İçeriğe geç

Anahtar sesi

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Anahtar sesi

Bölüm 2

Kırık Bardak

O gece uzun süre uyuyamadım. Babamın eve girişindeki o gergin hava, annemin yüzündeki zoraki gülümseme ve Deniz'in masanın altında titreyen elleri gözümün önünden gitmiyordu. Bazı anlar vardır; yaşanıp biter ama insanın içinde kalır. O akşam da öyleydi. Ev sessizleşmiş, ışıklar sönmüş, herkes kendi odasına çekilmişti ama korku hâlâ duvarların arasında dolaşıyordu.

Sabah uyandığımda mutfaktan gelen tabak seslerini duydum. Annem erkenden kalkmıştı. Her zamanki gibi kahvaltıyı hazırlıyor, sanki dün gece hiçbir şey yaşanmamış gibi davranıyordu. Onu bazen anlayamıyordum. Bir insan nasıl bu kadar güçlü görünmeye çalışabilirdi?

Mutfakta onu gördüğümde gözlerinin şiş olduğunu fark ettim. Belli ki ağlamıştı. Ama yüzünde yine o tanıdık ifade vardı; her şey yolundaymış gibi davranan insanların yüzünde olan ifade.

"Günaydın," dedim.

Gülümsedi.

"Günaydın kızım."

Sanki gözlerinin altındaki morluklar bana başka bir hikâye anlatmıyormuş gibi...

Masaya oturduğum sırada Deniz de geldi. Saçları dağılmıştı. Uykulu gözlerle sandalyesine oturdu. Birkaç dakika boyunca kimse konuşmadı. Sonunda dayanamadım.

"İyi misin?" diye sordum.

Deniz başını kaldırdı.

"İyiyim."

Ama iyi değildi.

Çünkü çocuklar yalan söylemeyi yetişkinler kadar iyi beceremezdi.

Okula giderken bütün yol boyunca sessiz kaldı. Normalde sürekli konuşur, gördüğü her şeyi anlatırdı. O gün ise yalnızca yere bakıyordu. Okulun önüne geldiğimizde elimi tuttu.

"Abla?"

"Efendim?"

Babamın kızıp kızmadığını nereden anlıyorsun?"

Sorusu o kadar beklenmedikti ki cevap veremedim.

"Kızınca ne olacak diye korkuyorum."

Boğazım düğümlendi.

Henüz on yaşındaydı.

Bir çocuğun düşünmesi gereken şeyler bunlar değildi.

Onun yaşındaki çocuklar oyunları, arkadaşlarını, hayallerini düşünmeliydi.

Deniz ise babasının öfkesini düşünüyordu.

Eve döndüğümde annem salonda ütü yapıyordu. Televizyon açıktı ama ikimiz de izlemiyorduk. Sessizlik bazen konuşmaktan daha yorucuydu.

Bir ara ütüyü bıraktı ve pencereye baktı.

"Eskiden böyle değildi," dedi.

Başımı çevirdim.

"Neydi?"

"Baban."

İlk kez onun hakkında konuşuyordu.

Yıllardır ilk kez.

Ütünün kablosuyla oynarken gözleri uzaklara daldı.

"Sen doğduğunda seni kucağından indirmezdi. Sürekli gülerdi. Bizi mutlu etmek için uğraşırdı."

Şaşkınlıkla dinledim.

Anlattığı adam benim tanıdığım adam değildi.

Sanki başka birinden bahsediyordu.

"Sonra ne oldu?"

Annem sustu.

Uzun süre sustu.

Sonunda başını eğdi.

"Bazen insanlar içlerinde kırılırlar. Kimse fark etmez."

Bu cümleyi o gün tam olarak anlayamadım.

Ama unutmadım.

Akşam olduğunda yağmur başladı. Pencereye vuran damlalar evin içindeki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu. Saat ilerledikçe içimdeki huzursuzluk büyüyordu.

Sekize doğru kapının kilidi döndü.

Yine aynı ses.

Yine aynı korku.

Deniz'in omuzlarının kasıldığını gördüm.

Annem derin bir nefes aldı.

Babam içeri girdi.

Bu kez bağırmadı.

Bu daha kötüydü.

Çünkü sessizliği öfkesinden daha korkutucuydu.

Montunu çıkardı.

Masaya oturdu.

Kimse konuşmadı.

Yemek boyunca yalnızca çatal sesleri duyuldu.

Tam her şey sakin geçmiş gibi görünüyordu ki Deniz'in eli bardağa çarptı.

Cam bardak masadan düştü.

Bir anda parçalandı.

Ses bütün evi doldurdu.

Deniz'in yüzü bembeyaz kesildi.

Ben nefesimi tuttum.

Annem gözlerini kapattı.

Babam ise kırılan camlara baktı.

Saniyeler geçti.

Kimse konuşmadı.

Deniz'in gözleri dolmuştu.

"Özür dilerim..." dedi titrek bir sesle.

O an kardeşime baktım.

Ve ilk kez onun ne kadar korktuğunu gerçekten gördüm.

Bir bardak kırılmıştı.

Sadece bir bardak.

Ama Deniz sanki dünyadaki en büyük suçu işlemiş gibi titriyordu.

İşte o an içimde bir şey değişti.

Babamın öfkesinden değil...

Kardeşimin korkusundan nefret etmeye başladım.

Çünkü bir çocuk kendi evinde bu kadar korkmamalıydı.

Ve o gece ilk kez kendime bir söz verdim.

Bir gün Deniz'i bu korkudan kurtaracaktım.

Ne pahasına olursa olsun.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.