Sabah çatık kaşlarıyla bizi dürten Ares'le güne başlamış olduk. Bizi uyandırınca soğuk sesiyle 'kahvaltı hazır annem sizi çağırıyor' diyip hızla odadan çıkmıştı. Bende Asya'nın şakağından öptükten sonra yataktan kalkıp odama geçmiştim. Yüzümü yıkadıktan sonra terlediğim için duşa girdim. Bornozumu üstüme sarıp makyaj masasının önündeki pufa oturdum ve saçlarımı taradım. Daha sonra da üstümü giyindim. Siyah dar paça pantolon ve üstüne yeşilli kırmızılı üstünde yazı olan crop giydim.
Üstümü giyindikten sonra odadan çıkıp merdivenlere yöneldim. O sırada merdivenden inmeye başlayan Asya'yı gördüm ve yanına gidip kolumu omzuna attım. Bana bakıp gülümsedi. Bende ona tebessüm ettim. Dün ki kabusuyla ilgili tek bir laf etmeyi düşünmüyordum. İsterse kendi gelip anlatırdı. Yemek odasına girdiğimizde herkesin masaya oturmuş bizi beklediğini gördüm. Bizde yerlerimize oturunca Serkan Bey 'afiyet olsun' dedi ve kahvaltıya başladık.
Serkan Bey "kızım senle birşey konuşabilir miyiz?"
"Tabi buyrun."
"Annenin ailesi seninle tanışmayı çok istiyorlar. Henüz erken olduğunu biliyorum ama çok ısrar ediyorlar. Eğer kabul edersen daha çabuk kaynaşabilmeniz için bir süre onlarla yaşamaya karar verdik."
Şimdi ne desem bilemedim. Daha bu aile şeysine alışamamışken birde akrabalarla baş edebilirmiydim bilmiyordum. Ancak bir yanımda kiminle tanışacaksan tanışta şu iznin bitmeden hepsi halolsun sende kafa rahatlığıyla mesleğini yap diyordu. Bende sanırım içimdeki sesi dinlemeye karar verdim.
"Tamam olur."
Serkan Bey bana gülümsedi ve kahvaltısına devam etti. Kahvaltıdan sonra herkes odasına dağılıp bavullarını toplamaya başladı. Bende kıyafetlerimi toplayıp tekrar bavuluma yerleştirdim. Hayır yani önceden söyleseydiniz keşke de bu kadar kıyafet yerleştirmekle uğraşmasaydım. Albay arabamı göndermişti bu sabah yani şuan arabam kapının önündeydi. Bavulumu ve sırt çantamı alıp aşağı indim ve arabama ilerledim. Korumalardan biri gelip anahtarını verdi. Ona baş selamı verip arabaya döndüm. Bagajı açıp sadece kıyafetlerimin bulunduğu bavulu koydum. Siyah sırt çantasını da ön yolcu koltuğuna koydum. En sonunda ellerimi pantolonumun cebine koyarak kendimi arabaya yasladım ve diğerlerinin çıkmasını bekledim. Bir kaç dakika sonra herkesin kapıdan çıktığını gördüm. Herkes arabasına ilerleyip bavullarını yerleştirdi. Asya ve Ares benimle gidecekti. Defne hanım ve Serkan bey bir arabada, Arel, Beliz ve Deniz bir arabada, Aytaç ve Simge ise başka bir arabada olmak üzere toplam dört araba gidecektik. Sırasıyla Serkan beylerin, Arel'in, Aytaç'ın ve en sonda benim arabam olmak üzere yola çıktık. Ben en arkada düşük bir hızla onları takip ediyordum. Normalde hız yapmayı seven ben ikizler korkmasın diye yavaş gidiyordum.
Arkamda bir siyah araba farkettim. Sürücüsü ise geçen savcı ya silah çeken ağanın adamıydı. Beni takip ettiğini anladım.
"Siktir ama ya şimdi olmaz."
Asya "Abla birşey mi oldu?"
Ares "Ne oluyor?"
"Çocuklar ne olursa olsun sakin olmanızı istiyorum tamam mı ben halledicem."
Ares "Neden sakin oluyoruz neler oluyor."
Ares'e cevap vermedim ve aniden solan dönüp gaza yüklendim. Bu ani hareketimle çocuklar sağa savrulmuştu.
"Kemerlerinizi bağlayın ve sıkı tutunun!"
Anında kemerlerini bağlayıp geri yaslandıklarını görünce gaza daha çok yüklenmeye başladım. Şuan 150 de gidiyordum. Benim hızlanmamla arkamdaki arabada hızlanmıştı. Bulunduğumuz yol boştu. Bu yüzden gönül rahatlığıyla hız yapabiliyordum.
Mehmet Ağa'nın adamlarını göndermesi sinirlerimi çok fena zıplatmıştı. Gözlerimden alevler çıktığına emindim. İkizler ise çok korkmuştu. İkiside duygusal çocuklardı ve ben bunu onlara yaşattığım için çok suçlu hissediyordum.
"Şşt korkmanıza gerek yok. Hem siz daha ablanızı tanımıyorsunuz. Sizi konağa burnunuz bile kanamadan götüreceğim merak etmeyin tamam mı?"
İkiside kafasını sallayarak onayladı beni. O sırada yine Mehmet Ağa'nın adamları olduğunu tahmin ettiğim kişilerin bulunduğu bir siyah araba ters yönde tamda bize doğru son hızda sürüyordu. Hem arkamdaki hemde öndeki araba ortada bize çarpacaktı ve eğer böyle birşey olursa canlı çıkma ihtimalimiz düşerdi. O an bir çıkar yol düşündüm. Aklıma gelenle derin bir nefes aldım.
