----
Parla'nın gözünden
Akşamüstü Sema’nın, “Mert’e bu akşam görücü gelecekmiş!” dediğini duyduğumda kahvemi neredeyse boğazıma kaçırıyordum. Mert bunu asla kabul etmezdi. Gözlerimi Sema’ya diktim ve gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Şaka mı yapıyorsun? Mert görücü mü kabul ediyor? Bu gerçek mi?” dedim inanamayarak.
Sema “Canan Teyze ve annem organize etmiş, Mert’e söylememişler bile. Kuşumun tepkisini düşünemiyorum!” dedi.
Mert’in bu habere nasıl bir tepki vereceğini hayal etmek bile beni kahkahalara boğmaya yetti. Akşam yemeği saatinde herkes toplanmıştı. Sofranın tam ortasında büyükçe bir kase dolma, yanlarda mezeler ve Selma Teyze’nin meşhur börekleri vardı. Ama o sofrada asıl mesele elbette Mert’ti.
Kapı çaldığında Mert gözlerini bana devirdi ve fısıldad, “Beni satıyorlar, görüyorsun değil mi?” Gülmemek için ağzımı kapattım. Kapıyı açtığımızda oldukça bakımlı ve şık giyimli bir kadınla kızı olduğunu tahmin ettiğim genç bir kız içeri girdi. Kadın selam verirken, yeğeni utangaçça gülümsedi.
“Ah, ne kadar güzel bir ev! Ne sıcak bir aile ortamı! Selma Hanım, bu genç kızınız mı?” dedi gözlerini bana çevirerek.
Donup kaldım. “Hayır, ben Parla... Mert’le Sema'nın arkadaşıyım” dedim hafif bir gülümsemeyle. Kadın bana bakıp, “Ne kadar zarif bir kızsınız. Yeğenimle çok yakışırdınız” deyiverdi. Mert bir yandan gözlerini devirdi, bir yandan da yavaşça masadan kalktı.
“Ben bir su alıp geliyorum” dedi. Ama hepimiz biliyorduk ki kaçıyordu.
Mutfakta Mert’e yetiştiğimde, başını ellerinin arasına almış, “Beni öldürmek istiyorlar” diye söyleniyordu.
“Mert” dedim gülerek “belki bizimkilere durumu açabiliriz.”
Mert kaşlarını kaldırıp, “Bana bak Parla, eğer bu konuda Selma Teyze’nin tarafını tutarsan, seni mahvederim!” diye tehdit etti ama kahkahasını tutamadı.
Masaya döndüğümüzde, kadın hâlâ beni yeğenine yakıştırma çabalarındaydı. Bu sırada Anıl, masanın diğer ucunda oturmuş, sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi bana göz kırpıyordu. Gözlerimizi kısa bir süreliğine buluşturduk yüzümün kızardığını hissettim.
Sofrada herkes konuşurken, Anıl’ın bacağı benim bacağıma değdi. Başımı çevirdiğimde bana sakin bir şekilde gülümsedi. Kimse fark etmiyordu ama Anıl’ın bu küçük dokunuşları içimde kelebekler uçuruyordu. Bir ara bana uzattığı su şişesini alırken “Bu gece daha çok gülümseyeceksin” diye fısıldadı. Ne demek istediğini anlayamadan yüzümde bir gülümseme belirdi.
Sohbet ilerlerken, Selma Teyze bir ara bana dönüp “Parla sen de artık kendine bir kısmet bulsan. Evimizde gelin görmek istiyorum” dedi. Anıl hafifçe öksürerek kahvesinden bir yudum aldı ama ben gülmemek için dudaklarımı ısırıyordum.
Mert ise “Selma teyze, bu akşam bu konu kapanacak. Evde kalmaya razıyım, ama bu çileyi çekmeyeceğim!” diyerek herkesi kahkahaya boğdu.
Ertesi sabah, Mert’in İstanbul’a dönecek olması hepimizi biraz hüzünlendirdi. Eşyalarını arabaya yerleştirirken “Parla, İstanbul’da sana yer var. Sıkılırsan kaç gel!” dedi.
Gökhan onu uğurlarken, “Bir dahaki sefere seni evli görmezsem, biz de Selma Teyze gibi zorla birini bulacağız” diye takıldı.
Mert gözlerini devirip “Gökhan, hayatta tek ihtiyacım olmayan şey senin tavsiyen. Ama İstanbul’a gelince sana sevgilim gibi davranıp herkesi şaşırtacağım” dedi.
Vedalaşırken, içimde bir hüzünle birlikte bu kadar keyifli bir akşamın ardından herkesin kendi yoluna gitmek zorunda olmasının getirdiği burukluk vardı. Ama Mert’in enerjisi ve yaptığı şakalar sayesinde, vedalaşmak bile eğlenceli hale gelmişti.
Mert gittikten sonra, telefonuma gelen bir mesajla gülümsedim.
Anıl: “Dün akşam masada o kadar güzeldin ki... dikkatimi dağıttın.”
Parla: “Dikkatini dağıtmaya devam edeceğim galiba.”
Anıl: “Memnuniyetle.”
Bu mesajlar, kalbimdeki heyecanı bir kez daha tetikledi. Anıl’la aramızdaki bağın her geçen gün daha da güçlendiğini hissediyordum. Bu başlangıç bizi nereye götürürdü, bilmiyorum. Ama her anını yaşayarak görmek istiyordum.
---

