30 Aralık 2022
"Yarın gece napıyoruz?"
Hepimiz salonda bir yerlere dağılmış, Maral tekli koltuklardan birine kıvrılmış uyuklarken Devrim üçlü koltukta ayaklarını uzatmış kitabını okurken, Poyraz puflardan birine sinmiş elindeki defterine bir şeyler karalarken, ben elimde yeşil çayımla sokak lambalarının aydınlattığı sokağa düşen kar tanelerini izlerken, çenesini sehpaya dayamış bir şekilde televizyonda milyonuncuya dönen Karayip Korsanları Siyah İncinin Peşinde'yi izlerken sormuştu bu soruyu Kaan.
"Evde oturuyoruz." dedi Poyraz. Kafasını kaldırma ihtiyacı bile duymamıştı cevap verirken.
"Tombala da oynayalım mı?" dedi Kaan dalga geçerek. Yarın yılbaşıydı ve Kaan bizi yine bir yerlere sürüklemek istiyordu ama geçen sene gittiğimiz partideki içeceklerden zehirlenip yıla hastanede serum yiyerek girdiğimizden kimsede heves yoktu.
"Sen söyle ne yapalım?" dedi Maral yeni uyandığı belli olan sesiyle.
"Şehirde liseden birinin partisi olacakmış, aynı dönemde okuduğu herkesi davet etmiş oraya gidelim." dedi hevesle.
"Neden gidiyoruz bizi nasıl zorbaladıklarını hatırlatıp eğlenmeleri için mi?" dedi Maral. Anlaşıldığı üzere lisede pek de eğlenceli anılarımız yoktu. Lise şehirdeydi ve her gün otobüsle yarım saat yol gidiyorduk, lisedeki herkes ise birbirini ortaokuldan beri tanıyordu. Kasabadan gelen birkaç kimsesiz olarak hepsinin eğlence malzemesi oluyorduk. Tabii fiziksel bir şey yapmaya cesaret edemiyorlardı ama sözlü zorbalık da yeteri kadar rahatsızlık verici bir şeydi.
"Hayır aptal, onları zorbalamak için. Ve bunu sadece onları çoktan atlattığımızı göstererek yapacağız. Hepsi kuduracak ve çok eğleneceğiz." dedi Kaan.
"İyi de bizi zaten etkilememişlerdi ki. Biz sadece sikimize takmadan yaşıyorduk onlar da kendilerince bizi dışladıklarını falan zannediyorlardı." dedi Poyraz.
"Ne fark eder işte? Gidelim ne olacak başka planımız mı var? Bayan Pamuk bile yılbaşında evde oturmuyor ya." Dedi Kaan ve haklıydı da. Bayan Pamuk ve diğer tüm yaşlı kesim Çay Bahçesi'ndeki yanan odun sobalarının çevresinde oturup ya kelime oyunları oynuyor ya da eski anıları anlatıp birbirleriyle eğleniyorlardı.
"Gidelim bence de güzel olurdu." dedi eline geçirdiği çiçekli eldivenleriyle yeni pişirdiği kekin tepsisini taşırken salona giren Süveyda. Simsiyah saçlarını tepesinde toplamış bir de kelebekli bandana takmıştı. Üstünde de gri üstüne pembe puantiyeli polar tulumu vardı. Geçen hafta doğum gününde Poyraz hediye ettiğinden beri tulumu bir gece bile çıkarmıyordu.
"Sen de mi Süveyda? Gerçekten mi?" dedi Poyraz, sonunda başını kaldırmış Süveyda'ya bakıyordu.
"Çok sıkıldım ama evde, ne yapayım?" dedi tatlı tatlı gülümserken. Bahçenin kapısını koluyla açıp tepsiyi kenara bıraktı ve kapıyı kapattı. Eldivenlerini çıkartıp boş tekli koltuğun kenarına attı ve koltuğa atlayıp bağdaş kurdu.
"Bayılıyorsunuz değil mi kaosa? Bir gece yerinizde otursanız şişersiniz." dedi Poyraz. Sonunda kafasını kaldırıp Kaan'a bakarak konuştu.
"E zateeen." dedi Kaan ve arkasında oturan Devrim'e döndü cevap bekleyerek "Sen ne diyorsun koca oğlan? Geliyorsun değil mi?"
"Gelmeme gibi bir seçeneğim var mıydı ki?" dedi, halen kitabından kafasını kaldırmamıştı. Kaan ve Süveyda'nın ortak olarak istediği bir şeyi yapmama imkanımız olmadığı için hepimiz gitmeyi Süveyda içeri girdiği an kabullenmiştik zaten. Kaan'ı inadından döndürmek zordu evet ama Süveyda'nın da size tatlı diliyle yaptıramayacağı bir şey yoktu. Ona itiraz etmeye çalışmak zaman kaybından başka bir şey değildi. Eninde sonunda istediği her neyse hepimiz onu yapacaktık.
Pencerenin kenarına bardağımı bırakıp puftan kalktım ve üçlü koltuğun önüne, Kaan'ın yanına çöktüm. "Liseden kiminmiş parti? Tanıdığımız biri mi?"
"Okan'ın partisiymiş yanlış hatırlamıyorsam. Zaten lisede bi onun herkesi davet edebileceği kadar büyük evi vardı."
"O kimdi ya?" dedim Okan isminin zihnimde bir çağrışım yapmasını beklerken, ama hiç hatırlamıyordum.
