Kapının arkasından gelen sesle birlikte kalbimin göğüs kafesimi delip geçecek gibi çarptığını hissettim. Aynadaki mor gözlü kıza, yani artık yeni bedenim olan Luna’ya son bir kez baktım. Derin bir nefes alıp üstümdeki şoku gizlemeye çalışarak kapıya doğru yürüdüm ve yavaşça açtım.
Karşımda, üzerinde eski dönem Avrupalı hizmetçilerin kıyafetlerine benzer bir elbise olan genç bir kız duruyordu. Beni görünce hafifçe eğildi. "Hazırlanmanız için kıyafetlerinizi getirdim Luna Hanım. Arabanız yirmi dakika içinde kapıda olacak."
"Teşekkürler..." diyebildim sadece. Sesimin tınısı hala bana yabancıydı. Kız elindeki koyu renkli, üzerinde gümüş işlemeler olan akademinin resmi üniformasını yatağın üzerine bırakıp hızla odadan çıktı.
Yalnız kaldığımda yatağa çöküp başımı ellerimin arasına aldım. Şaka olmalı, diye düşündüm. Hala rüyada olmalıyım. Ama odadaki taş duvarların soğukluğu, tenimin pürüzsüzlüğü ve zihnime sızan o yabancı anılar tamamen gerçekti. Kitabın içindeydim. Üstelik bir iki hafta sonra acımasızca harcanacak olan o ezik, güçsüz figüranın bedeninde!
"Sakin ol," diye fısıldadım kendi kendime. "Hikayeyi biliyorsun. Kimin ne zaman, nerede olacağını, kimin ne hainlik planladığını biliyorsun. Bu senin avantajın. Sadece dikkat çekme, olaylara karışma ve hayatta kalmanın bir yolunu bul."
Hızla üniformayı üzerime geçirdim. Şaşırtıcı bir şekilde kıyafet üzerime tam oturmuştu. Siyah, asil bir ceket ve gümüş detaylı bir etek... Saçlarımı açık bıraktım, o belime kadar uzanan simsiyah dalgalar yüzümün solgunluğunu kapatıyordu. Aynaya son kez baktığımda, bu kızın neden bu kadar dışlandığını anlayamıyordum. Çok güzeldi, ama zihnime sızan anılardan anladığım kadarıyla bu dünyada güzellik değil, saf kurt gücü ve itaat önemliydi. Luna ise bir kurda bile dönüşemeyen, ailesinin bile yüz karası gördüğü bir "hiçti".
Akademi kapısından içeri adım attığım an, kitabın yazarının betimlemelerinin ne kadar eksik kaldığını anladım. Gotik mimari, devasa taş sütunlar ve etrafta gururla dolaşan, üstünlük taslayan kurt adamlar... Herkes gruplar halinde fısıldaşarak yürüyor, güçlü auralar havada uçuşuyordu.
Başımı eğip koridorda hızla ilerlemeye çalıştım. Kimsenin dikkatini çekmek istemiyordum. Ama kurgunun acımasız kuralları çoktan devreye girmişti bile.
"Bakın burada kim varmış?"
Topuklu botların taş zeminde çıkardığı o kibirli ses tam arkamda durdu. Arkamı döndüğümde, kitapta okurken bile nefret ettiğim o üçlü zorba kız grubunu karşımda buldum. En önde, grubun lideri ve akademinin en güçlü ailelerinden birinin kızı olan Victoria duruyordu. Arkasındaki iki kız ise onun gölgesi gibiydi.
Victoria, sivri çenesi ve küçümseyici bakışlarıyla bana doğru bir adım attı. Kitapta Luna, Victoria’yı gördüğü an titrer ve kaçacak delik arardı. Ama içindeki ruh benim dünyamdan gelen, her şeyi bilen biri olduğu için sadece dik bir duruşla ona baktım.
Bu tepkisizliğim Victoria’nın gözlerini kıstı. Normale göre farklı davrandığımı hemen sezmişti.
