Yoongi acı acı çalan alarmı susturabilmek için telefonun ekranına bir kaç kez bıkkınlıkla vurdu. Sonunda susan telefonla derin bir iç geçirip sıcak ve rahat yatağından istemeye istemeye doğruldu.
Ayaklarını yataktan aşağı sallandırıp bir süre karşısındaki duvarı boş boş izledi. "Lanet olsun sana gıcık Kim Taehyung." diye homurdandı. Hayatı boyunca ilk defa bu kadar erken uyanıyordu. Üniverstede bile erken saatlerde olan ilk derslere gitmezdi. Asla tatlı uykusundan taviz veremezdi. Şimdiyse bir mimar bozuntusu yüzünden neredeyse aşık olduğunu iddia edebileceği uykusunu bir kenara bırakmak zorunda kalmıştı.
Terliklerini ayağına sallayarak zorlukla geçirip banyoya ilerledi. Gözleri hala yarı kapalıydı. Belki bir duş alırsam açılabilirim, diye düşündü. Miskinliğine rağmen hızlıca aldığı bir duşun ardından dişlerini fırçaladı. Yüzüne aynadan şöyle bir baktı. Yanaklarına parmak uçlarıyla hafifçe vurarak inceliyordu. Çok solgun görünüyorum, diye düşündü fakat bu düşüncesi çok da uzun sürmeden yerini amaaan boşver diye yeni ve daha baskın bir düşünce almıştı.
"Sabahın köründe oraya gidiyorum daha ne istiyor?" diye söylenerek odasına dönüyordu ki bir nemlendirici fena olmaz, diye düşünüp yarı yoldan geri döndü. Kremini yüzüne üstün körü sürüp "bu kadar uğraştım güneş kremi de süreyim" dedi. Gerçi "güneş doğmadı ama neyse" diye de kendi kendisine ekledi. Onu da sürdü, artık giyinmeye hazırdı.
Dolabından eline geçen ilk siyah pantalon ve sweatshirtü üzerine geçirdi. "O gıcık için bu kadarı bile fazla." dedi anahtarlarını da alıp evden koşar adım çıktı. Geç kalıp da daha fazla bu gıcığın ağzına düşmek istemiyordu.
Arabasında, hiç gitmek istemediği istikamete doğru ilerlerken yolun üstündeki Starbucks kafeyi görmesiyle ani bir fren yapıp durdu.
"Kahve!" dedi heyecanla. Sabahın ilk saatleri için oldukça ideal görünüyordu. Kafeye girdiğinde burnuna dolan o harika kahve kokusuyla bir nebzede olsa günü aydınlanmıştı. Baristaya -muhtemelen o da bu kadar erken uyandığı için mutsuzdu- doğru dönerek "bir filtre kahve." dedi. O gıcığa da alsam mı acaba, diye içinden geçirdi. Belki bir kahve, aralarında ufak da olsa bir samimiyet oluştururdu. "iki olsun." diye çabucak düzeltti sözünü. Barista bıkkınlıkla diğer bardağı da almak için yönelirken sabah sabah delinin tekine çattığını düşünüyordu muhtemelen. En azından Yoongi öyle bir tahmin yürütmüştü. Kendisi olsa öyle hissederdi muhtemelen. İşine dönecek olursak da evet, kim kahve sevmez ki dedi kendi kendine.
"İşte! Başlıyoruz..." Kim Mimarlık ofisinin kapısında dikilirken bir taraftan da hayran hayran binayı inceliyordu. Tamamı taş işçilik olan bina kusurdan yoksun gibiydi. Burayı yapması da acaba yıllar sürmüş müydü? Kendisinin de önünde duran mimarlar olmuş muydu? Belki de bunun intikamını almak içindi her şey, bilemezdi.