"Okula babasının arabası ile gelip hava atarken arabayı bahçe duvarına geçiren çocuk." dedi daha sonra kahkaha atarak. O olayı hatırlıyordum, ehliyetsiz araba kullandığı için bir de polisten ceza yemişti. Salağın tekiydi bu olaydan da belli olduğu üzere. Yanındakiler de her zenginin çevresinde toplanan parasını yemek için gelmiş parazit tiplerdi, Okan da onları çok iyi arkadaş falan zannettiğinden lise hayatı boyunca sahip olduğu her şeyden onlara da verdi. Onunla zerre alakası olmayan konularda bile kavgaya katılır, annesi okula geldiğinde arkadaşlarının paçasını da kurtarmış olurdu. Tertemiz bir enayiydi yani. Partiye davet edilen herkesin sırf o evde içmek için koşa koşa geleceğini bildiğimizden bize sinir olan herkesin de orada olacağı kesinleşmişti.
"Hem Feza da orada olur kesin, onu da görmüş oluruz." dedi Süveyda, Feza'yı görme ihtimali için bile heyecanlıydı. Feza lisede Süveyda'dan sonra arkadaşımız olan ikinci kişiydi. Süveyda lisedeyken babaannesiyle yaşıyordu ve onu kaybedince de yanımıza taşınmıştı ama Feza halen şehirdeydi. Serseri takılmayı seven ama aile işinin başına geçecek kurumsal hayat yaşamak zorunda kalanlardandı. Hem üniversite okuyup hem babasının yanında çalıştığından pek sık görüşemiyorduk ama iyi bir arkadaştı.
"Feza'nın bunu kaçıracağını hiç sanmıyorum." dedi Devrim. Böyle bir partiye babası onu eve zincirlese bile gelirdi.
"O zaman yarın gece lise kaosu 2.0 çekmeye gidiyoruz. " dedi Kaan. Yüzünde yeni bir olay bulup bizi de ona sürüklemeyi başarmış olmanın verdiği gülümsemesi vardı.
"Hastanede sabahlamayalım da başka bir şey istemiyorum." dedi Poyraz ve balkonda soğuyan keki çayla beraber yiyip sohbet etttiğimiz gece kaldığı yerden devam etti.
***
"Gerçekten de bu kılıkta gelmek zorunda mıydın?"
Partinin yapılacağı iki katlı evin karşı kaldırımında dikilirken Poyraz bu soruyu tabii ki Kaan'a sormuştu. Giydiği dama desenli kilotlu çorabı, dizine gelen pembe tüllerden oluşan eteği, hardal sarısı boğazlı kazağı, yeşil ceketi ve yeşil polar şapkasıyla şuan yeryüzünde en ilgi çeken insan olabilirdi. Aşırı iyi gözüküyordu evet ama bu soğukta etek giymiş olması içimdeki korumacı analık içgüdülerini tetikliyordu. Hasta olcan guzum diye evdeki dolaplardan pantolon çalıp ona vermek istiyordum.
"Anlıyorum yanımda sönük kaldığın için gururun incindi ama buna alışman lazım artık. Seni böyle gördükçe üzülüyorum. Merak etme benim ışığım hepimize yeter tamam mı?" dedi saçlarını geri atıp Poyraz'ın yanağından makas alırken.
Poyraz ise cevap vermeye tenezzül etmeden gözlerini devirmekle yetindi.
Kaan'a kıyasla hepimiz gayet sıradan kıyafetler seçmiştik, eve girenlerin giydikleri elbiseleri gördükçe soğuktan kemiklerim titrerken üstümdeki borda kadife pantolonum karpuz kol gri boğazlı kazağım ve deri ceketimden memnun oluyordum. Maral siyah kabanının altında siyah midi elbisesini giymiş ve takılarla elbisesini süslemişti. Devrim siyah pantolonu siyah kazağı ve siyah ceketiyle gecenin içinde kayboluyordu. Poyraz'ın üstünde kahverengi süveteri, siyah ceketi ve siyah pantolonu varken Süveyda da beyaz gömleğinin içine giydiği siyah boğazlı kazağı ve beyaz pantolonuyla çok güzel görünüyordu.
"Feza'yı aradınız mı? Ne zaman geliyormuş?" diye sordum. Bu sabah konuştuğumuzda partiye geleceğini söylemişti ama henüz ortalıkta görünmüyordu.
"Yarım saate geliyorum sizinle evde buluşuruz demişti." dedi Devrim.
"Hadi girelim o zaman içeri ve başlasın şu gece." dedi Maral ve yolun karşısına geçerken biz de onu takip ettik. Evin içine girdiğimizde yüzüme çarpan sıcak hava ve parfüm kokularıyla anlık afallasam da sıcak iyi hissettirmişti. Kenarda bekleyen adam ceketlerimizi vermemizi beklerken hepimiz ceketlerimizi çıkartıp ona uzattık ve evin içerisine ilerledik.
Girdiğimiz an bizi karşılayan salonun sağında üst kata çıkan merdivenler vardı. Evin içine parti için yerleştirilmiş birçok koltuk, etrafta ellerinde tepsilerle gezen garsonlar ve çok yüksek çalmayan şarkılarla en azından katlanılabilir bir yer gibi gözüküyordu. Tıklım tıklım değildi ama kalabalıktı, saat daha on olmasına rağmen sarhoş olmaya başlayan birkaç kişi duvar kenarlarındaki koltuklara oturmuş kayan gözlerle etraflarını izliyordu. Biz de duvara yaslanmış boş bir koltuk görünce oraya ilerledik ve yerleştik. Devrim kendine ve Poyraz'a tekli koltuklar çekerken geri kalanımız koltuğa sığmıştık. Etrafa göz gezdirirken gördüğüm tanıdık yüzler mideme kramplar soksa da gece daha yeni başlıyordu.
