Bazı insanlar çocukluklarını oyuncaklarla hatırlar. Bazıları yaz akşamlarını, mahalle arkadaşlarını ya da bayram sabahlarını anlatır. Ben ise çocukluğumu bir anahtar sesiyle hatırlıyorum. Kapının kilidinde dönen metalin çıkardığı o kuru sesi ne zaman duysam içimde aynı düğüm oluşurdu. Yıllar geçse de değişmedi. Sanki kalbim o sese alışmak yerine ondan korkmayı öğrenmişti.
O akşam da her zamanki gibi annemle mutfakta oturuyorduk. Masanın üzerinde buharı çoktan tükenmiş bir çorba, yarısı yenmiş ekmek ve sessizlik vardı. Annem saatin tik taklarını dinler gibi duvara asılı saate bakıyor, sonra gözlerini kaçırıyordu. Beklemekten yorulmuş görünüyordu ama yine de bekliyordu. İnsan bazen umut etmeyi bırakamıyordu.
Dışarıda yağmur yağıyordu. Pencereye vuran damlalar mutfağın sessizliğini doldururken küçük kardeşim Deniz başını masaya koymuştu. Uykusu gelmişti. Göz kapakları ağırlaşıyor ama yatağına gitmeye cesaret edemiyordu. Çünkü babam eve gelmeden hiçbirimiz rahat davranamazdık. Sanki evin duvarları bile onun geliş saatine göre nefes alıp veriyordu.
Saat sekizi birkaç dakika geçmişti ki kapının önünde ayak sesleri duyuldu. Annemin eli istemsizce kasıldı. Ben fark etmemiş gibi davrandım. Deniz doğrulup bana baktı. Gözlerinde çocuklara ait olmaması gereken bir korku vardı. O yaşta bir çocuğun karanlıktan korkması normaldi. Ama bir babadan korkması değildi.
Sonra kapının kilidi döndü.
O ses yıllardır değişmemişti.
Evdeki bütün konuşmalar, bütün düşünceler, bütün nefesler bir anda durmuş gibi oldu. Babam içeri girdiğinde üzerine sinmiş yağmur kokusu mutfağa kadar ulaştı. Ceketini çıkarıp sandalyenin üzerine attı. Yüzündeki yorgunluk ilk bakışta sıradan görünüyordu ama onu tanıyordum. Yorgunluk bazen yalnızca yorgunluk değildi. Bazen öfkenin habercisiydi.
Annem ayağa kalktı ve hafifçe gülümsedi. O gülümsemeyi çok iyi bilirdim. İnsanları mutlu etmek için değil, bir felaketi geciktirmek için kullanılan bir gülümsemeydi.
"Yemek hazırladım," dedi sessizce.
Babam cevap vermedi.
Önce masaya baktı.
Sonra anneme.
Sonra tekrar masaya.
Mutfakta görünmeyen bir fırtına dolaşıyordu sanki. Kimse konuşmuyordu ama hepimiz yaklaşan şeyi hissediyorduk.
O an aklımdan geçen tek şey şuydu:
Bazı evlerde insanlar akşam yemeği için masaya oturur.
Bizim evimizde ise herkes bir sonraki kırılma sesini beklerdi.