"Çocuklar sizden şimdi çok ama çok sıkı tutunmanızı istiyorum tamam mı? Canınız pahasına tutunun."
Kafalarını sallayarak onayladılar. Arkamdaki araba yaklaşmaya başlamıştı. Aynı zamanda öndeki arabayla da aramızdaki mesafe azarlıyordu.
Asya "A-abla araba bize çarpacak."
Dikiz aynasından Asya'ya bakıp güven verici şekilde gülümsedim. Biraz olsun endişesi azalmıştı ama hala korkuyordu. Arabalar çarpacakken direksiyonu hızla sağa kırdım ve frene yüklendim. Acı bir lastik sesi çıktı ve sağdaki yola girdim. Çocuklarda bende biraz savrulmuştuk. Sağdaki yola girmemle büyük bir çarpışma sesi geldi arkadan ve araba parçaları havaya uçtu. Bense tam gaz yola devam ettim.
İkizlerin derin bir nefes verdiğini duyunca dikiz aynasından onlara bakıp
gülümsedim.
İyi misiniz?"
Asya "Sayende iyiyiz abla ama o adamlar kimdi?"
"Beni sevmeyen ve öldürmek isteyen bir ağa diyelim."
Ares ise hala sessizdi. Birşeyler düşünüyor olmalıydı.
yazardan:
Asya her ne kadar korkmuş olsada ablasına güveniyordu. Onu görür görmez güzelliğine, asil ve güçlü duruşuna hayran kalmıştı. Büyüyünce onun gibi olmak istiyordu. Öte yandan ise ikizinin durumunun farkındaydı. O kız onlara kötü şeyler yaşatmıştı ve Ares'te çok zarar görmüştü. Ares'in tekrar zarar görmekten korktuğunu biliyordu. Ancak gözlerindeki o özlemi de tanıyordu. Uzaktan onları buruk tebessümle izlemesi Asya'yı üzüyordu ama Asya ikizinin üstüne gitmek istemiyordu.
Ares ise çok düşünceliydi. Az önce çok korkmuştu ama ablasının güven verici sesi ve gülümsemesi onu biraz olsun rahatlamıştı. Ablası her gülümsediğinde içi sıcacık oluyordu. Ayrıca çok güzeldi ve bu güzelliğe başka erkeklerin de bakabileceği düşüncesi onu dellendiriyordu. Dışarıya ne kadar ifadesiz gözüksede içinde kıskanç ve duygusal bir çocuk yatıyordu. Ablasına yaklaşmayı çok istiyordu ancak korkuyordu. Aslında Asya'ya ve Deniz'e olan davranışlarıyla biraz cesaretlensede hala tereddütteydi. Asya'yla o hallerini izleyip imreniyordu ancak yaklaşamıyordu. Belki de zaman gereklidir diyip uzaktan gözlemlemeye karar vermişti.
O sırada konağa çoktan ulaşmışlardı.
Aryadan:
Arabadan iner inmez ikizlerin yanına gidip Asya'yı kolumun altına aldım. Ares her ne kadar benden korkuyor ve çekiniyor olsada az önce çok korktuğu için buna ihtiyacı olduğunu düşünüp onuda diğer kolumun altına aldım ve ikisinide kendime çektim. Ares her ne kadar şaşırsada anında kolunu belime sardı ve kafasını göğsüme yasladı. Korkudan beti benzi atmıştı ikisininde.
"Hadi bakalım içeriye gidelim artık."
Sesimi özellikle onların yanında yumuşak çıkarmaya çalışıyordum. İkizleri kolumun altından çıkarıp ellerini tuttum ve kapıya doğru yürümeye başladım. Ares'in bakışları ellerimizde takılı kalmıştı. Sanırım sadece Asya'nın elini tutacağımı sanmıştı. Ayrıca az önce onada sarılmamın şokunu henüz atlatamamıştı. Serkan Beyler çoktan gelmişti ve bizi merak ettiklerine adım gibi emindim. Ares'in kapıyı çalmasıyla kapının açılması bir oldu.
&&&
Kapı sesini duyan herkes aceleyle avluya indi. Defne hanım çocuklarının geldiğini düşünerek hemen koştu ve kapıyı açtı. Anında ikizleri kollarına alarak sarıldı. Daha sonra ise aynı hızda Arya'ya sarıldı. Ayrıldıklarında etrafına baktı Arya. Gördüğü kalabalıktan ve endişeli yüzlerden onları endişelendirdiklerini anlamıştı. İkiz kardeşlerinin bembeyaz yüzünü gören Aytaç anında Arya'nın üzerine yürüdü.
"Naptın lan kardeşlerime!"
Arya hiç bozmadığı sabit yüz ifadesiyle Aytaç'a baktı ve Aytaç'ın aksine sakin ve ürkütücü sesiyle cevap verdi.
"Ben birşey yapmadım."
Arya sinirlerinin damarlarında dolaştığını hissetti. Kendi kardeşlerine zarar verdiğini iddia etmesi çok sinirlendirmişti onu.
"Öylemi o zaman bu çocukların hali ne lan!"
Serkan bey "Aytaç!" Diyerek uyarsa da Aytaç dinlememişti.
Derin nefes alıp yumruklarımı sıktı Arya. Aytaç iyice Arya'ya yaklaştı. O an Asya aralarına girdi.
Asya "Abi! Ablam hayatımızı kurtardı. Ona bağırma! Korktuğumuz için böyle olduk sadece. Bilip bilmeden ablama kızamazsın!"
""Ne?""