Beklemeyi gerçekten sevmiyordum, bir şey olacaksa olsun olmayacaksa olmasın ama şu bir şey olacak diye bekleme kısmı beni bitiriyordu. Olası sorunları yönetmekte kötü olmadığımı biliyordum ama her an bir yerden olay çıkacak diye her şeye dikkat etmeye çalışmak yeteri kadar yorucuydu. Bu yüzden lütfen bu gece bir sorun çıkacaksa bir an önce çıksın ve bitsin, çıkmayacaksa da en azından tedirginlik hissi verecek tipler bizden uzak dursun. Bu gecenin evrene yolladığım mesajı da buydu.
Diğerleri de çevreye göz gezdirirken Kaan ve Maral kendi aralarında konuşuyordu. "Şu kızın giydiğini gördün mü? Gerçekten bir kırk boyunla bileğine gelen bir elbise seçip üç santim gibi görünmeye gerek var mıydı be tatlım?" dedi Kaan.
"O kız lisede de böyleydi. Diğerleri giyiyor diye aynı üstleri alırdı ama bedenine asla uymayacak seçimler yapardı. Beni en kötü yapan onun arkasındaki kız. Tamam ilgi çekmek istiyorsun da neon çizgili elbiseye gerek yoktu." dedi Maral. Bunları söylerlerken seslerine dikkat ediyorlardı en azından çünkü daha kimse bize bulaşmamışken başlatan taraf olmaları son isteyeceğimiz şeydi.
"Peki solda koltukta oturan çocuk. Babasının düğününde giydiği damatlığı çalmış sanırım." dedi Kaan ve dönüp baktığımda cidden dediği tasvire uyan takımı giyen çocuğu gördüm. Üstüne bir de saçlarını o kadar jölelemişti ki kalıp gibi duruyordu.
"An itibariyle lisede forma olmasına minnet duydum. Her gün bunları görerek evde tasarım yapmaya çalışmak mental sağlığımı yerinden oynatırdı." dedi Kaan.
"Her sabah formanın renklerinin senin renk paletine uymadığını söyleyerek cinnet geçirdiğini bilmesem inanacağım." dedi Poyraz. Bu sırada yanına gelen garsondan her birimize alkolsüz kokteyl aldı ve önümüzdeki sehpaya yerleştirdi. Bize seçtiği kokteylleri sevdiğimiz meyvelere göre ayırmıştı. Bu çocuğun ince düşünceleri beni bitiriyordu.
"Haksız değildim ama. Gerçekten benim paletime uymuyordu. Benim cildim soğuk alt tonlu, o renkler sıcak alt tonlular içindi. Ama yine de bu manzara yerine o kıyafetleri tercih edebilirim. Kesinlikle edebilirim." dedi Kaan. Bu sırada eteğinin tüllerini düzeltip masadaki elmalı olduğunu tahmin ettiğim kokteylini aldı.
"En azından diğerleri fena görünmüyor. Sırf marka diye parayı gömdükleri tasarımları es geçerek söylüyorum tabii ki." dedi Maral. Onlar konuşurken Devrim telefonuna bakıyor Süveyda'nın ise gözleri etrafta geziyordu. Büyük ihtimalle Feza'nın gelmesini bekliyordu. Süveyda lisenin ilk gününden beri Feza'yı seviyordu. Bunu başlarda görmesi zorken şuan herkes net bir şekilde görebilirdi. Feza'nın da bunun farkında olduğunu düşünüyordum ama Feza daha sert kişilikli kadınları beğenen biriydi. Süveyda'ya iyi davransa da onu Süveyda'nın sevdiği şekilde sevdiğini zannetmiyordum. Ama bunun kötü yanı, Feza net de konuşmuyordu. Süveyda'ya gelip net olması gerektiğini düşünüyordum ama burnumu sokarsam Süveyda'yı kırmaktan korkuyordum. Yine de Süveyda'nın hisleri daha fazla büyümeden, daha ne kadar büyüyebilirdi onu da bilmiyordum, onunla konuşmasını umuyordum.
Tam karşıdan bize doğru gelen yüzleri görünce gözlerimi devirme isteğime karşı koyamadım. Lisenin ilk gününden son gününe kadar aynı sınıfta olduğumuz ikisi kız ikisi erkek dört kişiydiler. Okan'ın parasını yiyenlerden olduklarını söylememe gerek olduğunu sanmıyordum.
"Davet edildiğinizi düşünmeniz ne hoş." dedi Şeyma, yeni boyattığı beyaz saçları, ağır makyajı ve bedenine oturan bordo mini elbisesiyle yirmi yaşından çok daha büyük görünüyordu ama güzeldi.
"O zaman bizi özellikle arayıp davet eden Okan'a bu düşünceni iletebilirsin." dedi Maral masadaki kokteyline uzanırken. Gerçekten de bu sabah Okan Devrim'i aramıştı. Lisedeki herkesi istisnasız davet ettiği Instagram gönderilerinden sonra davetle ilgili sorun yaşayacağımızı zaten düşünmüyordum ama Okan'ın araması ayrı bir olaydı. Büyük ihtimalle lisedeki gibi kendilerine malzeme aradıkları için çağırmıştı ama artık anlamadıkları şey lisede olmadığımızdı. Kavga edip taraflı disiplin kurulunun önüne çıkmak istemediğimizden sessiz kaldığımız her laflarına verecek cevabımız artık vardı. Çoğu zaman boş konuşsalar da can sıkıcı derecede saygısız oldukları çok zaman olmuştu.
"Sizi bizi eğlendirmeniz için çağırmıştır ama sizin bunu ciddiye alıp gerçekten de gelmeniz çok komik." dedi Şeyma'nın ekürisi Berra ve dediğinin üstüne tiz bir kahkaha attı. Onunla beraber diğer üçü de gülerken ben sadece ses yüzünden yüzümü buruşturdum. Her lise dizisinde olan o popüler kızın yancısı ekibi bizim lisede de vardı tabii ki. Sanırım lisede veya başka yerde ailesinin parasıyla övünen herkesin çevresinde bu tip insanlar oluyordu.
