---
Parla'nın gözünden
Günün sonunda kreşten çıkarken yorgun ama mutlu hissediyordum. Çocuklar artık bana alışmaya başlamıştı. Sabah ayrılık krizleri azalmış, birkaç minik artık bana sarılmadan eve gitmez olmuştu. Öğle arasında Anıl mesaj atmıştı, akşam yemeğe çıkmayı teklif etmişti. Kabul etmemek için bir nedenim yoktu.
Hazırlanıp buluşma yerine gittiğimde Anıl çoktan oradaydı. Şık ama rahat bir kombin giymişti. Siyah gömleğinin kolları dirseklerine kadar sıvanmıştı, bileğindeki saat ışığın altında parlıyordu. Beni görünce gülümsedi.“Yorgun musun?” diye sordu, sandalyemi çekerken.Oturup derin bir nefes verdim. “Biraz... Ama güzel geçti. Günün nasıl geçti?” “Sakin bir gündü” dedi omuz silkerek. “Ama yarın sabah erkenden İstanbul’a gitmem gerekiyor.” Kaşlarımı kaldırdım. “İstanbul mu?”Başıyla onayladı. “İş için. Üç gün kadar kalacağım.”İçimde garip bir his oluştu. Mantıken üç gün uzun bir süre değildi ama... O hisse isim koyamadım. Sonuçta görmeden 4 yıl geçirmiştim. Menümüzü seçerken biraz havadan sudan konuştuk ilgiyle dinlemesi hoşuma gidiyordu. Sonra Anıl kaşığını tabağına bırakıp bana döndü. “Bu ilişkiden ne bekliyorsun, Parla?”Bir an afalladım. “Yani?” “İleride nasıl bir şey hayal ediyorsun? Partnerinde ne ararsın? Daha doğrusu benden ne bekliyorsun?”Sorusu beni hazırlıksız yakalamıştı. Düşünmeden konuşmam gereken bir soru değildi. Çatalımı elimde çevirip düşündüm. Onu uzun zamandır seviyordum ve sevgimin nedenini bilmediğim gibi ondan ne beklediğimi de bilmiyordum beni sevmesi yeterliydi ama ilişkiyi yürütmek için sevgi ya da aşk adına her ne dersen yeterli olmazdı. “Dürüstlük önemli benim için. Ve güven. Yani... Belki biraz klasik gelecek ama beni olduğum gibi kabul etmesini isterim. Değiştirmeye çalışmadan.”
Gülümsedi. “Bence değişmen gereken bir şey yok.” Bunu duymak içimi sıcacık yaptı ama belli etmemeye çalıştım. “Senin için ne önemli?”“Olabildiğince netlik,” dedi gözlerimin içine bakarak. “Yanii ben... Bu yaşa kadar çok şey gördüm çok insan tanıdım. Ama sonunda birine gerçekten güvenebilmek önemli. Ve...” Bir an durdu, sanki söyleyeceklerini tartıyor gibiydi. “Beni olduğum gibi kabul edecek biri. Geçmişimle, hatalarımla.”Başımı yana eğdim. “Anıl, o konuyla ilgili seni zaten anlıyorum çekinmekte reddetmekte haklıydın ama başka bilmem gereken bir şey var mı?”Kaşlarını kaldırdı, kısa bir kahkaha attı. “Hayır ama... Şey...” Boğazını temizledi. “Üniversite zamanlarım... Çok da sakin sayılmazdı.” Evet hatırlıyorum. Gözlerimi kısarak gülümsedim. “Bunu zaten biliyorum.” Şaşkın bir ifadeyle bana baktı. “Gerçekten mi?” “Tabii ki.” Göz kırptım. “ Üniversiteye gittiğinde, en azından bizim mahalledeki herkes seni konuşuyordu Sema teyzeyi çıldırtıyordun. Biraz hovardaydın değil mi?” Kafasını kaşıdı, hafifçe gülerek. “Eh, evet... Biraz diyelim.” şu an yaramazlık yapıp yakalanmış çocuklar gibiydi ve bana inanılmaz tatlı geliyordu. “Nasıl bir öğrenciydin?” diye sordum. Yanii dışarda biliyordum ama okulda onu düşünmek biraz zordu. Dünyayı ele geçirecek profesör tipi vardı onda. Omuz silkti. “Dersler konusunda iyiydim ama sosyal hayatı da kaçırmadım. Mühendislik zordu, hepimizi deli eden dersler vardı ama işin eğlencesini de çıkardım.” “Ne tür eğlenceler?” Gözlerini bana dikti. “Gerçekten bilmek istiyor musun?” Başımı salladım. “Tabii ki.” İçini çekti. “Kulüpler, partiler, yol gezileri... Bazen sabahlara kadar çalışırdık bazen de hatta genelde sabahlara kadar eğlenirdik. Beni derslerden çok sosyal hayat zorladı diyebilirim.” Gözlerimi devirdim. “Beklenmedik bir şey değil. Karakterine uyuyor bence.” Gülümsedi. “Peki ya senin üniversite yılların?” Omuz silktim. “Bildiğin gibi biraz daha sakindim. Dersler, stajlar, arkadaş ortamları... Çok büyük çılgınlıklar yapmadım ama keyifliydi. Daha çok canlı müzik dinlemeye ya da konserlere gidiyordum bir kaç kere de Mert sağolsun sıra gecesine gittik” Anıl başını sallayarak gülümsedi. “Seni tanıyordum ama seni gerçekten tanımaya başladığım zamanın bugünler olduğunu hissediyorum.”Gözlerimi kaçırdım. O kadar dikkatli bakıyordu ki içimi okuyacak sandım. Yemeklerimizi bitirip dışarı çıktığımızda, rüzgar hafifçe esiyordu. Anıl arabasına yönelirken bana da kapımı açtı. Bu ufak hareketler bana prenses gibi hissettiriyordu. Arabayı çalıştırmadan emniyet kemeri için uyarı yaptığında gerçekten kahkaha attım. Babamla yolculuk yapmak gibiydi. Bana gülerek bakarken açıkladım. "Babam ve abim de böyle tabii ki de takacağım kemeri ama daha çantamı ceketimi koymadım arkaya" Kafasını sallayıp güldü. “O kadar yaşlı görünüyor muyum?” Gözlerimi kısıp onu süzdüm. “Saçlarındaki beyazlara bakınca... Belki biraz?” Alnını kırıştırdı. “Çok acımasızsın, Parla.” Ellerim önce alnına ordan saçlarındaki beyazlara gitti ufacık bir öpücük kondurulan. E hoşuma gidiyordu. Oysa şaşkın ördek gibi bakıyordu bana. Gülerek önüme döndüm. O an içimde bir sıcaklık vardı. --- Hellöö yeni bölüm geldi. Bugün en çok okunan hikâyelerde ilk iki sıradayız ♡´・ᴗ・`♡ keyifli okumalar, teşekkürler efendim... Emojiler görünmediğinden böyle bir çözüm buldum (•‿•)
