İçeriğe geç

Altın Mahzen

Bölüm 8 · 2 dk okuma

Altın Mahzen

Bölüm 8

Sessiz Mühür

Sarayın kuzey bahçesinden yükselen altın ışık, yalnızca birkaç dakika sürdü.

Sonra...

Gökyüzünü yaran o parlak sütun yavaşça söndü.

Her şey yeniden sessizliğe büründü.

Ama sessizlik artık eskisi gibi değildi.

Sanki toprağın altında bir şey nefes alıyordu.

O gece sarayda kimse uyuyamadı.

Muhafızlar bahçeyi çevrelemiş, hizmetçiler odalarına kapanmıştı.

Kral Morgan, çalışma odasına kapanmış ve kimsenin içeri girmesine izin vermemişti.

Kraliçe Solans ise şapelde saatlerce diz çökmüş halde dua ediyordu.

Olivia ise penceresinden kuzey bahçesine bakıyordu.

Altın ışığın yükseldiği yer hâlâ belliydi.

Toprak yarılmıştı.

Ve çatlağın çevresindeki bütün çimenler kuruyup griye dönmüştü.

İçinden gelen merak artık korkusundan daha büyüktü.

Gece yarısı...

Olivia odasının kapısını sessizce açtı.

Eline küçük yağ lambasını aldı.

Koridor bomboştu.

Yavaş adımlarla merdivenlerden indi.

Her basamakta kalbi biraz daha hızlı atıyordu.

Sarayın arka kapısından bahçeye çıktı.

Soğuk hava yüzüne çarptı.

Sis dizlerine kadar yükseliyordu.

Toprağın yarıldığı yere doğru yürüdü.

Yaklaştıkça garip bir uğultu duymaya başladı.

İlk başta rüzgâr sandı.

Sonra...

Bunun insan sesleri olduğunu fark etti.

Yüzlerce kişi aynı anda fısıldıyormuş gibi...

Ama hiçbir kelime anlaşılmıyordu.

Çatlağın kenarına geldi.

Toprak yaklaşık üç metre kadar çökmüştü.

Ortada, siyah taşlardan yapılmış yuvarlak bir platform vardı.

Platformun tam merkezinde...

Altın işlemelerle süslü devasa bir taş kapı yükseliyordu.

Kapının üzerinde birbirine dolanmış kanatlar işlenmişti.

Her iki yanında ise yere saplanmış iki dev kılıç bulunuyordu.

Kapı eskiydi...

Çok eski.

Ama üzerinde tek bir toz bile yoktu.

Sanki biri onu her gün temizliyordu.

Olivia istemsizce bir adım attı.

Tam o sırada...

Kadın sesi yeniden duyuldu.

Bu kez çok netti.

"Yaklaş..."

Olivia başını çevirdi.

Kimse yoktu.

Yine de ses devam etti.

"Korkma..."

Bir adım daha attı.

Kapının üzerindeki altın işlemeler hafifçe parlamaya başladı.

Taşların arasından ince ışık çizgileri yayıldı.

Olivia elini uzattı.

Parmak uçları kapıya birkaç santimetre kala durdu.

Birden...

Arkasından sert bir ses duyuldu.

"OLIVIA!"

Genç prenses irkilerek döndü.

Kral Morgan...

Elinde meşale ve kılıcıyla ayakta duruyordu.

Yanında onlarca muhafız vardı.

Yüzü öfke ve korkuyla doluydu.

"Kapıya dokunma!"

Olivia şaşkınlıkla geri çekildi.

"Neden?"

Morgan cevap vermedi.

Muhafızlara bağırdı.

"Prensesi saraya götürün!"

İki muhafız Olivia'ya yaklaşırken...

Yer sarsıldı.

Önce hafifçe...

Sonra daha şiddetli...

Kapının üzerindeki altın semboller bir anda parlamaya başladı.

Ve içeriden...

Tek bir ses duyuldu.

Tak...

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra...

Tak...

Sanki biri...

Kapının diğer tarafına vuruyordu.

Üçüncü darbe hepsinden güçlüydü.

TAK!

Kapının üzerindeki taşlardan biri çatladı.

Muhafızlardan biri korkuyla geri çekildi.

"Majesteleri..."

Morgan'ın eli titriyordu.

Dudaklarını aralayıp neredeyse duyulmayacak kadar kısık bir sesle konuştu.

"Hayır..."

"Henüz vakti gelmedi..."

Tam o anda Olivia'nın kulağında tanıdık fısıltı yankılandı.

"Bana çok yaklaştın... küçük prenses."

Olivia gözlerini kapıya çevirdi.

Altın işlemelerin arasında...

Sadece bir anlığına...

İki siyah göz ona baktı.

Sonra...

Her şey yeniden sessizliğe gömüldü

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.