Tim ve Karan'la Halil abinin mekanına gitmek için çoktan hazırlanmıştım.

Silahımı belimde koyduktan sonra asker kimliğimi, cüzdanımı, telefonumu ve motorumun anahtarını da aldım. Ardından aşağıya indim. Avludakiler merakla kaşlarını çattı. Abi takımı zaten karnıma çoktan sinirle ve kıskançlıkla bakmaya başlamıştı.
Dedem "Nereye kızım?"
"Timle ocakbaşına gidicez dede."
Dedem "Tamam kızım dikkat et."
"Dikkat ederim. Hadi eyvallah."
Direkt konaktan çıktım ve motoruma ilerledim. Motora bindiğimde çalıştırmadan önce bir etrafa baktım. Korumaların bazıları hayran hayran bana bakıyordu. Hafif sırıttım. Motoru çalıştırıp gaza bastım.
Baya hız seviyordum. Şu anki gibi genelde hızlı kullanırdım. Halil abinin mekanına yaklaştığımda timinde arabadan indiğini gördüm. Sırıtıp tam arabanın yanına baya iyi bir drift atarak park ettim.
Tim ağzı açık bana bakıyordu. Anahtarı çıkardıktan sonra indim ve kaskı çıkarıp saçlarımı savurdum.
Emir "Düştüm. Kaldırmayın."
Aras "Oha komutanım kadar havalı olsam yeter ya!"
Hakan "Ağzınızın suyunu silin lan!"
O sırada Karan geldi. Evden çıkmadan önce ona konum atmıştım.
Karan "Baya iyi bir driftti."
Bir an şaşkınlıkla ona baksamda hemen ifadesiz yüzüme geri döndüm.
"Eyvallah."
Hepimiz içeriye girdik. Halil abi bizi görünce güler yüzüyle yanımıza geldi.
"Vay benim haytalar gelmiş."
Sonra bana döndü ve şaşkınlıkla bana baktı. Gülümseyerek konuştu.
"Ooo deli asker kızım. Senin görev yerin farklı değil miydi? Hem bizim zır deliler nerede?"
Bir an hüzünle gülümsedim. Bende ki hüznü görünce gülümsemesi soldu. Acılı bir hal aldı yüz ifadesi. Diğerleri merakla bizi izliyordu. Kalbim acıyla kasıldı.
"Onlar şehit oldu abi. Benimde tayinim buraya çıktı Halil abi. Bu aslanların tim komutanıyım artık."
Omzumu patpatladı.
"Allah rahmet eylesin kızım. Mekanları cennet olsun."
"Vatan sağolsun."
Tekrar hüzünle gülümseyerek bana baktı.
"Böyle deli timi senin gibi deli bir komutan adam edebilir zaten."
Diğerleri gülünce bende hafif tebessüm ettim.
"Hadi gelin bakalım size bir masa hazırlayalım."
Halil abinin yönlendirdiği masaya ilerledik.
Hakan "Komutanım siz nereden tanıyorsunuz Halil abiyi."
"2 buçuk yıl önce timle özel görev için gelmiştik. Hep buraya gelirdik."
Kafalarını sallayıp önlerine döndüler. Her ne kadar merak etselerde şuan sormuyorlardı. Onlar sohbet etmeye başlarken ben ifadesizce önümdeki masaya dikmiştim gözlerimi. Karan ise ona sorulan soruları cevaplıyor ancak arada da beni izliyordu. Uzun zamandır şehitliğe gitmiyordum. Onları özledim.
"Ses verin lan! Tim iyi misiniz?!"
"Ses verin oğlum! Hadi lan!"
"N-nolur ses verin tim!"
"Hayır hayır!"
Hafiften gözlerimin dolmaya başladığını hissettiğimde kendime gelmek için gözlerimi kırpıştırdım ve gözyaşlarımı geri gönderdim. Karan o sırada beni izliyordu. Büyük ihtimalle görmüştü. Onunda gözlerinde hüzün vardı.
O sırada Halil abi hepimizin işkembe çorbasını getirdi. Kafamı kaldırıp ifadesiz bir yüz ifadesiyle çorbamı içmeye başladım. Kafamda anıların acı sesleri olsada geriye itip umursamamaya çalışıyordum. Time de belli etmek istemiyordum. Çorbalarımız bitince sohbet etmeye başladık. Bende arada katılmaya başladım. Kafamı meşgul etmeye çalışıyordum.
Garsonlar tabakları toplayınca bir tanesini çağırıp 2.5 Luk rakı ve bardakları getirmesini söyledim.
Rakı ve bardaklar gelince bir rakı sofrası geleneği olarak en küçüğümüz rakıları doldurmaya başladı. Yani Aras. Bana gelince su koymasını istemedim. Sadece rakı doldurdu. Yerine oturunca heyecanla bize baktı ve yerinde kıvranmaya başladı.
"Söyle"
Aras "Neyi komutanım?"
"Seni kıvrandıran isteğini."
Aras "Oyun oynayalım mı?"
