İçeriğe geç

Allah Belanı Versin [Taegi Fanfiction]

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Allah Belanı Versin [Taegi Fanfiction]

Bölüm 5

Bölüm 5

Yoongi telefonunu kapatırken boştaki kolunu tutan adama sertçe savurdu elini. "Ne var yine!?"

Taehyung ne diyeceğini tam olarak bilmiyordu, neden böylesine bir atılım yaptığı konusunda da tam olarak bir fikrinin olduğu söylenemezdi. Yalnızca Yoongi'nin aşkı olarak seslendiği kişiye gitmesinden ölesiye çekiniyordu.

"Temel konusunda anlaşmadan gidecek misin?"

"Temeline de başlatma şimdi..." Yonngi öfkeyle

telefonunu cebine atmış, birkaç parça eşyasını almış ve gitmek üzere hazırlanmıştı. "Ben gidiyorum, dedim sana."

"Ben de gidemezsin diyorum." Taehyung Yoongi'nin önüne geçmiş, omzundan iterek geri geri yürümeye başlamıştı. "Aşkın bu kadar önemli olmasa gerek. Aylardır uğraştığın işinin tek pürüzünü çözmeden kollarına koşacağın kadar değerli biri mi?"

"Sana ne?" Yoongi yine de kendi kendisine ateşkes ilan etmişti. Biliyordu ki burnunun dikine bile gitmesine izin vermeyen bu adam şimdi de eve gitmesini zorlaştırmak için hemen yakınındaydı. Onu aşabilmek için yapabileceği tek şey suyuna gitmek olmuştu şimdiye kadar. Yine aynısını denemesi gerektiğini düşünerek derince bir nefes aldı, omuzlarını düşürüp başını geriye attı. "Benimle gel o zaman. Ben daha fazla bu devam etmeyen inşaat alanında kalmak istemiyorum. Ne konuşmak istiyorsan orada konuşuruz."

Normal şartlarda bu, Taehyung'un kabul etmek öbeğinin yanından bile geçemeyeceği kadar absürt bir teklif olurken Yoongi'nin aşkını kendi gözleryle görebilme şansını öylece def edemeyeceği kadar da büyük bir fırsattı. Bir süre bunu öylece düşünüyor gibi görünse de Yoongi hemen yanından yol almış, arabasına ilerlemeye başlamıştı. Taehyung neredeyse elinden kayacak olan fırsatı kaybetmemek için son inat kırıntılarını kullanarak peşine takılmıştı.

Nihayetinde aynı arabanın içinde sessizce geçirmeye başladıkları yolculuk başlamıştı. Taehyung dışarıyı izlerken mutlu sayılırdı, tezat bir biçimdeyse Yoongi, arabanın direksiyonunu yerinden sökmemek için kendisiyle savaşıp duruyordu. "Bu kafenin hala burada duruyor olması ne ilginç..."

Yoongi istemsizce bakışlarını sol taraflarında kalan Starbucks kafeye çevirirken göz devirmeden edemedi. "Kurumsal bir firma, ne olacağını sanıyordun? Birkaç ay sonra kapanacağını mı?"

"Açıldığı günü dün gibi hatırlıyorum." Taehyung arkasına yaslanıp iç geçirdi. "Beraber proje ödevi yaptığım bir arkadaşım oradan bana kahve almıştı."

"Tam olarak arkadaşın değilmiş belli ki. Kahve sevmediğini bilmediğine göre..." Yoongi ışıklarda durup duramayacağını hesaplarken konuyla pek de ilgili sayılmazdı.

Taehyung parlak gözlerini Yoongi'nin görememesine bile sinirleniyordu. Onun her bir detayı nasıl onu bu denli kızdırabiliyordu, anlam veremiyordu. "Sen hala hatırlıyorsun yani?"

"Öyle iğrenç bir reddedişi nasıl unutabilirim?"

Aralarındaki sohbet bu şekilde kesildiğinde Yoongi, az da olsa vicdan azabı çektiğini hissediyordu. İş konusunda ona kızgın olsa da nihayetinde şu an konuşmaları dostça sayılabilecek sıradanlıktaydı. Sırf işte ters düştüler diye normal hayatında da ona kinli kalmamalıydı, iş ahlakına tersti bu. "Ben okula başladığım sene açılmıştı bu arada..."

