İçeriğe geç

Angorm

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Angorm

Bölüm 2

Farkındalık

Alex yere düştüğünde yeterli uzaklığa atlayamadığını anlaması zor olmadı. Sonuçta mağaranın dışını hedefliyordu ve tahminine göre atlamış olmalıydı ama nedense demin göründüğünden daha küçük görünüyordu çıkış. Herhalde dışına da taş döküldü diye düşündü anlık olarak. Hızlı bir bakışla taşa baktı ve ışığa doğru adım atmaya yeltendi. Tam o an taş düştü ve mağaranın içine doğru eğimli yokuşa gelmeden hemen önceki çıkıntıda, Alex’in ayaklarını demin çektiği yerde, takılı kaldı koca taş. Alex titrek bir derin nefes aldı ve arkasındaki küçülmüş çıkışa baktı. Artık küçülmüş değildi. Resmen kapalıydı. İki bacak bir baş sığacak yerde bütünüyle sıkışmıştı.

Hemen sırtını büyük kayaya verip çıkışı açmaya koyuldu. Ama beklendiği gibi çıkış açılmadı. Demin düşen o devasa taşın takıldığı çukurdan hareketlendiğini fark ettiği an büyük bir şaşkınlıkla bıraktı ittirmeyi. Nasıl olabilirdi ki? Eğer toprak döküldüğü için kapandıysa ayağı ile ittirdiğinde kolayca açılmalıydı. Çıkışa ilk baktığında oranın tam kapalı olmadığını da göz önünde bulundurup çıkışın önüne toprak dökülüp kapanmasından başka bir ihtimal de düşünemiyordu. Daha da ilginci ise o devasa taşı ittirebilmiş olmasıydı. İttirmeye devam etseydi taşla birlikte mağaranın derinliklerine yuvarlanmaya başlayacaktı muhtemelen. Tabi bu taştan sonra başka şeyler de düşmediyse.

Yönünü değiştirip taşı düşürmeden önce yeni nesil bir işlemci gibi hızlı zihniyle hızlıca ihtimalleri kontrol etti. Gözleri ışık olmadığı için daha az gördüğünden ve görme duyusunun durum değerlendirmede son derece önemli olduğunu bildiğinden fazla zaman harcamadan sırtını kapanmış çıkışa verip ayağı ile taşı itti. Gücünün küçük bir miktarı bile onu takıldığı eşikten çıkarmaya yetti. Hatta gücünü kontrol edemediği için birazcık da ivmelendirmişti bile. Taş gittikten sonra taşın düştüğü tepeden bolca ışığın geleceğine emindi Alex. Ama emin olmanın hata olduğunu anlaması için saliseler yetti. Taşın düşeceği açıklığın oluşmasına sebep veren şeyin kendi düşüşü ve mağarayı kırışı olduğuna henüz kendini inandıramamıştı ama yine de öyle olduğunu varsayarak ilk uyandığı yerdeki taşlara baktı büyük taş oraya düşmeden önce. Bomboştu. Yani yuvarlanan büyük taşın yolu açıktı. Büyük taş yuvarlanıp aşağıdaki boşluğa oturduğunda durdu ve kırılıp etrafa saçıldı.

Mağaranın içerisi adeta kendisini düzenliyordu. Birden aklına devasa taşın yuvarlandığı tavandaki büyük o rampa gelmişti. Nasıl olur da o büyük delik kapanabilirdi? Toprak dökülecek olsa kesinlikle içeriye dökülürdü. Peki ya üstünde uyandığı taşlar. Nereye kaybolmuştu? Burada para-normal olayların döndüğü apaçıktı. Ama zihni anlamlandırabileceğine gayet emindi. Rüyada olabilir miydi? Hayır, bunu anladığında ya da bu denli heyecan yaptığında uyanmış olması gerekirdi. Peki ya içerideki gaz? Halüsinasyona sebep oluyor olabilir miydi? Hayır içerde gaz olabileceği başından beri varsayımdı zaten. Belki de hala yatıyordu? Hayır. Halüsinasyon görürken gerçekliğe bu kadar bariz etki edemezdi.

Tüm bunları düşünürken bir süre sonra küçük bir ışık huzmesi astronot giysisinin kırılan fanusunun parçalarını aydınlattı. Sonra içeri gelen ışıkla kırılan devasa taşın tepesinden toprak sızdığını fark etti Alex. Tam o sırada arkasına bir taş düştü ve Alex refleksif bir şekilde kendini ileri attı. Kayarak ışık huzmesinin aydınlattığı yere gitti kaskını çıkartıp camları içine doldurdu. Bunu yaptığında toprak süzülen yer titreyip Alex'in 3 metreden biraz daha uzağına, taşın tam üzerine, battaniye gibi örtüldü. Bu ani düşüş Alex'i tökezletti ve geri adım attırdı.

Alex ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyordu, mağara olarak bildiği yer anlamsızca ve sebepsizce çöküyordu. Ardından altında bulunduğu mağaranın kalan tavanından da toprak sızmaya başladı. Bekledi. Acaba ben çıkmazsam da yıkılacak mı? Yıkılacak olursa hemen atlarım ne de olsa, diye düşündü ve bekledi. Bu sırada çöken tarafın olduğu yere göz gezdirmek nerede olduğunu anlamak istedi. Ama göz gezdirecek hiçbir yer yoktu. O kadar geniş çaplı bir düzlüktü ki kaşıya baktığında bırakın başka bir yapı görmeyi herhangi küçük bir tepecik bile görünmüyordu. Düzlüğün bittiği noktayı görmeye gözlerinin erimi yetmiyordu. Okyanusa bakar gibi hissetti. Ufuk çizgisini izlemeyi ucunu görmeyi beklemeyi severdi aslında. Ama baktığı şey su değil de toprak olunca hissiyatı birazcık korkutucu hal almıştı. İnsanlar bilmediği şeylerden korkarlar.

Korku insanların değerlendirme mekanizmasını bozan bir durum. Sakin kal Alex, diyerek sakinleştirdi kendini. Sakinleşmesi için yeterli zamanı bulamadan bulunduğu noktadan bir metreden az uzaklıkta olan arkasındaki bir noktaya küçük ama gereğinden çok taş çıkaran bir taş düştü. Alex henüz sakinleşemediği için korkuyla kendini ileri, devasa taşın enkazının üzerine serilen toprağın üstüne, plansız ve tehlikeli bir şekilde fırlattı.

Onunla birlikte mağara olduğunu düşündüğü şeyin son kalan parçası da battaniye gibi zemine döküldü. Toprak adeta canlıydı ve hissediyordu Alex'in varlığını. Az önce baktığı taraf gibi yeni yıkıldığında gördüğü diğer taraf da tamamen düzlüktü. Sadece birkaç gün belki de bir haftalık bir uzaklıkta dağlık bir alan vardı farklı olarak. Neden burada, devasa bir düzlüğün ortasında bir mağara vardı diye düşündü daha sonra. Ardından başka hiçbir yerde olmayan pürüzü fark etti üstünde bulunduğu. Bunu düşündüğünde altına bir şeyler titremeye ve takırdamaya başladı. Düzleşiyordu, Bulunduğu yer düzleşiyordu! Lokal bir deprem gibi sadece bulunduğu yerin altı sarsılıyor ve toprak düzleşiyordu. Zihninde takılı kalan o muazzam işlem mekanizması bile anlamlandıramıyordu şimdiye kadar karşılaşmasının imkânsız olduğunu sandığı bu ilginç olayları.

Bölüm sonu

1 yorum