Hakan "Saçmalama oğlum koskoca insanlarız oyun mu oynayacağız."
Aras " Ama abi Vallahi eğleniriz. Hem birbirimizi de iyi tanımamızı sağlar."
Yankı "Neymiş bu oyun?"
Aras "Şimdi sırayla bir şey söyleyeceğiz ve yapanlar rakıyı dikecek kafaya. En çok sarhoş olan hesabı ödesin."
Kafa dağıtmak istiyordum. Diğerleri de tereddütte kalmıştı. Aras ise yavru kedi bakışları atıyordu. Karan üzülmüş olmalı ki kabul etti.
Karan "Tamam ben oynarım vakit geçer."
"Bende varım. Kafa dağıtmaya geldik."
Yankı "Aynen. Hem mantıklı birbirimizi daha iyi tanırız."
Diğerleri de kabul edince başladık. İlk Aras söyleyecekti.
Aras "Ben hiç öpüşmedim."
Öpüşenler içmeye başladı. Bende alıp diktim kafaya. İsteğim dışı olan bir öpücüktü ama olsun.
Benimle beraber Hakan, Yankı ve Muhammet içmişti. Karan'ın içmemesine şaşırsamda içimde sevinen tarafı bastırdım.
Aras imayla bize bakınca hemen konuştum.
"İsteğim dışı olan bir öpücüktü."
Hakan "Ben nişanlıyım oğlum."
Muhammet "Oldu daha önce sevgililerim."
Yankı "Benimde isteğim dışı olan bir öpücüktü."
Sıra Emir'e geldi.
"Daha önce hiç evden kovulmadım."
Anında kafaya diktim. Benimle birlikte sadece Aras içmişti.
Merakla bize baktılar.
"Yaptık işte birşeyler."
Aras "Beni çekemediler ondan hıh!"
Bir süre daha oyuna devam ettik. Kaybeden ben olmuştum. Ama sarhoş değildim. Alışkın olduğum için zor sarhoş olurdum.
Bardağımızdaki rakıyı içerken öyle sessizce oturuyorduk. Tim hafiften sarhoş olmaya başlamıştı. Bir tek Hakan abi ve Karan ayıktı. Onlar oyunda nadiren içmişti. Kemal merakla bana döndü.
Kemal "Komutanım...şey.. önceki timiniz nasıl şehit oldu?"
Sesi kısılmıştı sonlara doğru. Birkaç dakika sessizce dursamda anlatmaya karar verdim.
"Göreve çıkmıştık. Bir tane asker esir düşmüştü. Onu kurtarmaya gidecektik. Küçük bir kamptı. Ancak terk edilmiş gibiydi. Zaten oradan anlamalıydım. Salak gibi anlayamadım."
Derin bir nefes aldım. Gözlerimi masadan ayırmıyordum.
"Bir mağaranın önüne geldik. Kampın bitişinde bulunan, asker oradaydı. Mağaraya yaklaştığımızda etrafımızı bir anda 60-70 tane terörist sardı. Tim onlarla çatışırken bende hemen mağaranın içine girdim. Hızlıca hiç etrafa bakmadan esir askeri kurtarıp mağaradan çıkardım. Esir askeri korumak için tim bizi korurken mağaranın arkasındaki dağa çıkmaya başladık. Dağın yamacında ki kayanın arkasında askeri koydum ve bende oradan time destek vermeye başladım. Teröristler baya azalmıştı. O sırada kulaklıktan mağarada bir çocuk sesi duyduklarını söylediler. Mağaraya gireceklerini söylediler. Onlara girmemeleri gerektiğini beni beklemeleri gerektiğini söyledim. Dinlemediler. Komutanım çocuğu bırakamayız çok ağlıyor dediler. Beni beklemeden içeri girdiler. Halbuki ben askeri çıkarırken mağarada hiçbir ses ve hareket yoktu. O sırada bunun tuzak olduğunu anladım. Kulaklıktan onlara seslendim. Bağırdım ama cevap vermediler. Mağaraya koşmaya başladım. Mağaraya yaklaştığımda birden mağara patladı. Meğersem bir kasete çocuk sesi kaydedip koymuşlar. Yetişemedim. Onları kurtaramadım. Tek tek kol parçalarını, bacak parçalarını topladım orada. "
Yumruklarımı sıktım. Çenem kasılmıştı. Kendimi suçluyordum. Kendime sinirliydim. Benim yüzümden şehit olmuşlardı. Eğer askeri çıkarmadan önce mağarayı inceleseydim bunlar olmazdı.
Hakan "K-komutanım siz Deli timinin komutanımıydınız?"
Kafamla onayladım. Hepsinin yüzü acıyla kasıldı. Karan anlamamıştı ama sesini çıkarmadı.
Flascback:
Mağaraya yaklaşmıştık. Timle gülerek sohbet ediyor bir yandan da etrafı kolaçan ederek mağaraya ilerliyorduk. Kampın bu kadar sessiz olması hayra alamet değil gibi.
Talha "Komutanım burası fazla sessiz değil mi?"
