İçeriğe geç

ALFA ( KIZIL TAŞ LANETI)

Bölüm 13 · 9 dk okuma

ALFA ( KIZIL TAŞ LANETI)

Bölüm 13

GECMIŞ IZLER

Kaçışın üzerinden bir kaç gün geçti. Chras hala yaşıyor mu bilmem ama askerler hala peşimde. Diğerleriyle son vedalaşmamızdan beri hiç bir şekilde görüşmedik. Eski telefon kulübelerinden birine girdim. Karttan Thomas'ı aradım. Buluşma yerini bana söylemesiyle yola çıktım.

Ormanlık bir patikadan yokuş yukarı çıkıyordum. Arkamdan gelen çalı ve fısıltı sesi ile irkildim çöküp dinlemeye başladım.

Boris:buralarda!.

Velma: emin misin patika girişinde fark ettiyse aşalara kaçmış olabilir.

Ağaçlardan birinin tepesine tırmanıp dalların arasına gizledim.

Boris elini velmanın çenesine koymuştu.

Boris: bak tatlım senin düşündüğünden daha çok hayvan izi sürdüm.

Boris' in elini itti.

Velma: onları da ben yarattım.

Konuşmaları bittikten sonra tekrar ilerlediler. Bende ağaçtan inip dediği yer e gidip bekledim. Gelen araca bindim karşı koltuğumdaydı.

Thomas: nasıl kurtuldun oradan.

olanları anlatmaya başladım. lafımı Thomas'ın telefon sesi kesti. öndeki şoföre bakıp" hızlan peşimizdeler." dedi bana baktı.

Thomas: belli ki peşini bırakmaya niyetleri yokk. Ne biliyorsun hakkında.

Lydia: " çantamdan dosyayı çıkarttım" şöyle bir dosya vardı ama bakacak zamanım olmadı kaçmakla meşguldüm.

Thomas bir yandan dosyayı inceliyor bir yandan bana sorular soruyordu.

Thomas: bunlar inanılmaz bilinç kaybı yazıyor onları anlamdım.

Lydia: hard disk var içinde ondaki videolardan birinde var. bir şey soracağım nereye gidiyoruz.

Thomas: seni bir ailenin yanına götüreceğiz Şuan seni arıyorlar koruma altında olduğundan emin olmamız lazım.

Lydia: ııım ailemi görebilir miyim?

Thomas:" yanındaki adama baktı derin bir nefes aldı". Aileni ee geçen hafta kaybettik . seni bulduğumuzu söyleyince üste gelmeye karar verdiler yolda saldırıya uğramışlar. Ama üzülme ben senin hep yanında olacağım.

Kafamı sallayıp Thomas'ı onayladım. Bir hava limanına geldik arabadan inip uçağa bindik içi bayağı rahat ve konforluydu. Thomas'a baktım. önündeki koltuğa oturdum.

Lydia: nasıl insanlardı.

Thomas: baban çok zeki bir adamdı. Annende bir o kadar zarif.

Lydia: beni hiç mi arama..

Thomas: kaybolduktan 5 yıl sonraya kadar bir iz bir belirti sana dair birşey aradılar. Ama bulamayınca öldüğünü farzettiler. Cenaze törenin bile yapıldı.

Uzun bir süre sessizlik oldu. Sessizliği bozan Thomas' dı.

Thomas: seni kim kaçırdı biliyorsundur.

Lydia: Chars....

Korku ve şaşkınlıkla yüzüme baktı.

Thomas:Chars adams.

Lydia: bilmiyorum. Biz Chars diyorduk. Birde Boris var.

Telefonundan Chars ve Boris' in fotoğraflarını çıkarttı.

Lydia: onlar.

Biraz daha gittikten

Thomas: seni güvenli bir eve bırakacağız.

Lydia: nasıl güveneceğim?

Thomas:yalan söylesem anlardın!.

Uzun bir süre yol. Gittikten sonra bir kulübe in önünde araç durdu. Dışarı çıktığımda yeşil örme hırkalı saçları seyrek bir amca geldi.

Asaf: evlat uzun zaman oldu.

Thomas: biliyorum abi.

Asaf : haber mi var?

Thomas: sayılır.

Omzumdan tutarak beni gösterdi.

Thomas:bu Lydia bir süre sana emanet.

Asaf: onur duyarım. İçeri geçip öyle konuşalım.

**********

İçeri geçtiğimiz koltuğa oturdum duvarda ki tablolara baktım. Tablolarda birinde kolyemdeki sembol vardı. Ayağa kalkıp tabloya yaklaşıp baktım.

