İçeriğe geç

Altın Mahzen

Bölüm 13 · 2 dk okuma

Altın Mahzen

Bölüm 13

Kanlı Kehanet

Mahzen sessizdi.

Lahdin üzerindeki ince çatlak, karanlığın içinde altın bir çizgi gibi uzanıyordu.

Olivia olduğu yerde diz çökmüş, gözlerini Gloriant'ın heykelinden ayıramıyordu.

Artık o heykelde yalnızca bir savaşçıyı görmüyordu.

Bir ihaneti...

Bir yalnızlığı...

Ve unutulmuş bir çığlığı görüyordu.

"Onu neden öldürdüler...?"

diye fısıldadı.

Mahzenin taş duvarları bu soruyu yankıladı.

Cevap yine Gloriant'ın sesinden geldi.

"Korkuyorlardı."

"Korku..."

"İhanetin en eski sebebidir."

Olivia başını eğdi.

"Bana neden bunları gösterdin?"

Uzun bir sessizlik oldu.

Sonra...

"Çünkü sen gerçeği taşıyabilecek son kişisin."

Mahzen yeniden sessizliğe gömüldü.

Olivia ağır adımlarla merdivenleri çıktı.

Güneş doğmuştu.

Ama sarayın üzerinde hâlâ kasvetli bulutlar dolaşıyordu.

Kuzey bahçesine çıktığında muhafızlar onu görünce şaşkına döndüler.

Üzerindeki elbise toz içindeydi.

Saçlarına beyaz tüyler karışmıştı.

Hiçbir şey söylemeden saraya yürüdü.

Kimse yoluna çıkmaya cesaret edemedi.

Taht salonunun kapıları büyük bir gürültüyle açıldı.

GÜÜM!

Kral Morgan toplantı hâlindeydi.

Danışmanlar ve soylular bir anda ayağa kalktı.

Olivia doğruca tahtın önüne yürüdü.

"Konuşmamız gerekiyor."

Morgan, kızının yüzüne baktığında içini bir korku kapladı.

"Olivia..."

"Altın Mahzen'e indim."

Salondaki herkes dondu.

Morgan'ın yüzü bembeyaz kesildi.

"Ne dedin sen?"

"Gloriant'ı gördüm."

Bu isim söylenir söylenmez...

Sarayın bütün pencereleri aynı anda titredi.

Rüzgâr salonun içine doldu.

Avizeler sallandı.

Soylulardan biri korkuyla diz çöktü.

Morgan yavaşça tahtından indi.

Sesinde öfke değil...

Yorgunluk vardı.

"Sana söylememiz gereken bir şey var."

Kraliçe Solans da salona geldi.

Gözleri ağlamaktan kıpkırmızıydı.

Morgan derin bir nefes aldı.

"Biz..."

"...suçlu değiliz."

"Ama atalarımız suçluydu."

Olivia'nın gözleri doldu.

Morgan konuşmaya devam etti.

"Yüzyıllar önce kraliyet ailesi, Gloriant'ın gücünden korktu."

"Onu düşman ilan ettiler."

"En güvendiği komutanları satın aldılar."

"Ve onu sırtından vurdular."

Olivia'nın dizleri titredi.

"Sonra..."

Morgan başını eğdi.

"...onu Altın Mahzen'e mühürlediler."

Salonda ölüm sessizliği vardı.

"Biz nesiller boyunca bu sırrı koruduk."

"Çünkü onun geri döneceğine inanıyorduk."

Olivia'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

"Bütün bunları biliyordunuz..."

"Bana neden söylemediniz?"

Kraliçe Solans bu kez konuştu.

"Çünkü seni kaybetmekten korktuk."

"Neden beni?"

Solans cevap verirken sesi titriyordu.

"Çünkü kehanet..."

Salondaki herkes nefesini tuttu.

"...bir gün kraliyet soyundan gelen genç bir prensesin Mahzen'in kapısını yeniden açacağını söylüyordu."

Olivia'nın kalbi sıkıştı.

"Ben..."

"...kehanetteki kişi miyim?"

Morgan gözlerini kapattı.

"Evet."

Tam o anda...

Yer sarsıldı.

GÜÜÜM!

Sarayın kuzey tarafından derin bir çatlama sesi yükseldi.

Pencerelerden altın ışık içeri doldu.

Uzaklardan gelen binlerce fısıltı aynı anda yankılandı.

"Uyan..."

"Uyan..."

"Uyan küçük prenses..."

Olivia kulaklarını kapattı.

Ama ses kesilmedi.

Aksine...

Daha da güçlendi.

Başının içinde yankılanıyordu.

Bir anlığına salonun ortasında Gloriant'ı gördü.

Bembeyaz kanatları açılmıştı.

Simsiyah gözleri Olivia'nın gözlerine bakıyordu.

Bu kez yüzünde ilk kez belli belirsiz bir hüzün vardı.

Ve yalnızca tek bir cümle söyledi.

"Artık geri dönüş yok."

Gloriant kaybolduğu anda...

Olivia'nın boynundaki kanat biçimindeki kolye ikiye ayrıldı.

ÇAT!

Parçalar mermer zemine düştü.

Salondaki herkes dehşet içinde geri çekildi.

Olivia ise kırılan kolyeye bakarken tek bir şey hissetti.

Sanki...

İçindeki son güven duygusu da onunla birlikte parçalanmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.