İçeriğe geç

Alacağın Olsun

Bölüm 24 · 7 dk okuma

Alacağın Olsun

Bölüm 24

BÖLÜM-24

Fakültenin o devasa demir kapısından dışarı fırladıklarında, Ankara’nın ayazı Efsun’un hâlâ sinirden yanan yüzüne bir tokat gibi çarptı. Kucağındaki paftalar rüzgarda savrulurken, Açelya arkasından yetişip onun koluna girdi.

"Efsun, dur lütfen. Bu halde yurda gitmeyelim, odaya kapanıp iyice kurarsın kafanda," dedi Açelya, gözleriyle kampüsün içindeki küçük göletin kenarındaki kafetaryayı işaret ederek. "Gel bir şeyler içelim, sakinleşelim. Bir çıkış yolu bulacağız."

Efsun, gitmekle kalmak arasında saniyelerce tereddüt etti. İçindeki öfke o kadar büyüktü ki, nereye gitse o stüdyoyu ve Aras’ın o kibirli ses tonunu da beraberinde götürecekti. "Tamam," dedi sadece, dişlerinin arasından. "Ama o herifin yüzünü görebileceğim bir yere oturmayacağız."

Kafeteryanın en kuytu köşesine geçip oturdular. Açelya hemen iki sıcak kahve alıp geldi. Efsun, masanın üzerine bıraktığı o kalmıştır damgası yiyen projesine nefretle bakıyordu.

"Şimdi ne olacak Açelya?" diye sordu Efsun, sesindeki öfke yerini yavaş yavaş derin bir çaresizliğe bırakırken. "1. sınıfın ilk büyük projesinden kaldım. Revizyon bile vermediler. Sırf o pisliğin hocalara yaptığı o manipülatif yorumlar yüzünden koca bir dönemin emeği çöp oldu."

Açelya kahvesinden bir yudum alıp Efsun’un ellerini tuttu. "Bak, bölüm başkanını biliyorsun, serttir ama adildir. Aras’ın manipülasyonuna geldi çünkü Aras bu okulun projesi en çok ödül alan öğrencisi, hocalar onun teknik gözüne güveniyor. Ama bu, her şeyin bittiği anlamına gelmez. Dekanlıkla ya da koordinatörle konuşup projeyi başka bir hocanın jürisinde yeniden değerlendirmeye sokma hakkın var. İtiraz dilekçesi yazacağız."

Efsun acı bir şekilde güldü. "İtiraz dilekçesi mi? Aras’ın arkasından iş çevirir gibi mahkeme koridorlarına mı düşeceğim yani? Hayır. Ben o adamla onun anladığı dilden savaşacağım." Tam o sırada kafeteryanın kapısı açıldı ve içeriye nefes nefese Nisa ile Hivda girdi. Stüdyoda yaşanan skandalı duyar duymaz jüriden çıkıp kızların peşinden gelmişlerdi.

Nisa, o baskın tavrıyla masaya bir sandalye çekip oturdu. "O stüdyoyu Aras’ın başına yıkmadığıma dua etsin," diyerek çantasını masaya bıraktı. "Hivda’yla içeride çocukların konuşmalarını duyduk. Aras stüdyodan çıkarken Poyraz’a 'Hak etti, sınırlarını bilmesi gerekiyordu' demiş. Resmen dün gecenin hırsını senin akademik hayatından çıkardı gerizekalı!"

Hivda da öfkeyle başını salladı. "Baran bile Aras’ın bu yaptığına sessiz kaldı ya, ona da ayrı bilendim zaten. Hepsi aynı bunların. Üst dönem olmalarını, mimarlık egolarını alt dönemleri ezmek için kullanıyorlar."

Efsun kızların bu desteğiyle birlikte oturduğu yerde dikleşti. Gözlerindeki o kırılgan yaşlar tamamen kurumuş, yerini o inatçı, pes etmeyen kıza bırakmıştı. Kahve bardağını masaya sertçe bıraktı.

"Beni jüride düşürerek pes edeceğimi, odama kapanıp ağlayacağımı sandı," dedi Efsun, kızlara tek tek bakarak. "Ama yanılıyor. Madem benim projemin strüktürel olarak çökeceğini, dairesel aksların işlevsiz olduğunu iddia etti... Ben o projeyi öyle bir revize edeceğim ki, jüri hocaları bile önünde önünü ilikleyecek. İtiraz falan etmiyorum. Hafta sonu teslimi olan telafi jürisine gireceğim."

Açelya şaşkınlıkla sordu: "Efsun, telafi jürisinin hocaları çok daha acımasız olur ama, emin misin?"

