İçeriğe geç

ALTÜST OLMUŞ HAYATIM

Bölüm 19 · 9 dk okuma

ALTÜST OLMUŞ HAYATIM

Bölüm 19

19. Bölüm

Arya tam bir haftadır görevdeydi. Arslan henüz bu görevlere alışkın olmadığı için etrafta ruh gibi geziyor telefonu her çaldığında Arya' dan bir haber geldiğini sanıp seviniyordu. Ancak telefonun Arya'dan olmadığını görüncede sevinci kursağında kalıyordu.

Alaz'da ise durumlar biraz karışıktı. Alaz ilk görüşte aşka inanan biri değildi. 2 yıldır tanıdığı sevdiği sevgilisi bile aldatmışken bu tarz konulara inancı yok olmuştu. Ancak Arya için duyduğu endişe içinde mantıklı bir açıklama bulamıyor saçma bahaneler öne sürüp kendisini de bu bahanelere inandırıyordu. Ne zaman Arslan'ın yanına gitse Arya'dan bir haber olup olmadığını soruyordu. Bir yanı Arya için endişelenirken gireceği davalar için sık çalışıyordu.

Arya'da ise durumlar kötüydü. Pusuya düşmüşlerdi.

Alaz'dan

Yaklaşık 1 haftadır Arya' dan haber yoktu. Arslan ortalıkta ruh gibi geziniyor o haliyle davalarla ilgileniyoru. Her ne kadar izin almasını söylesemde kafasını meşgul etmesi gerektiğini söyleyip reddetmişti. Açıkçası bende pek zorlamak istememiştim.

Benimse aklımın bir kısmı Arya'dayken diğer bir kısmıyla davalara giriyordum. Arya' yı merak etmem ve aklımın onda kalmasını herhangi bir tanıdığım ve bir asker olduğu için olduğunu düşünüyordum.

Buna sende inanmadın bence

Başka bir durum söz konusu bile değil. Saçmalama.

Cübbemi giyip masamın üstündeki dosyalarımı aldım ve odamdan çıktım. Sert ve güçlü adımlarla mahkeme salonuna ilerlemeye başladım. Mahkeme salonuna girdiğimde izleyicilerin daha yeni yeni yerleştiğini gördüm. Karşı tarafın avukatı çoktan gelmişti. Bir genç kız tecavüze uğrayıp öldürülmüştü ve ben şuanda katilini hapise attırmak için burdaydım. O genç kızın hakkını savunacağım. Keşke ölmesine de engel olabilseydik.

(Uyarı! Mahkemelerle ilgili herhangi bir bilgim yok. Bu tamamen kurmacadır. Saçma kısımlar olabilir.)

Hakim salona girdi. Herkes yerine yerleşince ekipler mahkumu getirdi.

Hakimin onayıyla mahkeme başladı ve kürsüdeki adam ifade vermeye olayı anlatmaya başladı. Onun ardından avukatı da birşeyler zırvaladı. Sıra bana gelince boğazımı temizledim ve elimdeki otopsi raporunu hakime uzatıp konuşmaya başladım.

"Otopsiye göre alınan vajinal sıvıda zanlı Zahir Akkoyun'un DNA'sı bulunmuştur. Ayrıca maktülün tırnak arasından alınan DNA örneğide zanlı Zahir Akkoyun'a aittir. Zaten bir boğuşma yaşandığını zanlı Zahir Akkoyun'un kapattığı kollarındaki tırnak izlerinden de anlayabiliriz."

O sırada seyircilerden kısık sesli küfürler ve kızgınlık içeren sözler çıkınca hakim çıkan uğultuyu susturdu. Tam tekrar bana dönecekti ki Zahir'in avukatı itiraz etmek istedi.

"İtiraz ediyorum!"

Hakim "İtirazınız reddedildi! Buyrun sayın savcım."

Bir dosya daha uzattım.

"Bir diğer otopsi raporuna göre ise maktülün boğularak öldürüldüğüne dair kanıtlar vardır. Maktülün kurtulmak için çırpındığını ve bu savunmanın Zahir Akkoyun'a karşı yapıldığını yine Zahir Akkoyun'un kapattığı ellerindeki tırnak izlerini ve maktülün tırnaklarının arasındaki DNA'yı kanıt olarak görebiliriz. Bütün bu kanıtlara dayanarak Zahir Akkoyun'un 17 yaşındaki Zeynep Aksoy' a cinsel istismar ve cinayet suçlarından müebbet hapis cezası talep ediyorum."