Thomas: Lydia otur istersen

Sus anlamında işaret yapıp tabloyu biraz daha inceledim spiralin ortasında bir taş ve spiral boyu uzanan kırmızı kaos görüntüsü dışında şık bir huzurlu bir orman vardı.

Thomas: çok meraklıdır.

Onlar konuşurken elinde tepsi ile içeriye bir kadın girdi. Mavi gözleri beyaz teni ve üzerindeki çiçekli elbise ve kilosu birleşince çok tatlı bir görüntü oluşmuştu. Gülümsedi çayları koydu ve bana baktı.

Helin:a bu güzellik kimdir?

Asaf: bir süre misafirimiz hanım.

Helin: oy ne güzel.

Thomas:Helin hanım Lydia'yı içeri götürebilir isiniz size zahmet.

Helin: olur. Gel kızım odanı hazırlayalım.

Merdivenden çıkarken Thomas bana seslendi arkamı döndüm.

Thomas: burayı dinlemek yok!.

Gözlerimi devirdim

Lydia:bakarız.

Yukarı çıktığımda kadın kollarımın üzerine bir yastık battaniye ve örtü koyup bana baktı.

Helin: ha ağırsa ver birazını.

Kadının suratına bakıp. Hepsini tek elime aldım okey işareti yaptım.

Helin: maşlah ne güçlüsün. Yan odaya götür ben geliyorum.

Yan odaya geçip kadın gelmeden yatağı hazırladım. Yatağa geçip aşağıyı dinleyecektim ki kadın elinde kıyafetlerle geldi.

Helin: al kuzum bunlar temizdir. İki sağda banyo var. Kazancını yaktım su birazdan ısınır.

Duşumu alıp çıktım üzerimi giyindim. Aşağı indiğimde Thomas yoktu. Asaf' a baktım evin içinde değildi bahçeye çıktığımda bir kütüğü kaldırmaya çalışırken gördüm yanına gittim.

Lydia: yardım edeyim mi?.

Asaf:yok kızım koca kütük nas....

Lafını bitirmeden kütüğü aldım.

Lydia: nereye?

Şaşkın bir ifade ile yüzüme bakıp diğer kütüklerin ortasını gösterdi. Götürüp koydum. Asfa baktım.

Lydia: Thomas nerede?

Asaf:çıktı. Sana da veranda da ki çantayı bıraktı.

Verandaya gidip çantayı aldım içinde bir sürü dergi ve bir kaç şey vardı ön gözünü açtığımda mektuba rastladım.

" sevgili kızım,

Bu satırlar elbet bir gün eline geçer. Diye umuyorum. Uzun zaman seni aradım. Öldüğüne bir türlü inanamadım. Sonra pes ettim elimdeki tüm umutlar tükenmişti. Eğer ki bir gün bulursam seni diye sakladım bu çantayı. İçinde bir türlü almana izin vermediğim dergiler ve bir kaç parça var. 15.yaş günün kutlu olsun güzel kızım her kimle neredeysen. "

İçimde bireyler kopmuş gibiydi anlık. Biraz daha kurcaladığımda çanta da bir not daha buldum.

" Lydia bu babanın sana 15.yaş günü hediyesi. Her doğum gününde yazdı bunlardan bir daha ki görüşmemizde diğerlerini de veririm.

Thomas"

Degiyi çıkarttım. Kapağına baktığımda gözümün önünde kesik kesik anılar canlandı ama bir türlü yüzler yoktu. Bahçedeki ağacın altına geçip biraz uzandım.

İçeri geçtiğimde Asaf ve Helin masada oturuyordu. Ellerinde bir fotoğraf. Ona bakıyotlardı. Fotoğrafa baktığımda kim olduğunu anladım geri çekildim kanım dondu.

Lydia: o kim?

Asaf: torunum..

Yutkundum yüzlerine bakmadım bir süre.

Asaf: Thomas, tanıyor olabileceğini söyledi.

Lydia: tanıyorum Raino.

Asaf: nerede peki.

Durdum yutkundum. Nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum. "Oğlunuz öldü, hatta onu ben öldürdüm" demek. Hiçte kolay değil.

Lydia: o kendini bizim için feda etti.

Yüzleri düştü Hekim dayanamayıp bahçeye çıktı bende yanlarından ayrıldım üst kata çıktım. Onlara doğruyu söyleyemedim. Yatağa uzanıp tavana baktım öylece.

************

Sabah kalktığımda biraz yürüme kararı aldım ormanın içinde gezinirken. Meyve ağaçları, kütükler çaldılar arasındaki hışırtı ile irkildim, pençelerimi çıkarıp hırladığımda. Çalıların arasında bir kurt çıktı. O da bana hırladı biraz ama sonra olduğu yerde durup başını öne eğdi elimi uzatıp başını sevdim.

