İçeriğe geç

ALAN

Bölüm 2 · 5 dk okuma

ALAN

Bölüm 2

2. BÖLÜM

YENİ BÖLÜM SİZLERLE....

KEYİFLİ OKUMALAR...

-------

Koca dünyanın derdini omuzlarına yüklemiş ve yükten kurtulmak yerine daha çok ekleyip duygusuzlaşıyordu.

Duygusuz olmak iyidir ama bu kadar fazla olması sevdiklerini üzüyordu. Sevdikleri mutlu olması için çabalarken onun hep yaptığı şey ‘Ne yapayım. Tepki veremiyorum. Duygu muygu kalmadı bende.’ Demesi sevdiklerini bir kez daha kırıyordu...

Aras , Batuhan’ı bekliyordu. Hemen gelmesini istiyordu. Beklemeyi sevmeyen çocuk edasıyla yerinde durmuyordu. İçinde ki çocuk konu annesi olunca ortaya çıkıyordu. Başka hiç bir şekilde ortaya çıkmasına izin vermiyordu. Bu onun elinde olmuş olsaydı belki o çocuğa bile engel olacaktı.

Batuhan uzun beklemenin ardından gelmişti. Sonunda Aras annesine gidecekti. Elindeki çiçekleri ona armağan edecekti.

Batuhan:

“Bu ne heyecan biraz sakin kalmaya çalış.”

“Annemin yanına gidiyorum. Tabi ki heyecanlı olacağım. Çabuk gidelim istiyorum.”

Batuhan, Aras’ın duyamayacağı şekilde:

“Keşke bu heyecanın hep olsa. En azından biraz mutlu olacaksın be çocuk...”

“Bir şey mi dedin duymadım.”

“Evet evet binde gidelim.”

Aras hızlıca arabaya bindi. Lunaparka gidecek çocuk gibi heyecanı vardı. Bitmeyen özlem dinecek miydi. Yoksa artmaya devam mı edecekti.

Bu dünya da çocuk olmayı sevdik hepimiz. Çünkü en masum günlerimiz çocukluğumuz değil miydi? Büyüdükçe karanlığa battık. Bitmeyen bir bataklığa...

2 saatin sonunda Aras hedefine ulaşmıştı. Annesine ailesine gelmişti. Arabadan inmişti.

İlerleyemiyordu. Mezarlığın girişinde durdu. İlerlemiyordu. Sadece ailesinin olduğu yere bakıyordu. Aklına o gün gelmişti. Ailesini nasıl toprağa verdiği...

O günü hatırlamak kendisine acı veriyordu. Son kez sarılmıştı. Son kez kokusunu içine çekmişti. Son kez dokunmuştu. Son kez öpmüştü. Onlarla birlikte kendisini de gömmüştü o mezara...

Yavaş adımlarla ilerledi. Gözleri ona inkar edip dökülmeye başladı. Yanağından düşen damlalar yere sert bir şekilde çarpıyordu.

Ailesinin mezarının başına geldi. Uzun uzun baktı. Sonra elindeki çiçekleri ailesinin mezarına bıraktı. O soğuk mermere oturdu. Hissettiği bu acı daha da derinleşti. Konuşmak istiyordu ama kelimeler boğazına dizilmişti. Tek yaptığı susmak ve gözyaşları o toprağı ıslatmasına izin veriyordu. Batuhan ne yapacağını bilmeyerek onu izliyordu sadece.

“Anne, baba...”

Burnunu çekerek ağlamaya devam ediyordu. Bir taraftan da konuşmaya çalışıyordu.

“Neden demek istemiyorum... İsyan etmek de istemiyorum... Beni neden ikiniz de bıraktınız bu lanet yerde... Ben dayanamıyorum... Yapamıyorum... Hissettiğim acı beni yıkıyor... Beni içten içe bitiriyor... Görmüyor musunuz ne haldeyim ben... Bittim ben anne bittim... Bittiğim noktadayım... Bittiğim yerdeyim...”

Gözyaşları devam ediyordu. Durmamaya yemin etmiş gibilerdi. Durmadan akıyordu.

“Anne... Saçlarına dokunmayı özledim... En son yaptığın yemeği bile yiyemiyorum anne... Korkuyorum biliyor musun? Bir kez daha kaybeder miyim diye... Ben o gün o yemeği sen yaptın diye yedim... Sırf sen üzülme diye yedim...”

Cevap bekledi. Bekledi. Bekledi. Ama o cevap gelmedi. O cevap sonsuza kadar gelmeyecekti.

Susuyordu dünya her şeye sustuğu gibi buna da susuyordu. En iyi yaptığı şeyi yapıyordu...