"Eğlendirilmeye muhtaç çocuklar olduğunuzu kabullenmen güzel ama bunun için palyaço çağırmanızı öneririm. Yüzlerinizi sizden daha iyi boyayıp şekilli balonlar yapardı size." dedi Kaan. Devrim telefonunu bırakmış sadece dinliyordu. Devrim konuştuğu zaman genelde korkup kaçtıkları için Kaan'ın eğlencesi hızlı bitiyordu, sonra dönüp Devrim'e trip attığı için Devrim de sessiz sessiz beklemekten başka bir şey yapmıyordu. Korkma sebepleri de Devrim'in dedikleri değildi bu arada. Cüssesinden korkuyorlardı, Devrim'in yolda görmeden karınca yuvasını ezdiği için aylarca bahçedeki karıncaların yuvalarının yakınına teker teker yem bıraktığını bilmiyorlardı tabii. Bilmelerine gerek de yoktu zaten.
Poyraz ise bu konuşmaların ne zaman biteceğini beklediği belli olan ifadesiyle arkasına yaslanmıştı ve Süveyda da koltuğa sinmiş sadece gitmelerini bekliyordu. Ben sadece bugünün ilk şovunu Kaan ve Maral'a bırakmıştım. Birkaç cümle konuşasım vardı ama şimdilik sadece izleyecektim. Bu gece son olmayacağı belliydi zaten.
"Palyaço gibi geldiğinden ihtiyaç kalmadı tatlı çocuk." dedi Berkay, uzun boylu ve dışardan görseniz temiz yüzlü diyeceğiniz bir çocuktu. İçinin kirini dengeliyordu büyük ihtimalle. Lise hayatımızın neredeyse her günü bunlarla geçmişti ve bu öyle midesizceydi ki zamanla alışma imkanı da yoktu. Tatlı kelimesi bir başkasından duyulsa çok sevimli gelebilirdi, ama söyleyen kişi ve üslubu o kadar mide bulandırıcıydı ki kalkıp ona asıl tatlı olacak olan şeyi göstermek istiyordum ama Kaan bir tepki vermezken onu korumaya girişmemin de bu kişilerin önünde kötü olacağını biliyordum. Sadece sakinleşip Kaan'ı bekleyecektim.
Kaan eşcinsel olmamasına rağmen sırf imajı yüzünden ona bu tarz imaları her sıkıştıkları zaman yapan birkaç homofobik olduklarını yine belli etmişlerdi. Akıllarınca Kaan'ın bunu bir hakaret olarak algılayıp sessizleşmesini bekliyorlardı. Sakin olun tamam en çok siz kazanacaksınız bu sözlü sataşmaları. Tamam en çok siz. Bu kadar iğrençleşmenize gerek yok.
"Palyaçoya ihtiyacınız olduğunu kabul ediyorsun yani." dedi Kaan. İmalarını her zamanki gibi umursamamıştı. Hiçbir zaman bu konuda onlara açıklama yapma çabasına girmemiş, itiraz da etmemişti. Hakkında istediklerini düşünmelerine izin veriyordu. Çünkü zaten ne derse desin fikirleri değişmeyecekti. Onlar ve diğerleri her zaman kendileri gibi olmayanı aşağılamak için yaşayan, kendilerini anca bu şekilde iyi hisseden kompleksli insanlardı.
Berkay'ın ifadesi bozulsa da hemen toparladı. Hemen yanında dikilen Engin sohbete asla girmiyordu, her zamanki gibi. Engin aralarındaki en gerçek dünyadan insandı. Hayaller aleminde yaşayıp laf atma peşinde değildi, onlarla sadece eğlenceli olduklarını düşündüğü için arkadaş olduğunu düşünüyordum. Nelerini eğlenceli bulduğu ise büyük bir muammaydı.
"Her neyse, buraya geldiğinize göre bir daha asla göremeyeceğiniz bu lükse iyi bakın. Köyünüzdeki partilere benzemez burası." dedi Berkay.
"Göremediklerini nerden çıkardın Berkay? En son baban oradan bir mekan satın alamadı diye dertleniyordu. Yolun düşerse haber ver seni de gezdirelim. " Yan taraftan gelen sesle oraya döndüğümde oturduğumuz koltuğa yaslanarak konuşan Feza'yı gördüm. Geldiğini fark etmemiştik ama dedikleriyle ifadesini toparlayamayan Berkay ağzını birkaç kez açsa da konuşamadı.
"Gidip içecek alalım sevgilim, bunlarla konuşmak baydı beni." diye Şeyma, Berkay'ın koluna girdi ve diğer ikisi de peşlerine takılarak bizden uzaklaştılar.
"Hala lisedeki gibi konuştuklarına inanamıyorum." dedi Feza yandaki başka bir tekli koltuğu alıp otururken.
"Sen büyüyebileceklerine inanmış mıydın gerçekten?" dedi Devrim. Feza garsonu çağırırken "Bir ümit işte kardeşim." dedi.
"Boşver şimdi de sen nasılsın? Nasıl gidiyor şirket hayatı?" dedim bardağımdan bir yudum almadan hemen önce.
"Boğuluyorum kızım ya, babam da takımlarla gezmemi istiyor şirkette daha da boğuluyorum. Herkesin adını hatırlamam hangi projede çalıştığımızı ezberden bilmem gerekiyor. Keşke istifa gibi bir şansım olsa." dedi. Garsondan alkollü olduğunu sorarak aldığı bardağından büyük bir yudum aldı. Yanımda oturan Süveyda gözlerini bile ayırmadan onu izliyordu. Rahatsız edici değildi ama dediğim gibi duygularını tamamen belli ediyordu.