Kapıyı hafifçe iterek içeri girdiğinde kocaman bir gülümsemeyle çok yakışıklı bir asistan kendisini karşıladı. "Merhaba. Hoş geldiniz, Bay Min. Ben, Jung Hoseok, Bay Kim'in asistanıyım. o da sizi bekliyor, buyrun lütfen." diyerek önden yürümeye başladı. Antrasit renkli kapının önüne geldiğinde kapıyı tıklattı ve içeri geçerek "Bay Min geldi, efendim." dedi saygıyla. Yoongi'nin geçmesi için hafifçe yana çekildi.
Yoongi, ofise geçtiğinde bir an zamanın durduğunu hissetti. Aman tanrım, diye geçirdi içinden. rüyada mıyım acaba? Zira karşısındaki varlık gerçek olamayacak kadar mükemmmeldi. Varlık, dedi çünkü hiçbir insan bu kadar yakışıklı, bu kadar güzel, bu kadar çekici, bu kadar seksi -artık ne derseniz- olamazdı ona göre. Binkerce insanlar görmüş, kimler kimlerle tanışmıştı fakat onun gibisine daha önce rastladığını anımsayamıyordu bile. Kim Taehyung resmen sadece bakışıyla Min Yoongi'nin tüm hafızasını silip yerine yalnızca kendisine ait düşünceler bırakmıştı. Teahyung ayağa kalkmış, elini uzatıp "hoş geldiniz" demişti fakat bir karşılık alamadı.
Masasının etrafından dolanıp Yoongi'nin önüne kadar geldi ama Yoongi boş gözlerle kendisine bakmayı sürdürüyordu. Bir tür şaka mıydı? Belki de böyle yaparak aslında ne kadar zor durumda kaldığını belirtmeye çalışıyordu. Fazla mı üstüne gitmişti? Neyse neydi, o da doğru yapsaydı işini. Kendini zoraki haklı bulduktan sonra "Bay Min, iyi misiniz?" dedi. Koluna hafifçe dokunduğunda Yoongi bu temasla transtan çıkmış gibi "pardon dalmışım." diyiverdi. Her ne kadar durumu toparlamaya çalışıyor olsa da sanki daha da batırmış gibiydi. Pekala farkındaydı fakat Kim Taehyung karşısında başka bir cevap da düşünemiyordu, aslında hiç düşünemiyordu ki cevap için ayrıca bir düşüncesi olsundu.
"Sizin için erken bir saat galiba." diyerek güldü Kim Taehyung. Besbelli dalga geçiyordu karşısındaki bu afallamış adamla. Eğleniyor muydu bari? Yine de bu durumun Kim Taehyung'un o baskın gururunu okşadığı da yadsınamaz bir gerçekti.
"Evet pek alışkın değilim." Elindeki kahvelerden birini Taehyung'a uzatarak "buyrun." Dedi. "Sizin için de kahve almıştım." diyerek zoraki gülümsedi. Kendisiyle dalga geçen bu etkileyici adama kızmak istese onun bu duruşuna karşı koyamıyordu maalesef.
"Teşekkürler ama ben kahve sevmem " diyerek kahveyi Yoongi'den nezaket amaçlı olarak almış olmasına rağmen bir yudum dahi almadan masasına koydu.
Yoongi şaşkındı, nasıl bir insan kahve sevmezdi? Gerçi karşısında Yunan heykeli gibi duran kişi insan olamazdı ki!
Uzun boyu, mükemmel fiziği, üzerindeki başkasında olsa palyaço gibi duracak olan yeşil takım elbiesesiyle, kolundaki klasik saati tek bir leke olmayan pürüzsüz teni, mükemmel taranmış, özenle şekil verilmiş saçları, uzun kirpikleri, koyu kahve gözleri ve uzun kemikli parmakları ile mükemmel bir insan vardı. Tabi bunca şeyden sonra hala ona insan deme kibirindeyseniz.
Teahyung bu sıkıcı ortamı dağıtmak için "incelemen bittiyse biraz da iş mi konuşsak acaba?" diye dalga geçerek konuşmuştu.