"Eminim," dedi Efsun, dudaklarında tehlikeli bir tebessümle. "Ve o jüri gününde, Aras’ın o çok güvendiği 4. sınıf statik mantığını, kendi 1. sınıf çizimlerimle yerle bir edeceğim. O paftaları onun gözünün içine soka soka geçeceğim o dersten."

Nisa gülümseyerek arkasına yaslandı. "İşte benim tanıdığım iç mimar. O zaman ne yapıyoruz? Bu gece o 402 numaralı odayı bir savaş karargahına çeviriyoruz. Çizim masalarını birleştiriyoruz, o dairesel aksları Aras’ın egolarını yırtıp geçecek şekilde yeniden tasarlıyoruz!"

Savaş stratejisi belirlenmişti. Aras, Efsun’u köşeye sıkıştırdığını sanıyordu ama Efsun’un arkasındaki gücün, onun için neleri göze alabileceğini henüz hesaba katmamıştı.

*

Fakültenin otoparkına doğru yürürken, elimdeki metal kahve bardağını ne kadar sıkı tuttuğumu ancak parmaklarım sızlayınca fark ettim. Ankara’nın kuru soğuğu yüzüme vurdukça, az önce stüdyoda kapattığım o kapının sesi kulaklarımda yeniden patlıyordu.

Efsun'un o kapıdan çıkmadan hemen önceki bakışı... O tek damla öfke yaşının arkasından bana fırlattığı o nefret dolu bakış, zihnimin tam ortasına çakılıp kalmıştı.

"Oğlum sen kafayı mı yedin?"

Arkadan gelen Poyraz’ın sesiyle adımlarımı yavaşlattım ama durmadım. Poyraz hemen yanıma yetişti, Baran da hemen arkasındaydı. İkisinin de yüzünde jürideki o sahnenin şoku ve bana karşı biriken bir tepki vardı.

"Ne var?" dedim, sesimi olabildiğince düz ve umursamaz tutmaya çalışarak.

"Ne mi var?" diye çıkıştı Poyraz, önüme geçip beni durdurarak. "Kızın projesini hocaların önünde bilerek patlattın lan! Dönem projesiydi oğlum o, revizyon bile vermediler kız kaldı! Dün gece o restoranda yaşananlardan sonra bunu yapmış olman sence de çok çiğ değil mi Aras?"

"Ben teknik konuştum," dedim, gözlerimi Poyraz’a dikerek. Sesimdeki o soğuk, profesyonel tona ben bile şaşırıyordum. "O dairesel aksların o plan şemasında hiçbir mantığı yoktu. 1. sınıfta o hocalar adama o taşıyıcı sistemi yedirmezler, bunu siz de biliyorsunuz. Ben sadece jüriye gerçeği söyledim."

"Hadi oradan arsa delisi!" Baran ilk defa bu kadar sert bir tonda araya girmişti. Gözlerini kısmış, bana hesap sorar gibi bakıyordu. "Sen teknik falan konuşmadın. Sen dün gece o bahçede o Mert denen piçe sinirlendiğin için kızdan acısını çıkarıyorsun. Kızın canını yakmak, onu köşeye sıkıştırmak için akademik kariyerini kullandın. Sınırlarını bilmesi gerekiyordu dedin lan çıkarken, duyduk!"

Cevap vermedim. Arabanın kapısını açıp kendimi şoför koltuğuna bıraktım. Direksiyonu iki elimle sıkıca kavrayıp başımı geriye yasladım.

Baran haklıydı. Poyraz da haklıydı. Ama onların anlamadığı bir şey vardı.

Efsun o kadar dik başlı, o kadar kendi bildiğini okuyan ve tehlikeli bir şekilde radarıma giren bir kızdı ki, dün gece bahçede o Mert’in yakasına yapıştığım an kontrolü tamamen kaybettiğimi hissetmiştim. "Sana değer vermesem..." diye haykırırken içimde uyanan o duygu beni korkutmuştu. Ben hayatım boyunca her şeyi çizgilere, kurallara ve statik hesaplara bağlamış adamdım. Kontrolüm dışında hiçbir şeye izin vermezdim.

Efsun’u o jüride düşürmek, onun o kırılmaz sanılan inadını kırmak istemiştim. Beni manipüle ederek, canını yakarak ancak bu şekilde kontrol altında tutabileceğimi, benden uzaklaşmasını engelleyebileceğimi sanmıştım. Hastalıklı bir hırstı, biliyordum. Onu düşürürken aslında kendi içimdeki o karanlığa biraz daha battığımın farkındaydım.

Telefonumu cebimden çıkarıp ekrana baktım. Rehberde onun isminin üzerinde parmaklarım saniyelerce gezindi.