"Bu gece sarhoş olmaya geldim. Lisedekiler ilk kez toplanıyor falan diye biraz zırlayınca saldı beni."
"Yine seni eve taşıyacağız yani." dedi Poyraz.
"Yok be. Babam şoförü yollarım kaza yaparsın sen dedi. Çıkarken arayacağım o gelip alacak." dedi. Hayret, babası cidden bu sefer hem izin vermiş hem de arkasını kolluyordu. Sanırım durumlar Feza şirkette çalışmaya başlayınca değişmişti.
Şarkılar değişirken Poyraz, Devrim ve Feza şirketteki olaylardan başlayarak nerdeyse her şey hakkında konuşuyor, Maral'la Kaan yeni gelenlerin dedikodusunu yapıyor, Süveyda'yla ben de öylece oturup etrafı izliyorduk. Daha doğrusu Süveyda etrafı izliyor gibi yapıp üç saniyede bir Feza'ya bakıyordu. Ben ise gerçekten etrafı izliyor, lisenin her günü boş kaldığımda yaptığım gibi böyle bir hayata doğmuş olsaydım nasıl olacağımı düşünüyordum.
Beni seven ama işine ayırmak zorunda olduğu zaman dilimi yüzünden benimle vakit geçiremeyen bir baba ve derneklerde, yemek davetlerinde boy göstermekten benim varlığımı unutmuş sadece arada kontrol eden bir annenin tek çocuğu. Evdeki çalışanlar ve bakıcımla geçireceğim günler. Her istediğim oyuncağa sahip olduğum ama hepsiyle tek başıma kaldığım devasa bir oda. Evcilik oynarken bile sadece izlediğim çizgi filmlerden örnek alabilirdim. Kendi ailemden alabileceğim tek örnek sessizce yenilen akşam yemekleri olurdu. Yalnızlık hissiyle boğulurken kendimi her gün başka bir faaliyete atardım yüksek ihtimalle. Kurslar, kamplar ve yaşım ilerleyince de partiler. Ebeveynlerim her zaman yaptıkları gibi maddi desteklerini verip tüm ebeveynlik sorumluluklarını yerine getirdiklerine inanırlardı. Ben de neyin eksikliği olduğunu anlamadığım veya kabullenemediğim o boşluğu doldurmak için çeşitli yollar arayan bir genç olurdum. Barların arka sokaklarında ismini bile bilmediğim insanlarla takılır, ailemin eve gelmeyeceği her gece ben de evde olmazdım. Herhangi bir şeyin bağımlısı olma ihtimalim de yüksekti. Alkol, sigara, uyuşturucu veya seks. Birazcık ilgi veya hayatımı unutabileceğim birkaç saat için bu yollarda olma ihtimalim çok yüksek olurdu. Şuanki hayatımı düşününce unutulmuş biri olsaydım neler yapabileceğimi ben bile kestiremiyordum. En büyük korkusu yalnızlık olan birinin doğduğu andan itibaren yalnız olduğu bir dünyada kendini hayal etmesi işkence gibiydi, özellikle de olaylara bu denli gerçekçi yaklaşmaya çalışıyorken.
Bir yılbaşı için fazla sıkıcıydı her şey. Ben zihnimde olası bir başka hayatımı düşünüp kendime işkence ederken Kaan ve Maral artık hakkında konuşacak insan kalmayınca izledikleri şeyleri konuşuyor, bir yandan da bu sefer alkollü seçtikleri içkilerini içiyorlardı. Devrim ve Poyraz da kendi aralarında konuşuyordu ancak dediklerine tam olarak odaklanamıyordum. Süveyda ise artık belli etmeme çabasına bile girmeden Feza'ya bakıyor, onunla sohbet başlatmaya çalışıyordu. Feza'nın ise ilgisi onda değildi. Bitirdiği her bardağı anında yenileyerek çoktan sarhoşluğa adım atmış, etrafı kesiyordu. Evde oturup battaniyelerimize sarılarak O Ses Türkiye izliyor olmamızı tercih edeceğim bir ortamdı ama garip bir şekilde herkes halinden memnun görünüyordu. Gece yarısına yarım saatten çok vardı ve tek umudum son dakikalara geldikçe etrafın hareketlenmesiydi. Herkes gece yarısından sonra kafayı bulmak istediğinden çalan müzikle dans eden kişi sayısı da azdı. Onlar çoktan kafayı bulmuştu ama yüksek ihtimalle tek sebepleri alkol değildi. Her zengin partisindeki gibi mutfakta sadece alkol yoktu. Geri kalanlarsa hala kendi aralarında sohbet ediyor ve geçirdikleri senede yaptıkları en sıradan şeyi bile süsleyerek anlatıp en iyi hayatı kendilerinin yaşadığına herkesi inandırmaya çalışıyorlardı, tabii kendilerini de.
"Eğlenmeye diye geldik boş boş oturarak zamanın geçmesini bekliyoruz. Eminim Bayan Pamuk bile daha eğlenceli şeyler yapıyordur." dedim hepsinin duyabileceği bir sesle.
"Bence zaten biz bize takılmalıydık. Burada anca şu salakları sıfatını görüyoruz." dedi Devrim.
