Sonraki birkaç hafta, sığınaktaki gölge ordusu için kusursuz bir rüya gibi geçti. Altan'ın harita üzerinde belirlediği gevşek noktalara yapılan her sızma, fatihlerin erzak kollarını pusuya düşüren her hamle tereyağından kıl çeker gibi başarıyla sonuçlanıyordu. Dağ patikalarındaki nöbetçiler arkalarını dönüyor, erzak arabaları adeta bizimkiler gelsin de vursun diye ıssız boğazlarda savunmasız bırakılıyordu. Sığınaktaki o derme çatma kalabalığın yüzüne uzun zaman sonra ilk kez tehlikeli bir zafer sarhoşluğu yerleşti. "Barbarlar sadece aptal birer dev," diye fısıldıyordu Marisliler. Altan bile böğründeki sızlayan yarayı unutup içten içe bu kolay galibiyetlerin rehavetine, o sahte askeri dehasına inanmaya başlamıştı.
Halkların getirdiği o yeni silahlarla donatılan en büyük sızma ekibi, sisli bir gece yarısı nehir kenarındaki ana ikmal deposuna sızmak için harekete geçti. Deponun kapıları gevşekçe bağlanmış, etraftaki meşaleler kör noktalar bırakacak şekilde yerleştirilmişti. Altan kılıcını kavrayıp ekibine işaret verdi; çalıların arasından gölgeler gibi süzülüp deponun avlusuna daldılar. Her şey o kadar kolay, o kadar pürüzsüz olmuştu ki, sığınmacılar kasaları açıp ganimetleri yüklenirken birbirlerinin omuzlarına vurup sessizce gülüyorlardı. Başarmışlardı. Barbar ordusunu gölgelerin içinden yavaş yavaş kemiriyorlardı.
Tam o anda, deponun devasa ahşap kapıları büyük bir gürültüyle üzerlerine kapandı.
Saniyeler içinde avlunun etrafındaki yüksek surların üzerinde yüzlerce meşale aynı anda parıldadı. Gece, bir anda cehennem sıcağı gibi aydınlandı. Altan başını kaldırdığında, surların üzerinde oklarını çoktan germiş, simsiyah çelik zırhlı binlerce lejyoneri gördü. Kaçacak tek bir delik, saklanacak tek bir gölge kalmamıştı. Kalabalığın arasından, o devasa peleriniyle fatihlerin generali Gorgor öne çıktı. Yüzünde bir öfke ya da çılgınlık yoktu; sadece bir farenin kapana kısılışını izleyen soğuk, sinsi bir mühendisin tatmini vardı. Gorgor, Altan’ın elindeki Demirkan’ın nişanını taşıyan kılıca bakıp alaycı bir şekilde fısıldadı. Sesindeki o mutlak güç, Altan’ın kulaklarında saniyeler içinde devasa bir çınlamaya dönüştü. "Sizi buraya çeken bendim, küçük sinekler," dedi Gorgor. "Girmenize izin verdim çünkü tüm yuvanın bu yemle dışarı çıkmasını bekliyordum." Altan elindeki kılıcın ağırlaştığını, dizlerinin bağının çözüldüğünü hissetti. Başardıklarını sandığı o en tepe noktada, fatihin sinsi dehasıyla yüz yüze kalmıştı ve sığınaktaki herkes onun bu ölümcül hatası yüzünden ölümün ağzındaydı.
Yazarın Notu: Arkadaşlar, nutkumun tutulduğu bir bölüm sonu oldu! Altan ve bizimkiler barbarları aptal sanırken, Gorgor’un onları sinsi bir planla resmen fare kapanına kıstırdığını gördük. O kolay galibiyetlerin hepsi aslında birer yemmiş. Kaçacak hiçbir yer yok, etrafları sarılı ve Altan hayatının en büyük şokunu yaşıyor. Sizce bu kapandan sağ çıkabilecek birileri olacak mı? Yorumlarda buluşalım.
Bölüm Arkası Soruları: 1- Gorgor’un bizimkileri yok etmek için bilerek zayıf noktalar bırakıp onları bu depoya çekmesi, onun askeri zekası ve sinsi fatih stratejisi hakkında ne gösteriyor?
2- Başardığını sandığı anda bu devasa şokla yüzleşen Altan’ın psikolojisi, omuzlarındaki o liderlik ve suçluluk yükünün altında tamamen ezilecek mi?
3- Sizce bu kuşatmanın içinden feda edilecek birileri sayesinde mi çıkılacak, yoksa bu derme çatma ittifak yolun başında tamamen yok mu olacak?
Desteğiniz benim için çok önemli arkadaşlar! Eğer kurguyu beğendiyseniz, gidişatı sardıysa ve her gün gelecek yeni bölümleri sabırsızlıkla bekliyorsanız lütfen beğeni butonuna basmayı unutmayın! Biliyorsunuz, her gün yeni bir bölümle buradayım ve bu tempoda devam edeceğiz! Yarınki o nefes kesen yüzleşme bölümünde görüşmek üzere, takipte kalın!
