"Uyarı! Gezegenin atmosferi solunum için yeterli dengeyi sağlayamayabilir"...
Alex, kıyafetinin gövdesi hariç her tarafı yırtılmış, kafasındaki solunum küresi ise çatlamış ve hava kaçırır halde uyanmaya çalışıyor ancak soluduğu havanın oksijen fazlalığı ve bazı tanımsız gazlar vücudunun çeşitli yerlerindeki açıklanması imkânsız derecedeki ağrılar ile birleşip Alex'e ters etki yapıyor, onu ağırlaştırıyor; göz kapaklarını açmasını engelleyen bu ağırlık git gide kapanmasına da sebep oluyordu.
Sonunda gözlerini açtığında neredeyse hiç denecek kadar az nefes aldığını fark etmiş, bu kadar ağrı olduğuna göre var olması gereken yaralarının ise kabuk tutma, kabuk bırakma ve diğer bütün evreleri geçip eski haline geri döndüğünü fark etmişti. Çok karmaşık bir durumdaydı ama bu durumun ona neler getireceğini görmeden bunun lanet olup olmadığına karar vermemesi gerektiğine emindi.
Etrafına bakındı, tavanı çökmüş bir mağara içerisindeydi. Tavanının çökmesine sebep olan şey ise çok yeni bir şey gibi görünüyordu. Bir meteor falan olmalıydı. Hayır, hayır! bu göçük bir gök taşının eseri değildi. Bu Alex’in ta kendisiydi. Vücudunun bulunduğu yerin altında mağaranın tepesindeki o kopukluğun birebir tamamlayıcı parçası yer alıyordu çünkü. Saçmaladığını düşündü ve bu düşünceyi aklından uzaklaştırdı. Biraz bekledi ve uyanışının verdiği mahmurlukla etrafa göz gezdirdi. Sonra tekrar şaşırmaya başladı. Nasıl oldu da bu yıkık mağaranın üzerinde uyuyakalmıştı? Yoksa Bayılmış mıydı? Peki ya düşüp bu mağarayı o kırdıysa... Hayır, bunun için uzaydan falan düşmesi gerekirdi. Böyle bir durumda yaşaması mümkün değildi.
Peki ya üstündeki bu yırtık pırtık astronot kıyafetine ne demeliydi? Küçüklüğünden beri astronot olmak istediğini hatırlatıyordu bu kıyafet ona sadece. Bu astronot kıyafeti onu bir şeyde emin kılıyordu: Uzaydan geldiği gerçeği. Biraz içi rahatladı doğrusu. Her an birileri gelip onu buradan kurtarabilirdi çünkü. Eğer uzaya çıkarken bir hata olmuş da dünyaya dönmüşsem illaki birileri bunun farkında olsa gerek, diye düşündü.
Uyanışındaki bilinmezliklerin çözülmesi her ne kadar rahatlatsa da hala içinde nasıl hayatta kalabildiğine dair şüpheleri vardı. Neden buradaydı, onu ne iyileştirmişti, buraya nasıl gelmişti?.. Uzaydan geldiğini varsayıldığında uzaya tek çıkmış olamayacağı başka kimlerin olduğu tüm bunları neden hatırlayamadığı gibi bir sürü nedenden kendine sorular yöneltiyor hepsinin cevabını bulmaya çalışıyordu ancak bunu yarıda bıraktı.
Sonunda biraz hareket edebilecek gücü kendisinde buldu ve doğruldu. Bu mağaradaki havayı solumak onda biraz Ritalin¹ etkisi bırakmıştı doğrusu. Hem zihnini yükseklerde hissediyor. Hem de çok fazla şeyi aynı anda düşünebildiğini fark edebiliyordu artık. Odaklanma gücü de keza bir o kadar artmıştı. Buradaki saçma havadan kurtulsam iyi olur, dedi kendi kendine. Ayağa kalkmaya çalıştı ancak dengesini sağlaması bir hayli zorlaşmıştı zihninin bu yeni durumuyla. "Arkadaşlarım bana bir şey mi içirdi acaba, baksana, kafam uzay." diye espri yaptı kendisi için. Küçüklüğünden beri içini daraltan bir durum olduğunda espri yapar, güler ve bu şekilde içini rahatlatırdı. Ama başındaki karıncalanma ve çevreyi incelerken yakalayabildiği ayrıntılar onu artık korkutmaya başladı. Korkunun sebep olduğu Adrenalin de içinde bulunduğu durumu destekleyici etki yapmaya başlayınca delirmesi an meselesi haline gelmişti. Bayılmamak için tekrar uzandı ve gözlerini kapattı.