İzleyicilerden tekrar bir uğultu yükseldi. Zahir ve avukatı ise itiraz ediyordu. Hakim tokmağını vurarak "Sessizlik!" diye bağırdı.

Herkes susunca "Karar!" diye bağırdı.

Herkes ayağa kalktı.

"Yaz kızım. Zanlı Zahir Akkoyun'un Zeynep Aksoy'a cinsel istismar ve Zeynep Aksoy cinayetinen kanunun 3391/................................................... maddelerine dayanarak müebbetine karar verilmiştir!"

Alınan kararla rahatça derin bir nefes verdim. Seyircilerden uğultular yükselmiş Zahir ise karara itiraz ediyordu. Güçlü ve dik duruşumla mahkeme salonundan dışarı çıktım. O sırada Zeynep'in annesi ve babası yanıma geldi. Gözyaşlarıyla ellerimi tutup

"Allah senden razı olsun Savcı oğlum. Sayende o şerefsiz cezasını çekecek. Kızıma yaptıkları yanına kalmayacak."

"Ne demek efendim bu benim görevim"

Ellerini sıktım. Tam arkamı dönüp gidecekken jandarmalar tarafından mahkeme salonundan çıkarılıp elinde kelepçelerle cezaevine götürülen Zahir beni görünce giderken bağırarak tehdit savurdu.

"Bunun bedelini ödeyeceksin savcı! Görürsün!"

Her zaman ki gibi tehdit alınca alıştığım için tepki vermedim. Artık bu tehditleri eskisi kadar kafama takmıyordum. Dediğim gibi alıştım artık.

Odama giderken Arslan yanıma geldi.

"Mahkeme de baya iyiydin tebrik ederim kardeşim."

"Eyvallah. Sağol kardeşim. Bir haber var mı?"

Suratı düşünce bir haber olmadığını anlamıştım.

"Yok be kardeşim. Bekliyorum ama hala haber yok. Alışmam gerektiğini biliyorum sonuçta o bir asker hep böyle görevlere gidecek belki aylarca belki yıllarca gelmeyecek ama işte aklım kalıyor. İster istemez endişeleniyorum. Ya birşey olursa ya vurulursa diye. Y-ya şehit olursa diye. Gitmeden önce bana 'Olur da şehit olursam üzülme ağlama ki düşmanlarımız sevinmesin. Hatta bu güzel mertebeye ulaştığım için gurur duy. Kafanı dik tutup vatan sağolsun de. Bil ki ben gittiğim yerde çok mutluyum.' dedi. O öyle diyince sözleri içime oturdu."

Hüzünle başımı salladım ve odama yöneldim. Arslan'da kendi odasına gitti. Odama girince cüppemi çıkarıp askılığa astım. Kendimi sandalyene atıp öne doğru eğildim ve dirseklerimi dizlerime yasladım. Başımı ellerim arasına alıp masaj yapmaya başladım ve bir yandan düşündüm. Ya gerçekten şehit olursa... Bu düşünceyle rahatsızca kıpırdandım ve ofladım. Bu düşünce neden beni bu kadar rahatsız hissettiriyor ki?

Acaba neden?

İç sesimin muziplikle söylediği şeye göz devirdim. Bir iç ses nasıl muziplikle bir şey söyler demeyin bende bilmiyorum.

Tabiki de bir askerimizin, bir Türk evladının şehit olması fikri rahatsız hissettirdi. Sonuçta şehit olan her askerimiz için üzülüyorum.

Sence başka bir neden daha yok mu? Hadi amaa bu kadar aptal olamazsın!

Başka bir neden yok olmazda.

Sandalyeden kalkıp ceketimi giydim ve telefonumu masanın üzerinden aldım. Davaya gireceğim için odamda bırakmıştım. Telefona baktığımda annemin aramış olduğunu gördüm. Odamdan çıkıp kapımı kitledim ve anahtarı cebime koydum. Tabi bu sırada telefondan annemi geri arıyordum.

Birkaç çalıştan sonra annem telefonu açtı.

Annem- Alo oğluşum.

- Annem davam vardı. Telefonumu odada bırakmıştım aramışsın birşey mi oldu?

Annem- Ay yok oğluşum. Nasılsın ne zaman gelirsin diye sormak için aramıştım.

Saatime baktığımda saatin 19:40 olduğunu gördüm. Dava yaklaşık 2.30 saat sürmüştü. Zamanın nasıl geçtiğini farketmemiş olmalıyım.

- Şimdi çıkıyorum annem. 10-15 dakikaya evde olurum istediğin birşey var mı?