Bir çocuk kaç yaşında olursa olsun her zaman annesine ihtiyacı vardır.

O gün ve daha çok ihtiyacı olduğu zaman annesi hiç bir zaman yanında olamayacaktı Aras'ın...

Acılar içine bırakıp gidişleri...

Aras gözyaşları içinde çalan telefonuna baktı. Ama sadece baktı ne sessize aldı ne meşgule aldı. Mezarlığı bu sefer ağlama sesi değil çalan telefon sesi dolduruyordu.

Telefon kapandı ve arkasından şu mesaj geldi:

‘ Çok acı çekiyorsun, belli etmemeye çalıştıkça daha da çok bataklığa batıyorsun. Oradan hem kurtulmak isteyip hem de istemiyorsun. Ben kendini seven Aras’i istedim. Sen ise bize kendinden nefret eden bir Aras ile tanıştırdın. Kaybettiğin yolda kaldın devam edemedin. Yardım istemedin, sana yardım etmek isteyenleri elinin tersiyle ittin...’

Gelen mesajı defalarca okudu. Aras’ın dudaklarından:

“Ben o bataklıkta yalnız kaldım. O yolda yarıda bırakıldım. Defalarca hem de. Ben ben kendime bile yabancılaştım...”

Batuhan ne olduğunu anlamamış şekilde arkadaşına bakıyordu. Onu izliyordu.

Aras mesaja cevap olarak:

‘ O bataklık sonum oldu. Kimsenin kurtaramayacağı bir bataklıktayım. O bataklık öyle bir bataklık ki sizleri de içine çekmesinden korkuyorum. Kendimi kaybedeli çok oldu. Kendini seven biri yok karşınızda...’

Yanıt olarak:

‘ O bataklıktan ya birlikte çıkar ya da birlikte kalırız. O bataklık karanlık, o karanlığı aydınlatacağız.’

‘ Ya ben o bataklıktan kurtulmak istemiyorsam.’

‘ Buna sen karar vermiyorsun.’

Aras o bataklıktan kurtulmak için ne yapacaktı? Yardımı kabul edecek miydi?

Yoksa o bataklıktan kurtulmak istemese de o mesaj atan kişi çıkaracak mıydı?

Her şey ne kadar basit gözüküyor değil mi? Birine bakıpta ‘Oo nasıl güzel hayatı var...’ diyorlar ya işte o öyle olmuyor. O hale gelene kadar neler çekip ve çekmeye devam ettiğini bilmeden konuşurlar...

Aras her şeyini bir kez daha mezarlıkta bırakmamıştı. İçinde hissettiği acı geçmese de bir şey vardı ama bilmiyordu ne olduğunu çözmek bile istemiyordu.

Her zaman ki gibi büfeden aldığı şişeler ile o boş sokaklarda yürüyordu. Her gün yaptığı gibi yapacaktı.

Dünyaya olan öfkesi, yüzüne düşmüş nefret ile yürümeye devam ediyordu.

Yol nereye gidiyorsa, onu nereye çekmek isterse oraya doğru çekiyordu. Onu bu yollara mahkum olarak bırakmış gibiydi.

Dünyanın bu acımasız kanunları ne zaman bitecekti. Hep acı veren bu kanunları...

Herkesin içinde sakladığı acılar var. Bu acılar ne zaman son bulacak diye düşünür. Düşündükçe daha çok o acıya mahkum olur.

Aras elindekilerle yoluna devam ediyordu. Evinin önüne gelince kafasını çevirip kapıya baktı. Hafif bir tebessüm ederek:

“Ben seçmediğim hayatın içinde buldum kendimi... “

Durdu. Devam edemedi konuşmak istiyor ama istemiyor gibiydi. Biraz daha evinin kapısına baktıktan sonra devam etti yürümeye...

Acılar bizi güçlü yapıyor diyorlar ne kadar doğru? Düştüğümüz yerden kalkarken daha güçlü mü kalkıyoruz. Bilmiyorum. Hep düştüğümüz yerde kaldığımız için güçlü olmak ne olduğunu hiç bir zaman anlamadık.

Garip bir hayatın içindeyiz. Çözemiyoruz. Çözmeye çalıştıkça seni daha çok yıkıyordu.

Aras kendisini kaybettiği ve bulmak istediği yere geldi. İlk kendini kaybettiğinde bu noktaya gelmişti. Bu yer kendisinin yıkılışını izlediği yerdi. Şehrin en uzak yeri ve şehri tam izlediği yer.

Bir kez daha baktı şehre:

Bölüm sonu

2 yorum