"Yolumdan çekil, Victoria," dedim sesimi olabildiğince düz tutarak.
Victoria ve arkasındaki kızlar kısa bir an şokla birbirlerine baktılar. Victoria alaycı bir kahkaha attı. "Sen az önce bana ismimle mi hitap ettin, ezik? Üstelik sesini yükselterek?" Bize doğru yaklaşırken etraftaki diğer öğrenciler de durup bizi izlemeye başlamıştı.
Victoria tam elini omuzuma koyup beni duvara doğru itmeye çalışacaktı ki, havada ani ve keskin bir değişim oldu.
Koridorun diğer ucundan, tüm kurtların başını öne eğmesine sebep olacak kadar ağır, baskıcı ve karanlık bir güç dalgası yayıldı. Victoria’nın eli havada asılı kaldı, gözlerindeki o kibirli ifade bir anda yerini derin bir saygı ve korkuya bıraktı.
O geliyordu. Sürünün gelecekteki lideri, Alfalık makamının tek varisi... Karan.
Karan, uzun boyu, keskin yüz hatları ve etrafına yaydığı o muazzam Alfa aurasıyla koridorda yürüdü. Gözleri herkesi ezip geçiyordu. Kitaba göre Karan’ın şu anki resmi eş adayı (yani geleceğin Luna'sı olmak için yarışan kişi) Victoria'nın ta kendisiydi. Victoria hemen üstünü başını düzelterek Karan’ın dikkatini çekmek için öne doğru bir adım attı.
Karan bizim olduğumuz tarafa doğru yürürken, birden adımları yavaşladı. Gözleri kalabalığı taradı ve tam o an... Bakışları doğrudan benim üzerimde durdu.
O an burnuma, kitapta asla tarif edilemeyecek kadar yoğun, orman ve gece kokusu karışımı mistik bir koku geldi. Kalbimin ritmi tamamen altüst oldu. Karan’ın o koyu, zifiri karanlık gözlerinde ani bir şimşek çaktı. Göğsünün hızla kalkıp indiğini, derin bir nefes alarak kokuyu içine çektiğini gördüm.
Hayır, diye feryat etti içimdeki ses. Daha ilk günden olmaz! Beni fark etmemeli!
Karan bana doğru bir adım atacak gibi oldu, gözlerinde saf bir şaşkınlık ve sahiplenme dürtüsü belirdi. Ama hemen ardından kendini sıktı, çenesi kasıldı. Ruh eşi bağının o hafif, ilk kıvılcımını hissetmişti ama bunun kimden geldiğini, bu gücün ne olduğunu henüz tam olarak çözememişti. Bakışlarını zorlukla benden ayırıp, Victoria’nın yanından hiçbir şey söylemeden geçip gitti.
Karan koridordan uzaklaşırken nefesimi ancak verebildim. Ama asıl tehlike geçmemişti.
Victoria, Karan’ın bana attığı o dikkatli ve yoğun bakışı kaçırmamıştı. Yavaşça bana doğru döndü. Yüzündeki o alaycı ifade gitmiş, yerini saf bir şüphe ve nefret almıştı.
"Sen..." diye fısıldadı Victoria, gözlerini kısarak. "Sende bugün farklı bir şeyler var, Luna. Ve o pis kokunla kimin dikkatini çekmeye çalıştığını çok iyi görüyorum. Akademideki ilk ve son yılın olmasını istemiyorsan, benden ve benim olan her şeyden uzak dur."
Beni sertçe omuzlayarak yanından geçip gitti. Koridorda yalnız kalırken, arkasından bakakaldım.
Alfanın ruh eşi olduğum gerçeği henüz tamamen patlamamıştı ama fitil çoktan ateşlenmişti. Üstelik Victoria gibi acımasız bir düşmanı daha ilk saatten üzerime Çekmiştim
















![yuko(mavera[meva])](https://cizgi-spaces.fra1.digitaloceanspaces.com/images/1791368007418-gxnuxhjo6lt-original.png)