Oradaki bir kütüğe oturdum onunla aramda değişik bir bağ vardı bana doğru geldi gözlerine baktığımda kırmızı bir ışıltı gördüm. Sonrada benden uzaklaştı.

Gözlerimi açtığımda ormandaydım ve neredeyse öğlen olmuştu. Gördüğüm kurt rüya mı yoksa gerçek miydi anlayamadım. Eve döndüğümde Asaf ve Gelin konuşuyordu.

Helin: tamir olmadı mı bey?

Asaf:miladı dolmuş hanım Şerif ben bunu adam edemem dedi.

Yanına gidip Radyoya baktım. Çevirdim evirdim içini açtım.

Lydia: bana yarım saat ver!

Asaf: iyi peki oyna bakalım.

Evden çıkıp atölyeye giderken ikisinin konuşmasını dinledim.

Helin: yapabilecek mi?

Asaf:bırak oynasın çocuk kafa dağıtır.

Yarım saat sonra içeri gidip radyoyu fişe taktım. Asaf şaşkın bakışlarla yüzüme bakarak gülümsedi. Helin Mutfaktan kafasını uzattı bize bakıp güldü.

Helin: Bizim Şerif'den Marifetli.

Asaf: yarın da traktöre bakıver bari.

Dedi gülümseyip başımı okşadı. Odaya çıktığımda fark yatağa uzandım. Uzun zaman sonra mutlu girmiştim yatağa içimde korku, ve öfke yerine huzur vardı. uzanırken aşağıda ki konuşmaları dinledim.

Helin: aynı Selin'im.

Asaf: gözleri hariç!. Selin de zeki, akıllı yetenekliydi . ama orman gibiydi benim kızımın gözleri.

Helin: he valla bir bakardı böyle kıramazdık da.

Asaf: 15 yıl oldu mu hanım.

Helin: oldu bey oldu.

anlaya bildiklerim bu kadardı konuşmalarından, Selin ikisinin kızı yola kaçan topu alacağım diye araba çarpıyor. kız oracıkta vefat etmiş.

******************

Çantaya uzanıp dergileri çıkarttım. kurcalarken bantlanmış zarflar fark ettim sayfalar arasında . birini seçip açtım içinden uzunca bir kağıt ve bir bileklik çıkmıştı. öyle çok uğraşılmış bir şey değil, ip örme düz bileklik. üzerindeki üç taş dikkatimi çekti birinde büyükçe bir "L" harfi, diğeri ise bir kalp vardı. bileğime takıp sıkıştırdım. sonra kağıda baktım. bir kaç çizim tasarım. sonrasında zarfları teker teker açıp baktım ama bir şey anlamamıştım. tamamlanmamış 5 , 10 tane sayfa.

ama son zarfın içinden plan harici bir sayfa daha düştü. Açtım " bazı güzellikler karanlıkta anlamsızdır. ta ki o ruha ışık değene kadar." yazıyordu. Yine yarım yamalak bir plan anlamıyordum neyin ne olduğunu. kağıtları çıktığı sıraya göre ,uç uca, ters, tek çift dizdim fakat bir şey çıkmadı Helin'in seslenmesi ile aşağı indim yemek hazırdı. yemeği yerken aklıma Alice ve yemek sırasında ki boş muhabbetler geldi aklıma. Bu anılar hem güldürüyor hemde hiç anlayamayacağım kadar acı veriyordu.

akşam yatmak için odama gittim ama aklım hala o kağıtlardı tek tek ışığa tutum evirdim çevirdim hiç bir şey yoktu. ben bunlarla uğraşırken zamanın farkına varmamışım . Gün aydınlanmaya başlamıştı. çantama bir kaç bir şey atıp ormana gittim. Planları oradaki kütüğün altına gömdüm tekrar kütüğü kapadım ne olduğunu anlayana kadar orada saklama kararı aldım Elimde sadece o not duruyordu. Yağmur bastırınca eve gitme kararı aldım. Eve girdiğimde Ne Asaf ne De Helin'den ses yoktu bahçeden gelen çığlıklarla irkilip dışarıya koştum. Boris ve Velma bahçede ki sandalyelerde oturmuş sırıtıyorlardı Asaf ve Helin Elleri bağlı Eli yüzü yara bere toz toprak içinde duruyorlardı.

Boris: o küçük köpek de teşrif etmiş.

Lydia: Bırak onları!

Boris: onların bir suçu yoğğk(!) da diyecek misin?.