"Ben buraya gelmekten bahsetmeden önce hepiniz evde yatmayı durmayı planlıyordunuz, çok konuşmayın şimdi. Bunlar da sarhoş olsunlar asıl o zaman göreceğiz eğlenceyi." dedi Kaan saçlarını düzeltip Devrim'le bana alttan alttan bakarken. Dediğinde haklı olması şuanki ortamın sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmese de daha iyi bir planımız yoktu. Bekleyip görecektik. Sonumuz yine serumlu bir gece olmasın da başka bir dileğim yoktu.
"Madem beklemeye devam ediyoruz, ben biraz hava alıp geleceğim. Boğuldum içerde." dedim oturduğum yerden ayağa kalkıp pantolonumu düzeltirken.
"Çok oyalanma buradakilerin işi belli olmuyor biliyorsun." dedi Poyraz, bir yandan da sarhoş olan Feza'yı dinliyormuş gibi yapıp daha yavaş içmesini sağlamaya çalışıyordu. Feza'nın elindeyse az önce fark etmediğim bir içki şişesi vardı. Bardaklar kesmeyince direkt şişeyi istemiş olmalıydı.
"Tamamdır gelirim on dakikaya." dedim ve çıkarken Süveyda'nın saçlarını karıştırıp dikkatini dağıttım, gözleri bana döndüğündeyse göz kırparak karşılık verdim. Bakışlarını kaçırıp diğer insanlara baksa da birkaç saniyeye kalmadan yine Feza'yı izlemeye devam edeceğini adım gibi biliyordum. Yanlarından geçip üst kata çıkan merdivenlere yöneldim. Bahçeye de çıkabilirdim ama orada birilerine rastlama olasılığım çok daha yüksek olduğundan vazgeçmiştim. Basamakları teker teker çıkarken kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordum. Cidden insanlara ayırabileceğim enerjinin dibini sıyırıyor sayılırdım. İkinci kata çıkıp biraz etrafıma bakındığımda kenarlarda konuşan insanlarla birlikte teras kapısı görmüştüm. Kapıya ilerleyip açtım ve terasa çıktıktan sonra arkamdan kapadım.
Hava eve girmeden öncesine kıyasla daha sıcaktı. Müzik sesi dışardan da duyuluyordu ve benimle beraber birkaç kişi daha içerden boğulup kendini terasa atmıştı. Duvar boyu ilerleyip köşede durarak başımı gökyüzüne doğru kaldırdım ve derin bir nefes aldım. Ciğerlerime çektiğim soğuk hava baş ağrımı azaltmayı biraz da olsa başarmıştı. Havada tek bir bulut olmamasına rağmen ışık kirliliği yüzünden yıldızlar görünmüyordu. Geceleri sokakta yere uzanıp yıldızlara baktığımız anılara sahipken şuan yıldızlardan bile yoksun kalmak içime oturmuştu. Keşke burada olmak yerine yine buz gibi de olsa kimsenin geçmediği sokaklarda yere yatıp yıldızlara bakabilseydim. Bu düşünce aklımdan geçtiği an irkildim.
En zor günlerin onlar olduğunu düşünürken şimdi o günlerin hayalini kurmuş olmak çocukluğuma haksızlık etmekten başka bir şey değildi. Her şey daha gerçekti belki ama daha korkunçtu. Daha savunmasız ve daha yaralıydım. Daha korkaktım ama daha cesur olmak zorundaydım. Bugün sahip olduğum o yuva için çok şey yapmıştım, yapmıştık. Şuan dönüp geçmişteki iki üç güzel anı yüzünden o günleri romantize edemezdim. Bunu kendime yapmayacaktım.
Bakışlarımı gökyüzünden bahçeye indirdim. Görecek pek bir şey yoktu. Bahçenin ilk birkaç metresi mermerle kaplıydı, daha sonra çimenler başlıyordu. Bahçede herhangi bir eşya yoktu, kış olduğu için mobilyaları kaldırmış olmaları mantıklı bir seçenekti.
Bahçe duvarının köşesinde sarılarak sohbet eden ve kahkahalar atan bir çift vardı. Onları hatırlıyordum, Nisa ve Kerem lisede de birliktelerdi. İkisini birbirlerinden ayrı gördüğüm bir zamanı hatırlamıyordum. Her zaman yan yana olur ve birbirlerinden başka kimseyi umursamadan yaşarlardı. Şimdi de tıpkı lisedeki gibi toplu ortamdan kaçıp baş başa kalmışlardı. Aralarındaki ilişkiyi bilemezdim tabii ama uzaktan bakıldığında çok uyumlu görünüyorlardı. Lisedeki çoğu çift bağıra çağıra kavga ederken onların aralarında soğukluk olduğu an ortadan kaybolur ve çözdükten sonra geri gelirlerdi. Diğerleri onları sıkıcı bulsa da kaos yerine huzuru tercih ettikleri ilişkileri ikisi için de yeterli görünüyordu. Zaten diğerlerinden sağlıklı herhangi bir ilişki için olumlu konuşmaları beklenemezdi. Malum artık üniversite okuyor olmalarına rağmen zihin gelişimleri pek ilerleyememişti.
İlerdeki ağacın altında sigara içen iki kız vardı ve hiç konuşmuyorlardı. Arkaları dönük olduğundan tanıyor olsam bile kim olduklarını seçemiyordum. Uzun boylu olanın üzerinde siyah dar bir elbise vardı. Boynundan bileklerine kadar iniyordu. Sarı saçlarını yukardan toplamıştı. Diğer kız ise mavi saçlara sahipti, üzerinde loş ışıktan seçebildiğim kadarıyla üzerinde ekoseli bir kazakla dar mini bir etek vardı. İçerde gördüğüm kombinlerin yanında ikisi de son derece sade ve şıktı. Birkaç saniye sonra sigaralarını bitirip ellerinde tuttukları bardağa izmaritlerini attılar ve tek kelime etmeden uyum içinde hareket edip içeri girdiler. Onlar içeri girerken yüzlerini görmüş olsam da tanıdık gelmemişti.
