İçeriğe geç

Alacağın Olsun

Bölüm 16 · 4 dk okuma

Alacağın Olsun

Bölüm 16

BÖLÜM-16

Taksi restoranın ışıklı girişinde tamamen durduğunda, kızlar o tatlı araba telaşını geride bırakıp birer birer dışarı adım attılar. Göl kenarından esen serin akşam rüzgarı elbiselerini hafifçe uçururken, kapının hemen yanındaki o büyük çınar ağacının altında bekleyen iki silüet anında onlara doğru ilerledi.

Duman ve Arda, hukuk fakültesinin o ağırbaşlı tarzına yakışır şekilde simsiyah takım elbiseler içinde, jilet gibi dikiliyorlardı.

Duman, pudra pembesi zarif elbisesinin içinde adeta parıldayan Açelya’yı gördüğü an adımlarını hızlandırdı. Etraftaki fakülte kalabalığını, yemeğin resmiyetini ya da kütüphane ciddiyetini o saniye tamamen unutmuştu. Doğrudan Açelya’nın yanına gidip kollarını onun beline doladı ve genç kızı sıkıca sarıp kendine doğru çekti. Başını Açelya’nın boynuna gömüp o çok özlediği duru kokusunu derin bir nefesle içine çekti, sanki günlerin yorgunluğu o saniyede uçup gitmişti. Geri çekilmeden önce de dudaklarını Açelya’nın dudağının kenarına bastırıp yumuşacık, sıcacık bir öpücük bıraktı.

Açelya yanaklarının yandığını hissetse de elini Duman’ın omzuna koyup içtenlikle gülümsedi. "Çok bekletmedik umarım?" diye fısıldadı.

Duman gözlerini onun üzerinden ayırmadan, sesindeki o derin ve korumacı tonla karşılık verdi: "Senin için beklemeye değer, çok güzel olmuşsun."

Aynı dakikalarda, yan tarafta Arda ise elleri cebinde Nisa’yı süzüyordu. Nisa’nın o mürdüm rengi, şık elbisesinin içindeki asil duruşu Arda’nın o her zamanki gevşek ve dalgacı tavrını bir anlığına da olsa duraksatmıştı. Ancak her zamanki fırlama moduna dönmesi uzun sürmedi. Boğazını temizleyip ceketinin önünü ilikledi ve sağ kolunu hafifçe kırarak Nisa’ya doğru uzattı.

"Eee zombi reisi," dedi Arda, gözlerinde muzip bir parıltıyla. "Görünüşe göre bu gece protokol masalarında hanımefendi taklitleri yapacağız. Restoranın zeminleri biraz kaygandır, o topuklularla dükkandaki gibi devrilme diye diyorum... Eşlik etmeme izin verir misiniz?"

Nisa, Arda’nın bu resmiyet sosuna bulanmış flörtöz teklifine karşı tek kaşını kaldırdı. Önce çocuğun uzattığı koluna, sonra yüzündeki o sırıtan ifadeye baktı. "Normalde hayatta olmaz derdim Arda ama... topuklular gerçekten yüksek ve içerideki mimarlara karşı iç mimarlığın fiyakasını bozmaya niyetim yok," diyerek hafifçe güldü ve elini Arda’nın koluna doladı.

Belinay, abisinin ve Arda’nın bu hallerine bakıp heyecanla Efsun ve Hivda’yı dürttü. "Kızlar, kadro tamam. Giriş efsane oldu. Hadi, mimarlar bizi içeride bekliyor!"

Efsun sırıttı: "Bizi değilde seni bekliyorlar Belinay Hanım."

Efsun gece mavisi elbisesini, Hivda ise siyah keskin ceketini söyle bir düzeltti. Ekip, kapıdaki bu tatlı ve sıcak rüzgarla birlikte, restoranın cam kapılarına doğru, o büyük pazar gecesinin merkezine yürümeye başladı.

*

Restoranın göle bakan geniş cam salonu, sarı loş ışıklar, çatal bıçak sesleri ve hafif bir caz müziğiyle kaplıydı. Protokol masasında dekan ve Haldun Hoca oturmuş, kendi aralarında konuşuyorlardı. Salondaki diğer uzun masalarda ise mimarlık ve iç mimarlık öğrencileri çoktan yerlerini almış, gecenin ağırlığına uygun bir uğultuyla sohbet ediyorlardı.

