“
Sadece bir gece… Hayatımın tamamen değişmesi için tek gereken buydu.”
Telefonumun ekranında saat 02.17 yazıyordu. Gözlerim yanıyordu ama elimde tuttuğum kitabı bırakmaya hiç niyetim yoktu. Normalde bu saatte çoktan uyumuş olurdum. Fakat bu roman… Ne kadar sinir bozucu olsa da elimden bırakamıyordum.
Başrol kız herkes tarafından seviliyordu.
Yakışıklı Alfa onun peşindeydi.
Yan karakterler bile güçlüydü.
Ama bir kişi vardı ki…
Onun adına her sayfada sinir oluyordum.
Luna.
Güçsüz.
Korkak.
Kimsenin sevmediği bir figüran.
Üstelik kitabın ilerleyen bölümlerinde herkesin önünde küçük düşürülüp öldürülecekti.
“Yazar gerçekten insafsızmış.” diye söylendim.
Kitabı kapatıp yatağıma uzandım.
“Ben olsaydım…” dedim gülümseyerek.
“Bu hikâyeyi tamamen değiştirirdim.”
Tam o anda odamın ışıkları birkaç saniyeliğine titredi.
Başımı kaldırıp tavana baktım.
“Elektrikler mi gidiyor?”
Sonra göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı.
Sanki biri bütün gücümü çekip alıyordu.
Telefonum elimden kaydı.
Kulaklarım uğuldamaya başladı.
Gözlerimin önünde parlak, gümüş renkli bir ışık belirdi.
“Bu da ne…”
Işık giderek büyüdü.
O kadar parlaktı ki hiçbir şeyi göremiyordum.
Son duyduğum şey kalbimin hızla atmasıydı.
Sonra…
Her yer karardı.
…
Soğuk.
İlk hissettiğim şey buydu.
Yavaşça gözlerimi açtığımda burnuma tatlı çiçek kokuları doldu.
Bu benim odam değildi.
Hızla doğruldum.
Bulunduğum yatak, hayatımda gördüğüm en büyük yataktı.
Siyah kadife perdeler tavandan yere kadar uzanıyordu.
Duvarlarda altın işlemeler vardı.
Kristal avize tavandan sarkıyordu.
Odamın beyaz duvarlarının yerinde şimdi devasa taş sütunlar vardı.
“Neredeyim ben?”
Sesim…
Sesim bile farklıydı.
Daha yumuşak.
Daha ince.
Kalbim hızla atmaya başladı.
Yataktan inip odanın karşısındaki dev aynaya doğru yürüdüm.
Bir an nefesim kesildi.
Aynadaki kişi…
Ben değildim.
Belime kadar uzanan siyah saçlar…
Ay ışığında parlayan bembeyaz ten…
Mor gözler…
İncecik yüz hatları…
Hayatımda gördüğüm en güzel kız bana bakıyordu.
Elimi kaldırdım.
O da kaldırdı.
Yüzüme dokundum.
O da dokundu.
“Hayır…”
Bu olamazdı.
Tam geri çekilecekken başımın içinde keskin bir ağrı hissettim.
“Ah!”
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Bir anda zihnime bana ait olmayan yüzlerce anı dolmaya başladı.
Çocukluğu…
Akademi…
Diğer öğrenciler…
Hakaretler…
Aşağılanmalar…
Yalnızlık…
Ve bir isim…
Luna.
Gözlerim korkuyla açıldı.
“Hayır…”
Bu…
Mümkün değildi.
Luna…
Romanın en önemsiz karakteriydi.
Üstelik birkaç hafta sonra ölecekti.
Titreyen ellerimle ağzımı kapattım.
“Ben…”
“Kitabın içine mi girdim?”
Tam o sırada kapı üç kez vuruldu.
Tak. Tak. Tak.
“Luna Hanım.” dedi genç bir kadın sesi.
“Akademiye gitmek için hazırlanmanız gerekiyor.”
Akademi…
Kanım çekildi.
Çünkü bugün…
Romanın başladığı gündü.
Ve ben, hikâyenin sonunu biliyordum.
Ama bilmediğim tek bir şey vardı.
Ben burada sadece bir figüran mı olacaktım…
Yoksa bütün kaderi değiştirecek kişi mi?















