---
İstanbul’da işler tahmin ettiğimden daha hızlı ilerliyordu. Mert’in ayarladığı anaokuluna iş görüşmesine gitmek için hazırlanırken içimde tuhaf bir heyecan vardı. Üzerime pembe dizlerimde biten bir elbise giydim, belime kadar gelen saçlarımı şekil verip salık bıraktım. Sabah kahvaltısından sonra Anıl’la Mert evden çıkmıştı, Mert çıkarken bana çeşitli sevgi gösterileri yapmıştı. Taksiyle binaya gittim. Anaokulu sevimli bir binadaydı; bahçesinde çocukların oyun alanı vardı, rengarenk kaydıraklar, salıncaklar ve minik banklar sıralanmıştı.
Görüşmemi yapan müdür, güler yüzlü bir kadındı. İş görüşmesi beklediğimden çok daha rahat geçmişti. Şimdiye kadarki deneyimlerini anlattığımda o da beni can kulağıyla dinledi ve sonunda memnuniyetle işe alındığımı söyledi. Ona İzmir'de iş aradığımdan da bahsetmiştim.
“İsterseniz hemen burda başlayabilirsiniz ama şunu da eklemek isterim. İzmir’deki şubemizde üç ay sonra bir pozisyon açılıyor. Eğer İstanbul’dan oraya geçmek istersen, İzmir’de seni seve seve ağırlayabiliriz. Ne dersin?”
Bu teklif karşısında şaşkınlıkla gülümsedim. Tam da aradığım fırsattı. İzmir’e dönebileceğim ve istediğim işte çalışabileceğim için içimde büyük bir rahatlama hissettim. Bu teklifi hemen kabul ettim.
---
Eve dönerken İstanbul’un kalabalığına karışıp düşündüm. Hem İzmir'de güzel bir işim olmuştu. Mert ve Anıl’ın işten dönmesine daha vakit vardı ben de onlara sürpriz yapmaya karar verdim. Markete uğrayıp fırında somon için gereken malzemeleri aldım. Mert’in evde yemek işlerini bir süre ben, özellikle o kahvaltıdan sonra, yapsam hepimizin sağlığı için daha iyi olabilirdi, bu kez Mert’in diline düşmemek için gerçekten iyi bir şeyler hazırlamak istiyordum.
Mahşerin Dört Katlısı grubundan mesajlar yağmaya başlamıştı.
Gökhan: Ne yapıyorsunuz? Parla, iş görüşmesi nasıl geçti abim?
Parla: Geçti abi ya. Çok şeker bir müdür vardı. İşe aldılar beni. Hem de İzmir’deki şube için üç ay sonra yer açılıyor. Orayla anlaştım. ☺
Sema: Süper ya! O zamana kadar keyif yaparsın. Ee, şimdi ne yapıyorsun? 🤩
Gökhan: Çok sevindim abim 🙌❤
Parla: Harsallı somon yapıyorum akşama. Fırına verdim bile.
Gökhan: Yok artık, somon ha? Hardallı bir de. Sen ne zamandan beri bu kadar zengin yemeği yapıyorsun kızım?😂
Mert: Zenginlik göstergesi değil kalite meselesi Gökhan. Biz burada gurme hayat yaşıyoruz. Parla evdeki Gordon Ramsay oldu! 😂 inşallah zehirlenmeyiz 😁
Sema: Mertcim yıllardır zaten Parla'nın yaptıklarını afiyetle yiyorsun zehirlendin mi hiç?
Mert: vivivivi
Sema:

Mete: tebrik ederim ablammmmmm ❤
Mete: Mert abi iletişim kurmaya çalışıyorsun sanırım ama anlamadım? Sjskdldöls
Gözlerim telefon ekranına kayarken somonları kontrol etmeyi unuttum. Neyse ki yemek henüz yanmamıştı. Mutfak mis gibi kokuyordu.
---
Akşam saatlerinde Anıl ve Mert işten dönmüşlerdi. Mert kapıdan girdiği gibi şarap açmak için mutfağa koştu. Anıl, günün yorgunluğunu yüzünden okuyabildiğim bir halde sessizce masaya oturdu. Somon tabaklarını önlerine koyduğumda Anıl’ın yüzündeki ifade neşelenmişti.
"Bu mükemmel görünüyor. Yorgunluğa değdi."
Mert "Parla da fena değidir ama benim elime su dökemez." dedi. Kıskanç. Yüzüne bakarak "kudur balım." dedim. Göz devirdi bana.
Şarap kadehleri masaya kondu, herkes keyifle yemeğe başladı. Masada sohbet derinleşirken Mert’in kendine özgü esprileri, Anıl’ın kısa ama anlamlı yorumları ve benim kahkahalarım birbirine karışıyordu. Tam o sırada Mert bir telefon konuşması için mutfaktan ayrıldı, geri döndüğünde yüzünde muzip bir gülümseme vardı. Gene ne dönüyor acaba.
Anıl hafifçe güldü, o sırada sofrada herkesin keyfi yerindeydi. Yemek faslı bittikten sonra Mert gecenin yorgunluğuyla erkenden yatmaya gitmişti. Evin içinde artık (yine) sadece ben ve Anıl kalmıştık. Salonun hafif loş ışığında, sessizlik hâkim olmuştu. Bir an için göz göze geldik.
Anıl "Biliyor musun, dört yıl önce bana geldiğin günü unutmadım."
Durup durup bu konuyu açıyordu sus be adam.
Onunla böyle bir anda geçmişi konuşacağımızı tahmin etmemiştim o zamanlar çünkü bu konuşmanın olmadığını varsayacağını söylemişti. Sessizliğimi korumaya devam ettim.
Anıl’ın bakışları bir an derinleşti. Onun da o günleri hatırlarken ne kadar zorlandığını hissedebiliyordum. Ama aramızdaki mesafe artık sadece anılarda kalmış gibiydi, ve bu gece o mesafenin yavaş yavaş kapanacağı hissi içimde büyümeye başlamıştı.
Gecenin geri kalanında Anıl'la bu anı daha fazla konuşmamış olsak da, aramızdaki sessiz ama yoğun iletişim çok şey anlatıyordu.