Yoongi utançla başını eğip "pardon dalmışım." dedi yine.
"Çok dalgınsınız, Bay Min. Bu kadar düşünmeyin, her şey bir şekilde halledilir, değil mi?"
Yoongi çantasındaki dosyasını çıkarıp Taehyunga uzatırken "projede istediğiniz tüm değişikleri yaptık. Zemin etüd raporu da hazır, bir sorun yok. Siz de bir inceleyin, artık inşaata başlamak istiyorum." dedi. Günlerdir, haftalardır ya da aylardır aklını kurcalayan bu sinir bozucu konunun zehrini, nihayet zehri veren yılana kusmuştu.
Teahyung hafifçe gülümseyerek "ona ben karar veririm, Bay Min."dedi. Kibirliydi, kendisini üstün görüyordu ve Min Yoongi bundan bile etkilenmişti. Yine de Yoongi'nin sabrı iyiden iyiye azalıyordu. Zaten sabahın köründe kalkmıştı, sanki Taehyung da bu acısından yararlanmak ister gibi üstüne üstüne geliyordu. "Her şey tamam, sorun yok, değil mi? Sizi de hafta sonu temel atma törenine bekliyorum." Diyerek gülümsedi. Gerçekten de dosya mükemmeldi.
Eksiksizdi ama Taehyung karşısındaki bu beyaz tenli, kendi yanında ufak tefen kalan şirin adamın daha fazla yanında kalmasını istiyordu. Onu ofisine getirebilmek için altı ayını harcamıştı, şimdi hemen gidecek miydi? Yani hiç konuşmamış, sohbet bile etmemişti onunla. Sadece iş için mi gelmişti? Acaba beni beğenmedi mi, diye düşünmeden edemiyordu. Yoongi'nin gay olduğunu, bir ilişkisinin olmadığını biliyordu ama neden kendisini beğenmemişti ki?
"Bay Kim..." Yoongi'nin sesiyle düşüncelerinden sıyrılmıştı. Boncuk siyah gözler kendisine ışıltı ve beklentiyle bakıyordu. Üzerindeki özensiz kıyafetlerle bile ciddi olabilmesi Taehyung'u etkilemekle beraber kırmıştı. Oysa Taehyung onun için tüm gece terzisinin başında dikilmiş, bu yeşil takımın tamamlanmasını beklemişti. Sırf onun içindi. "Anlaştık, değil mi, sorun yok. Başlıyoruz inşaata."
"Evet. Bir sorun görünmüyor. Başlayabilirsiniz." diyerek eline kaşesini aldı, tam basacaktı ki duraksadı. Keskin bakışlarını Yoongi ye çevirdi, şansını denemek istiyordu. "Sizinle daha önce tanışmış mıydık?"
Yoongi hevesle aldığı nefesini bıkkınlıkla bıraktıktan sonra omuzlarını düşürdü, arkasına yaslanıp burun direklerini ovmaya başladı. "Sanmıyorum." Dedi yine de yumuşak bir sesle. "Sizin gibi birini hatırlamamam mümkün değil." diye cevapladı.
Taehyung memnun bir gülümsemeyle kaşesini bastı ve imzalarken "o zaman yeni tanışmamızın şerefine bu akşam beraber yemek yiyelim. Hem anlaşmamızı kutlarız, hem de birbirimizi daha iyi tanırız." dedi. Sesinde tatlı bir davet havası vardı, sözlerini destekleyen.
Yoongi bir aksilik olmaması için inşaat tamamlanana kadar Taehyung'un suyuna gitmeye karar verdi ve başını aşağı yukarı sallaraken "olur tabii, Bay Jeon da çok memnun olur. Ben onu da arar, size haber veririm." diye cevapladı ama Taehyung'tan hiç beklemediği bir cevap aldı.
"Bence baş başa olmalıyız. sadece sen ve ben."