İçeriğe geç

ALKIŞLAR KESİLDİĞİNDE

Bölüm 3 · 3 dk okuma

ALKIŞLAR KESİLDİĞİNDE

Bölüm 3

SAHNE ARTIK YOK MU?

Doktor konuşmaya başlamadan önce odanın içindeki hava değişiyor. Bunu hissediyorum. Sanki oksijen biraz çekiliyor. Sanki nefes almak, az önceye göre daha fazla çaba istiyor.

Dosyayı açmıyor hemen. Önce bana bakıyor. Uzun uzun. İnsanların kötü haber vermeden önce yaptığı o bakış bu. İçinde merhamet var ama kaçış yok.

“Şu an kendini nasıl hissediyorsun?” diye soruyor.

Bu soru çok anlamsız geliyor.

Nasıl hissedebilirim ki?

“Yorgun,” diyorum.

Bu kelime her şeyi kapsıyor. Bedeni, zihni, kalbi.

Başını yavaşça sallıyor. Sanki bu cevabı bekliyormuş gibi. Dosyayı açıyor. Sayfaları çevirirken çıkan hışırtı, odadaki en yüksek ses oluyor. O ses bile beni yoruyor.

“İnci,” diyor tekrar. Bu sefer sesi daha ağır. “Sahnedeki bayılman, tek başına bir düşme değil.”

Bunu zaten biliyorum. İnsan bazı cümleleri duymadan önce anlar.

“Uzun zamandır vücudun sana bazı sinyaller veriyor,” diye devam

ediyor. “Nefes darlığı, baş dönmeleri, ani halsizlikler… Bunların hiçbiri tesadüf değil.”

Gözlerimi ondan ayırmıyorum. Kaçarsam kelimeler üzerime daha sert düşecekmiş gibi geliyor.

“Yapılan tetkikler,” diyor, “kalbinle akciğerlerin arasındaki damarlarda ciddi bir basınç artışı olduğunu gösteriyor.”

Duruyor.

Bu duraklama yine orada.

“Bunun adı Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon.”

*_*_*_*_*_*_*_*_

Pulmoner Arteriyel Hipertansiyon:

Pulmoner hipertansiyon yani akciğer hipertansiyonu, vücutta dolaşan kanı oksijenlenmek üzere kalpten akciğerlere getiren damarlardaki kan basıncının artmasıdır. Kalp, akciğer hastalıkları nedenlerine bağlı olmakla beraber, romatizmal hastalıkların seyri sırasında da ortaya çıkabilmektedir.

*_*_*_*_*_*_*_*_*

Kelime uzun. Yabancı. Soğuk. İnsanî değil. Ama insanın hayatını elinden alan şeyler genelde böyle adlandırılıyor.

“Bu ne demek?” diye soruyorum. Sesim sakin. İçimde bir fırtına yok. Daha çok… boşluk var.

“Bu,” diyor, “kalbinin kanı akciğerlerine pompalarken olması gerekenden çok daha fazla zorlandığı anlamına geliyor. Zamanla bu yük artıyor.”

Zamanla.

Her şey zamanla oluyor zaten.

“Vücudun,” diye devam ediyor, “yüksek eforu kaldıramıyor. Sahne, dans, ani sıçramalar… Bunlar senin için artık riskli.”

Artık.

Bu kelime, bir kapının kapandığını söylüyor.

“İlerleyici bir hastalık mı?” diye soruyorum.

Sorunun cevabını biliyorum ama duymak istiyorum. İnsan bazen gerçeği kulağıyla işitmeden kabul edemiyor.

Doktor başını eğiyor.

Bu bir evet.

“Evet,” diyor. “İlerleyici.”

O an içimde bir şey kırılmıyor. Zaten çoktan kırılmış.

“İlaçlarla yavaşlatılabilir,” diye ekliyor. “Ama tamamen durdurulamaz.”

Durmayan şeyler insanı yorar.

“Zamanla,” diyor, “nefes almak zorlaşabilir. Günlük aktiviteler bile güçleşebilir.”

Günlük aktiviteler…

Yürümek mi?

Merdiven çıkmak mı?

Ayakta durmak mı?

“Peki,” diyorum. “Sahne?”

Bu kelimeyi söylerken sesim biraz titriyor. Bu titreme korkudan değil. Vedadan.

Doktor bana net bir bakış atıyor. Kaçamak yok. Yalan yok. Ben yalanı sevmem. O da söylemiyor.

“Hayır,” diyor. “Sahne artık yok.”

Bu kadar.

Bir cümle.

Bir hayat.

Boğazım düğümleniyor ama ağlamıyorum. Ağlamak, bir şeyleri geri getirmez. Ben bunu erken öğrendim.

“Bu hastalık,” diyorum yavaşça, “beni benden alacak mı?”

Doktor cevap vermeden önce nefes alıyor. Bu nefes bile ağır.

“Zamanla,” diyor, “bedenin sınırları daralacak. Yapabildiklerin azalacak.”

Yapabildiklerim…

Ben hep yapabildiklerimdim.

“Ve sonu?” diye soruyorum.

Bu soru odanın içinde asılı kalıyor. Kimse bu soruyu sevmiyor. Ama herkes merak ediyor.

“Bu hastalık,” diyor, “ciddidir. Hayatı tehdit eder.

Hayatı.

Benim hayatımı.

Bir süre konuşmuyoruz. Sessizlik, konuşulan her şeyden daha ağır.

Sonra doktor ayağa kalkıyor. Dosyayı kapatıyor. “Sana zaman vereceğiz,” diyor. “Ama bedenini zorlamanı istemiyoruz.”

Zorlamak…

Benim bütün hayatım buydu.

Kapıya yönelirken duruyor. Bana tekrar bakıyor. Bu sefer bakışında acıma yok. Saygı var.

“Yalnız değilsin,” diyor.

Kapı kapanıyor.

Yalnız kalıyorum.

Tavan yine orada. Aynı beyaz. Ama artık daha yakın gibi. Sanki üstüme eğiliyor.

Elimi göğsüme koyuyorum. Kalbimi hissediyorum. Hâlâ atıyor. Ama sanki borçlu gibi atıyor. Sanki bir gün duracağını biliyor.

Ben sahnede düşmedim sadece.

Ben, bedenimin bana ait olmadığını öğrendim.

Ve insan, kendini kaybedeceğini öğrendiği gün…

Gerçekten yalnız kalıyor.

*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*

Ben ŞOK , siz BİM

kskskskk

neyse komikti

Akliniza gelmemişti dimii bende şok oldum yazarken yani neden yaptım ki böyle birşey

Neysemm

Yaptım ve bittii

Bölüm hakkında düşünceleriniz nelerdirrr?

Nasil'dıı?

Bu kadarı yeter bencee

Hadjjj bb

Seviliyorsunuzzz milleetttttttt 💙 clap clap clapp

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.