Velma: ama itiraf etmeliyim Çok şekerler. Sana Salıncak bile yapmışlar.

Boris Asaf'a bakarak iğrenç sırıtışını attı.

Boris: adama bak Milyar dolarlık silaha bebek muamelesi yapıyor.

bana döndü, küçümserce sırıttı. inceledi. ayağa kalkıp el çırptı.

Boris: Tatlı evcilik oyunun bitti! küçük köpek hadi artık kafesine.(!)

Lydia:Bırak onları Dedim!!

Boris: yoksa!

pençelerimi çıkartmamla tüm silahların üzerime dönmesi bir oldu!

Boris: yine gözlerinde o kan rengi!. insan olmadığını hatırla . İŞTE BÖYLE KÜÇÜK KÖPEK!

yerimden fırlayıp silahlı bir kaç adamı yere serdim .Velma'yı saçından tutup bir kaç metre sürükleyip durdum. boynundan tutp kendi önüme çektim.

Lydia: bırak onları dedim!

Boris: elinden geleni ardına koyma!

Velma: Boris!

Boris: yapamazsın demi Küçük köpek!

Pençelerimi boğazına geçirip kafasını yerinden söktüm. önüne fırlatım Gülümsedim.

Lydia: beni hafife alma sürtük!

Yerdeki kafaya sonrada bana bakıp sırıttı! Parmak şaklatması ile iki asker silahlarını Asaf ve Helin'in kafasına doğrultular.

Boris: istersen bir daha dene istersen. bak küçük köpek ya boyun eğ ki bu iki yaşlı bunağın kafasında iki kekik olmasın.

Durdum, bakındım. Nereden saldırırsa saldırayım kurtulamayacaktım. Başka seçeneğim yok. Pençelerimi geri çektim. Askerlerden biri gelip bileklerine kalapçeyi geçirdi. Boris boynuma o çipi tekrar taktı. Gülümseyip kumandadaki tuşa bastı elektriğin etkisi ile yere yığıldım hareket edemiyordum.yanıma çöktü iğrenç gülüşü ile bana baktı.

Boris: çok kaşındın köpekcik!

Ayağa kalktı Asaf'ı boynundan tutu önüme getirip gövdesine ateş etti, sonra aynısını heline yaptı. Hala hareket edemiyordum.

Boris: şimdi gidicem, onlar ölünce geri geleceğim. Sende onların ölüşünü çığlıklarını izleyeceksin tamam.

Yerimden fırlatıp onu paramparça etmek geçiyordu içimden ama yapamıyorum ayağa kalkamadım. Boris dediğini yaptı. İkisi de ölene kadar bana o görüntüyü izletti. Yağmur kanları yokuş aşağı akıtıyordu. Asaf son nefesini verirken bana baktı.

Asaf: suçlama, pes etme..... Sen iyi.....

Cümlesini tamamlayacmadan gözleri kapandı. İçimde kıyametler kopmaya başlamıştı. Uzun zaman sonra ilkez huzurlu olduğum bir yer bulmuştum. Onu da benden almışlardı. Boris bir kaç saat sonra gelip ikisininde ayağı ile dürtükledi. Sonra elimdeki kelepçeden tutup beni sürükledi. Tepeye doğru çıkarken küçük göleti kırmızılığını gördüm. Akan kanlar göle dolmuştu.

Helikopterden indiğimde beni direk Chars'ın önüne çıkarttılar. Çenemde tutup kaldırdı. Yüzüme baktı.

Chars: sadece zarar veriyorsun farkına var küçük köpek. O yüzden.....

Arkasına döndü masadan bir alet getirdi göğsüme koyup tuşa bastı. Vücudumun yandığını hissediyordum. Yan taraftaki yansımama baktığımda vücudumdaki tüm damarlar mor'a dönmüştü. Silahı çektiğinde yere yığıldım.

Chars: çok bela oldun bana. Sanırım dostlarını bulana kadar seni küçük bir uykuya yatırmalıyım.

Askerler beni alıp kapsüllerden birine yerleştirdi. Vucudu un hala her zerresi ağrıyordu. Çok halsizim bana ne yaptığını anlayamadan kapakların kapanması ile içeriye bir gaz dolmaya başladı. Son Chars'ın elindeki yeşil bir ışıltı.

...........

Dış ses.

Chars eski hapishanenin dibini kazıdırıp kapsülü oraya gödürdü. Boris' e bakıp gülümsedi. Bastonundaki tuşlardan birine basması ile hapishanenin yıkılması bir oldu.

Boris: onu sağlam bulacağımıza emin misin?

Chars:biz bulamayacağız sevgili dostum!

................

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.