"Beni manipüle ederek kalbimi mi kazanacağını sanıyorsun?" der gibi bakan o gözleri gözümün önünden gitmiyordu.

Arabayı çalıştırdım. Geri vitese takarken dikiz aynasından fakülte binasına son bir kez baktım. Onu tamamen kaybettiğimi biliyordum ama içimden bir ses, o inatçı iç mimarın bu darbeyle odasına kapanıp ağlayacak bir kız olmadığını da çok iyi söylüyordu.

Ben savaşı başlatmıştım, şimdi onun hamlesini beklemekten başka çarem yoktu.Araba otoparktan hızla çıkarken Poyraz ve Baran’ı arkamda bırakmıştım. Poyraz’ın haklı öfkesi dikiz aynasında kaybolurken, onun kafasındaki o tilkileri çok iyi biliyordum. Poyraz, benim bu yaptığımı onaylamadığı gibi, bunu kendi cephesinde bir avantaja çevirmek için saniyeleri sayıyordu.

Nitekim tam da tahmin ettiğim gibi olmuştu. Ben arabayı lojmanların olduğu caddeye doğru sürerken, Poyraz otoparkın köşesinde telefonunu çoktan cebinden çıkarmıştı. Derdi sadece Efsun’a yapılan haksızlık değildi; derdi, 402 numaralı odanın o koruyucu duvarlarını aşıp Belinay’a ulaşmak için aylardır aradığı o meşru kapıyı aralamaktı.

*

Kütüphanenin alt katındaki Medeni Hukuk raflarının arasında, önümdeki koca kalın cilde gömülmüş durumdaydım. Ama kafam ne zilyetlik hukukundaydı ne de mülkiyet davalarında. Aklım hâlâ dün gece kızların odasında bıraktığım o gergin, puslu havadaydı. Abim Duman'ın masadaki o gereksiz gövde gösterisi, ardından bahçede Aras’la patlak veren o kavga... İçim hiç rahat değildi.

Tam sayfayı çevirecekken, masanın üzerindeki telefonum sessizce titredi. Ekrandaki ismi görünce kalbimin ritmi bir anlığına kontrolden çıktı.

"Poyraz arıyor..." değil, mesaj atmıştı.

Normalde asla böyle doğrudan yazmazdı; gruptan ya da abimin yanındayken laf atardı ancak. Derin bir nefes alıp mesajı açtım.

Poyraz: "Belinay, kütüphanedesin biliyorum, bölüyorum ama çok acil. Stüdyoda az önce çok büyük bir pislik döndü. Kızların haberi var mı bilmiyorum ama Aras jüride Efsun’un projesini bilerek patlattı. Kız kaldı. Açelya ile birlikte sinir krizinin eşiğinde stüdyodan çıktılar, her an yurda gelebilirler. Yanlarında ol diye haber vermek istedim."

Okuduğum satırlarla birlikte oturduğum sandalyede buz kestim. Aras bunu gerçekten yapmış olamazdı. Dün gecenin intikamını bir kızın geleceğinden, o uykusuz gecelerinden mi almıştı yani? Şok içinde hemen klavyeye dokundum.

Belinay: "Ne diyorsun sen Poyraz?! Nasıl yapar böyle bir şeyi, hocalar nasıl izin verdi?"

Cevap saniyesinde düştü. Poyraz’ın yazma hızından bile durumun harareti belli oluyordu.

Poyraz: "Aras bu, biliyorsun. Teknik konuştu güya, hocalara projeyi sattı. Biz Baran’la arkasından çok saydırdık, arabaya binip bastı gitti zaten gerizekalı. Ama benim aklım sizde kaldı. Efsun darmadağındır şimdi. İstersen fakültenin oradaki kafeteryaya gel, yüz yüze anlatayım detayları? Kızlara nasıl destek olacağımızı konuşuruz."

Poyraz’ın durumun vehametini anlatırken araya sıkıştırdığı o "yüz yüze konuşalım" teklifi, içimdeki o endişenin yanına garip bir heyecan bıraktı. Evet, Efsun için çok üzgündüm ve kızların yanına koşmam gerekiyordu ama Poyraz’ın abim Duman’dan çekinmeden bana bu şekilde doğrudan ulaşması ve olayı ilk bana haber vermesi... Bu, onunla aramdaki o aşılmaz duvarların ilk defa sarsılması demekti.

Kitaplarımı apar topar çantama tıkıştırıp ayağa kalktım.

Belinay: "Tamam, beş dakikaya kafeteryanın arkasındaki çıkıştaki çardaklardayım. Abim görmeden hemen anlat bana neler olduğunu."
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.