"Öyle koçum öyle. Bende anlamadım ki."
Necati "Belkide tırsıp kaçmışlardır ha?"
Hepimiz güldük onun bu dediğine.
Tam mağaranın ağzına geldiğimiz de birden etrafı teröristler sarmaya başladı.
"Or*spu çocukları tuzak kurmuş!"
Necati "Komutanım siz askeri kurtarın biz hallederiz!"
"Tamam ben mağaraya giriyorum!"
Mağaraya girdiğimde hızlı olmam gerektiğini biliyordum. Biran önce askeri kurtarıp time yardım etmeliydim. Baş edemeyebilirlerdi. Askeri bulduğumda sandalyeye bağlanmıştı. Hızla ipleri çözüp sırtlandım.
"Dağa çıkıyorum askeri güvenceye alıp destek vericem . Koruyun bizi!"
Hızla sırtımdaki askerle dağın yamacındaki büyük bir kayanın arkasına sığındım. Askeri kayaya yasladıktan sonra hızla silahımı alarak time destek vermeye başladım. Şerefsizler yavaş yavaş azalmaya başlamıştı. O sırada kulaklıktan ses geldi.
Baran "Komutanım mağaradan çocuk ağlama sesi geliyor!"
Talha "Mağaraya girelim!"
"Saçmalamayın bekleyin beni girmeyin sakın!"
Necati "Komutanım çok ağlıyor bekleyemeyiz."
"Durun lan!"
Ben mağaradayken herhangi bir ses veya hareket olmadığına yemin edebilirdim. Eğer çocuk olsaydı elbet ses çıkarır veya hareket ederdi. Çocuk yoktu orada. Tuzaktı lan bu!
"Tuzak! Tuzak lan o girmeyin sakın!"
Kulaklıktan her ne kadar seslenirsem sesleneyim cevap gelmiyordu. Endişeyle mağaraya koşmaya başladım. Mağaraya yaklaştığımda birden büyük bir patlama oldu. Geriye doğru savruldum. Kafamı taşa vurdum. Bilincim gidip geliyordu.
"T-tim."
Ellerimi yere yaslayıp kalkmaya çalıştım. Kendimi zorlayarak ayağa kalktım. Başta sendelesemde dengemi sağladım. O sırada mağaraya baktım.
"Siktir! Siktir! Tim! Ses ver!"
Mağaraya koştum.
"Allah'ınızı seviyorsanız ses verin lan!"
"Ses verin oğlum!"
"N-nolur ses verin lan!"
"Hayır hayır!"
Alevlere yaklaşmadan etrafa bakmaya başladım.
"Hadi lan ses verin! Nolur!"
"Tim iyi misiniz?!"
Hala kurtulmuş olabileceklerini umut ederek onlara sesleniyordum ancak ses gelmiyordu. O sırada yerde gördüğüm kol ve bacaklarla dizlerimin üstüne çöktüm.
"Hayır, hayır. Hayır!"
Gözyaşlarım süzülmeye başlamıştı çoktan.
"L-lütfen olmaz. Hayır!"
O sırada telsizden ses geldi.
Arif Albay "Yüzbaşım rapor ver!"
"K-komutanım."
Titreyen ve kısık sesimle konuşmamla Arif albayın endişelendiğini anlamıştım.
Arif Albay "Yüzbaşım ne oldu? Rapor ver!"
"K-komutanım patladı. T-tim."
Konuşamadım. Boğazım düğümlendi.
Arif Albay "H-hepsi mi?"
"E-evet."
Arif albayın derin bir nefes aldığını duydum.
"Vatan sağolsun! Helikopter gönderiyorum buluşma yerine."
Telsiz kapanınca yavaşça ayağa kalktım. Titreyen ellerimle kol ve bacak parçalarını toplamaya başladım. Hepsini Türk bayrağına sardım. Gidip kayanın arkasına bıraktığım askeri aldım. Bilinci hafif açıktı ve tüm olanları görmüştü. Gözyaşlarım hala süzülüyordu. Askerin kolunu omzuma atarak yürütmeye başladım.
Saatlerce kucağımdaki timimin kopmuş kolları ve bacaklarıyla yürüdüm...
Flascback son...
Anlattıklarımdan sonra kalkmıştım. Motoruma binip hızla konağa sürmeye başladım. Konağa gelince motorumu park ettim ve sessizce içeriye girdim. Herkes uyumuştu. Heryer karanlıktı sadece gökyüzünün ışığı aydınlatıyordu. Avludaki koltuklardan birine oturarak kafamı geriye attım ve ayı izlemeye başladım. Gözyaşlarım süzülmeye başladı. Kendimi daha fazla sıkmadım ve ayı izleyerek sessizce ağlamaya başladım.
O sırada arkadan bir ses duydum....
Herkese merhaba...
Bu bölüm biraz hüzünlü oldu. Yazarken gözümde canlandı ve neredeyse oturup Arya için ağlayacaktım resmen.
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi yazmayı unutmayın.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Kendinize iyi bakın ❤