İçeriğe geç

Anıl Abi

Bölüm 16 · 4 dk okuma

Anıl Abi

Bölüm 16

İtiraf (Flashback)

---

Sıcak bir yaz akşamıydı. Hava, ağır ve durgundu. İzmir’in deniz kokusu, eski mahallelerin taş duvarları arasında dolanıyordu. Parla, kalbi küt küt atarken Anıl’ın gelişini bekliyordu. İçindeki heyecanı bastıramıyordu ne zamandır sakladığı duygularını artık gizleyemez hale gelmişti. Bugün bu durumu Anıl’a açacaktı. Elinde hiçbir şey tutamıyor dizlerinin titremesini durduramıyordu.

Mahallenin küçük parkında buluşmuşlardı her zaman olduğu gibi. Anıl’ın ciddi adımlarla geldiğini gördü. Parla bir an ürperdi. Onu yakından tanıyan biri olmasına rağmen bugün her şey farklı hissediliyordu. Anıl lacivert bir tişört ve kot pantolon giymişti. Gözlerinin altındaki yorgunluk çizgilerini fark etti Parla, ama umursamadı. İçindeki heyecan her şeyin önüne geçmişti.

"Ne oldu Parla'cım? Bir şey mi söylemek istiyordun?" dedi, gözlerinde hafif bir merak ve ciddiyetle.

Parla, Anıl’ın yanında dururken her zaman kendini güvende hissederdi ama bu kez başka bir şey vardı. Ellerini cebine koydu, nefesini kontrol etmeye çalıştı ve konuşmaya başladı.

"Anıl... Sana uzun zamandır söylemek istediğim bir şey var," dedi, sesi hafif titriyordu ama cesaretini toparlayarak devam etti. "Ben... seni seviyorum, çok uzun zamandır. Kendimi bildim bileli."

Bir anda ortalık sessizleşti. Sanki çevredeki her ses, her hareket durmuş gibiydi. Anıl, bir an olduğu yerde kaldı, gözlerinde bir şaşkınlık belirdi. Parla, onun cevabını beklerken nefesini tutmuştu. Ancak Anıl’ın yüzü hızla değişti, o tanıdık sıcak bakışlar yerini ciddiyete ve sert bir ifadeye bıraktı.

Anıl: "Ne? Parla, sen ne diyorsun?" dedi, sesi bir anda keskinleşti. "Bu söylediğin hiç uygun değil, abin sayılırım ben senin."

Parla, onun böyle bir tepki vereceğini hiç beklemiyordu. Kalbi hızla çarparken boğazına bir düğüm oturdu. "Ama... ben seni gerçekten seviyorum. Bunu uzun zamandır hissediyorum. Artık daha fazla saklayamam."

Anıl, ellerini başının arkasına koydu ve derin bir nefes aldı. Gözleri yere bakıyordu, ama Parla'ya dönüp tekrar konuştuğunda, sesi önceki gibi yumuşak değildi.

"Parla bak... Sen daha çok küçüksün. Aramızda sekiz yaş fark var ve ben seni... kardeşim gibi görüyorum. Bu... bu doğru değil. Seninle böyle bir ilişki olmaz."

Parla, gözlerinin dolduğunu hissetti, ama gözyaşlarının akmasına engel olmaya çalıştı. Onun için Anıl’a bu itirafta bulunmak kolay olmamıştı. Şimdi ise duyguları bir bir yıkılıyordu.

Parla: "Ama ben küçüklüğümden beri böyle hissediyorum," dedi, sesi gittikçe kısılıyordu. "Bu hislerin gerçek olduğuna inanıyorum. Aramızdaki yaş farkı umurumda bile değil!"

abla adam bunu duyduğunda 26 yaşındaymış ne bekliyordun?

Anıl, ellerini cebine sokarak başını iki yana salladı. Yüzündeki ifade giderek daha sert bir hal alıyordu. O an Parla’ya bakmaya bile tahammül edemiyor gibiydi.

"Parla, sen bunu anlıyor musun? Bizim aramızda hiçbir şey olamaz! Ben seni her zaman kardeşim gibi gördüm. Sen, Sema’nın en yakın arkadaşısın. En yakın arkadaşımın kardeşinin. Seni kendimle yakıştırmam," dedi, sesi yükselmeye başladı. "Bu... saçma! Sen henüz 18 yaşındasın. Ben... ben...yaşındayım!"

Parla’nın içindeki umut, Anıl’ın her kelimesiyle paramparça oluyordu. Anıl’ın bakışları artık ona bir yabancıymış gibi geliyordu, her kelimesinde aralarına bir duvar örüyordu. Parla, ne diyeceğini bilemeden geri adım attı.

"Ama Anıl, bu hisler... Bu gerçek. Ben seni gerçekten seviyorum. Bunun için bir şans veremez misin?"

"Abi. Parla, abi. Bu doğru değil! Sana defalarca söylüyorum, sen sadece bir çocuksun! Bunu yakıştıramıyorum. Bu konuyu kapat. Sakın bir daha bu konuda konuşma! Bunu duymamış sayacağım ve kimseye bir şey demeyeceğim." dedi sesi soğuk ve kesindi.

Parla, ağzını açmak istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi. Anıl’ın yüzüne baktığında, onun sert bakışlarının kendisini ne kadar derin yaraladığını hissetti. Ellerini birbirine kenetledi, boğazındaki düğümü çözmeye çalıştı ama o an bir şeyler koptu içinden.

Anıl, ona bir adım daha yaklaşarak son kez konuştu: "Bak, Parla, seni incitmek istemem ama bunu unut. Bu duygularını bir kenara bırakmalısın, bunlar sadece birer heves. Gençlik heyecanı. Bu bizim için iyi olmaz. İkimiz için de."

"Ama Anıl..." diyebildi sadece, sesi ince ve kırılgandı. Fakat Anıl onu susturdu, ellerini havaya kaldırarak "Abi, Parla. Bu kadar. Konu kapandı."

Arkasını döndü, gözlerinin içine bakmadan, sanki söyleyecek başka bir şey kalmamış gibi. Parla, olduğu yerde kaldı. Gözyaşlarını tutamayarak yere bakarken, Anıl’ın uzaklaşan adımlarını duydu. O an kalbinin parçalandığını hissetti.

---

Anıl, arkasına bile bakmadan hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Kalbinin bir köşesinde bir sızı vardı, ama bunu görmezden gelmeye çalışıyordu. Parla’ya karşı hissettiği o kardeşlik bağı, onun bu itirafıyla yerle bir olmuştu. Kendi içinde bir karmaşa yaşıyordu. Aralarındaki yaş farkı, Parla’yı her zaman küçük bir kız olarak görmesi, onu bir kardeş gibi koruma içgüdüsü... Bütün bunlar, bu itirafla yerini soğuk bir duvara bırakmıştı.

"Bu doğru değil," diye düşündü Anıl. "Onu kırmam gerekiyordu. Bu işin başka bir yolu yoktu."

Ama içindeki suçluluk duygusu da derinlerde bir yerde kıpırdanıyordu.

---

Bölüm sonu

1 yorum

  • OE ANİL BEN BİDAHA İSTANBULDAN GERİ SONMEM SURUM SURUM SURUNURSUN İNSALLAH