İçeriğe geç

Alphard

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Alphard

Bölüm 5

V - Geri Dönüş Yok

Aradan bir hafta geçti. Olaysız, kazasız belasız, sıradan bir haftaydı. Deneklik için sözleşme imzaladığını kimseye söylememişti. Hem ortada büyük bir para söz konusuydu hem de Noah ve Lavanta'nın Rymrith maddesinin karanlık yönü hakkındaki bilgileri göz önünde bulundurulduğunda, Alphard'ın bu deneye katılması onlara tamamen delilik, hatta intihar gibi gözükebilirdi.

Bu gerçeği kendine sakladı. 100.000 dirhemi annesi Liora'nın hesabına göndermiş ve bir mesaj yazmıştı: "Kiona fabrikadaki işinden ayrılsın. Daha fazlasını da göndereceğim. Burada güzel fırsatlar buldum, endişelenmenize gerek yok."

Noah ile Alphard her ne kadar huzursuz edici şeyler öğrenmiş olsalar da, bir şeyler yapmak konusunda herhangi bir umut yoktu ortada. Noah tamamen umursamaz bir şekilde yaşamına devam ediyordu. Alphard ise yarı zamanlı işte çalışmak dışında bir şey yapmıyordu zaten şu ana kadar. Lavanta ise sadece merakından araştırıyordu; babasının yaptığı işlerde duyduğu bazı garip şeyler yüzünden zihnine şüpheler girdiği zaman, huzursuzluk hissinden kurtulamamış ve her şeyi öğrenme arzusuyla bu gezegenin gizlenmiş gerçeklerinin peşine düşmüştü. Lavanta'nın ikiz kardeşi Leonardo'nun ise hiç umurunda değildi gerçekler. Umursamaz bir hayat yaşıyordu; bazı insanlar da böyledir işte, başkalarının uğradığı zulüm onları huzursuz etmez.

8 Ekim 2375, Cumartesi

Deneyin ilk seans günü gelip çatmıştı. Tabii ki Alphard'ın arkadaşlarının bundan haberi yoktu. Cumartesi sabahı, yurt odasında yatağında tembellik yapan Noah'a dönüp sıradan bir ses tonuyla konuştu:

"İki günlük bir iş buldum, pazar akşamına kadar yokum. Merak etmene gerek yok, haberin olsun."

Noah çok aldırmadı. Gözünü ekranından ayırmadan, "Tamamdır, kolay gelsin o zaman. Pazar akşamı görüşürüz," dedi.

Alphard giyinip hazırlanırken Noah birden başını kaldırıp ekledi: "Bayağıdır Tahara Abla'lara gitmiyoruz, dönünce gidelim o zaman. Aklıma geldi de, tek başına gitmek de sarmaz. İkizlere de oradan bahsetmek istemiyorum çok."

"Tamam, dönünce gideriz ikimiz tabii," diye cevapladı Alphard. Eline küçük sırt çantasını almış ve çıkmaya hazırdı. Kapıyı açtı, "Görüşürüz Noah."

"Görüşürüüz!"

(...)

BİP... BİP... BİP...

Karanlık. Sadece hasta monitörünün kalp atışlarını temsil eden bip bip sesi ve genzini yakan yoğun, asidik bir buhar kokusu.

Alphard gözlerini araladığında, nerede olduğunu algılayamadı. Devasa, silindirik bir kapsülün içindeydi. Çıplak vücuduna onlarca soğuk hortum, garip vantuzlar ve kasılıp gevşeyen robotik kollar bağlanmıştı. Kapsülün ağır cam kapısı basınçlı bir tıslamayla açıldı ve içerideki yoğun buhar dışarı tahliye oldu.

Buharın arasından Profesör Nahir'in yüzü belirdi. Tedirgin, terli ama gözlerinde tuhaf bir parıltı vardı. Aceleyle kapsüle yaklaşıp Alphard'ın vücuduna saplanmış kalın kabloları tek tek çıkarmaya başladı. Alphard engel olmadı; sakince, adeta felç olmuş gibi bekledi. Vücudu kendi vücudu gibi hissettirmiyordu. Etinde garip bir ağırlık hissediyordu.

Nahir işini bitirip geri çekildi, "Çıkabilirsin Alphard."

Kasları yıllardır kullanılmamış gibi kaskatıydı. Kapsülden dışarı adımını atarken az daha dengesini kaybedip metal ızgaralı zemine kapaklanıyordu ama neyse ki hemen toparladı. Çıplak olmanın verdiği rahatsızlıkla, bulanık gözleri etrafta giyecek bir şeyler aradı. Profesör bunu fark edip hemen ona laboratuvar önlüğüne benzer gri, zevksiz giysiler uzattı.

Alphard zorlukla giyinirken Nahir'in nefes alışverişleri hızlanmıştı. "Nasıl... nasıl hissediyorsun?"

"Tuhaf hissediyorum..." diye mırıldandı Alphard, sesinin de kendine ait değilmiş gibi boğuk çıktığını fark ederek. "Ama bir sıkıntı yok gibi?"

"Tamam... Tamam, iyi, iyi, mükemmel!" dedi Nahir, ellerini birbirine sürterek. Endişesi, saniyeler içinde hastalıklı bir heyecana dönüşmüştü. O medeni ve sakin akademisyen maskesi yavaş yavaş eriyordu. Alphard, bu projede sağ kalan ilk canlı denekti; kendisinden önceki 11 kurbanın bedeni, bu laboratuvarın daha alt katlarındaki dondurucularda yatıyordu ama onun bundan haberi yoktu. Nahir, mükemmel denek materyalini nihayet bulmuş olmanın verdiği psikopatça bir hazla gülümsedi.

