları tanıyordu.
Dört yıl geçse bile.
Killua da Gon'a bakıyordu.
O da değişmişti.
Hatırladığından daha uzun.
Daha geniş omuzlu.
Yüzünde çocukluğun izleri hâlâ vardı ama artık bir yetişkinin sakinliği yerleşmişti.
Killua'nın aklına ilk gelen şey, Gon'un dört yıl önceki hâli oldu.
Bir anda.
Sanki zaman geri sarılmış gibi.
Gon'un ona gülümsemesi.
Yanında yürümesi.
"Killua!"
diye seslenmesi.
Killua'nın göğsünde bir şey sıkıştı.
Dudakları hafifçe aralandı.
Ama sesi çıkmadı.
Gon bir adım attı.
Killua istemsizce gerildi.
Gon durdu.
Birbirlerine bakmaya devam ettiler.
Sonra Gon çok hafif bir sesle konuştu.
"...Killua?"
Killua'nın boğazı düğümlendi.
Dört yıldır adını kimse Gon'un söylediği şekilde söylememişti.
"Sen..."
Sesi beklediğinden daha kısık çıktı.
Gon başını hafifçe eğdi.
"Ben."
Killua gözlerini ondan ayırmadı.
"Gerçekten sen misin?"
Gon'un yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
"Sanırım."
Killua kısa bir nefes verdi.
Gülmek istedi.
Ama gülemedi.
Çünkü gözlerinin önündeki kişi gerçekten Gon'du.
Ve Killua, onu tekrar gördüğünde ne hissedeceğini dört yıl boyunca defalarca hayal etmişti.
Hiçbirinde böyle olmamıştı.
Gon bir adım daha attı.
Bu kez Killua geri çekilmedi.
Aralarındaki mesafe azaldı.
Beş metre.
Üç metre.
İki metre.
Gon durdu.
Killua da.
İkisi artık birbirlerinin yüzündeki en küçük ifadeyi bile görebiliyordu.
Gon gözlerini Killua'nın yüzünden ayırmadan sordu:
"İyi misin?"
Killua birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra alışkanlıkla:
"İyiyim."
Gon'un kaşları hafifçe çatıldı.
"Gerçekten mi?"
Killua'nın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
"Sen hâlâ bunu yapıyorsun."
"Neyi?"
"Yalan söylediğimi hemen anlıyorsun."
Gon'un gülümsemesi büyüdü.
"Çünkü seni tanıyorum."
Killua sustu.
Bu cümle basitti.
Ama Killua'nın içine beklemediği kadar derin işledi.
Çünkü dört yıldır kendisini tanıyan kimse yokmuş gibi hissettiği zamanlar olmuştu.
İnsanlar Killua Zoldyck'i tanıyordu.
Suikastçıyı.
Yeteneklerini.
Adını.
Ama Gon...
Gon onun kim olduğunu biliyordu.
En azından Killua böyle olduğuna inanmak istiyordu.
Gon yavaşça elini kaldırdı.
Bir an durdu.
Sonra Killua'nın omzuna dokundu.
Sadece bir saniyeliğine.
Killua'nın bedeni o küçücük temasla gerildi.
Gon elini çekti.
İkisi de konuşmadı.
Sonra Gon fısıldadı:
"Çok özledim."
Killua'nın bakışları yere indi.
Dört yıldır kendisine söylemediği cümleyi şimdi karşısında duran kişi tek nefeste söylemişti.
Killua gözlerini kapattı.
Kısa bir süre.
Sonra yeniden açtı.
Gon hâlâ oradaydı.
Gitmemişti.
Killua'nın sesi titremese de normalden daha yumuşaktı.
"Ben de."
Gon ona baktı.
Killua devam etti.
"Sandığından daha fazla."
Gon'un gözleri hafifçe büyüdü.
Bir anlığına çocukluklarından kalma o tanıdık sessizlik geri geldi.
Fakat bu kez farklıydı.
İkisinin de söylemediği şeyler vardı.
Dört yıl boyunca biriktirdikleri.
Kırgınlıklar.
Özlem.
Merak.
Pişmanlık.
Ve birbirlerine karşı hâlâ değişmemiş olan o güçlü bağ.
Gon sonunda gülümsedi.
"Boyun uzamış."
Killua birkaç saniye ona baktı.
Sonra istemeden güldü.
"Seninki de."
"Ne kadar?"
"1.79."
Gon şaşırdı.
"Sen nereden biliyorsun?"
Killua omuz silkti.
"Yaklaşık."
Gon başını kaldırıp ona baktı.
"Sen bayağı uzamışsın."
"1.89."
Gon'un yüzünde yıllar önceki o şaşkın ifade belirdi.
"On santimetre!"
Killua ilk kez gerçekten güldü.
"Demek hâlâ saymayı biliyorsun."
Gon da güldü.
Ve o anda, dört yıl boyunca aralarında duran mesafe ilk kez biraz kırıldı.
İki eski arkadaş değillerdi artık.
İkisi de değişmişti.
Ama birbirlerini gördüklerinde ortaya çıkan o tanıdık his hâlâ oradaydı.
Belki daha güçlü.
Belki daha karmaşık.
Ama oradaydı.
Gon Killua'nın yanında durdu.
Omuzları neredeyse birbirine değiyordu.
"Killua."
"Hm?"
"Bu kez..."
Gon durdu.
Killua ona baktı.
"Bu kez ne?"
Gon birkaç saniye düşündü.
Sonra başını hafifçe kaldırıp ona baktı.
"Bir yere gitme."
Killua'nın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Gon da ciddileşti.
İkisi birbirlerine baktılar.
Killua'nın cevabı gecikti.
Ama sonunda geldi.
"Bu kez gitmiyorum."
Orman yeniden sessizleşti.
Fakat bu kez sessizlik boş değildi.
Dört yıl sonra, iki yol yeniden kesişmişti.
Ve ikisi de bunun sıradan bir tesadüf olmadığını hissediyordu.
(NOT;bu arada killua 1.89,Gon 1.79.ve üst killua,alt gon)İstediğiniz başka bir hikaye varsa bana ulaşın
-DEVAM EDECEK-

