Avluyu saran yüzlerce okçu yaylarını daha da gererken, Gorgor surların üzerinden Altan’a doğru küçümseyici bir gülüşle baktı. "Silahlarınızı bırakın," dedi sesi gecenin soğuğunda yankılanarak. "Demirkan’ın soyu diz çöker ve teslim olursa, bu derme çatma kalabalığın canını bağışlayacağım. Size fatihlerle anlaşma şansı sunuyorum." Altan etrafına baktı; Marisli köylüler, Elysialı yetimler, yanındaki bir avuç insan korkudan titriyordu. Kaçacak hiçbir yer yoktu. O kibirli zafer sarhoşluğunun faturası önüne koyulmuştu. Altan, dişlerini sıkarak o ağır, paslı kılıcı çamura bıraktı. Arkasındakiler de birer birer silahlarını teslim etti. Hepsi zincirlenip kalenin dipsiz, soğuk zindanlarına tıkıldığında, Altan herkesi kurtardığını sanıyordu.
Büyük bir yanılgıydı. Ertesi günün şafağında, Altan zindandan yaka paça çıkarılıp meydanın ortasındaki yüksek bir platforma zincirlendi. Gözleri ışığa alışmaya çalışırken, meydandaki devasa odun yığınlarını ve o odunlara bağlanmış olan yoldaşlarını, sığınaktaki o çaresiz halkların insanlarını gördü. Gorgor kürsüye çıktı, elindeki meşaleyi hiç acımadan odunlara fırlattı. Altan zincirlerini koparmak istercesine çırpındı, boğazı yırtılana kadar haykırdı ama barbar askerleri onu yere çiviledi. Anlaşma bir yalandı. Altan hariç, sığınaktan gelen herkes çığlıklar içinde, diri diri meydanda yakıldı. Et kokusu ve duman Altan’ın ciğerlerine dolarken, Gorgor onun saçlarından kavrayıp kafasını kaldırdı. "Bunu iyice izle çocuk," diye fısıldadı. "Fatihlerin adaleti budur."
İşkence burada bitmedi. Kolları bağlı, ruhu paramparça olmuş Altan’ı meydanın diğer ucundaki ahşap bir direğe doğru sürüklediler. Direğe zincirlenmiş olan kişiyi gördüğünde Altan’ın kalbi göğüs kafesinde tamamen durdu. Elya... Günlerdir, aylardır hayatta tutmaya çalıştığı, sol bileğinde hala o kurumuş, çürümüş kır çiçeği bilekliğini taşıyan o naif kız tam karşısındı. Göz göze geldiler. Elya’nın gözlerinde korku değil, derin bir hüzün vardı. Gorgor yavaşça kıza yaklaştı, keskin hançerini çıkardı. Altan’ın boğazından artık bir insan sesi değil, can çekişen bir hayvanın boğuk hırıltısı çıkıyordu; yalvarmaya bile mecali kalmamıştı. Gorgor tek bir soğuk hamleyle Elya’nın boynunu boydan boya kesti. Sıcak kan direkten aşağı süzülürken, kızın başı yana düştü ve sol bileğindeki o kurumuş çiçek bilekliği gevşeyerek çamurlu toprağa düştü. Barbarlar Altan’ı bıraktığında, Altan intikam çığlıkları atmadı. Ayağa kalkamadı. Çamurun içinde sürünerek, bilinci yarı kapalı bir şekilde emekledi. O çiçek bilekliğini titreyen parmaklarıyla aldı, göğsüne bastırdı ve kafasını o kanlı çamura gömdü. Ağlayamıyordu bile, gözyaşları kurumuştu. Altan’ın içindeki o çocuk, o gün o meydanda, sevgilisinin kanıyla birlikte toprağa gömüldü. Artık o bedende ne merhamet kalmıştı ne de ayağa kalkıp savaşacak bir inanç; geriye sadece içi boşalmış, bitik bir kabuk ve kalbinin en derin yerinde buz tutmuş sinsi bir nefret kalmıştı.
Yazarın Notu: Arkadaşlar, kelimelerin bittiği, boğazımızın düğümlendiği bir bölüm oldu. Altan intikam yeminleri eden bir kahramana dönüşmedi; o meydanda her şeyini, ruhunu, inancını kaybetti. Yaşayan bir ölüye dönüştü. Kalbinde merhamete, sevgiye, hatta yaşama isteğine dair hiçbir şey kalmayan bu bitik çocuğun içinde sadece saf, sessiz bir nefret var. Sizce Altan bu mutlak yıkımın içinden nasıl çıkacak? Yorumlarda buluşalım.
Bölüm Arkası Soruları:
1- Altan’ın bu dehşet karşısında büyük intikam nutukları çekmek yerine tamamen yıkılması ve sessiz bir bitikliğe gömülmesi onun psikolojisi hakkında ne gösteriyor?
2- Elya’nın ölümünün ardından çamurdan aldığı o kır çiçeği bilekliği, artık Altan için bir anıdan ziyade o karanlık nefretin bir mühür mü?
3- Ruhsal olarak tamamen ölmüş, hayata dair hiçbir bağı kalmamış bir insan, fatihler için gelecekte nasıl tehlikeli bir tehdide dönüşebilir?
Desteğiniz benim için çok önemli arkadaşlar! Eğer kurguyu beğendiyseniz, gidişatı sardıysa ve her gün gelecek yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorsanız lütfen beğeni butonuna basmayı unutmayın! Biliyorsunuz, her gün yeni bir bölümle buradayım ve bu tempoda devam edeceğiz! Yarınki o bambaşka dönüm noktasında görüşmek üzere, takipte kalın!