Taehyung dalgın dalgın dışarıyı izlerken kaşları hafif havaya kalmış, merakla Yoongi'ye bakmıştı.

"Anlamadım?"

"O kafe işte, üniversiteye girdiğim sene açılmıştı. Beraber mezun olamadık ama onlar devam ediyorlar gördüğün üzere."

Taehyung, Yoongi'nin beceriksizce yaptığı espriye, çabasının saçmalığı yüzünden gülmeden edememişti.

"Ben de mezun olduğum sene açılmıştı. Aramızdaki yaş farkı o kadar büyük değilmiş desene."

Yoongi yoldan gözlerini ayırıp ters ters Taehyung'a baktıktan sonra saçlarını savurarak tekrar yola dönmüştü. "Sana çok mu çocuksu geldim?"

"Öyle bir şey demedim."

"Yaş farkımızı bu denli büyük görüyorsan başka ne anlatmaya çalışıyor olabilirsin ki?"

Taehyung tatlı tatlı tebessüm etse de Yoongi tarafından bu da algılanmaya açık değildi ne yazık ki. Öylesine kızmıştı ki gözünün ucuyla bile bakmıyordu ona.

Aynalarını kontrol ederken bile bakış açısına koymamak için sürekli sağ şeritten gidiyordu. "Yaşını yanlış hatırlamış olamaz mıyım? Zaten hep fazla olgun kaldığını düşünüyordum."

"O halde şimdi de yaşımdan fazla mı çocuksuyum?"

"Çocuksu olmakla sorunun ne senin?" Kolçağa yaslanıp Yoongi'ye alaycı bir havayla eğildi. "Merak etme ben çocukları severim."

"Çocuk değilim ama sen öylesin." Arabayı park edip kapıyı açtığında Taehyung arabada yapayalnız kalmıştı. Arabanın önüne kadar yürümüş olan Yoongi ise hala arabada oturan Taehyung'u yanına çağırmak için tüm beden dilini kullanıyordu. Eli havada savruluyor, bu savrulmanın etkisiyle bedeni de yerinde zor duruyordu. Taehyung gülerek arabadan inmiş, Yoongi'nin yanına gitmişti.

"Umarım aşkın eve bir erkek getirdiğin için sana kızmaz." iğnelemelerini eksik etmeden rezidansın girişine Yoongi'yle uygun adımlarla ilerlemeye başladı.

"Aşkım senin kadar pislik biri olmadığı için elbette bir şey demeyecektir. Diyecek olsa da buraya kadar seni yormazdım, evine postalamasını bilirdim."

Asansör sessizliğ hiç bu kadar iç karartıcı olmamıştı. Taehyung tek bir noktaya odaklanmış, Yoongi'nin sert sözlerini sindirmeye çalışıyordu. Demek onu bu kadar seviyordu. İş arkadaşından rahatsız olacağını düşünürse onunla arasını bozmayı göze alacak kadar çok seviyordu. Onun kurallarına uymakta titiz davranacak kadar seviyordu. Taehyung hiç bu kadar kırıldığını hissettiğini hatırlamıyordu. Bu sevgiyi kendisine istiyorken Yoongi gibi birine sahip olmanın cenneti andıran havasını tatmak istiyorken şimdiki yaşadıklarına küfretmek istiyordu.

Otomatik kapı iki yana açılırken Yoongi önden çıkmış, bir kez daha Taehyung'u öylece bırakmıştı. Yoongi kapı şifresini saniyeler içinde tuşladıktan sonra yine uzakta kalmış Taehyung'a dik dik baktı. "Umarım sen asıl hayatında da bu kadar yavaş değilsindir."

"Titiz çalışırım, diyelim." Taehyung ellerini cebine sokup savsak adımlarla Yoongi'nin yanına giderken Yoongi'nin sabrını sınıyor olmanın bilgisiyle daha da yavaşlamak ya da kovulmamak için hızlanmak arasında gidip geliyordu.

İkisi de içeri girdiklerinde Yoongi Taehyung'un oturması için amerikan tipi mutfaktaki bar taburelerini işaret etmişti. "Beş dakikaya gelirim."

"Aşkın hasta mı yoksa?"

"Hayır ama senin yüzünden çok geç kaldım! Öyle sorup durma ayrıca onun bir adı var."

"Öyle mi? Hiç adıyla seslenmediğin için ne olduğunu da anlamamıştım. Neymiş?"