"Şimdi asıl aşamaya geçiyoruz. Birkaç test daha yapacağız seninle, tamam mı?" diye söyledi Profesör.

Alphard, Profesörün peşi sıra o devasa L-12 laboratuvarının kalbine doğru ilerledi. Büyük enerji bobinlerinin, kalın zırhlı camların ardında asılı duran simsiyah Rymrith enerji çekirdeklerinin olduğu o muazzam alanda durdular. Nahir devasa bir kontrol panelinin önüne geçip hızla bir şeyler tuşladı.

Tavandaki kalın raylara asılı bir şekilde hareket eden büyük, örümceğimsi bir makine gıcırdayarak üzerlerine doğru geldi ve zırhlı enerji çekirdeklerinin hemen yanına konumlandı. Makineden ahtapot kolunu andıran kalın metalik uzantılar çıkıp o zifiri karanlık Rymrith çekirdeklerini sardı. O an laboratuvarın havası aniden buz kesti. Alphard tüm bu olan biteni izlerken, iç organlarında tuhaf, soğuk bir kıpırtı hissetti. Elleri gayriihtiyari titriyordu.

Makinenin tam ortasındaki plaka açıldı ve içinden siyah, ürkütücü bir koltuk yükseldi.

"Buraya oturur musun, Alphard?" dedi Nahir.

Alphard, içindeki tüm şüphelere ve beynini tırmalayan alarm zillerine rağmen adımlarını durduramadı. Ailesi için imzaladığı o lanet sözleşme ayaklarına pranga olmuştu. Yutkunarak koltuğa oturdu.

Sırtını yasladığı an, makinenin karanlık iç kısmından düzinelerce yeni mekanik kol fırladı. Ancak bu seferki kollar ahtapot gibi değildi; uçlarında ince, uzun şırınga iğneleri vardı.

"Ne—!" Alphard itiraz edemeden kollar üzerine kapandı ve düzinelerce diken aynı anda kafasının arkasına, omurgasına ve göğsüne saplandı. Vücudu yay gibi gerildi. Acı o kadar derindi ki, dişlerini kırarcasına sıktı, çığlığını boğazına gömmeye çalıştı.

"Direnme! Bağ kuruluyor!" diye bağırdı Nahir panelin arkasından.

Makinenin rymrith enerji çekirdeklerinden aldığı sıvılaştırılmış rymrith içeren pis karışım, o iğneler vasıtasıyla doğrudan Alphard'ın kan dolaşımına zerk ediliyordu. Aniden, damarlarında inanılmaz bir sıcaklık hissetti. Derisinin altındaki o yangı kollarından boynuna doğru tırmanırken, damarları şişerek simsiyah bir renge büründü. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibiydi.

"Harika... İnanılmaz! Karşı koyuyor! Hücrelerin rymrith enerjisinden etkilenmiyor!" Nahir kollarını havaya kaldırmış, takıntılı bir deli gibi makineye yaklaşıyordu.

Acı, Alphard'ın zihnini parçalamak üzereydi. Gözlerini sımsıkı kapattığında, yanaklarından süzülen şeyin tuzlu bir gözyaşı değil, saf, simsiyah bir kan olduğunu hissetti. İçindeki o yabancı, karanlık güç o kadar dayanılmaz bir seviyeye ulaştı ki, Alphard'ın bedeni buna daha fazla dayanamadı. Gözlerini vahşice açtı.

"YETER!"

Boğazından kopan bu kükreme, bir insana ait olamayacak kadar kalın ve çift sesliydi. Alphard acı içinde kollarını iki yana savurduğunda, hiçbir fiziksel temas yaşanmadı. Ancak sanki başka bir boyutta bir etki yaşanmıştı ve Profesör Nahir şiddetle geriye savrulup arkasındaki kalın çelik dolaplara çarptı.

Metal dolaplar büyük bir gürültüyle yıkıldı. Makinelerin camları tuzla buz oldu. Koltuktaki iğneler, Alphard'ın yarattığı bu şok dalgasıyla kırılarak etrafa saçıldı.

Alphard, kollarından ve yüzünden siyah kanlar damlayarak yere yığıldı. Etrafındaki zemin, ondan yayılan karanlık enerjiyle eriyordu. Nefes nefese kafasını kaldırdığında, çelik dolapların dibinde iki büklüm olmuş, yüzüne kan bulaşmış Profesör Nahir'i gördü. Adamın dudaklarından kan sızıyordu ama yüzünde korku değil, zafer kazanmış bir hastanın gülümsemesi vardı.

Nahir, laboratuvar önlüğünün cebinden ucunda yeşil sıvı olan pistonlu kalın bir şırınga çıkardı. Zar zor toparlanarak, gözleri kararmakta olan Alphard'ın üzerine atıldı ve iğneyi tereddütsüz bir şekilde onun boynuna sapladı.

"Mükemmel... bir birleşme..." diye fısıldadı Nahir, uyutucu sıvı damarlara karışırken.

Alphard'ın dünyası, Drazhul'un o korkunç laboratuvarından hızla uzaklaşarak mutlak bir karanlığa gömüldü.

Bölüm sonu

1 yorum