Salonun orta yerindeki mimarlık masasında, Aras sandalyesinde geriye doğru yaslanmış, elindeki su bardağını parmaklarının arasında yavaşça çeviriyordu. Üzerindeki o her zamanki şantiye kokulu salaş kıyafetler gitmiş; yerine hatları keskin, jilet gibi lacivert bir ceket ve siyah gömlek gelmişti. Her zamanki mesafeli, buz gibi bakışlarıyla salonu süzüyor, buradaki resmi havadan pek de keyif almadığını belli ediyordu.

"Oğlum, bizim dükkan tayfası teşrif etti galiba."

Baran’ın masanın altından dirseğiyle dürtmesi ve sesindeki o ani değişim, Aras’ın bakışlarını salonun büyük cam giriş kapısına çevirmesine yetti. Poyraz da o sırada elindeki kadehi masaya bırakmış, dikkatle kapıya kilitlenmişti.

Aras, bakışlarını kapıya döndürdüğü an göğsünde tuhaf, ritmik bir baskı hissetti.

İçeriye ilk adım atanlar, siyah takımlarının içinde fazlasıyla ağır ve net duran iki hukukçu çocukla birlikte Açelya ve Nisa’ydı. Arda’nın koluna girmiş olan Nisa, mürdüm rengi elbisesiyle salondaki tüm o tasarımcı kalabalığın arasında anında fark ediliyordu. Hemen arkalarından, yeşiller içinde heyecanını saklamaya çalışarak yürüyen Belinay ve maskülen siyah takımıyla adeta podyumda yürür gibi keskin adımlar atan Hivda girdi.

Ve en arkada... Efsun vardı.

Aras’ın bardağı çeviren parmakları o saniye durdu. Bakışları, kızın salonun ışıkları altında parıldayan gece mavisi elbisesine çakılı kaldı. Efsun, o omuz detayları dik ve asil elbisenin içinde, koridorda ya da maket atölyesindeki o telaşlı kızdan tamamen uzaktı. Saçları omuzlarına dökülmüş, çenesi her zamanki gibi dik ve mağrurdu. Salona adım attığı an, o iç mimarlık katının inatçı kızının yerini, buradaki tüm o gürültüyü tek bir bakışıyla susturabilecek asil bir kadın almıştı.

"Vay be..." diye mırıldandı Baran, gözlerini Hivda’nın o jilet gibi ceketinden ayıramayarak. "Bizim iç mimarlar burayı gerçekten stüdyo jürisine çevirmeye gelmiş."

Poyraz ise yüzündeki o hayranlık dolu tebessümle, zümrüt yeşili elbisesinin içinde parıldayan Belinay’ı izliyordu. "Bence jüriyi çoktan kazandılar," diye karşılık verdi sessizce.

Aras, Efsun’un salondaki masaları süzerek yavaş adımlarla ilerleyişini izlemeye devam etti. Kızın o derin mavi elbisesi, Aras’ın o meşhur buz gibi, mesafeli havasına çarptığı an salondaki tüm o uğultu onun zihninde tamamen silindi. Efsun, yürürken bir anlığına kafasını çevirdi ve doğrudan mimarların masasına, Aras’ın olduğu yere baktı.

İki çift göz, salonun ortasında, yüzlerce insanın arasında yeniden buluştu. Aras, bakışlarını hiç kaçırmadan, elindeki bardağı masaya bıraktı ve oturduğu yerde hafifçe dikleşti. Yüzündeki o her zamanki kibirli ifadeden bu kez eser yoktu. Sadece merak, inat ve o gece mavisinin asaletine karşı koyamayan gizli bir hayranlık vardı gözlerinde.

Efsun, Aras’ın bu jilet gibi halini ve ona kilitlenmiş bakışlarını fark ettiğinde adımlarını hiç bozmadı, hafifçe çenesini yukarı kaldırıp asil bir tebessüm kondurdu dudaklarının kenarına.

Aras içinden, "Bu gece o atölyedeki gibi kolay geçmeyecek iç mimar hanım," diye geçirdi. Savaş alanı bu kez tozlu masalar değil, bu şık protokol salonuydu ve Efsun ilk hamlesiyle mimarlık katının bütün dikkatini üzerine çekmeyi başarmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.