Dakikalar ilerliyor, çalan şarkılar değişiyorken Nisa ve Kerem de içeri geçmişti. Üşümeye başlamış olsam da dondurucu değildi. Soğuk olsaydı bile içeri gireceğimi zannetmiyordum. Bizimkilere kısa sürede geleceğimi söylesem de içeri giresim hiç yoktu. Son dakikalara kadar açık havada ve bu yalnızlıkta kalmak istiyordum. İçerde geçirdiğim her dakika sosyal pilim üzerinde hasar bırakmıştı ve diğerlerinin de beni anlayacağına inanıyordum.
Açılan teras kapısının sesiyle gelenlere baktığımda Feza ve Süveyda'yı gördüm. Feza elindeki şişeyi bırakmadan yürürken Süveyda da kapıyı arkalarından kapatmış, onun bir adım gerisinden geliyordu. Feza düşündüğüm kadar içmemiş olacak ki düz yürüyebiliyordu. Bu konuşmalarının nereye gideceğini anlamak zor değildi. Birazdan beni fark etmeden konuşmaya başlayacaklardı, fondaki şarkılar yüzünden dediklerini seçemeyecek olsam da burada kalmam saygısızlık gibi hissettiriyordu. Yine de onlara görünmeden içeri girmek için bir hamlede bulunmadım çünkü Feza sarhoştu ve ikisini yalnız bırakmak güvenli gelmemişti. Böyle düşündüğüm için kendimi iğrenç hissediyordum, sonuçta ikisi de arkadaşımdı ve ikisini de tanıyordum. Ama konu sarhoşluktu ve ayıkken melek gibi olan insanların sarhoş olunca şeytanın yeryüzündeki gölgesi haline geldiklerine fazlasıyla tanık olmuştum. Belki daha sonra konusu açılınca beni suçlayacaklardı ama şuan doğru olanın onları dinlemeden uzaktan izlemek olduğunu düşünüyordum ve bunu yapacaktım.
Feza terasın kenarına doğru geldiğinde Süveyda da onun önüne geçti. İkisi de beni görmemişti, zaten terasın en az ışık alan yerinde olduğum için görseler de tanımaları zordu. Loş ışıktan seçebildiğim kadarıyla Süveyda ellerini önünde birleştirmişti ve bakışları aşağıdaydı. Feza ise şişesinden bir yudum daha alıyordu. Süveyda birkaç saniyenin ardından konuşmaya başlamıştı, Feza ise onu başıyla onaylayarak dinliyordu ama açıkçası şuan ne kadar ciddiye alabiliyordu bilmiyordum. Algısının sağlıklı iletişim kurabilecek kadar açık olduğunu ümit etmekten başka çarem yoktu.
İçerde çalan şarkı değişmiş, çok daha yüksek sesli bir şarkı başlamıştı. Artık bağırmadıkları sürece onları duymam imkansız hale gelmişti. Dakikalar ilerledikçe Süveyda'nın konuşma tarzı hararetlenmiş, el hareketleri artmıştı. Feza ise geldiğinden beri yükünü verdiği bacağını değişmek dışında hareket etmemişti. Feza'nın en küçük hareketliliğinde araya girmem gerektiğini fark etmiştim çünkü Süveyda git gide yükseliyordu ama Feza da aksine sessizleşiyordu. Eğer halledebilecekleri bir yerde araya girersem Süveyda'nın bu cesaretini kıracak olmaktan korkuyordum. Feza ile konuşabilmesi için seneler gerekmişti. Şimdi belki de halledebilecekleri bir andalardı ama ben gelip onları uzaklaştırırsam Süveyda'nın neler hissedeceğini tahmin edemiyordum.
Tamamen zamanlamaya kalmıştım ve loş ışığın altında seçebildiğim her hareketlerini anlamlandırmaya çalışıyordum. Süveyda'nın ilk defa bu derecede öfkelendiğini görüyordum. Yüksek ihtimalle Feza en verilmeyecek cevapları seçip onları söylüyordu ama bunun ne yazık ki sarhoşluğuyla alakası yoktu. Feza gerçekten iyi bir arkadaştı ama kadınlarla olan ilişkisi büyük bir soru işaretiydi. Onunla sadece arkadaş olmak istemeyen Süveyda'ya şuan hangi yönünü gösteriyordu veya iki yönünün bir arası var mıydı bilemiyordum. Tek umudum bu konuşmanın sonunda Süveyda'nın iyi olmasıydı. İstediği gibi olsa da olmasa da sadece iyi olmasını istiyordum.
"Senelerdir sana nasıl baktığımı görmeyen kalmadı ya sen neyden bahsediyorsun? Sana hiçbir zaman Poyraz'a, Kaan'a, Devrim'e veya başka herhangi bir erkeğe davrandığım gibi davranmadım ben ve sen de bunu çok iyi biliyorsun." Artık Süveyda onu duyabileceğim kadar yüksek sesle konuşuyordu. Feza ona cevap verse de duyamamıştım.
"Fark etmemiştim ne demek? Senin o kadar kör olmadığını ikimiz de çok iyi biliyoruz beni salak yerine koyamazsın." diye bağırdı Süveyda.
"Senelerce senin gözlerinin içine bakarak yaşadım, sen neyi seviyorsan benim sevdiğim şey de o oldu. Kişiliksizin teki olduğum için değil, sadece seni sevdiğim için böyle hissettim." Son cümlesinde sesi o kadar yükselmişti ki yankı yapmıştı. Hala bir ümit bekliyordum ama sadece bir dakika sonra bu konuşma yavaşlamazsa araya girmeye karar verdim.