Gözlerini kapatıp da düşüncelerine tekrar odaklanmaya başlayınca ne durumda olduğunu, neden bu durumda olduğunu, nasıl kurtulacağını, kurtulması gerekip gerekmediğini düşünmek onu ne kadar yorsa da o bunlarla kalmayıp üstündeki bu ritalin etkisine sebep olan şeyin ne olduğunu, eğer mağarayı çökerten onun düşüşüyse nasıl hala hayatta olduğunu, burasının dünya olup olmadığını ve birçok farklı şeyi aynı anda düşündüğünü hissediyordu. Düşündü, bu bir ritalin’ in verebileceği etkiden çok daha fazlasıydı. Eğer düşündüğü gibi bu mağaradan çıkan bir gaz sebebiyle ise hemen terk etmeliydi burayı. Yabancı bir gaz solumak etkisini bilsen bile korkutucu bir tehlikeye sahipti ne de olsa. Sonra zaten buna yeltendiğini fark etti, başaramamıştı. Belki de gereğinden erken uyanmıştı. Uyumayı bu azap gibi geçen saniyeler için çözüm olarak gördü ve gözlerini tekrar kapattı.
Kısa bir süre sonra bir ses duydu. Mağaranın tepesindeki yapay ve taze olduğu bariz belli olan o göçüğün bir nebze olsun değiştiğini fark ettirdi ona. Esen rüzgâr ile aşınmaya devam ederse hemen kafasının üstündeki o koca taşın düşeceğini hesaplamak Alex için işten değildi. Gözü kapalıydı ama duyduğu ses bile ona yetmişti. Dehşetle gözlerini açtı ve sağı solu kontrol etti. Bulunduğu yerden yuvarlanarak kaçabilirdi. Ama bu taşın daha çabuk düşmesine sebep olurdu. Bu da mağaradan çıkmasını imkânsız hale getirirdi. Ayağa kalkmayı denemek ise riskliydi. Zira en son ayağa kalktığında ne olduğu aşikardı. Yine de 2. seçenek daha mantıklı geldi. Dağılmış ama güçlü odağını topladı. Hayatını müdafaa etme içgüdüsüyle yavaş adımlar atmak için ayağa kalktı. İlk adımını attığında yukarıdaki taş ilk kaymasını yaptı. Alex hafif irkilmişti. Bu hafif korku adrenalin salgımı arttırmaya yetecek gibi. Sakin kalmam lazım, diye düşündü. Ama daha iç sesi sözünü bitirmeden kalbi çarpmaya başladı. Kalbinin sesini çok net duyuyordu artık. Hatta bununla da kalmıyor, her kalp atışında titriyor onu daha da korkuya itiyordu. Daha fazla dayanamadı ve gözünü karartıp koşmaya başladı. Koşuşunun sarsıntısıyla taş 2. kayışını yaptı ve iyice sallanır hale geldi. Alex’in ise çıkışa yetişmesi için bundan 2 kat daha fazla koşması gerekiyor gibiydi. En son adımda Alex taşa son bir bakış attıktan sonra zıplamak için yere sert bir şekilde bastı ve kendini tam güç ileri attı. Bu sert basışla birlikte taş da 3. ve son kayışını yaptı.
1- Metilfenidat fenetilamin grubuna ait, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu, narkolepsi ve kronik yorgunluk sendromu tedavisinde sıklıkla reçete edilen merkezi sinir sistemi uyaranıdır. Kaynak: Vikipedi