Annem- Yok oğluşum sen gel yeter. Ben şimdi sofrayı hazırlayayım.

- Tamam annem hadi Allah'a emanet ol.

Telefonu kapattığımda çoktan adliyeden çıkmış otoparkta arabama doğru ilerlemeye başlamıştım. Telefonumu cebime koyup anahtarla arabanın kilidini açtım ve sürücü koltuğuna oturdum. Arabayı çalıştırıp güzel bir manevrayla otoparktan çıktım.

10-15 dakika sonra eve gelmiştim. Arabayı park edip 2 katlı bahçeli ve büyük avlusu olan etrafında birçok koruma bulunan konağımızın kapısını çaldım. Kapıyı açan kız kardeşimin birden kucağıma atlamasıyla sendelesemde sıkıca sardım belini. Başımı boynuna koyup kokusunu içime çektim ve başına öpücük kondurdum. O da yanağımdan öptü.

"Hoş geldin abicim!"

"Hoş buldum abim."

Kolumu omzuna attım ve birlikte içeri girdik. Avluda ki üçlü koltuğa oturup kardeşimi de göğsüme yaslayıp saçlarıyla oynamaya başladım.

Ailemi tanıtmak gerekirse,

Annem Ela Demir. Emekli hemşire. Kendisi şuanda 55 yaşında. Babam ise Albay Caner Demir. 55 yaşında. Bir erkek kardeşim ve bir tane de kız kardeşim var. Erkek kardeşim Karan Demir 26 yaşında. Kendisi polis. Kız kardeşim Mısra Demir 20 yaşında. Kendisi bir doktor adayı. Tıp okuyor 2. senesi.

Bendeniz de bildiğiniz üzere Alaz Demir. 28 yaşındayım. Başarılı bir savcıyım.

Bende kardeşlerim de sevgi dolu bir aile ortamında büyüdük. Babamın yıllar geçsede asla tükenmeyen aşkına şahit olan çocuklardık biz.

Erkek kardeşimin tayini çıktığı için Ankara'ya gitmişti. Mısra ise burada okuyordu.

Aklımda bugün ki dava gelince hüzünlendim. Bugün Zeynep Aksoy'a olan benim kız kardeşime veya başka herhangi birinin kız kardeşinin başına gelebilirdi. Bu düşünceyle kollarımın arasındaki Mısra'ma daha sıkı sarıldım ve saçına öpücükler kondurdum. Mısra da sıkıca belime sarıldı. Avluya çıkan annem bizi bu halde görünce tebessüm edip yanımıza geldi. Dİğer kolumu kaldırıp annemide çağırdım. Annem gülüp yanıma geldi ve yanağımdan öptü.

"Hoşgeldin oğluşum."

"Hoşbuldum annem."

Annem de kafasını göğsüme yaslayınca saçlarından öptüm. Kollarımda ki kıymetlilerimi daha sıkı sardım.

Konağın kapısından giren babam bizi bu halde görünce kaşlarını çatıp yanımıza geldi ve annemle Mısra'mı nazikçe kendine çekip sarıldı ve saçlarında öptü.

"Ulan eşek sıpası ne sarmışsın öyle koala gibi karımla kızımı."

Ah size söylemeyi unutmuşum babamda Karan da çok kıskançtır. Aslında bende biraz kıskancım.

Biraz mı?

Hm hm azıcık...

Azıcık?!

Of tamam ya çok kıskancım. Küçükken sırf annemi babamla paylaşmak istemediğimiz için babam, ben ve Karan çok kavga ederdik. Tabi annem bu durumdan keyif alırdı. En sonunda da hepimizin gönlünü alırdı. Tabi Mısra'm doğduktan sonra bu seferde onun için kavga etmeye başlamıştık. Mısra büyüdükçe güzelleşmişti. Her ne kadar kıskansakta elimizden geldiğince kısıtlamamaya çalışırdık. Kardeşime dövüşmeyi öğreterek oldukça özgür yetiştirmiştik.

Annem uzanıp babamı öptü yanağından. Ardından da Mısra öptü.

"Hoşgeldin hayatım."

"Hoşgeldin babacım."

Babam keyifle sırıttı. Bu seferde benim kaşlarım çatıldı. Babam mesleği gereği dışarıya karşı soğuk ve sertti. Ancak bu sertlik annem ve Mısra için geçerli değildi. Tabi babam Karan'la banada sevgisini hissettirir. Yinede annemle Mısra'nın yeri ayrıydı onun için. Tabii bizim içinde.