"O kadar çok sevdim ki seni, senin sevdiğin her şey daha parlak geldi bana. Elinin değdiği her şey daha değerli geldi. Bunları gizli saklı da yaşamadım ne kadar inkar edersen et sen de çok iyi biliyorsun. Hiçbir zaman geride durmadım ben. Tamam belki gelip açık açık konuşmadım ama anlaşılmayacak kadar da gizlenmedim." dedi, sesi az öncekine göre daha kısıktı ama titriyordu. Ağlamaya başlamıştı. Sırf onu ağlattığı için Feza'yı gebertmek istiyordum. Evet ikisi de arkadaşım olabilirdi ama yaşananları bu denli kırıcı hale getiren tek kişinin Feza olduğu apaçık ortadaydı.
"Hoşuna gitti değil mi? Bir kızın sana karşılık beklemeden ilgi göstermesini sevdin sen. Bu yüzden hiçbir şey yapmadın. Benim seni sevmemden memnun bir şekilde yaşamaya devam ettin. Hiç durup benim neler hissedebileceğimi düşünmedin." dedi, artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. "Sevmesen bile, en azından arkadaşına hatta herhangi birine bunu yapmaya hakkın yoktu."
"Ben sana hiçbir şey yapmadım! Anladın mı? Hiçbir şey!" Feza'nın sesi yükselmişti ve ben anında harekete geçtim.
"Beni sevmen benim suçum mu? Sevmeseydin, ben sana hiçbir zaman bu yönde bir ilgi gösterdim mi?" Feza bağırmaya ve Süveyda'nın üstüne yürümeye başlamıştı. Süveyda ise Feza'nın bu çıkışına hazırlıksızdı. Olduğu yerde kalakalmıştı.
"FEZA!" diye tüm gücümle bağırıp onlara doğru koştum ama Feza Süvayda'nın üstüne yürüyüp ona bağırmaya devam ederken sinirle onu omzundan itmişti bile.
Feza ile aramda bir adım kala olduğum yerde kalakaldım. Gördüklerimi anlamlandıramamıştım. Süveyda, sadece birkaç salise önce iki adım ilerimdeydi. Şuan yoktu. Daha az önce Feza ile konuşmaya çalışıyordu. Şuan yoktu. Bir saat önce aşağıda sohbet etmiştik. Şuan yoktu. Birkaç saat önce evde birbirimize makyaj yaparken kahkahalarla sohbet ediyorduk. Şuan yoktu. Yoktu. Bedenimi hareket ettiremiyordum. Gidip bakmak istiyordum. Aşağıya eğilmek ve onu görmek istiyordum. Hareket edemiyordum. Gözlerim görmüyor, kulaklarım işitmiyordu.
Bahçeye çıkan insanların çığlığı ile titreyerek kendime gelmiştim. Birkaç dengesiz adımla duvarın kenarına çöktüğümde mermerin üstünde yatan Süveyda'yı gördüm. Vücudu orantısız bir açıda mermerin üstünde duruyordu. Etrafı kan gölü olmuştu. Gözleri açıktı ve tam olarak olduğum yere bakıyordu. Hayır. Bakmıyordu. Sadece duruyordu. Görmüyordu çünkü, gitmişti. Tam bu saniyede, onun da gittiğini anlamıştım.
Şoktan çıkmış sayılırdım ve içimde sadece öfke vardı. Onu kelimenin tam anlamıyla öldürmek istiyordum. İsmini bile artık bilmek istemiyor, sadece onu yok etme isteğiyle yanıyordum. Başımı ona doğru çevirdiğimde birkaç santim ötemdeydi. Düşercesine çökmüş aşağıya bakıyordu, elindeki şişeyse duvara çarpıp kırılmıştı. Sayıklıyordu.
Ona doğru atılacağım an ayağa kalktı, atabildiği en hızlı adımlarla teras kapısına ilerledi. Kaçıyordu. KAÇIYORDU. Ani hareketlerle kalktım ve koşarak onu yere ittim. Kalkmasına izin vermeden üstüne çıkmıştım ve tüm gücümle yumruklar atıyordum. Dudaklarım hareket ediyordu ama ne dediğimi bilmiyordum. Tek amacım onun nefesini almaktı. Tıpkı onun yaptığı gibi. O benim kardeşimi öldürmüştü. Az önce gözlerimin önünde, sırf onu sevdiği için. Süveyda'nın nefes almadığı hiçbir saniye o da nefes almayı hak etmiyordu.
Yumruklarımdan sarsılıyordu ama son gücüyle elindeki kırık şişeyi bana savurdu. Hiçbir şey hissetmemiştim ve ona yumruk atmaya devam ediyordum. Debeleniyordu ve beni üstünden attı. Düştüğüm yerden kalkabilmek için çabalarken o kapıya ulaşmak üzereydi. Ama o kapıyı açmadan kapı içerden açıldı. Gelen kişi Devrim'di.
Devrim'i gördüğümde tüm gücüm çekildi ve yerde öylece kalakaldım. Devrim bir bana baktı, bir ona. Gözlerinde korlar vardı. O, korkudan geriye doğru adımlar atmaya başlamıştı ve sayıklamaya devam ediyordu. "Bilerek yapmadım, yemin ederim. Üstüme çok geldi ve sinirlendim. Yemin ederim amacım zarar vermek değildi."
Devrim sadece birkaç adım atarak ona ulaştı. Benim ise görüşüm bulanıklaşıyordu ve son seçebildiğim şey bana doğru koşan Kaan ve yanağımdaki sızıydı.
Bu bölümü yazmak o kadar zor oldu ki haftalarca çırpındım durdum.