"Harin." Taehyung yıkıntılar arasında kalmış cansız bedenine bakan ezik bir ruh gibi hissediyordu. Bir de kız mıydı? Gay olduğunu sandığı adamın aslında içinde bambaşka bir kişilik mi vardı?

"Gaysin sanıyordum."

Yoongi yüzünü buruşturdu, sanki az önce çürümüş meyvelerle dolu bir ambara girmek zorunda kalmış gibiydi. "İğrençsin." Bu sözler üzerine gözden kaybolan Yoongi'nin arkasından hayal kırıklığıyla bakıyordu Taehyung. Bu tür bir iddiayı bile sertçe reddeden adamın elbette gay olması olanaksızdı ama kendi ağzıyla söylemişken -ya da ima etmişken ki bu da söylemek sayılırdı-şimdi reddetmesi nasıl mümkün olabilirdi ki? Belki de yalnızca Taehyun'un suyuna gitmek için söylenmiş bir yalandı.

"Ah, sana kaç defa böyle uyumaman gerektiğini söylemeliyim, aşkım?" Taehyung merağına yenik düşerek Yoongi'nin yumuşak sesini takip etmiş, gizliden gizliye ne yaptığına merakla bakmıştı. Koltuktan uyuyakalmış küçük kız çocuğunu kucaklamış Yoongi kapıya döndüğünde Taehyung'la göz göze geldiler.



"Harin bu mu?" Taehyung bir yandan rahatlamış hissederken bir yandan da aptallığına kızıyordu. Küçücük bir kız çocuğunu sevgilisi sanmıştı gerçekten?

"Evet. Hyungumun kızı. Bu sene ilkokul 3. sınıfa geçti. Çok şirin değil mi? Ona bayılıyorum." Taehyung tereddütlü adımlarla yaklaşıyorken Yoongi de ona biricik aşkını göstermekten geri durmamıştı. "Akşama kadar yardımcım ona bakıyor, ben de akşamları yanına geliyorum."

"Anne babası yok mu?"

"Yurt dışındalar. Hemen duygusallaşma lütfen. Ölmüş olsalar bana bu kadar kolay kalacağını mı sanıyorsun?" Göz devirip kucağındaki kızı yatak odasına götürürken Taehyung sıcak ve içten bir tebessümle izledi onu kucağına nasıl da yakışıyor belki bir gün bir aile olurlar belki bir bebek evlat edinirlerdi Yoongi şahane bir baba olurdu o şimdi olduğu gibi bebeğimizi yatırmaya gider bende bizim için kahve hazırlardım sonra şu koltukta birbirimize sarılır film izlerdik hayali bile bu kadar güzelken gerçekte olsa kim bilir ne kadar güzel olur diye geçirdi içinden.

Hala bildiklerinin doğru olduğunu anlamanın huzuruyla sırtındaki tüm ağırlıkları atmıştı.

Yoongi bir süre sonra Harin'i yatırıp geri döndüğünde nezaketen" akşamın bu geç saatinde birşey içmek istermisin" diye sordu hala sinirliydi bu gıcık yüzünden küçücük yeğeni evde yalnız kalmıştı bir an önce derdi neyse anlatsın girsin istiyordu.

Taehyung bu nazik soruya başını öne eğip sırıtarak " hayır bu geç saatte bişey istemem" dedi aslında ben gitsem iyi olur zor bir gündü sende dinlen biraz çok yorgun görünüyorsun" arkasını dönüp kapıya yönelmişti.

Yoongi" nereye gidiyorsun proje ne olacak onu halletmeniz lazım bu sorunun nasıl çözeceğiz bay Jeona ne diyeceğim ben" dedi.

Taehyung"projede bir sorun yok ben fazla titiz davrandım belkide,sen harika bir iş çıkardın istersen bay Jeon ile ben konuşurum"

Yoongi'nin mutluluktan gözlerinin içi patlamıştı bu adam birden neden böyle değişmişti ki ama Yoongi'nin umurunda değildi tek derdi şu inşaata başlamak ve bir an önce bitirmek ti bunun için ne gerekiyorsa yapmaya hazırdı "bunu yapar mısın gerçekten üstümden öyle bir yük kalktı ki şu an anlatamam"diyerek gülümsedi.

Taehyung sen yeter ki iste " Senin için yapamayacağım şey yok "

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.