Annem hepimizi sofraya oturttu. Yemeklerimizi yedikten sonra avluda karşılıklı kahvelerimizi yudumlamaya başladık. Babam kaşlarını çatarak bana baktı.

"Hayırdır oğlum. Bir durgunsun sanki bugün."

Her zaman ki gibi babam fark etmişti. Genelde duygularımı sakladığım için annemler pek anlamazdı. Ancak Karan'la babam her zaman anlardı.

"Yok baba bir şeyim bugün ki dava biraz kafama takıldı."

"Anlat bakalım neymiş bu kafana takılan dava."

Annemle Mısra mutfakta olduğu için rahatça anlatmaya başladım.

"Şerefsizin biri 17 yaşındaki kıza tecavüz edip kızı öldürmüş. Kızı öyle görünce..."

"Ya benim kardeşiminde başına gelseydi diye düşündün dimi."

"Evet." diyerek sıkıntılı bir nefes verdim.

"Merak etme oğlum. Kızımı en iyi şekilde koruruz koruyacağız da. Babası Albay, abilerinden biri polis diğeri savcı. Sence kim ne yapabilir?"

"Haklısın baba. Ben sadece kendimi kötü hissettim."

"Anlıyorum oğlum." diyerek omzumu sıvazladı.

Annemler gelince konuyu kapattık. Mısra benim göğsüme sokuldu. Annemde babamın göğsüne sokuldu.

Mısra iyice bana sırnaşıp "Abi bugün seninle yatabilir miyim?" diye sordu. Tatlı tatlı bakarak.

"Yatabilirsin güzelim." diyip yanaklarını ısırdım ve ardından öptüm.

Mısra kahkaha atıp "Abi yaa!" dedi.

Annemler ise bizi tebessümle izlyordu. Bir süre sonra huzurla sohbet etmeye başladık ailecek.

Yazardan

Alaz ailesiyle keyifle vakit geçirirken Arslan huzursuzca lojmandaki dairesinde koltukta uyuya kalmıştı.

Gelelim Arya ve timine...

Arya ve tim büyük bir pusuya düşmüştü. Mermileri azalmıştı. O sırada telsizden tanıdık bir ses duyuldu.

"Teslim ol Arya gomutan. Teslim olursan esgerleri salarız."

Arya düşünmeye başladı. Mühimmatları git gide azalıyordu. Eğer çatışmaya devam ederlerse hepsi ya esir düşeceklerdi ya da şehit olacaklardı. Albayın gönderdiği destek tim de gelemiyordu. Yolda onları engelliyorlardı. Onlarda çatışıyordu şuanda. Arya mantıklı bir karar vererek timini tehlikeye atmak yerine kendini feda etmeye karar verdi.

Her zaman ki gibi...

Arya telsizi eline alarak onların frekansına bağlanarak konuşmaya başladı.

"Çek itlerini Zeki! Teslim olucam. Sal askerlerimi."

""Komutanım hayır!""

"Kes sesini asker! Geri çekildikleri anda hemen destek timin yanına gidip karargaha dönün. Emre itaatsizlik edeni yakarım! Emir ikiletmeyin bana!"

Tim isteksiz bir şekilde onayladı.

Zeki "Tamam gomutan. Yavaşça aşağı in. Biz gettikten sonra adamlar geri çekilecek."

Arya ateşi kestinklerinde çantasındaki küçük ama etksi büyük olan iki uzaktan kumandalı bombayı botunun içine koydu. Elinde silahıyla yavaş yavaş aşağı inmeye başladı.

Yanına gelen itler Arya'nın silahlarını aldı. 3 it ise Arya'yı zorla bağladı ve yanlarında sürüklemeye başladılar. Tabi kendilerince sürüklüyorlardı. Arya çok rahat yürüyordu. İstese bir şekilde iplerden kurtulurdu ancak hem destek timi hemde kendi timini riske atamazdı. Onları kurtarmak zorundaydı. Bu yüzden hiç zorluk çıkarmadan onlarla gitmeye başladı.

10 tane it bir kamyona ve kasasına doluştu. Geriye kalan 55-60 it çatışma alanında kaldı. Arya ve Zeki ise 3 tane itle bir araca binip önden gitmeye başladılar.

Tim ne kadar isteksiz olsada komutanlarının emrini uygulayarak yavaş yavaş geri çekilmeye başladı. O sırada itler de çoktan hızlıca geri çekiliyordu. Birden büyük bir patlama sesi geldi.

Tim şaşkınlıkla yerinde kalakaldı. Çünkü Arya'yı götüren araçla arkasında ki kamyon patlamıştı...

Bölüm sonu

3 yorum